| VAHİY |
|
|
|
|
Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz. Onlardan hangisi Meryem'i sorumluluÄŸuna alacak diye kalemleriyle kur'a atarlarken sen yanlarında deÄŸildin; çekiÅŸirlerken de yanlarında deÄŸildin. (3/44) Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiÄŸimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik. (4/163) Hani Havarilere: "Bana ve elçime iman edin" diye vahy (ilham) etmiÅŸtim; onlar da: "İman ettik, gerçekten Müslümanlar olduÄŸumuza sen de ÅŸahid ol" demiÅŸlerdi. (5/111) De ki: "Åžahidlik bakımından hangi ÅŸey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle sizin aranızda ÅŸahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana ÅŸu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber baÅŸka ilahların da bulunduÄŸuna siz mi ÅŸahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben ÅŸehadet etmem." De ki: O, ancak bir tek olan ilahtır ve gerçekten ben, sizin ÅŸirk koÅŸmakta olduklarınızdan uzağım. (6/19) De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleÄŸim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden baÅŸkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (6/50) Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir ÅŸey vahyolunmamışken "Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiÄŸinin bir benzerini de ben indireceÄŸim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'ÅŸiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediÄŸiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen... (6/93) Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan baÅŸka ilah yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir. (6/106) De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceÄŸi (ÅŸeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan baÅŸkası adına kesilmiÅŸ bir fısk dışında, haram kılınmış bir ÅŸey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aÅŸmamak ÅŸartıyla- (bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. (6/145) Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. (7/117) Biz onları (İsrailoÄŸullarını) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediÄŸinde Musa'ya: "Asan'la taÅŸa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluÄŸu su içeceÄŸi yeri öğrenmiÅŸ oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı. (7/160) Onlara bir ayet getirmediÄŸin zaman: "Sen Onu (inmeyen ayeti) derleyip-toplasana" derler. De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir." (7/203) Rabbin meleklere vahyetmiÅŸti ki: "Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere saÄŸlamlık katın, inkâr edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına." (8/12) İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek bir makam' olduÄŸunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara ÅŸaşırtıcı mı geldi? İnkâr edenler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. (10/2) Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduÄŸunda, bizimle karşılaÅŸmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan baÅŸka bir Kur'an getir veya onu deÄŸiÅŸtir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak deÄŸiÅŸtirmem benim için olacak ÅŸey deÄŸildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. EÄŸer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." (10/15) Musa ve kardeÅŸine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoÄŸru kılın. Mü'minleri de müjdele." (10/87) Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. (10/109) Åžimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli deÄŸil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herÅŸeye vekildir. (11/12) Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Åžu halde onların iÅŸlemekte olduklarından dolayı üzülme." (11/36) Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boÄŸulacaklardır." (11/37) Bunlar: Sana vahyettiÄŸimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Åžu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (11/49) Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın. (12/3) Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında deÄŸilken bu yaptıklarını haber vereceksin." (12/15) Bu, sana vahyettiÄŸimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeÅŸleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları iÅŸe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında deÄŸildin. (12/102) Biz senden önce, ÅŸehirler halkına kendilerine vahyettiÄŸimiz kimseler dışında (baÅŸkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaÅŸmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uÄŸradıklarını görmüş olsunlar? Korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (12/109) Böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmiÅŸ olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O, benim Rabbimdir, O'ndan baÅŸka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüş O'nadır." (13/30) İnkâr edenler, resullerine dediler ki: "Muhakkak (ya) sizi kendi toprağımızdan süreceÄŸiz veya dinimize geri döneceksiniz." Böylelikle Rableri kendilerine vahyetti ki: "Şüphesiz biz, zulmedenleri helak edeceÄŸiz. (14/13) Biz senden evvel kendilerine vahyettiÄŸimiz erkeklerden baÅŸka (peygamberler) göndermedik. EÄŸer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. (16/43) Rabbin bal arısına vahyetti: DaÄŸlarda, aÄŸaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. (16/68) Sonra sana vahyettik: "Hanif (muvahhid) olan İbrahim'in dinine uy. O, müşriklerden deÄŸildi." (16/123) Bunlar, Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiÄŸi ÅŸeylerdir. Rabbin ile beraber baÅŸka ilahlar kılma, yoksa yerilmiÅŸ, kovulmuÅŸ olarak cehenneme bırakılırsın. (17/39) Onlar neredeyse, sana vahyettiÄŸimizden baÅŸkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman seni dost edineceklerdi. (17/73) Andolsun, eÄŸer dilersek, sana vahyettiklerimizi gerçekten gideriveririz, sonra bunun için bize karşı bir vekil bulamazsın. (17/86) Sana Rabbinin Kitabından vahyedileni oku. O'nun sözlerini deÄŸiÅŸtirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın. (18/27) De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beÅŸerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduÄŸu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuÅŸmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." (18/110) Ben seni seçmiÅŸ bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle." (20/13) Hani, annene vahyolunan ÅŸeyi vahyetmiÅŸtik, (şöyle ki:)" (20/38) Gerçekten bize vahyolundu ki: DoÄŸrusu azab, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir." (20/48) Andolsun, biz Musa'ya vahyetmiÅŸtik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetiÅŸilmekten korkmadan ve endiÅŸeye kapılmadan." (20/77) Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır." (20/114) Biz senden önce de kendilerine vahyettiÄŸimiz erkekler dışında elçi göndermedik. EÄŸer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun. (21/7) Senden önce hiçbir elçi göndermedik ki, ona ÅŸunu vahyetmiÅŸ olmayalım: "Benden baÅŸka ilah yoktur, öyleyse bana ibadet edin." (21/25) De ki: "Ben sizi yalnızca vahy ile uyarıp-korkutuyorum. Ancak sağır olanlar, uyarıldıklarında çaÄŸrıyı iÅŸitmezler." (21/45) Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. (21/73) De ki: "Gerçekten bana: -Sizin ilahınız yalnızca bir tek ilahtır" diye vahyolunuyor; artık siz Müslüman olacak mısınız?" (21/108) Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikiÅŸer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiÅŸ (azab gerekmiÅŸ) onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boÄŸulacaklardır" diye vahyettik. (23/27) Böylelikle biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikiÅŸer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiÅŸ (azab gerekmiÅŸ) onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda bana muhatap olma, çünkü onlar boÄŸulacaklardır" diye vahyettik. (23/27) Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik. (26/52) Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir daÄŸ gibi oldu. (26/63) Musa'nın annesine: "Onu emzir, ÅŸayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceÄŸiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik). (28/7) Musa'ya o iÅŸi (ilahi vahyi verip) gerçekleÅŸtirdiÄŸimiz zaman, sen (Tur'un) batı yanında deÄŸildin ve (buna) ÅŸahid olanlardan da deÄŸildin. (28/44) Kitabın sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umud etmezdin; (bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir. Öyleyse sakın kafirlere arka olma. (28/86) Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoÄŸru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahÅŸa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (29/45) Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır. (33/2) GeniÅŸ zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızı görenim" (diye vahyettik). (34/11) De ki: "EÄŸer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eÄŸer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduÄŸu (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, iÅŸitendir, yakın olandır." (34/50) Kendinden öncekini doÄŸrulayıcı olarak sana Kitap'tan vahyettiÄŸimiz gerçeÄŸin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, elbette haber alandır, görendir. (35/31) Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soÄŸuk (su, diye vahyettik.). (38/42) Bana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduÄŸum vahyolunmaktadır." (38/70) Andolsun, sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki): "EÄŸer ÅŸirk koÅŸacak olursan, şüphesiz amellerin boÅŸa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uÄŸrayanlardan olacaksın. (39/65) De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beÅŸerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduÄŸu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan maÄŸfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin." (41/6) Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)'ın takdiridir. (41/12) O, Aziz ve Hakim olan Allah, sana ve senden öncekilere böyle vahyetmektedir. (42/3) İşte biz sana, böyle Arapça bir Kur'an vahyettik; ÅŸehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şüphe olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için de. (O gün onların) Bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateÅŸin içerisindedirler. (42/7) O: "Dini dosdoÄŸru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiÄŸini ve sana vahyettiÄŸimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiÄŸimizi sizin için de teÅŸri' etti (bir ÅŸeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın ÅŸey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediÄŸini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (42/13) Kendisiyle Allah'ın konuÅŸması, bir beÅŸer için olacak (ÅŸey) deÄŸildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediÄŸine vahyetmesi (durumu) baÅŸka. Gerçekten O, yüce olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (42/51) Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoÄŸru olan bir yola yöneltip-iletiyorsun. (42/52) Åžu halde, sana vahyedilene sımsıkı-tutun; çünkü sen dosdoÄŸru bir yol üzerindesin. (43/43) De ki: "Ben elçilerden bir türedi deÄŸilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahyedilmekte olana uyuyorum ve ben, apaçık bir uyarıcıdan baÅŸkası deÄŸilim." (46/9) O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. (53/4) Böylece O'nun kuluna vahyettiÄŸini vahyetti. (53/10) De ki: "Bana gerçekten ÅŸu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demiÅŸler: -DoÄŸrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik" (72/1) Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiÅŸtir. (99/5) Â
|




