Türkistan ne canibe düşer ağam?

Şu Osmanlılar var ya, ağızlarda sakız olmuş büyük bir Türk mütearifesine göre yaşadıkları coğrafyanın bütününe veya bir kısmına son demlere kadar `Türkiye` dememişler veya `Türklük` çağrıştıran başka bir isim de vermemişlerdir. Son demleri de biliyoruz; Tanzimat`tan bu yana. İşte ancak o zaman Ali Suavi`Türkiya` der, Namık Kemal`Türkistan` der. İkinci Meşrutiyet`ten itibaren hemen herkes `Türkiye` der. İttihatçılar öyle der, karşıtları da öyle der. Prens Sabahattin oturur, `Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?` adıyla bir kitap yazar... Cumhuriyet`ten biraz önceleri kelime çok yaygınlık kazanır.

O kadar ki Meclis, 1920`de Anadolu`da toplandığında isminin içinde `Türkiye`nin olması kimseyi yadırgatmaz. Bu kurgunun başlıca iması şudur: Anlaşılan, olan olmuş, buralılar pes etmiş ve 12. yüzyıldan beri buraya `Turchia` veya dillerince onun muadili bir şey demekte ısrar eden Batılıların kullanımını sonunda benimsemişlerdir.

Peki ya öyle değilse? Yerleşik aksiyomu kökünden sarsmak pahasına söyleyelim; ya modernite öncesi bir dönemde de Osmanlı coğrafyasının bütünü veya bir kısmına `Türk` adından yola çıkılarak bir ad verilmişse?

Coğrafyaya isim koymak

Herhangi bir etnik grubun adından yani bir etnonimden yola çıkarak bir coğrafyayı isimlendirmek tabii ki çok yaygın bir uygulama. Yeryüzündeki ülkelerin, özellikle de Eski Dünya ülkelerinin büyük bir kısmı adlarını böylesi bir etnik gruba borçlu durumdadır, saymakla tüketemeyiz. Ama diyorum ki çok uzağa gitmeden Osmanlı zihinsel dünyası içinde kalarak haritaya bakalım. Lazistan, Kürdistan, Arabistan, Rumeli, Arnavutluk, sonraları Sırbistan, Bulgaristan, sayın sayabildiğiniz kadar. Bazıları Farsça, bazıları Türkçe takılar kullanılarak yapılmış ama hepsi bir etnonime dayanan yer adları... Soralım o zaman: Osmanlı İmparatorluğu`nda epey bir miktar etnik Türk olduğu düşünüldüğünde bir adet de Türk adından türeme bir yer adının olmaması şaşırtıcı olmaz mıydı? Olurdu tabii. Hatta yukarıdaki kurguya göre zaten öyle. Şaşırtıcı ama öyle! Hatta hemen atılıp `Buyrun, böyle bir kullanım olmaması bile manidar!` denmesi mümkün. Denmesin. Ben de üzerime düşeni yapayım ve mademki aksini söyledim, tarihî metinlerden birkaç örnek vererek tartışmaya katkıda bulunmaya çalışayım.

Türkeli diye bir yer

II. Bayezid dönemi şairlerinden olan ve 1503`te yazılmış Kutb-Náme adlı manzum bir eseri bulunan Uzun Firdevsi`ye göre `Türkeli` adlı bir yer varmış. Bakın ne diyor şair:

`Kan içici var idi bir Freng/ Adı Santurlı oğlıdı şîr ü peleng` (Türk eline etse akın binse kayık / Cengine durmazdı anın bin er kıyık)

Osmanlı kaynaklarında bolca geçen Rumeli`nin bir de `Türkeli` diye bir kardeşi varmış.

Peki, neredeymiş bu Türkeli? Firdevsi belirli bir yeri işaret etmiyor. Sadece başka dizelerinde bir yönü işaret ediyor ve Frenklerden birinin ağzından şöyle diyor:

`Tuna suyın leşker ile geçelüm / Kılıc ile Türk elini açalum`

Demek oluyor ki Orta Avrupalılar açısından bakarsak Tuna`nın ötesinde bir yer oluyor bu Türkeli. Macaristan`ın henüz fethedilmediği bu dönemde Tuna`nın ötesindeki ülkeyi çıkarabildiniz mi? Sakın Firdevsi`nin `Mülk-i Rum` veya `Mülk-i Osman` deyip durduğu ülke olmasın bu? Ben diyorum ki öyledir ve imparatorluk içinde belirli bir yeri de tarif etmediğine göre belki tüm imparatorluğu kastetmektedir.

Belki de Tuna bir kez geçildikten sonra ta `Türkeli` denen yere kadar gelinmesi söz konusudur. Ha, aynı yere bir de `Rum mülkü` demiş. İlahi, tam da adına, hem `Firdevsi-i Rumi` hem de `Türk Firdevsi` denen bir kişiden beklenebilecek çoklu bir kullanım!

Türkistan neresi?

On yedinci yüzyılın ünlü yazarlarından Koçi Bey`in kafasında da, yine neresi olduğu açıkça belirtilmemiş ama Türkler ile meskûn bir yer var. Kökü de eki de Türkçe olan Türkeli yerine çok daha yerleşik olan Farsça biçimi kullanıyor ve `Türkistan` diyor. Coğrafî konumu şimdilik sallantıda bırakarak söyleyelim; `Türkistan` size bir etnonimden türemiş gibi gelmiyor mu? Koçi, devşirme sisteminin mükemmel çalıştığını düşündüğü eski dönemleri anlatırken, hangi etnik gruplardan devşirme alındığını sayıyor ve bu devşirmelerin Türk üzerine verilmeleri sürecini anlatıyor. `Devşirme dahi Arnavud ve Bosna ve Rum ve Bulgar ve Ermen taifesinden mahsus olup, gayri taifeden olmak memnu idi. Devşirmeden ibtida kızıl aba ile gelen acemiyanı ayin-i İslámî ve Türkî lisan öğrenmek içün ağaları olan kimesneler ikişer floriye Türkistan`a füruht ederlerdi`.

Köşe bucak Osmanlı

Demek ki neymiş? Acemi devşirmeler, İslámî bilgileri ve Türkçeyi öğrensinler diye `Türkistan`a satılıyorlarmış.

Koçi Bey söylemiyor bu Türkistan`ın nerede olduğunu ama lojistik kaygılar dikkate alınınca bu `Türkistan`ın, payitahtın oldukça yakınlarında bir yerlerde olması gerekir. Kaldı ki devşirmelerin, çoğunun memleketi olan Balkanlar`a geri kaçmalarını güçleştirmek için Anadolu yakasındaki Türk köylülerine verilmeleri gibi bir uygulamadan da haberdarız.

O zaman bir çıkarsama yaparak `Türkistan`ın Anadolu`da olduğunu söyleyebilir miyiz? Belki. Ama her durumda Osmanlı İmparatorluğu içinde bir yer düşünmeliyiz. Osmanlıların devşirmelerini ta Orta Asya`ya gönderdiklerini düşünmeyeceğiz değil mi?

Diyorum ki Koçi Bey`in çağdaşı bulunan ve döneminin en büyük internet araştırma motoru olan Evliya Çelebi`ye soralım. O da bilmiyorsa kimse bilmiyordur.

Evliya`ya soralım...

`Ağam şu Türkistan dedikleri ne yerdir ve dahi ne yana düşer?` Sordum ama sormaz olaydım. Mübarek adam herhangi bir şeye kısa cevap vermeyi bilmiyor ki! Neler söylemedi neler. `Azerbaycan Türkistanı`, `İran Türkistanı` gibi yerlerden bahsederek sınır dışını mı göstermedi? Yoksa `Gerçi Türkistan şehridir ama okuyanı, yazanı, şairi, nükte yapanları boldur` türü çeşitli kılçıklar mı atmadı? Hani payitahtlı bir Osmanlı`nın tüm önyargılarını sözlerine yedire yedire... Evet, daha nice ukalalıklar yaptı ama bu Türkistan şehirleri hakkında övgü dolu olduğu, en azından tarafsız durduğu anlar da vardı ve hepsinden önemlisi söylediklerinden öyle çıkardım ki `Türkistan` deyince Osmanlı İmparatorluğu`nun oldukça iyi tanımlanmış bir bölgesini anlıyor.

Bakın Evliya Çelebi, payitahtın hemen burnunun dibindeki Yenişehir kasabasını nasıl anlatmış: `Ve áb [u] hevásı ve sahrá-yı mezra`aları ve fezásı látif Türkistán şehirlerinden bir müzeyyen şehirdir.` Yenişehir`in kiremit damlı süslü evlerinden, bahçelerinden, havasından kısaca her şeyinden etkilenmiş gibi duruyor Evliya. Tabii ki tek etkilendiği yer orası değil, Uluborlu kasabasına da bakımlı ve bayındır `Türkistán kuráları` yani köyleri içinden geçerek gittiğini söylüyor.

Gittiği her yerin dil özellikleri konusunda duyargaları gayet açık olan Çelebi, çeşitli Türk gruplarının `Akşehir` deyişlerini dikkatle kaydetmiş ve bu durumu Akşehir`in Türkistán elleri içinde olmasına bağlamıştır: `Ba`zılar Ahşehir derler, ba`zı Etrákler Ahşer derler, ba`zılar Akşár derler.

Türkistán viláyetleri olmağıla gûnágûn lehçe-i mahsusáları vardır. Rum şehirlerindendir...` Rumlar kurmuştur Akşehir`i ama Türkistan vilayetleri içindedir... Osmanlı`nın `Rum Vilayeti` ise başkadır ve Sivas, Amasya ve Tokat bölgesini içerir.

Oraya da bakalım ve Çelebi, Tokat için ne demiş görelim: `Gerçi diyár-ı Rûm-ı behcet-rüsûm-ı Sivas`dandır, ammá yine Türkistán add olunup re`áyá vü beráyásı gayet koyu Etrák`dir.`

Diyar-ı Rum`dan olmasına karşın yine de Türkistan sayılan Tokat`ı geçerek son bir örnek vereyim. Bu kez Maraş`tayız: `Ve bu şehir Türkistán şehirlerindendir ve iklim-i rábi`dedir.`

Anadolu Türkistan`a

Peki, Çelebi`yi izleyerek hiçbiri Orta Asya`da olmayan bu `Türkistan` şehirlerini dolaşmayı bırakalım. Ola ki Türkistan derken sadece `Türklerin yaşadığı yer` gibisinden basit ve somut bir şey demek istiyor; daha ötesini kastetmiyordur. Dolayısıyla, iki hususu sorgulayalım: Acaba, bu tek tek kentlerin toplamından daha büyük bir bölgeye ad olmuş bir Türkistan var mıdır? Varsa sınırları konusunda bir şeyler söylemek mümkün müdür? İskenderiye kentinden bahsederken Çelebi diyor ki `Mısır`ın baş iskelesidir ve cümle káfiristan ve Türkistán gemilerinin árámgáhıdır` (durağıdır). Káfiristanı anladık.

Gemilerin, o dönemde denize erişimi olmayan Orta Asya Türkistan`ı gemileri olamayacağı da açık. İşte bu kullanımdan çıkarsıyorum ki Evliya`nın kafasındaki Türkistan kullanımlarından biri de bir bölgeye, hem de içinde çeşitli şehirler, vilayetler barındıran büyük bir bölgeye ayrılmış durumdadır. Daha açık yazayım; adamcağız resmen `Türkiye` diye bir yerden gelen gemilerden bahsediyor ve biz henüz on yedinci yüzyıldayız, henüz on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı olmadı, güya Osmanlılar, böyle bir yer olduğundan henüz bihaberler!

Rumeli`den çıktım yola...

Bu Türkistan`ın kabaca da olsanerede olduğuna ve sınırlarına gelince; yine Çelebi`den bir alıntı yapıyorum. `Iklık` adı verilen ve kemençeye benzer bir sazdan bahsederken `...[B]u saz Arabistán`da ve Türkistán`da çokdur amma Rumeli`nde asla yokdur...` demekte.

Demek ki Rumeli, Rumeli`dir. Türkistan`dan başka bir yerdir! Bu küçük hipotezimi sınıyorum, Evliya Çelebi`nin Rumeli şehirleri için yazdıklarına bakıyorum. Ne kadar ilginç! Tek bir Rumeli şehri için bile `Türkistan şehirlerindendir` ifadesini kullanmamış. Tabii ki Rumeli yakasında da etnik Türkler var, ama Evliya bu Türklerin adından yola çıkarak `Türkistan` demiyor.

Demek ki Türklerin her yaşadığı yere değil, belirli bir yere Türkistan deniyor. Aynen, `Arap` sözcüğünden çıkarak Arabistan denmesi gibi. Üstelik Evliya`nın kafasında bu Arabistan`ı Türkistan`dan ayıran bir sınır da var ki yazdıklarından, bunun (bugünkü devlet sınırları tarafından da iyi kötü yansıtılan) Türk-Arap etnik sınırlarına karşılık geldiğini anlıyoruz.

Mesela, Antakya için, `Arabistán`ın ibtidá hudûdu olmağile` diyor...

Sonuçta, modernite öncesi bir dönemde de Türk etnoniminin Osmanlı İmparatorluğu`nun bir kısmına ad olduğunu söyleyebilir ve bu bölgeyi Anadolu olarak saptayabiliriz.

Önemli bir nokta şudur: Türkistan veya onun Batılı ardılı olan Türkiye henüz imparatorluğun bütünü için kullanılmamaktadır ki böyle bir kullanımın da kendi içinde türlü imaları vardır.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir


Bu habere benzer haberler:

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile