| ÅžIMARMAK-ÅžIMARIKLIK |
|
|
|
|
Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine herÅŸeyin kapılarını açtık. Öyleki kendilerine verilen ÅŸeylerle 'sevince kapılıp şımarınca', onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya düşenler oldular. (6/44) Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriÅŸ yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah'ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuÅŸatandır. (8/47) Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuÅŸkusuz; "Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir. (11/10) Uzaklaşıp-kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz." (21/13) Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiÄŸimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar. (23/64) Biz, yaÅŸama biçimleriyle 'refah içinde şımarıp azmış' nice ÅŸehri yıkıma uÄŸrattık. İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmiÅŸ deÄŸildir. (Onlara) Varis olanlar biziz. (28/58) Gerçek ÅŸu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaÅŸtı. Biz, ona öyle hazineler vermiÅŸtik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluÄŸa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demiÅŸti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez." (28/76) Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiÄŸiniz ÅŸeyi tanımıyoruz" demiÅŸlerdir. (34/34) İşte bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarıp-azmanız ve azgınca ölçüyü taşırmanız dolayısıyladır. (40/75) İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiÅŸ olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri' (şöyle) demiÅŸlerdir: "Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doÄŸrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuÅŸ kimseleriz." (43/23) Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beÄŸenmiÅŸ bir şımarıktır." (54/25) Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beÄŸenmiÅŸ bir şımarık olduÄŸunu bilip-öğreneceklerdir. (54/26) Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı. (56/45) Â
|




