Türk tarihini bilmeyen enteller

Mustafa Sabri Efendi;``Bizim milletimiz kadar geçmişine küfreden ikinci bir millet yoktur``cümlesini sarf ederken galibe geleceği de içine katarak söylemiş.

Gerçi geçmişine küfredenlere Türk demekte yanlış.

Asrın mütefekkirlerinden birisinin dediği gibi ``Müslüman olmayan Türk, Türklükten dahi çıkmıştır``sözü ne kadar yerinde bir sözdür.

Hanımefendi kalkmış diyor ki; Dünyada hiçbir zaman barış olmamıştır. Hayat hep bir kavga ve çatışma içerisinde geçmiştir. Türklerde de böyle olmuş ve barış olmamıştır. Şimdi ki kavga ise Türkan Saylan`ın çocukları ile Fethullah Gülen`in çocukları arasında yaşanıyor. Ve hep devam edecek, diyor

Bunlar ne kendi uzman oldukları sosyoloji`den anlıyor ne pozitivizmden ne de laiklikten…

Bir beynamaz gibi ne doğulu olabiliyorlar ne batılı.

Ne Fransızların burjuvası nede ABD`nin elitlerine benzeyebiliyorlar.

Fransız entelektüel Tiscot;

``Fransızcayı çok iyi konuşmak, Fransız yemeklerini sevmekle her öğün yemekte şarap içmekle, hatta Fransızlar gibi yaşamak ve düşünmekle bir kimse Fransız olmaz``diyor. Tanıdığı birçok Türk aydının kendi milli kimliklerini geliştiremedikleri ve içinden geldikleri toplumun temel kültürü yani İslami-Osmanlı-Sufi dünyevi eşitçi karışımı kültürünü benimseyemedikleri için kendilerinin Türkiye`de de Fransa`da da yabancı kaldıklarını ifade ediyor``.

Fransız yazar meseleyi çok güzel izah etmiş.

Türkiye`de Türk olamayanlar, ABD`de Amerikalı olamıyor, Fransa`ya da Fransız kalıyorlar…

Kısaca söylemek gerekiyorsa ``vatansız`` coğrafyanın vatansız evlatları olarak bir yaşam sürüyorlar.

Seküler yaşama hapsolarak pozitivist düşüncenin altında kalan ruh yapıları ve agnostik maneviyatlarıyla Türk toplumunu değiştirmeye niyetlenmeleri ve bunu yaparken de başarısızlıklarını DARBE çığırtkanlığıyla süsleyerek; Türkiye`yi son bir-iki asırdır çıkmaza sürükleyip durdular.

İşte bunlardan biri de D-tipinin kalemşörü ``Temelkuran``.

Galiba Milliyet yazarı hiç tarih okumamış olacak ki Türk tarihini kavgacı göstermekten çekinmemiş.

Geçmişi olan Osmanlıyı araştırmayı dahi hiç düşünmemiş.

Osmanlıyı geçmişi saymıyorsa en azından yazar olarak tarih bilmesi gerekmiyor muydu bu hanımefendinin?

Hz.Muhammed(S.A.V) döneminden hiç mi haberi olmamış?

Fetihten sonra ve Ömer Bin Abdülaziz döneminde adaletin hâkim olduğu bir coğrafyada savaş nerede vardı da biz bilmiyoruz?

3 kıta 7 deniz`e hâkimken; yani sikke-i bizim vurduğumuz, mührü bizim bastığımız, 400 yıl lider devlet olduğumuz dönemde dünyada barış yok muydu?

Hıristiyan`ıyla-Müslüman`ıyla â€`Yahudi`si-başı açığı ve kapalısıyla- Osmanlı coğrafyasında huzur içinde yaşayan bir milleti varken; Sayın Temelkuran, bu güzellikleri göz ardı edip neden geçmişin tamamını bir savaş içerisinde gösteriyor ?

Çeşitli zaman aralıklarında dünya nüfusunun yüzde 10`nun yaşamış olduğu kavgaları göz önüne alarak dünyada hiçbir zaman barışın sağlanmadığını söylemek, tamamen bir dalalet bataklığına düşmek demektir ki; bu da bizim ülke aydını için çok vahim bir durumdur.

*

Fethullah Gülen ile Türkan Saylan`ın çocuklarının meselesine gelince bu konuyu konuşmaya bile gerek yoktur.

Çünkü aradaki fark yıldızlarla - yeni yapılan bir inşaatın arasındaki mesafeden de ötedir.

Saylan`ın, Türkiye çapında küçük çocukların bile sayacağı kadar okulu varken; Gülen ise okulların sayısını sayamayacak durumda.

Saylan, başörtülü kız çocukları ile namaz kılan erkek çocuklarını adam yerine koymazken; Gülen Hıristiyan, Yahudi ve Ateistlerle konuşabilen ve onlara İslam`ın hoşgörüsünü götürecek kadar evrensel bir öğretiye sahip.

Saylan, arkasındaki küçük bir dernekle- azınlık kesim(yüzde 25`lik dilim) ``Bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz, çünkü biz asılız`` ifadesini kullanarak totaliter bir rejimin kokularını fısıldarken; Gülen ise arkasındaki küresel güce rağmen otokrat bir rejimden değil dünya barışı için huzur adacıkları oluşturuyor.

Saylan`ın çocukları dünyayı, maddeyi ve çatışmayı öğrenirken, Gülen`in talebeleri ise çağın önünden giderek dünyaya yön vermeyi, maddeyi-manayı ve hoşgörüyü birleştirerek, insanlığa anlatıyor.

Yani birisi Somali`nin çorak çöllerine fidan dikerken, diğer ise dünyanın ileride yaşayacağı kaosun önüne geçmek için Türkiye`de ve dünyanın çeşitli yerlerinde verimli sulak araziler oluşturuyor.

Yani böyle bir durumda kalkıp kıyas yapmak, tamamen aydın sapmasının klasik bir örneği olacaktır.

*

Evet, Fransızlara özenen burjuva yazarları önce geçmişlerini çok iyi öğrenmeli ve saf zihinleri bulandırmaktan biran önce vazgeçmelidirler.

Hali pür-melalleri gittikçe, halk nazarında cahil ve fikirzede olarak kalmaya devam edeceklerdir.

RAUF ATİLLA POLAT- Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile