| SEVAP |
|
|
|
|
EÄŸer gerçekten iman edip sakınsalardı, Allah katındaki sevab(ları) gerçekten daha hayırlı olurdu; bir bilselerdi. (2/103) Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiÅŸ bir yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceÄŸiz. (3/145) Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliÄŸini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever. (3/148) Kim dünya sevab (yarar)ını isterse, dünyanın da, ahiretin de sevabı Allah katındadır. Allah iÅŸitendir, görendir. (4/134) Kendilerine ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden baÅŸkası kavuÅŸturulmaz" dediler. (28/80) Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır iÅŸlenmiÅŸ atlastan yeÅŸil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (18/31) İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (18/44) Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (18/46) Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır. (19/76) Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) ÅŸahitlik etmektedir. (36/65) Andolsun, Allah, sana o aÄŸacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuÅŸtur, kalplerinde olanı bilmiÅŸ ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiÅŸtir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiÅŸtir. (48/18) Â
|




