| Ermeni İftiraları |
|
Ermeni Yasa Tasarısının Türkçe ye çevrilmiÅŸ tammetni ve İddialara verilen cevaplar
Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK Ermeni Yasa Tasarısı'nın İçeriÄŸi ve İddialara Verilen Cevaplar
(1) Ermeni soykırımı 1915 -1923 yılları arasında Osmanlı İmparatorluÄŸu tarafından tasarlanıp uygulandı ve yaklaşık 2 milyon Ermeni'nin sınır dışı edilmesiyle, bunlardan 1,5 milyon kadın, erkek ve çocuÄŸun öldürülmesiyle, kurtulan 500 bininin de evlerinden kovulmasıyla ve 2500 yıllık Ermeni varlığının anavatanından tasfiye edilmesiyle sonuçlandı. Bu maddede sözde soykırımın Osmanlı İmparatorluÄŸu tarafından 1915-1923 yılında gerçekleÅŸtirildiÄŸi, 2 milyon Ermeni’nin sürgüne gönderilerek 1,5 milyon kadın, çocuk ve erkeÄŸin ölümüne sebep olunduÄŸu ileri sürülmektedir. Ayrıca hayatta kalan 500.000 Ermeni’nin evlerinden çıkarılmak suretiyle Anadolu’daki 2500 yıllık Ermeni varlığının sona erdirildiÄŸi öne sürülmektedir. Halbuki 1923 yılında Osmanlı Devleti artık tarih sahnesinde yoktur. BaÅŸta V. Dadrian ve pek çok diÄŸer Ermeni araÅŸtırmacı da 1915-1916 yıllarında 1,5 milyon Ermeni’nin öldürüldüÄŸünü ve sözde soykırımın gerçekleÅŸtiÄŸini iddia ettiÄŸi bilinmektedir. O halde neden tarihin 1923’e kadar uzatıldığı sorusu akla gelmektedir. Muhtemelen Ermeni lobileri tarihi bu aralıklarda tutmak suretiyle, Türkiye’nin reddi miras yoluyla cezasız kalmasının önüne geçmeyi planlamakta ve T.C. devletini de karalamaktadırlar. DiÄŸer taraftan öldürüldüÄŸü veya hayatta kaldığı belirtilen Ermeni sayısı hakkında tasarıda yer alan rakamlar abartılı ve yanlıştır. 1914 Ermeni nüfusunun tahminlere göre 1.400.000-1.700.000 arasında olduÄŸu artık bir çok bağımsız araÅŸtırmacı tarafından ortaya konulmuÅŸtur. Dr. Johannes Lepsius-ki pro Ermeni bir papaz ve yazardır- Patrikhanenin verdiÄŸi rakamların üzerini çizerek 1.845.450 rakamını yazmıştır (Der Todesgang des Armenischen Volkes, Potsdam 1919, s. 308). 2 milyon nüfus rakamı ise hiçbir kaynakta geçmemektedir. (Bkz. H. Özdemir ve diÄŸ. Ermeniler: Sürgün ve Göç, Ankara, 2004, s. 49-50). 1.5 milyon Ermeni’nin öldürüldüÄŸü de bir efsanedir. Bu efsane 24 Temmuz 1915 tarihinde (yani tehcirin resmen 44. günü) Harput Amerikan konsolosu Leslie Davis’in raporunda “ne kadar Ermeni’nin öldürüldüÄŸünü söylemek imkansızdır, fakat sayının bir milyondan az olmadığı tahmin edilebilir” demesiyle baÅŸlamıştır (NARA 867.4016/269) Kaldı ki Ermenilerin teorisyeni Dadrian bile 1 milyon hayatta kalan Ermeni’den bahsetmekte ve kayıpları da 1.1 milyon olarak pek çok yayınında beyan etmektedir. 1919 Paris görüÅŸmelerinde Bogos Nubar PaÅŸa yaklaşık 600-700 bin Ermeni’nin tehcir edildiÄŸini belirtmektedir. Ayrıca Patrikhane savaÅŸ sonunda Anadolu’daki toplam Ermeni sayısını en az 644.000 olarak vermektedir. Cemiyet-i Akvam 1922 yılında dünyadaki Türkiye Ermeni sayısını 817.873 olarak açıklamaktadır. Üstelik aynı belgeye göre Müslüman olan veya Türkiye’de kalan 281.000 Ermeni bu rakama dahil deÄŸildir. (NARA 867.4016/816) O halde nasıl 1.5 milyon Ermeni öldürülmüÅŸ olabilir. Kaldı ki savaÅŸ sonrasında Ermeni Patrikhanesi tarafından İngiltere ve Fransa büyükelçilerine gönderilen bir memorandumda 1914-1918 arasında “200.000 Ermenin canlı canlı gömüldüÄŸü veya Van Gölü, Fırat ve Karadeniz’de boÄŸularak öldürüldüÄŸü” iddia edilmektedir. Bu memorandum, Paris Barış görüÅŸmeleri öncesinde Amerikan delegasyonuna verilen bir rapora “Report Presented to the Preliminary Peace Conference by the Commission on the Responsibility of the Authors of the war and on the Enforcement of Penalties, March 29, 1919) da aynen yansımıştır.Demek ki 1919’da Ermeni Patrikhanesi de Ermeni kayıp sayısını 200 bin olarak tahmin etmektedir. (2) 24 Mayıs 1915 Müttefik Kuvvetler; İngiltere, Fransa ve Rusya ilk kez açıkça bir baÅŸka hükümeti “insanlığa karşı suç” iÅŸlemekle itham eden ortak bir bildiri yayınladı. Tasarının 2. maddesinde 24 Mayıs 1915 tarihindeki Müttefik deklarasyonuna yer verilerek güya Osmanlı devletinin sürgünden önce uyarılmasına raÄŸmen etnik temizlik yaptığı ileri sürülmekte ve bu ÅŸekilde devletin planlı ve sistematik bir operasyon ile Ermenileri imha ettiÄŸi fikri uyandırılmaya çalışılmaktadır. Elbette bu deklarasyon yayınlanmıştır ama yayınlayanlar o tarihte Osmanlı’yı parçalamak için gizli anlaÅŸmalar yapan devletlerdir. Ayrıca deklarasyonu yayınlayan Rusya o tarihlerde ülkesindeki Yahudilere karşı katliam yapmaktaydı. İngiltere ise Alman kökenli isyancı vatandaÅŸlarını sınır dışı etmekte yada toplama kamplarına göndermekteydi. Ayrıca belirtilmelidir ki, deklarasyonda bahsedilen iddialar Ermeni siyasi partilerinin görüÅŸlerine dayanmakta ve tarih 20 Mayıs 1915’de Rusların Van ÅŸehrini tamamen iÅŸgal etmesi ve Ermenilerin Müslümanları kılıçtan geçirdiÄŸi bir dönemdir.
(4) I. Dünya Savaşı sonrası Türk hükümeti, Ermeni soykırımının “organizasyonu ve uygulamasında” ve “Ermenilerin katliamı ve imhasında” yer almış bulunan üst düzey yöneticileri suçladı. Tasarının 4. maddesi savaÅŸ sonrasında Osmanlı’nın suçu mahkemelerinde kabul ettiÄŸini ve soykırım sanıklarının tutuklu olanlarını mahkum ettiÄŸini iddia etmektedir. Ünlü Amerikan tarihçisi Justin McCarthy bu mahkemeleri “kanguru mahkemeleri” olarak deÄŸerlendirmekte, mahkemelerin iÅŸgalci müttefiklerin kukla yönetimi tarafından kurulduÄŸunu hatırlatmaktadır. İngiliz Yüksek Komiseri S.A.G. Caltorphe Londra’ya yazdığı bir raporda yargılamaların maskaralığa dönüÅŸtüÄŸünü ve hem Türk hem de kendi hükümetlerinin itibarını zedelediÄŸini belirtmiÅŸtir. (FO 371/4174/118377) Ferudun Ata adlı bir tarihçi tarafından hazırlanan İşgal İstanbulu’nda Tehcir Yargılamaları, Ankara 2005 adlı eserde ifade edildiÄŸine göre, dönemin hükümeti, Paris Barış Konferansı’nda daha uygun koÅŸullar elde etmek ve muhalifi olduÄŸu İttihat ve Terakki Milletvekillerinden intikam almak için mahkemeleri kurmuÅŸtur. Mahkemeler de sorgular da düzmecedir. Yalancı ÅŸahitler, sanıklar aleyhine ifade vermeye zorlanmıştır. ÖrneÄŸin Yozgat tehcir davasından sanık olan Jandarma komutanı Binbaşı Tevfik aleyhine ifade veren kunduracı Artolos ücret karşılığı ifade vermesi için İstanbul’a getirilmiÅŸ, daha sonra aynı kiÅŸi Dr. Ata’nın tespitine göre Müslüman olmuÅŸ Rifat adıyla komisyona ifade vermiÅŸtir. Dr. Ata’nın eseri bunun gibi yalancı tanık ifadelerini deÅŸifre etmektedir. Tanıklar lehine ifade veren kimse mahkemeye çıkarılmamıştır. Mahkeme baÅŸkanları yalan ÅŸahitleri bazen ortaya çıkarmalarına raÄŸmen asla cezai iÅŸleme baÅŸ vurmamışlardır. Dr. Ata ÅŸahitlerin İngiliz Yüksek KomiserliÄŸinde oluÅŸturulan “Ermeni-Rum Åžubesi”nde eÄŸitilerek mahkemeye gönderildiÄŸini tespit etmiÅŸtir. Tevfik PaÅŸa hükümeti döneminde mahkeme kararlarının temyizi için açılan davaların büyük bir çoÄŸunluÄŸu da bozulmuÅŸtur. Temyiz sonucu kararı bozulanlar arasında maalesef idam edilen Nusret Bey’in davası da vardır. Öte yandan İngiliz Komiseri Amiral Caltorphe da bu mahkemelerin Müttefik güçler için utanç verici olduÄŸunu rapor etmiÅŸtir (FO 371/4173/61185’den naklen Gunther Lewy) 4. Nisan 1919’da ABD’nin Yüksek Komiseri Lewis Heck, “ yaygın bir ÅŸekilde, [yargılamaların] çoÄŸunun kiÅŸisel intikam saikiyle veya İtilaf Devletleri yetkililerinin ve özellikle İngilizlerin kışkırtmasıyla yapılmakta olduÄŸuna inandığını” rapor etmiÅŸtir. (NARA 867.00/868; M 353, roll 7, fr. 448) Kaldı ki haksız yargılamalarla bu kararların alınmasına yardımcı olan İngiltere, 144 İttihatçı ileri gelen mahkumu benzeri suçlamalarla Malta’ya götürmüÅŸ ama haklarında somut delil bulamadığı için mahkemeye çıkarmamıştır. (5) Jön Türk Rejiminin (İttihat ve Terakki Partisi) yetkilileri, kurulan askeri sıkıyönetim mahkemelerinde, Ermeni halkına karşı katliamlar organize etme, uygulama suçlamasıyla yargılanarak mahkum edildiler. Dr. Feridun Ata’nın yukarıda iÅŸaret ettiÄŸimiz tespitleri dışında, Justin McCarthy, Gunter Lewy gibi tarihçiler bu mahkemelerin güvenilir olmadığını, sanıklar aleyhine ÅŸahitlik yapanların sorgulamalarının yasal zeminde yapılmadığını, savunmalarının dikkate alınmadığını, mahkeme baÅŸkanlarının savcı gibi hareket ettiÄŸini, sanığa savunma hakkının usule uygun olarak verilmediÄŸini belirtmiÅŸlerdir. Lewy’nin de belirttiÄŸi gibi yargılamalar boyunca mahkeme hiçbir tanık dinlememiÅŸ ve hükümler tamamıyla savunmanın yanıtı dikkate alınmadan yalan ÅŸahitlerin ifadelerine dayanılarak verilmiÅŸtir. ABD’nin Yüksek Komiseri Lewis Heck Yozgat mahkemesindeki sanıkların “anonim mahkeme kayıtlarına” dayanılarak yargılanmalarını onaylamadığını ifade etmiÅŸtir. (NARA 867.00/81’den naklen Gunther Lewy). Ayrıca mahkemeye çıkarılanların büyük bir çoÄŸunluÄŸu görevlerini suiistimal ve askeri emre itaatsizlik gibi suçlardan mahkum olmuÅŸlardır. (6) Ermeni soykırımının baÅŸta gelen organizatörleri olan Harbiye (SavaÅŸ) Bakanı Enver, İçiÅŸleri Bakanı Talat ve Donanma Bakanı Cemal iÅŸledikleri suçlardan dolayı idama mahkum oldular, ancak mahkemelerin kararları uygulanmadı. İşgal İstanbul’undaki olaÄŸanüstü mahkemelerde Enver, Talat ve Cemal gıyaplarında yargılanmışlar ve idama mahkum edilmiÅŸlerdir. Ancak tasarı metninde ima edildiÄŸi gibi bu üç kiÅŸi, “Ermeni halkına karşı katliamlar organize etmek ve uygulamak”tan deÄŸil, ülkeyi korkunç bir savaÅŸa sokmak gibi siyasi bir suçtan dolayı mahkum edilmiÅŸlerdir. Ayrıca not etmek gerekir ki, İttihat ve Terakki Partisinin I. Dünya savaşında en etkili bu üç kiÅŸisinin mahkemeleri firarda oldukları için gıyaben yapılmış, mahkemelerinde hiçbir somut delil gösterilmeden mahkumiyet kararı verilmiÅŸtir. Dolayısıyla bu sanıklara verilen cezanın infaz edilmemesi ihmal veya iÅŸlenen suça kayıtsız kalmakla alakalı deÄŸildir. Üstelik Cemal PaÅŸa Suriye’deki kamplarda Ermenilere yaptığı yardımlar dolayısıyla Ermenilerin bile takdirini kazanmış, Lepsius bile onun yardımlarını övmüÅŸtür. Sonuçta, bu üç tarihi ÅŸahsiyet firar ettikleri ülkelerde Nemesis adlı gizli bir Ermeni terör örgütünün tetikçileri tarafından öldürülmüÅŸlerdir. Üstelik bu örgüt, mahkemelerde suçlu bulunmayan Sait Halim PaÅŸa, Bahaeddin Åžakir ve Cemal Azmi gibi devlet görevlilerini de yargısız infaza tabi tutarak öldürmüÅŸtür. (7) Ermeni soykırımı ve bu adlî baÅŸarısızlıklar, Avusturya, Fransa, Almanya, Büyük Britanya, Rusya, Amerika BirleÅŸik Devletleri, Vatikan ve diÄŸer birçok ülkenin ulusal arÅŸivlerinde yer alan karşı konulamaz delillerle belgelenmiÅŸtir. Bu belgelerdeki sayısız kanıt, bu gerçekleri, bu olayları ve bu sonuçları doÄŸruluyor. Tasarının 7. maddesinde Avusturya, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve ABD arÅŸivlerinde yeterli arÅŸiv belgesinin soykırımı ispat için mevcut bulunduÄŸu iddia edilmektedir. Ancak tarafımdan Amerikan arÅŸivlerindeki bütün malzeme görülmüÅŸ ve didik didik edilmiÅŸ olmasına raÄŸmen somut olarak kiÅŸiler hakkında kullanılabilecek nitelikli belgelerin sayısının çok az olduÄŸu tespit edilmiÅŸtir. Ölümlere veya katliamlara doÄŸrudan tanıklık edenlerin ifadelerini içeren belge sayısı çok azdır. Tanık ve konsolos raporlarında sözü edilen hemen bütün katliam bilgileri duyumlara dayanmaktadır. Belgelerin önemli bir kısmı da Patrikhane ve TaÅŸnak siyasi propaganda bürolarının deklarasyonlarından ibarettir. Nitekim Malta’da tutuklu bulunan 144 Türk hakkında Amerikan arÅŸivlerinde yapılan araÅŸtırma sonucunda hiçbir somut veriye ulaşılamamış ve R.G. Craigie, Lord George Curzon’a yazdığı 13 Temmuz 1922 tarihli yazıda delil teÅŸkil edebilecek somut bir bilgiye ulaÅŸamadığını belirtmiÅŸtir. Bu yüzden olsa gerek Türk Hükümeti tarafından resmen Ermenistan Cumhuriyetine önerilen ortak bir tarih komisyonu kurulması ve çalışma sonuçlarının her iki tarafça kabul edilmesi teklifi reddedilmektedir. (8) ABD Ulusal ArÅŸivleri, Ermeni soykırımı İle ilgili çok kapsamlı ve doÄŸru belgeleri bünyesinde barındırmaktadır. Özellikle de ABD DışiÅŸleri Bakanlığı’nın 59. kayıt grubu altındaki 867.00 ve 867.40 numaralı dosyalar kamuoyu ve ilgili kuruluÅŸların kullanımına büyük ölçüde açıktır. Amerikan arÅŸivlerinde bulunan belgeler çeÅŸitli tasnifler altında toplanmıştır. Ermenilerin genelde iddialarını dayanak olarak kullandıkları koleksiyon “DışiÅŸleri Bakanlığı Belgeleri” ve özellikle de “Türkiye’nin İçiÅŸleri”dir. Bu belgelerin büyük bir çoÄŸunluÄŸu Morgenthau’nun iki Ermeni tercümanının yorumuyla derlenmiÅŸtir. Ermeni siyasi propaganda bürolarının hazırladığı sahte tanık ifadeleri söz konusu raporlara girmiÅŸtir. Bununla birlikte özellikle konsolos raporlarındaki duyumlarla ilgili satırlar göz ardı edilerek bu belgeler okunduÄŸunda tehcir operasyonun olumlu tarafları hakkında çok deÄŸerli bilgiler içerdikleri görülecektir. Mesela Halep’te bulunan J. Jackson’ın raporlarında Halep’e ulaÅŸan Ermenilerin sayısının 500.000’lere ulaÅŸtığı, bunların kent içinde ve dışında evlere, köylere ve kamplara yerleÅŸtirildikleri, Cemal PaÅŸa’nın yaptığı yiyecek yardımları, kampların yönetimi ve gelenlerin din, mezhep ve ulaşım vasıta çeÅŸitlerine göre tasniflerinin yapıldığı görülmektedir. (9) 1913-1916 yılları arasında Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu nezdinde ABD Büyükelçisi olan Henry Morgenthau, aralarında Osmanlı İmparatorluÄŸumun müttefiklerinin de yer aldığı çeÅŸitli ülkelerin resmi görevlilerinin Ermeni soykırımına iliÅŸkin protestolarını organize etti ve başını çekti. Madde 9-10. da Morgenthau’nun kitabını soykırım iddialarını desteklemek için kullanmak bilimsel açıdan kınanacak bir durumdur. Amerikalı tarihçi Heath Lowry, Morgenthau’nun Hikayesi adını verdiÄŸi kitabında büyükelçinin iki Ermeni tercümanının raporları nasıl tahrif ettiklerini delilleriyle göstermiÅŸtir. Kaldı ki Morgenthau’nun eseri yerine onun DışiÅŸleri Bakanlığına göndermiÅŸ olduÄŸu raporların aslını kullanmak daha doÄŸru ve bilimsel metotlara uygun bir yaklaşımdır. DiÄŸer taraftan Morgenthau Anadolu’ya ayak basmış bile deÄŸildir ve kendisi fazlasıyla Ermenilerin davasına angaje olmuÅŸ bir kiÅŸidir. Kendisinden sonra İstanbul’da görev yapan Amiral Bristol de raporlarında Morgenthau’yu taraf olmakla ve katliam haberlerini abartılı olarak bildirmekle suçlamıştır. Morgenthau’nun eserinin 1918 yılında Paris Barış Konferansında Ermenistan delegasyonunun devlet kurma taleplerini desteklemek üzere yazılmış bir propaganda eseri olduÄŸu kanaati bilim çevrelerinde hakimdir.
(11) 9 Åžubat 1916'da Kongre'nin hem Senato hem Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen 12 sayılı kararında, ABD BaÅŸkanından, “bu ülkenin vatandaÅŸlarının, o tarihlerde açlık, hastalık ve tarifsiz acılarla boÄŸuÅŸan Ermenilerin refahı için toplanmakta olan fonlara katkıda bulunarak onlara olan sempatilerini ifade edebilecekleri bir gün ayırmasının” önerilmesi kararlaÅŸtırdı. Robert Lansing’in bu önergesi de Amerikanın Ermeni kamplarındaki mültecilere yardım faaliyetine katkıda bulunmaya yönelik bir faaliyetin sonucudur. Dolayısıyla Lansing’in önergesinin Ermenilerin iddia ettiÄŸi gibi bir amaçla hazırlanmadığı açıktır. Zaten DışiÅŸleri Bakanı Lansing, BaÅŸkan Wilson’a gönderdiÄŸi 21 Kasım 1916 tarihli yazısında Ermeni tehcirinin aslında Ermenilerin ihanetinden dolayı yapıldığı savunulmuÅŸtur. Ayrıca altı çizilmesi gereken bir nokta da ÅŸudur ki, o tarihlerde Müslüman köylü de aynı ÅŸartlardan muzdariptir. Justin McCarthy’in “Death and Exile” kitabında belirtildiÄŸi gibi Müslümanların kayıpları da 2 milyonun üzerinde olup, çoÄŸu açlık ve salgın sebebiyledir. Hikmet Özdemir’in “Salgın Hastalıklardan Ölümler 1914-1918” kitabında belirtildiÄŸi gibi hastane kayıtlarına göre ordunun bile salgınlardan kaybı 401.859 kiÅŸidir. (12) BaÅŸkan Woodrow, bir Kongre kararıyla, Amerikan halkının evlatları sayılan 132.000 öksüz ve yetim dahil, Ermeni soykırımından kurtulanlara yardım temelinde 1915-1930 arasında $116.000.000’lık bir tutara ulaÅŸan ve “Yakın DoÄŸu Fonu” olarak bilinen derneÄŸin oluÅŸturulmasını onayladı ve teÅŸvik etti. Öncelikle bu derneÄŸin ilk oluÅŸumu “Ermeni ve Süryanilere Yardım Komitesi” ÅŸeklinde olmuÅŸ ve kuruluÅŸunda ABD İstanbul Büyükelçisi H. Morgenthau önemli bir görev ve sorumluluk üstlenmiÅŸtir. Bu yardım komitesinin taÅŸradaki üyeleri misyonerler ve fakat özellikle konsoloslar olmuÅŸtur. Mesela Halep koordinatörü konsolos J. Jackson’dır. Bu komite 1919 yılında aynı amaçla kurulan diÄŸer fonları bir çatı altında toplayarak NER “Yakın DoÄŸu Fonu” adını almıştır. Bu tasarıda vurgulanmayan husus, bu yardım kuruluÅŸlarının Osmanlı hükümetinin destek, teÅŸvik ve izniyle Ermeni ve diÄŸer vatandaÅŸlara yardım götürdükleridir. Savaşın baÅŸlangıcında Osmanlı Devleti yabancı kuruluÅŸlarının Ermenilere yardım etmelerine, “tehcire karşı direniÅŸin cesaretlendirilebileceÄŸi” ve mültecilerin her türlü ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanacağı gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Ancak devletin maddi olanaklarının yetersiz kalması üzerine bu dernek de dahil yabancı yardım kuruluÅŸlarına sınırsız çalışma imkanı verilmiÅŸtir. Bu ÅŸekilde kampları yardım kuruluÅŸlarına açmak bile aslında baÅŸlı başına Ermenilere karşı bir ırk imha politikası uygulanmadığına kanıttır. (13) 359 Sayılı, 13 Mayıs 1920 tarihli Senato Önergesi, “Senato Dış İliÅŸkiler Komitesinin Alt Komitesi tarafından yürütülen oturumlarda alınan tanık ifadelerinin rapor edilen katliamların ve Ermeni halkının çektiÄŸi diÄŸer mezalimlerin doÄŸru olduÄŸunu açıkça doÄŸruladığını” ifade ediyordu. Maalesef ÅŸimdi ve o dönemde Amerikalı politikacılar olaylara zaman zaman sırf Ermeni seçmenlerinin gözüyle bakmayı alışkanlık haline getirmiÅŸlerdir. Ermeni propagandası masum Ermenilerin barbar Türkler tarafından katledildiÄŸi ÅŸeklindeki masalı temsilcilerine kabul ettirmiÅŸlerdir. Kaldı ki kısmen bu tanıklık ifadelerinde doÄŸruluk payı bile olsa, tarafsız bir ülke, Türk tanık ifadelerine de baÅŸvurmayı görev bilmelidir. Nitekim Ermeniler de doÄŸu Anadolu’da 1914-20 arasında yüz binlerce Türk ve Müslüman öldürmüÅŸlerdir. Amiral Mark L. Bristol, Türkiye’de görev yaptığı sırada Ermeni propagandalarının ne kadar hayal mahsulü olduÄŸunu görmüÅŸtür. 12 Mart 1926 tarihinde yazdığı geçmiÅŸte olanları özetlerken ÅŸunları yazmıştır: “Rusların DoÄŸu Anadolu bölgesine ilerlediÄŸi sırada Süryani ve Ermeniler Rusya saflarına katılmışlardır.Rusların ilk ve ikinci ileri harekatları sırasında Ermeni ve Süryaniler iÅŸgal edilen bölgedeki Müslüman nüfusa karşı intikam fırsatını kullanmışlardır. Ruslar özellikle Erzurum civarında Ermenilerin taÅŸkınlıklarını ve ÅŸehrin Müslüman mahallelerinin büyük bir kısmının katledildiÄŸini rapor ediyorlar. Ne kadar büyük boyutta taÅŸkınlıklar yaÅŸandığı belki hiç bilinmeyecektir. Fakat Ermeni ve Süryanilerin kuvvetlerini Rusya ordusu ile birleÅŸtirdikleri güneye doÄŸru olan bölgede, Amerikalılardan aldığım raporlara göre, Hıristiyanlar Müslüman nüfusu tamamen imha etmiÅŸler,o kadar ki, yörede “yaÅŸayan tek bir canlı hatta köpek, kedi, tavuklar bile kalmamıştır” (NARA 767.90g15). Ne var ki raporların bu kısımları Ermeni yazarlar tarafından özenle ve gayri ahlaki boyutlarda gizlenmektedir. (14) Önerge, General James Harbord tarafından yönetilen Ermenistan Amerikan Askeri Misyonu Senatosuna gönderilen ve “tecavüz, ihlal, iÅŸkence ve ölüm yüz güzel Ermeni vadisinde unutulmayacak hatıralar bırakmıştır ve o yörede gezenler bütün devirlerin bu en muazzam cürümünün delillerinden kendilerini pek uzak tutamazlar” diye yazan 13 Nisan 1920 tarihli raporun ardından geldi.
General Harbord görevi
gereÄŸi gerçekleri öÄŸretmek için gittiÄŸi DoÄŸu Anadolu’da pro-ermeni bir
kiÅŸi olmasına raÄŸmen Müslüman köylülerin Andranik’in yaptığı
mezalimleri duyduÄŸunda çok etkilenmiÅŸ ve raporunda bunları da
yazmıştır. Bununla birlikte Ermeni tarihçiler onun Ermenilerin
mezaliminden bahseden satırlarını görmemezlikten gelmektedirler.
Nitekim Harbord yapılan bütün propagandalara raÄŸmen “Ermenistan’ın
mandasını üstlenecek devlet, aynı zamanda, Anadolu, Rumeli, İstanbul ve
Kafkasya’nın da mandasını üzerine almalıdır” ÅŸeklinde rapor
hazırlayarak kongrenin salt Ermenistan’ın mandasını üzerine alma
yönündeki görüÅŸünün deÄŸiÅŸmesinde rol oynamıştır. Tasarı’da Adolf Hitler’in sözüne sığınılması da (madde 15) tam bir aldatmacadır. Ermeni bilim adamı Dr. ROBERT JOHN, Amerikalı bilim adamı Heath Lowry ve Türk bilim adamı Türkkaya Ataöv bu sözün bir sahte alıntı olduÄŸunu ispatlamışlardır. Nürnberg’de Hitler’e atfedilen hiçbir konuÅŸma metninde bu alıntı bulunamamıştır. Mahkeme Alman Askeri kayıtları arasında Hitler’in 22 AÄŸustos 1939 günü ordu komutanlarına yaptığı konuÅŸmanın iki versiyonunu dosyaya almıştır. Bunlar US-29/786 PS ve US-30/1014 PS sayılarını taşımaktadır. Her iki belgede de Ermenilerden söz edilmemektedir. Maalesef pek çok bilim adamı benzeri Ermeni yalanlarını tespit etmelerine raÄŸmen dile getirememekte, eleÅŸtirememektedirler. Çünkü Ermeni diasporasının fanatikleri Atatürk’e atfedilen bir yalan röportajı ortaya çıkardı ve eleÅŸtirdi diye, The Armenian Review dergisinin editörünü iÅŸten attırmıştır. (16) Soykırım sözcüÄŸünü 1944 yılında ilk olarak kullanan Raphael Lemkin, BM Soykırımı önleme ve Cezalandırma SözleÅŸmesi'nin ilk savunucularındandı. Lemkin, Ermeni meselesini 20. yüzyıla ait kesin bir soykırım örneÄŸi olarak tanımlıyordu.
(17) Soykırımla ilgili ilk karar BM tarafından Lemkin'in önerisi üzerine 11 Aralık 1946'da benimsendi. BM Genel Kurul kararı (96) ve BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma SözleÅŸmesi, BM'nin mevcut hükümlerini yasalaÅŸtırarak benzer suçları önleme ve cezalandırma amacıyla Ermeni soykırımını bir suç olarak tanımladı. Ermenilerin hemen her tasarıda yer verdiÄŸi bu iddia etkileyici olmakla birlikte, tamamen asılsızdır. “Ermeni soykırımı” BM tarafından asla kabul edilmemiÅŸtir. Bilakis 1948 sözleÅŸmesinin geriye iÅŸlemediÄŸi hem sözleÅŸmede hem de Ermeni yanlısı olarak hazırlanıp BM’ye sunulan raporlara karşı yapılan eleÅŸtirilerde dile getirilmiÅŸtir. 1985’te toplanan Alt Komite (yukarıda da deÄŸinildiÄŸi gibi) soykırım iddialarına karşı ortaya konulan deliller ışığında raporu kabul etmeyi reddetmiÅŸ ve “not” etmekle yetinmiÅŸtir. (18) 1948 yılında BM SavaÅŸ Suçları Komisyonu Ermeni soykırımı hakkında 'insanlığa karşı suçlar terimini kesin olarak karşılayan fiillerden biridir' tanımıyla Nurenberg Mahkemeleri için bir öncül olarak kullandı. Tasarının bu maddesi de Ermeniler tarafından sıklıkla iÅŸlenen bir yanlış yoruma dayanmaktadır. Öncelikle ifade etmek gerekir ki Nüremberg mahkemelerinde sanıklar insanlığa karşı iÅŸlenen suçlardan ceza almışlardır. Zaten aksi de mümkün deÄŸildir çünkü soykırım sözleÅŸmesinin kabul tarihi 1951 yılıdır. Nitekim BM Ekonomik ve Sosyal Kurulu, İnsan Hakları Komisyonu, Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu 1985 yılında 1915’te Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun DoÄŸu Anadolu bölgesindeki olayları soykırım olarak tanımamıştır. (19) Komisyon, “Sevr Barış AntlaÅŸması'nın 230. maddesinin hükümlerinin, 1915'teki İttifak Devletleri beyannamesiyle uyum içinde...Türk topraklarında Ermeni veya Rum asıllı Türk vatandaÅŸlarına karşı iÅŸlenmiÅŸ suçları” kapsadığını belirtiyordu. Bu nedenle, bu madde, Tokyo ve Nuremberg sözleÅŸmelerinin 6c ve 5c maddelerine göre “insanlığa karşı suçlar” kategorilerinden birine örnek teÅŸkil etmektedir. Önceki maddede açıklandığı gibi Nuremberg mahkemeleri, II. Dünya Savaşı sırasında iÅŸlenen suçlar için maÄŸlup hükümetleri cezalandırmak üzere Müttefik devletler tarafından kurulmuÅŸtur. Bu mahkemelerin davaları “soykırım davaları” deÄŸildir. Dolayısıyla Nuremberg ve Tokyo SözleÅŸmelerinin 6c ve 5c Maddesi Ermeni tezleri açısından asla emsal oluÅŸturamaz. (20) 8 Nisan 1975’te kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (148) ile "Bu yılın 24 Nisan'ı 'insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü' olarak düzenlenmiÅŸtir. ABD BaÅŸkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, Özellikle de Ermenilerin hatırlanması için Amerikan vatandaÅŸlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çaÄŸrıda bulunması kendisinden istenmiÅŸtir" denmiÅŸtir. Ne yazık ki Ermeni propagandalarının etkisiyle alınan bu karar gereÄŸi ABD BaÅŸkanları I. Dünya Savaşında çeÅŸitli sebeplerle ölen Osmanlı vatandaÅŸlarını etnik ve dini bakımdan ayrıma tutmakta ve sadece Ermeni ölüler için anma gününde konuÅŸma yapmaktadır. Ölüleri dinleri ve etnik kökenleri nedeniyle siyaset konusu yapmak medeni insanlara ve ülkelere yakışmasa gerektir. Kaldı ki ABD BaÅŸkanları soykırım sözcüÄŸüne bugüne kadar konuÅŸmalarında yer vermemiÅŸlerdir. Bu isabetli bir yaklaşım tarzıdır, çünkü olayların hangi ÅŸartlarda yaÅŸandığını konu alan “Ermenilerin Zorunlu Göçü 1915-1917” adlı çalışmamızda, açık bir ÅŸekilde sevk ve iskanın sistematik, planlı bir yok etme planının uygulaması olmadığı kanıtlanmıştır. Bu çalışmamız özellikle konsolos ve misyoner raporlarına dayanmaktadır.
(21) BaÅŸkan
Ronald Reagan 22 Nisan 1981 tarihli 4838 no'lu kamuoyu açıklamasında
kısmen, Ermeni soykırımı, Kamboçya soykırımı ve Yahudi soykırımından
çıkarılan derslerin asla unutulmaması gerektiÄŸini” belirtti. (22) 10 Eylül 1984'te kabul edilen Temsilciler Meclisi kararı (247) ile "Bu yılın 24 Nisan'ı 'insanların insanlara insanlık dışı davranışının hatırlanmasının ulusal günü' olarak düzenlenmiÅŸtir. ABD BaÅŸkanı bugünün tüm soykırım kurbanlarını, özellikle de 1,5 milyon Ermeni'nin hatırlanması için Amerikan vatandaÅŸlarını çağırmaya yetkili kılınmış ve bu çaÄŸrıda bulunması kendisinden istenmiÅŸtir" denmiÅŸtir Böyle bir karar alınmış olsa bile ABD BaÅŸkanı bu talep doÄŸrultusunda 24 Nisan gününü “Ermeni soykırım günü” olarak kabul etmeyi ve anmayı reddetmiÅŸtir. Temsilciler Meclisinin kararı elbette siyasi nitelikli bir karardır ve doÄŸru olup olmaması çok az imza sahibini ilgilendirmektedir. (23) 1985 yılı AÄŸustos ayında, ABD Ayrımcılığı Önleme ve Azınlıkları Koruma Alt Komisyonu 14/1 oyla, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve cezalandırılması Sorunu” adlı bir çalışma raporunu kabul etti. Bu raporda "Nazi sapkınlığı 20. yüzyıldaki tek soykırım olayı deÄŸildir. DiÄŸer örnekler arasında “1915-1916’da Osmanlı İmparatorluÄŸu'nun Ermenileri katliamı” gösterilebilecek örnekler arasına girebilir, deniyordu. Tasarının en ciddi yalanı ise BM İnsan Hakları Komitesinin bir raporunun 1915-1916 yılında Ermenilerin Osmanlılar tarafından katledilmesini kabul ettiÄŸine dair bir raporu kabul ettiÄŸidir. Mr. Whitaker raporu olarak hazırlayanın adıyla anılan bu rapor alt komitede kabul edilmemiÅŸtir. Tam tersine komite raporu teslim almayı “alındı” sözcüÄŸünü taslaktan silerek (Dosya E/CN.4/1986/5-E/CN.4/Sub.2/1985/57; Para.57) reddetmiÅŸ, bunun yerine “not alındı” ÅŸeklinde özel rapora (E/CN.4/1986/5 E/CN.4/Sub.2/1985/57 sayfa 99. para 1). Maalesef bu kuyruklu yalan bilimsel toplantılarda bile karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca taslak 10 leyhte, 6 karşı ve 6 çekimser oy ile İnsan Hakları Komitesine sunulmamıştır. Diplomatik ve hukuki açıdan bakıldığında Mr. Whitaker raporu kabul edilmemiÅŸ “not” edilmiÅŸ ve daha yüksek karar organına transferi reddedilmiÅŸtir. (24) Bu raporda "Birtakım tanık ve bağımsız otoritelerin söylediklerine göre Ermeni nüfusunun muhtemelen yarısından fazlasını teÅŸkil eden 1 milyon kiÅŸi öldürülmüÅŸ ya da ölümcül koÅŸullarda tehcir edilmiÅŸtir" deniyordu. Bu durumu, ABD, Almanya ve İngiltere arÅŸivlerindeki ve Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun müttefiki Almanya'nın o dönemki diplomatları da dahil raporları doÄŸrulamaktadır. Mr. Whitaker’in raporunun Ermeni tarihçilerin görüÅŸleri doÄŸrultusunda hazırlandığı açıktır. Nitekim alt komite toplantısına ABD temsilcisi Mr. Carey bile “bütün mevcut kaynakların dikkate alınmadığı ve bu sorun titiz bir ÅŸekilde derinlemesine incelenmemiÅŸtir....Soykırım sorunu yeterince titizlikle ele alınmamıştır”. Aynı komitedeki toplantı da Fransa temsilcisi Mr. Joinet “Mr. Whitaker’in raporu hakkındaki tartışma aslında tarih hakkında bir tartışmadır” demiÅŸtir. Nitekim 1. madde hakkındaki yorumumuzda bir milyon rakamının bir duyumdan ibaret olduÄŸu ve tehcirin ilk günlerinde gündeme geldiÄŸi belirtilmiÅŸtir. (25) ABD Soykırımı Anma Konseyi (bağımsız bir federal teÅŸekkül) oybirliÄŸiyle 30 Nisan 1981'de kendi müzelerinde Ermeni soykırımına yer vermeyi kararlaÅŸtırdı ve o günden beri de yer vermektedir. Müze yetkililerinin Ermeni propagandası ve baskısı altında aldığı bu karar “soykırım tezini” güçlendiren veya realiteye dönüÅŸtüren bir karar olarak deÄŸerlendirilemez. (26) ABD Columbia Bölgesi Temyiz Mahkemesi'nce 1993'te ortaya konan, Ermeni soykırımıyla ilgili eldeki dokümanların muÄŸlak olduÄŸuna iliÅŸkin iddia ABD'nin uzun dönem politikasına uymayacağı gerekçesiyle geri çekildi. Türk tarafının tarihi olaylar hakkındaki görüÅŸleri alınmadan alınan her karar gibi bu kararın da baÄŸlayıcılığı yoktur. Bu ve benzeri kararlar Ermeni tarihçilerin ortaya koyduÄŸu veriler ışığında alınmaktadır. (27) 5 Haziran 1996'da Temsilciler Meclisi yabancı yardımlar ve uluslararası dış ticaretle ilgili 3540 kanunda deÄŸiÅŸiklik yaparak, Türkiye Hükümeti'nin Ermeni soykırımını tanıyıp kurbanlarını onurlandırıncaya kadar Türkiye'ye yapılan yardımlarda 3 milyon dolarlık bir kesinti yapılması kararlaÅŸtırıldı.
Yine bu karar da,
Ermeni propaganda faaliyetlerinin Temsilciler Meclisinde etkili lobisi
sayesinde alınmıştır. Politikacılar maalesef gerçeklerle
ilgilenmemekte, çok az bilgi sahip oldukları konularda bile oy
kaygısıyla yanlı hareket edebilmektedirler. Zaten Türkiye de soykırımı
tanıma ÅŸartı getiren hiçbir yardımı kabul etmeyecek kadar bu konuda
kesin politika sahibidir. GörüldüÄŸü gibi BaÅŸkan Clinton katliam ve tehcirden söz etmekte ama yaÅŸanan trajediyi “soykırım” olarak tanımlamamaktadır. Soykırım hukuki çerçevesi çizilmiÅŸ bir suçtur ve 1948 BM SözleÅŸmesi ile koÅŸulları ortaya konulmuÅŸtur. BaÅŸkan Clinton hukuki bakımdan Ermenilerin yaÅŸadıklarını soykırım olarak açıklayan her hangi bir karar olmadığının farkında olarak “soykırım” sözcüÄŸünü kullanmamaktadır. Kaldı ki katliam ile soykırım hukuken çok farklı kelimelerdir. Katliam her zaman her toplumda görülebilecek adi vakalardır.
Yine burada da yaÅŸananlar trajedi olarak nitelendirilmektedir. Savaşın kurbanları karşısında saygı duruÅŸuna geçmek her insanın insanlık görevidir. Ermeni tasarısının baÅŸlangıcından beri iddia ettiÄŸi ise olayları soykırım olarak nitelendirilmiÅŸ göstermeye çalışmaktadır. ABD BaÅŸkanlarının bile hukuken olayları “soykırım” olarak tanımamış olmaları aslında bu tasarının başından beri çeliÅŸkili olduÄŸunu ortaya koymaktadır. (30) Ermeni soykırımının uluslararası alanlarda tanınıp kabul edilmesine raÄŸmen yerli ve uluslararası otoritelerin soykırımı cezalandırmadaki baÅŸarısızlıkları benzeri soykırımların olmasına ve gelecekte de olabilmesine bir nedendir ve Ermeni soykırımını tanımak gelecekte soykırımın önlenmesi için tek çözümdür. Maalesef bunu söyleyenler 26 Åžubat 1992’de Hocalı’da bir katliam yapmış, 180.000 Azeri’yi KarabaÄŸ ve çevresinden tehcir etmiÅŸ ve Azerbaycan topraklarının %20’sini iÅŸgal ederek bir milyondan fazla insanı “kaçgın” durumuna düÅŸürmüÅŸtür. Bu insanlar hala “ölecek bir vatanımız bile yok” diyerek sefil ÅŸartlarda kendilerine hükümet tarafından tahsis edilen gayri sıhhi evlerde günlük 30 dolarla yaÅŸamaya çalışmaktadırlar. Azerbaycanlılar kendilerine yapılan muameleyi bir soykırım olarak nitelendirmektedirler. Demek ki kendilerine soykırım yapıldığını iddia edenler bile soykırım yapabilmektedirler. Bu haliyle tasarının Ermenilerin yaptığı mezalime ve Hocalı katliamına engel olmamış olması düÅŸündürücüdür. Kaynak:TTK |

