Tarihi Tarihçiler çözer
Tarihi Tarihçiler sorguluyor.Ermeni Meselesi buyrun okuyun.

Türkiye, tehcir sırasında ve sonrasında gerçekleÅŸen Ermeni ölümlerine; savaÅŸ koÅŸulları, hastalıklar ve zorunlu göçü kolaylaÅŸtıracak yeterli imkânın bulunmamasının neden olduÄŸunu, dünya kamuoyuna anlatıyor. Türkiye’nin soykırım iddialarının açıklığa kavuÅŸturularak, gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması için her iki ülkenin devlet arÅŸivlerinin karşılıklı açılması ve tarihçilerce incelenmesi isteÄŸine ise, Ermenistan olumlu yanıt vermiyor.

Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. 6'ncı yüzyılda Kuzey Suriye ve Kilikya Bölgesi'nde yaÅŸayan Hititlerden olduklarını, bir kısmı ise Nuh'un oÄŸullarından Hayk'a dayandıklarını iddia ediyor. Ermenistan denilen coÄŸrafyada yerleÅŸen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, geçmiÅŸte, bölgenin kesin olarak neresinde yaÅŸadıkları, sayılarının ne olduÄŸu ise bilinmiyor.

Ermeniler, tarihte Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaÅŸamış. Ermeni derebeyliklerinin birçoÄŸu ise, bölgenin hakimi olan ve Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuÅŸ.

M.S. 301 'de Hıristiyanlığı tarihte ilk kez resmi devlet dini olarak kabul edenler Ermeniler olmuÅŸ. Bu özelliklerini sürekli vurgulayarak, Hıristiyan dünyasının gönlünde taht kurmaya çalışmış, bunu da baÅŸarmışlar.

Ermeniler, anayurtlarında huzurlarının bozulmasını ve bağımsızlıklarını yitirmelerini, Türklerin Anadolu'ya geliÅŸleri ile iliÅŸkilendiriyorlar. Oysa Ermeni Krallığı'na son veren de, Ermenileri Anadolu içlerine dek sürgün ederek ilk tehcir olayını gerçekleÅŸtirenler de dindaÅŸları olan Bizans imparatorlarıydı. Ermeni halkı tıpkı Anadolu'nun tarihe gömülen diÄŸer Hint-Avrupa kavimleri gibi eriyip gitmek üzereyken, Bizans İmparatorluÄŸu'nun bölgedeki hakimiyetine Selçuklu Sultanı Alparslan son noktayı koydu.

Ermenilerin ilk ihaneti
Ama içlerindeki bağımsızlık ateÅŸi hiç sönmeyen, sahip oldukları prenslikleri ve Haçlılar sayesinde kurdukları Çukurova Ermeni Krallığı'nı korumak için Selçuklu sultanlarının tökezlemesini bekleyen Ermenilere bekledikleri fırsatı, Anadolu'yu kasıp kavuran MoÄŸollar vermiÅŸ.

Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ailesi ve yakınları 1243 yılındaki KösedaÄŸ bozgununun ardından Anadolu'yu terk ederken geçtikleri Ermeni ülkesinde ihanetle karşılaÅŸmış; tutuklanarak, MoÄŸollara teslim edilmiÅŸler.

Osmanlı Devleti'nin kurulmasıyla, sultanların tebaalarını hoÅŸ tutma politikasının en mutlu azınlığı Ermeniler olmuÅŸ. Fatih döneminde, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilip, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni PatrikliÄŸi kurulunca, İstanbul'a ve Osmanlı topraklarına dışardan çok sayıda Ermeni göç etmiÅŸ. Çünkü tarihte belki de ilk kez Ermeniler mezhep zorlamalarından kurtularak, dini özerkliÄŸe kavuÅŸmuÅŸtur.

Millet-i sadıka
Ermeniler, 19'uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde altın çaÄŸlarını yaÅŸadı. Askerlik yapmayan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükseldi. Cephede eriyip giden Türklerin yerine bürokratik kadroları dolduran Ermeniler arasından, 5 bakan, 22 paÅŸa, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 konsolos, 12 müderris, 8 tabip general, 42 yüksek dereceli memur çıktı. Rum isyanından sonra boÅŸalan Osmanlı hariciyesine yerleÅŸtirilen Ermenilere, Osmanlı Devleti'ne hizmetlerinden dolayı "millet-i sadıka" adı verildi. 19'ncu yüzyılın son çeyreÄŸine kadar ne Osmanlı Devleti'nin bir Ermeni sorunu vardı, ne de burada yaÅŸayan Ermenilerin.

Ermenilerin yol ayrımı
1878 Osmanlı-Rus Harbi, Türk milletinin asla unutamayacağı, asla sarılamayacak yaralarla dolu bir savaÅŸtı. "93 Harbi" olarak anılan bu savaÅŸta Rusya, Osmanlı topraklarında hızla ilerlemekteydi. Toprak ve insan kaybı büyüktü. Daha önemlisi bu savaÅŸta Osmanlı İmparatorluÄŸu "sadık bir milletini"; Ermenileri de kaybetti.

Ermeniler bir yandan, DoÄŸu Anadolu'da, Ruslara karşı savaÅŸan Osmanlıların ikmal yollarını kesti, bir yandan da isyan çıkarttı.

Her ÅŸey Sarıkamış'ta baÅŸlamıştı, 1914 yılının Aralık ayında. Allahuekber daÄŸlarının buz kesen soÄŸuÄŸunda, Enver PaÅŸa ve askerleri, karşılarında Rus ordusunu bulmayı beklerken, sırtlarında Ermeni gönüllülerin haince sıktıkları kurÅŸunların sıcaklığını hissetti. O gün 65 bine kadar sayabilmiÅŸti, soÄŸuktan donan parmaklar, ÅŸehitlerin sayısını. Nefeslerin bile donduÄŸu vatan topraklarında, daha doÄŸu yoktu artık. Gönüllü Ermeni birliklerinin Sarıkamış'ta Enver PaÅŸa'nın komutasındaki Osmanlı ordusunun lojistik desteklerini kesmesi sonucu, 90 bin asker donarak ÅŸehit olmuÅŸtu.

Bu arada düÅŸman kuvvetleriyle Çanakkale'de de amansız bir savaÅŸ sürüyordu. Hem doÄŸuda, hem batıda tam bir ölüm-kalım savaşı verilirken, Ermeni komitacıları da ellerine silah alıp Osmanlı ordusunu arkadan vuruyor, bütün lojistik hatlarını kesiyordu.

Bir zorunlu göç hikayesi
Cephede savaşılırken, düÅŸmanla iÅŸbirliÄŸi yapanların arkada bırakıldığı, onlara göz yumulduÄŸu, nerede görülmüÅŸtü? Rus ilerleyiÅŸi ve sonrasında Ermenilerin Müslümanlara karşı vahÅŸet derecesine varan katliamları, devletin Ermenilere bakışını sertleÅŸtirdi. Artık savaÅŸ bölgelerinden Ermenilerin çıkartılması ÅŸarttı. Ve bu önlemin daha fazla geciktirilmemesi gerektiÄŸi, 15 Nisan 1915 günü Van'da Ermenilerin yaptığı katliam ile görüldü.

Hükümet 24 Nisan 1915 günü 235'i İstanbul'da olmak üzere çok sayıda Ermeni komitacıyı tutukladı. Ermeniler bu tutuklamaların yapıldığı 24 Nisanı, sözde soykırımı anma günü ilan etti. 27 Mayıs 1915'te çıkarılan Sevk ve İskan Kanunu'yla da, özellikle doÄŸudaki Ermenilerin, Osmanlı toprakları içindeki Irak, Suriye ve Lübnan bölgelerine göç ettirilmesi kararlaÅŸtırıldı.

18 Aralık 1918'de çıkarılan geri dönüÅŸ kararnamesi ile Osmanlı Ermenilerinin büyük bir kısmı Anadolu'ya döndü. Geri dönen 350-400 bin civarındaki Ermeni'ye hem evleri hem de depolarda resmi evrakla tutulan malları teslim ediliyordu.

İhtilaf devletlerinin Ermenilere vaat ettikleri Çukurova, GüneydoÄŸu ve DoÄŸu Anadolu'yu kapsayan Büyük Ermenistan, KurtuluÅŸ Savaşı'nın ardından onlar için artık sadece bir hayaldi. DoÄŸu Anadolu'da acımasızca katliamlara giriÅŸen Ermenilerle 3 Aralık 1920'de Gümrü AnlaÅŸması imzalandı. Böylece Ermeniler, Sevr'de kendilerine vaat edilen yedi vilayetten vazgeçtiklerini resmen kabul ettiler. Moskova ile imzalanan dostluk anlaÅŸması ve son olarak Kars AntlaÅŸması, Türk-Ermeni anlaÅŸmazlığına nokta koydu.

Kanlı Ermeni terörizmi
1960'lı yılların ikinci yarısından itibaren, ABD ve batılı ülkelerden yoÄŸun destek alan Ermeni lobisinin, Türkiye aleyhine baÅŸlattığı karalama kampanyaları, 1973'den sonra "kanlı Ermeni terörizmi"ne dönüÅŸtü. Yurtdışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluÅŸlarına yönelik silahlı saldırılar sonucu 1973 ile 1994 yılları arasında 36 devlet görevlisi ÅŸehit edildi.

Soykırım iddiaları karşısında Türkiye, tehcir sırasında ve sonrasında gerçekleÅŸen Ermeni Ölümlerine; savaÅŸ koÅŸulları, hastalıklar ve zorlu göçü kolaylaÅŸtıracak yeterli imkânın bulunmamasının neden olduÄŸunu, dünya kamuoyuna belgelerle anlatıyor. Tüm gerçeklere karşın, Ermeni diasporasının, tehcir sırasında ölenlerin sayısını, hiçbir resmi kayda baÄŸlı olmadan her geçen gün artırdığı da gözleniyor. Türkiye'nin, soykırım iddialarının açıklığa kavuÅŸturularak, gerçeklerin gün yüzüne çıkartılması için her iki ülkenin devlet arÅŸivlerinin karşılıklı açılması ve
tarihçilerce incelenmesi isteÄŸine ise, Ermenistan olumlu yanıt vermiyor.

Türkiye bugün  kilitlenen Türkiye-Ermenistan kapısını açmak için, DaÄŸlık KarabaÄŸ'ın iÅŸgaline son verilmesini, soykırım iddialarından vazgeçilmesini ve sınır antlaÅŸmalarının onanmasını istiyor.

Türkiye'nin, insanlığa karşı iÅŸlenen en aÅŸağılayıcı suç olan soykırım ile suçlanarak, tazminata mahkum edilmesi, diaspora Ermenilerinin ortak projesi. Batılı ülkelerin parlamentoları aracılığı ile hedeflerine ulaÅŸmak bu siyasetin en tehlikeli ayağı.

TRT'den; Türk-Ermeni sorununa tüm yönleriyle bakış
TRT, diaspora Ermenilerinin baskılarıyla gerek ABD'nin, gerek batılı ülkelerin sürekli gündemde tutmaya çalıştıkları Türk-Ermeni sorununa ışık tutacak bir belgesel hazırladı. Tarihten bugüne Türk-Ermeni iliÅŸkilerinin ve tehcir olayının ayrıntılı olarak iÅŸlendiÄŸi belgesel, 7 bölüm olarak ekranlara geliyor.

Belgesel kapsamında, ABD, Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye'de konunun uzmanı ve tanığı 172 kiÅŸiyle görüÅŸüldü, bu ülkelerdeki arÅŸiv kaynaklardan yararlanıldı.

Programın Danışmanı Prof.Dr. Kemal Çiçek'le Dergimiz için yaptığımız söyleÅŸide, Türk-Ermeni sorununun nedenlerini konuÅŸtuk:

Tehcîr kararı alındığında, ülkede nasıl bir ortam vardı?

Ermenilerin göçe zorlanması yasal bir güvenlik önlemi olarak deÄŸerlendirilmeli. Arnold Toynbee bile bu zorunluluÄŸu kabul ediyor. Ermeniler Van ve 38 deÄŸiÅŸik il ve ilçede savaÅŸ baÅŸlangıcından itibaren isyan etmiÅŸlerdir. 15 bin kadarı Rus ordusuna katılmış, 40 bin kadarı ise ülke içinde çeteler oluÅŸturarak orduyu sabote eylemleri yapmışlardır. Van, Ermeniler tarafından iÅŸgal edilmiÅŸ ve burada bir geçici hükümet kurulmuÅŸtur. Kilikya Ermenileri, Fransızlara ve Ruslara baÅŸvurarak silah ve cephane istemiÅŸler, 40 bin gönüllünün Osmanlı'ya karşı savaÅŸa hazır olduÄŸunu söylemiÅŸlerdir. Çanakkale kuÅŸatıldığında İzmit ve İstanbul'da ÅŸiddet eylemleri yapılmış, donanmaya karşı gizli operasyonlara giriÅŸilmiÅŸtir. Üstelik Kafkaslardaki Müslümanlar da Ruslar tarafından DoÄŸu Anadolu ve Karadeniz'e zorunlu göçe zorlanmışlardır. Bu ortamda da Osmanlı Devleti, savaÅŸ bölgesindeki Ermeni nüfusu daha güvenli bölgelere sürgün etme kararı vermek zorunda kalmıştır.

Tehcir sırasında ölen Ermenilerle ilgili ortaya atılan rakam karmaÅŸasını neye baÄŸlıyorsunuz?

Kimse savaÅŸ öncesi Osmanlı Ermenilerinin nüfusunu kesin olarak söyleyemiyor ama bu yaklaşık olarak nüfusun bilinmediÄŸi anlamına da gelmemeli. Sonuçta 1892-1894 yıllarında yapılmış genel bir nüfus sayımı ve bunun üzerine 1906 ve 1914 de dahil olmak üzere çeÅŸitli yıllarda yapılmış kısmi sayım sonuç deÄŸerlendirme istatistikleri var. 1914 yılındaki son Osmanlı nüfus istatistiÄŸi ise 1 milyon 161 bin 169 Gregorian Ermeni, 67 bin 838 Katolik Ermeni, 65 bin 844 Protestan olduÄŸunu kaydediyor. Yani 1914 yılında Osmanlı İmparatorluÄŸu'nda toplam 1 milyon 294 bin 851 Ermeni görünüyor. Justin McCarthy gibi demografik araÅŸtırmalar yapan bazı tarihçiler ise hata paylarını ilave ederek bu rakamı 1 milyon 698 bin 303 olarak belirlediÄŸini açıklıyor. Amerikalı tarihçi ve nüfus bilimci David Magie ise ABD DışiÅŸleri Bakanlığı Tarih Bölümü için yaptığı çalışmada, Osmanlı İmparatorluÄŸu geneli için toplam 1 milyon 650 bin Ermeni olduÄŸunu kaydediyor. Ermenilerin Patrikhane kaynaklı raporları, tamamen Osmanlı kayıtlarının abartılması ile ortaya çıkmıştır. Cemaat kayıt defterleri olsa bile Patrikhane'nin bunları sistemli bir ÅŸekilde analiz ettiÄŸi ve nüfus tespiti yaptığına dair kanıt yoktur. Dolayısıyla Patriklerin 1 milyon 913 bin ile 2 milyon 600 bin arasında verdikleri rakamları kabul etmemek lazım. Göçe zorlanan toplam Ermeni sayısı 600-700 bin arasındadır ve kaynağımız Halep Amerikan Konsolosu J.Jackson ve Bogos Nubar PaÅŸa'dır. Osmanlı arÅŸivlerinde son tasnif sonrası yapılan çalışmalar da, bu rakama yaklaÅŸmıştır. Bu zorunlu ÅŸevke tabi tutulanların 500 bin kadarı kamplara ulaÅŸmıştır."

Ermeniler'in, dünya kamuoyunu etkilemek için ileri sürdükleri iddialardan biri de, kadın ve çocukların göçe zorlanması...
Maalesef Ermeni tarihçiler, erkeklerin savaÅŸa alındığı ve öldürüldüÄŸü, sürgün edilenlerin ise sadece kadın ve çocuk olduÄŸu yalanını yaydılar. Bir kere Osmanlı ordusundaki Ermeni asker sayısı 40 bin bile deÄŸil. İkincisi tehcir konvoylarında erkek - kadın dağılımının normal olduÄŸu, Halep Amerikan Konsolosu'nun kamplara varanlar hakkındaki raporlarıyla da sabittir. Ayrıca tehcir kararının alındığı mayıs ayında kadın, çocuk ve yaÅŸlıların mümkün olduÄŸunca geç tarihlerde sevk edilmesi emredilmiÅŸtir. Ne var ki, TaÅŸnak ve Hınçak örgütleri kadın ve çocukları canlı kalkan olarak kullanmak suretiyle Åžebinkarahisar, Urfa ve Adana'da büyük çaplı isyanlar çıkartmışlar ve direniÅŸleri, 2 ay gibi uzun bir sürede kırılabilmiÅŸtir. Bu yüzden hükümet, öncelikle bu ÅŸehirlerden kadın ve çocukların ÅŸevkini de yapmak zorunda kalmıştır. Bazı konvoylardaki erkekler ise misyoner ve yandaşı çeteler tarafından sözde baskınlarla kafilelerden çıkarılmış ve gizlenmiÅŸlerdir. Bu ÅŸekilde 50 bin kiÅŸinin kurtarıldığını, misyoner kaynakları bize haber vermektedir.

Türkiye'nin defalarca yinelediÄŸi, tarihin tarihçilere bırakılması, arÅŸivlerin açılması ile Türk ve Ermeni tarihçilerin birlikte çalışması önerisi neden hayata geçirilemiyor?
Bu teklifin hayata geçmesini Ermeni tarafı istemiyor çünkü 1915 ve sonrasında yaÅŸadıkları olayları dünya kamuoyuna sözde soykırım olarak kabul ettirdiler. Her türlü uzlaÅŸmacı teklife, bir taviz veya geri adım gibi bakıyorlar. Ancak barış iki taraf arasında olacağından, bu inatlarından vazgeçmeleri kendi uluslarının çıkarınadır. Aksi takdirde neden Türk tarihçileriyle sorunu tartışamadıklarını dünya kamuoyuna anlatmakta zorluk çekecekler.

Fransa Parlamentosu tarafından Ermeniler lehine alınan son kararın açıklaması ne olabilir sizce?
Fransa Parlamentosu'nun çıkardığı ve onay bekleyen kanun, Ermeni diaspora teÅŸkilatlarınca zaferdir. Ancak Türkiye ile Ermenistan arasında iliÅŸkilerin normalleÅŸmesinin önünde ciddi bir engeldir. Bu kanun aynı zamanda, konunun tarihçilere bırakılması ve komisyonlarda ele alınması ÅŸeklinde formüle edilen çözüm çabalarını da sonuçsuz bırakacak bir giriÅŸimdir. Fransa bu kanunu çıkartarak, devlet kurma yalanıyla Çukurova'ya topladığı, lejyoner olarak kullandığı ve 1921 yılında yüzüstü bırakıp gittiÄŸi Ermenilere diyet borcunu ödemektedir. Fransa, kendi kamuoyunda, Türkiye hakkında oluÅŸan kötü imajın etkisiyle de bu kanunu çıkarmış ve böylece Türkiye'nin AB yolundan kendi rızasıyla ayrılmasını saÄŸlamayı da düÅŸünmüÅŸ olabilir.

Zorlu geçen Ermenistan çekimleri
20 ay süren belgeselin çekimleri ABD, Rusya, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye olmak üzere 5 ülkede gerçekleÅŸtirilmiÅŸ. Yapım ekibi açısından en zorlu çekimler ise, Ermenistan'da, sözde soykırım gününde yaÅŸanmış. Bu zorlu çekimi de, belgeselin yapım ve yönetimini gerçekleÅŸtiren Zeynep Gülru Keçeciler anlatıyor:

"24 Nisan 2006 tarihindeki 90 yıl etkinliklerini. çekebilmek için 15 gün Ermenistan'da kaldık. Diplomatik iliÅŸkilerimiz olmadığı için çekim izni çok zor alındı. Ermenistan'a giriÅŸ ve çıkışımızda pek çok zorlukla karşılaÅŸtık.

Türk televizyonundan gelen .bir ekip olarak Erivan'da çalışmak da oldukça zordu. Ancak Ermeniler arasında, bizi çok sıcak karşılayıp, inanılmaz misafirperverlik gösterenler de vardı. En ilginç röportajımız, kendisinin MuÅŸ'tan göç etmek zorunda bırakılan bir Ermeni aileden olduÄŸunu belirten Ermenistan BaÅŸbakanı Andranik Markaryan ile oldu. Markaryan'a, iki ülke sınırının,  Kars ve Gümrü anlaÅŸmalarıyla onaylandığını hatırlattığımızda, 'Bu anlaÅŸmalar varsa Sevr AnlaÅŸması da var. Türkler Sevr'i de hatırlamalı' dedi. Ayrıca, Ermenistan'da pek çok insanın Türkiye'nin doÄŸusundan, Batı Ermenistan olarak bahsetmeleri de dikkat çekiciydi.
Azerbaycan'da KarabaÄŸ kaçkınlarının çekimleri de bizi çok etkiledi. Ermeniler yüzünden pek çok sevdiÄŸini kaybetmiÅŸ, inanılmaz zor koÅŸullarda yaÅŸayan, yerinden yurdundan edilmiÅŸ milyonlarca insanı görüntülemek ve onlar için hiçbir ÅŸey yapamıyor olmak çok can sıkıcıydı. Son bölümümüzde bu konuya yer verdik, adını da 'Ölmeye Vatan Gerek-KarabaÄŸ' koyduk. Bu ismi KarabaÄŸ kaçkını yaÅŸlı bir kadının ağıtından esinlenerek verdik. Bütün ailesini Hocalı Katliamı'nda kaybetmiÅŸ olan yaÅŸlı bir kadın çaresizliÄŸini 'Bunca acıdan sonra bu dünyada yaÅŸamak istemiyorum ama ne yazık ki benim ölecek bir vatanım bile yok.' sözleriyle anlatıyordu."

Belgeselde Türk-Ermeni sorununu irdelerken, öncelikleriniz neler oldu?

Bizim bu projedeki en önemli hedeflerimizden biri 1915 olaylarını; dünya kamuoyunun bir de Türk tarafından dinlemesini saÄŸlamaktı. Belgeselde Türk, Ermeni, Rus, Amerikan ve Azeri uzmanların görüÅŸlerine yer verdik. Ayrıca Türkiye'de farklı görüÅŸü savunan çeÅŸitli uzmanlara da belgeselimizde yer ayırdık. Ancak bu uzmanlardan sadece Etyen Mahçupyan davetimize icabet etti. Sayın Hrant Dink, Selim Deringil, Halil Berktay, Taner Akçam davetimize faklı sebepler ileri sürerek katılmadılar. Türk ve Ermeni uzmanlara eÅŸit oranda yer vererek, görüÅŸlerini saÄŸlıklı bir ÅŸekilde anlatmalarına olanak tanıdık. Dönemi en iyi bilen Rus ve Amerikalı uzmanlardan görüÅŸ alarak, son noktayı ne bir Türk uzmana, ne de bir Ermeni uzmana koydurmamaya çalıştık.

Bir Türk yapımcı olarak, konuyu irdelerken objektif olmayı baÅŸarabildiniz mi?

Konuya çok farklı açılardan yaklaÅŸan pek çok uzmana yer vererek mümkün olduÄŸunca bilimsel bir belgesel hazırlamaya çalıştık. Herkesin görüÅŸünü dile getirebilmesini saÄŸlamak temel hedefimizdi. Bu noktada yapımcı olarak tarafsız olabildiÄŸimi söyleyebilirim. Ancak herkes bulunduÄŸu konum itibariyle taraftır. Ben de olaya bir Türk yapımcı nasıl yaklaşırsa öyle yaklaÅŸtım. Ama bu konuda, Ermeni yapımcılardan bir adım önde olduÄŸumuzu düÅŸünüyorum. Çünkü onlar belgesellerinde 1915 olaylarının 'soykırım olmadığını' duymaya tahammül edemedikleri gibi, bunu belgeleriyle savunabilen Türk uzmanların görüÅŸlerine baÅŸvurmaya, Türk tarafını dinlemeye gerek bile duymuyorlar. Kısaca, çalışmanın bilimsel olabilmesi ve Ermenilerin tam olarak neyi savunduklarını, ne talep ettiklerini izleyiciye aktarabilmek için Ermeni uzmanların, siyasetçilerin, gazetecilerin görüÅŸlerine yer vermeyi olmazsa olmaz koÅŸul kabul ettik.

İzleyiciler belgeselde, Türk-Ermeni sorununu her yönüyle bulabilecek mi?
Gerek Ermenistan'daki, gerekse Türkiye'deki çekimlerimiz sırasında her iki halkın da birbiri hakkında çok da saÄŸlıklı bilgilere sahip olmadıklarını gördük. Bu bizi iki kimliÄŸi sorgulamaya ve tarih sahnesinde ilk olarak ne zaman ve nasıl karşılaÅŸtıklarını irdelemeye yönlendirdi. Birlikte yüzyıllarca barış içinde yaÅŸamış iki toplumun, hangi olaylardan sonra bu noktaya geldiÄŸini ve bunda nelerin rol oynadığını, bugün hangi noktada olduÄŸumuzu sorgulamaya çalıştık.

Belgeselle izleyiciye en çok anlatmak istediÄŸiniz gerçekler neydi, bunları yeterince iietebildiÄŸinize inanıyor musunuz?

Projenin ön çalışması sırasında ilgili kaynakları okudukça, Türk-Ermeni sorunuyla ilgili çok az ÅŸey bildiÄŸimi fark ettim. Projeyi çevremdeki insanlarla paylaÅŸtıkça onların da çok yüzeysel bilgilere sahip olduÄŸunu gördüm. Bu kadar önemli bir konu hayatımızda yeterince yer almıyordu. Ermenistan çekimlerini gerçekleÅŸtirirken, onların hayatlarındaki en önemli amacın Türklerden 1915 olaylarının intikamını almak olduÄŸuna, Türklere karşı inanılmaz bir nefret beslediklerine tanık oldum. Türkiye'de pek çok insan konudan bihaber olduÄŸu gibi Ermenilerin etkin olarak yürüttükleri propagandadan etkilenenlerin "Biz de pek çok Ermeni'yi öldürmüÅŸüz ama..." gibi söylemleri benimsemiÅŸ olduklarını fark ettim. Bunun üzerine, bu konudaki tüm farklı görüÅŸlere yer vererek izleyiciyi tam olarak bilgilendirmeyi hedefledik. Türk kamuoyu kadar, dünya kamuoyunu da bilgilendirmeyi amaçlayan projede, BaÅŸbakanlık Osmanlı ArÅŸivleri ile Genelkurmay ArÅŸivlerinden de çok önemli destek gördük. Belgeselle, olayın soykırım olmadığını gösteren tüm belgeler Türk ve dünya kamuoyuna duyurulmaya çalışıldı.

Kaynak :TTK 

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile