Prof. Dr. Umay Günay Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde "destan" terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal,tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli uslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını , gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebeb açıklayan ve Batı Edebiyatında "epope" terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde "destan" adı ile anılmaktadır.
Bütün dünya edebiyatlarının baÅŸlangıç eserleri olan destanlar, çeÅŸitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleÅŸtirilmiÅŸ uzun manzum hikayeleridir. Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak deÄŸerler, kurallar, anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaÅŸatıldığı toplumun geçmiÅŸini ve geleceÄŸini temsil ettiÄŸi için dünya edebiyatının en ülkücü eserleri olarak kabul edilirler. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doÄŸru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti ,doÄŸruları ve deÄŸerleri ile idealleÅŸtirilir, eski hatıralarla birleÅŸtirilerek tarihî gerçekmiÅŸ gibi anlatılırlar.Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü , hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır. Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaÅŸcılık yanında verdiÄŸi sözde durma , acizlere ve maÄŸluplara hoÅŸgörü ile yaklaÅŸma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak deÄŸer ve kabullerdir. Türk destanları,kâinatın, insanın, kadının ve erkeÄŸin yaradılışı, Türk milletinin doÄŸuÅŸu, çeÅŸitli Türk devletlerinin kuruluÅŸ geliÅŸme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebeb açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır. ilk örneklerinin manzum olduÄŸu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaÅŸayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır.DiÄŸer Türk destanları çeÅŸitli kaynaklarda özet, epizot, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır. Türk tarihine anahatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle baÅŸlamış ve yeni toprakları yurt edinerek geliÅŸmiÅŸtir. ilk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terkedilmemiÅŸtir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya'dan itibaren dünya coÄŸrafyası üzerinde geniÅŸ alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukda ve çeÅŸitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaÅŸamaktadır. Türk kültürü de tarih ve coÄŸrafyadaki çok boyutluluÄŸa paralel olarak çeÅŸitlenmiÅŸ farklı seviye ve birikimlerle zenginleÅŸerek ve farklılaÅŸarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaÅŸmıştır. Bu sebeble Türk destanları da tarihî ve coÄŸrafî çok boyutluluÄŸun getirdiÄŸi dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeÅŸitlenmiÅŸtir. Türk destanları, anahatlarıyla kültür dâirelerine, kronolojik ve içinde teÅŸekkül ettikleri veya muhafaza edildikleri siyâsî birliklere göre şöyle sınıflandırılmaktadırlar: (DESTANLARIN TAM METNİ İÇİN LÜTFEN BAÅžLIKLARA TIKLAYINIZ) İlk Türk Destanları (DESTANLARIN TAM METNİ İÇİN LÜTFEN BAÅžLIKLARA TIKLAYINIZ) Türk Kozmogonisi-Yaradılış Destanı: Altaylardan Verbitskiy'in derlediÄŸi yaradılış destanı özetle şöyledir: Yer gök hiç bir ÅŸey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen'e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi : Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayımÅŸ Su içinde yaÅŸayan Ak Ana,su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen'e şöyle dedi : Yaratmak istiyorsan  Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren : De ki hep," yaptım oldu " baÅŸka bir ÅŸey söyleme. Hele yaratır iken,"yaptım olmadı" deme. Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç gitmedi . insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : " Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz." Tanrı Ülgen yere bakarak : " Yaratılsın yer!" Göğe bakarak "Yaratılsın Gök!" Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuÅŸ. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuÅŸ.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı ÅŸire'ye balıkları denetleme görevi vermiÅŸ. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneÅŸe deÄŸen etekleri dünyaya deÄŸmeÄŸen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuÅŸ.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuÅŸ kalmışdı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneÅŸden baÅŸka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü" insanoÄŸlu bu olsun, insana olsun baba." dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana "Erlik" adını verdi ve onu kardeÅŸi kabul etti. Ancak Erlik'in yüreÄŸi kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik'in yarattığı dünyaya zarar vereceÄŸini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek baÅŸlarına akıl verdi.Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere'yi yarattı ve onu insanoÄŸlunun başına han yaptı. Yakut'lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yardılış destanının yakın varyantı niteliÄŸindedir . XIX.yüzyıl'da derlenen bu efsanelerin çeÅŸitli din ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir. Alp Er Tunga Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve ÅŸu olmak üzere iki destan tesbit edilmiÅŸtir. Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaÅŸamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır. Alp Er Tunga Orta Asya'daki bütün Türk boylarını birleÅŸtirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aÅŸarak Anadolu Suriye ve Mısır'ı fethetmiÅŸ ve Saka devletini kurmuÅŸtur. Alp Er Tunga'nın hayatı savaÅŸlarla geçmiÅŸtir. Uzun süre mücadele ettiÄŸi iranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev 'in davetinde hile ile öldürülmüştür. Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem iranlılar arasında yaÅŸatılmıştır. Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot'ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında "Dokuz OÄŸuzlar" arasında "Er Tunga" adına yapılan "yuÄŸ" merasiminden söz edilmektedir. Turfan ÅŸehrinin batısında bulunan "Bezegelik" mabedinin duvarında da Alp Er Tunga'nın kanlı resmi bulunmaktadır. "Divan ü Lügat-it Türk" ün yazarı KaÅŸgarlı Mahmud'a ve " Kutadgu Bilig" yazarı Yusuf Has Hacip'e göre "Alp Er Tunga" iran destanı "ÅŸehname" deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı "Efrasiyab"dır. Divan ü Lûgat-it Türk'de Turan hükümdarlığının merkezi olarak "KaÅŸgar" ÅŸehri gösterilmektedir. islâmiyeti kabul etmiÅŸ olan Karahanlı devleti hükümdarları da kendilerinin "Efrasyap" sülalesinden geldiklerine inanmışlar ve bunu ifade etmiÅŸlerdir. MoÄŸol tarihçisi Cüveyni de Uygur devletinin hükümdarlarının da Efrasyap soyundan olduÄŸunu yazmaktadır. ÅŸecere-i Terakime'ye göre Selçuklu Sultanları kendilerini Efrasyab soyundan kabul ederlerdi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğıinin dağılmasından sonra iletiÅŸim kurmak imkânı bulduÄŸumuz ve Rusların Yakut adını verdiÄŸi Türk gurup aslında kendilerine Saka dediklerini söylemiÅŸlerdir. Tarih içinde kaybolduÄŸunu düşündüğümüz Saka Türklerinin az da olsa bir bölümünün bugün hayatiyetlerini sürdürmeleri pek çok meselenin yeniden araÅŸtırılarak doÄŸruların ortaya çıkmasına yardımcı olabilecektir.Tarihçi Mesudî de M.S. 7. yüzyılın başındaki Köktürk hakanının "Efrasyab" soyundan olduÄŸunu yazmaktadır. Bütün bu bilgilerden hareketle "Tunga Alp" le ilgili efsanelerin Kök Türklerden önce doÄŸu ve orta TiyanÅŸan alanında yaÅŸayan Türkler arasında meydana geldiÄŸini ve bu destanın daha sonraları Kök Türk ve Uygurlar arasında yaÅŸayarak devam ettiÄŸini göstermektedir.Alp Er Tunga destanının metni bu güne ulaÅŸamamıştır. Bir kısmından yukarıda bahsettiÄŸimiz kaynaklarda bu deÄŸerli Saka hükümdarı ve kahramanı hakkında bilgiler ve bir de sagu (ağıt) tesbit edilmiÅŸtir: Alp Er Tunga Öldü mü Dünya sahipsiz kaldı mı Korkak öcünü aldı mı ÅŸimdi yürek yırtılır  Felek yarar gözetti Gizli  tuzak uzattı BeÄŸlerbeyini kaptı Kaçsa nasıl kurtulur  Erler kurt gibi uludular Hıçkırıp yaka yırttılar Acı seslerle bağırdılar AÄŸlamaktan gözleri kapandı  BeÄŸler atlarını yordular Kaygı onları durdurdu Benizleri yüzleri sarardı Safran sürülmüş gibi oldular Kutadgu Bilig'de "Alp Er Tunga" hakkında ÅŸu bilgi verilmektedir: " EÄŸer dikkat edersen görürsün ki dünya beyleri arasında en iyileri Türk beyleridir. Bu Türk beyleri arasında adı meÅŸhur ikbali açık olanı Tonga Alp Er idi. O yüksek bilgiye ve çok faziletlere sahip idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiÄŸit adam idi ; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. iranlılar ona Efrasiyap derler; bu Efrasiyap akınlar hazırlayıp ülkeler zaptetmiÅŸtir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için pek çok fazilet, akıl ve bilgi lâzımdır. iranlılar bunu kitaba geçirmiÅŸlerdir.Kitapta olmasa onu kim tanırdı." Bugünkü bilgilerimize göre Alp Er Tunga ile ilgili en geniÅŸ bilgi iran destanı ÅŸehname'de tesbit edilmiÅŸtir. ÅŸehname'nin baÅŸlıca konularından biri iran -Turan savaÅŸlarıdır. Bu destana göre en büyük Turan kahramanı önce ÅŸehzade sonra hükümdar olan Efrasyap'tır.ÅŸehname'deki Alp Er Tunga ile ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir: "Turan ÅŸehzadesi Efrasyap babasının isteÄŸi üzerine iran'a harp açtı. iki ordu Dihistan'da karşılaÅŸtılar.Boyu servi, göğsü ve kolları arslan gibi ve fil kadar kuvvetli olan Efrasyap, iranlı'ları yendi. iran padiÅŸahı Efrasyap'a esir düştü. iran'ın ilk intikamını o zaman iran'a baÄŸlı olan Kabil PadiÅŸahı Zal aldı. Zal baÅŸarılı olmasına raÄŸmen iran ÅŸahının öldürülmesini engelleyemedi. Efrasyab iran'ı ele geçirmek için yeni bir savaÅŸ açtı. iran'ın yetiÅŸtirdiÄŸi en büyük kahramanlardan Zal oÄŸlu Rüstem Efrasyab'ın üzerine yürüdü.. Efrasyab ile Zal oÄŸlu Rüstem arasında bitmez tükenmez savaÅŸlar yapıldı. iran tahtında bulunan Keykâvus, hem oÄŸlu SiyavuÅŸ'u hem de Zal oÄŸlu Rüstem'i darılttı. SiyavuÅŸ Efrasyap'a sığındı . SiyavuÅŸ'un Turan'da bulunduÄŸu sırada evlendiÄŸi Türk beyi Piran'ın kızından bir oÄŸlu oldu. SiyavuÅŸ oÄŸluna babası Keyhusrev'in adını verdi. Efrasyab uzun yıllar Turan'da hükümdarlık etti. iran'lılar SiyavuÅŸ'un oÄŸlu Keyhusrev'i kaçırarark iran tahtına oturttular. Keyhusrev ZaloÄŸlu Rüstem'le iÅŸbirliÄŸi yaptı ve Turan ordularını yendi. Keyhusrev ile Efrasyap defalarca savaÅŸtılar. Sonunda ordusuz kalan Efrasyap Keyhusrev'in adamları tarafından öldürüldü. ÅŸehname'de Efrasyap adıyla anılan Turan hükümdarı Alp Er Tunga'nın iran hükümdarlarına sık sık yenildiÄŸi anlatılmaktadır. Ancak iran Turan savaÅŸlarında iran hükümdarları sürekli deÄŸiÅŸmiÅŸ ı4o yıl yaÅŸadığı rivayet edilen Alp Er Tunga ise mücadeleye devam etmiÅŸtir. Bu durum Efrasyap'ın baÅŸarısız olmadığını gösterir. Gerçek destan metni bulunduÄŸu takdirde bu destanla ilgili daha saÄŸlıklı deÄŸerlendirmeler yapılabilir görüşündeyim. Åžu Destanı : Åžu destanı M.Ö. 330-327 yıllarındaki olaylarla baÄŸlantılıdır. Bu tarihlerde Makedonyalı iskender, iran'ı ve Türkistan'ı istilâ etmiÅŸti. Bu dönemde Saka hükümdarının adı ÅŸu idi. Bu Destan Türklerin iskender'le mücadelelerini ve geriye çekilmeleri anlatımaktadır. DoÄŸuya çekilmeyen 22 ailenin Türkmen adıyla anılmaları ile ilgili sebeb açıklayıcı bir efsane de bu destan içinde yer almaktadır. KaÅŸgarlı Mahmud Divan ü Lügat-it Türk'de iskender'den Zülkarneyn olarak bahsetmektedir.Destanın tesbit edilebilen kısa metni şöyle özetlenebilir: iskender, Türk memleketlerini almak üzere harekete geçtiÄŸinde Türkistan'da hükümdar ÅŸu isminde bir gençti. iskender'in gelip geçici bir akın düzenlediÄŸine inanıyordu.Bu sebeble de iskender'le savaÅŸmak yerine doÄŸuya çekilmeÄŸi uygun bulmuÅŸtu. iskender'in yaklaÅŸtığı haberi gelince kendisi önde halkı da onu izleyerek doÄŸuya doÄŸru yol aldılar. Yirmi iki aile yurtlarını bırakmak istemedikleri için doÄŸuya gidenlere katılmadılar. Giden gurubun izlerini takip ederek onlara katılmaya çalışan iki kiÅŸi bu 22 kiÅŸiye rastladı. Bunlar birbirleriyle görüşüp tartıştılar. 22 kiÅŸi bu iki kiÅŸiye: "Erler iskender gelip geçici bir kiÅŸidir. Nasıl olsa gelip geçer , o sürekli bir yerde kalamaz. Kal aç" dediler. Bekle , eÄŸlen, dur anlamına gelen "Kalaç" bu iki kiÅŸinin soyundan gelen Türk boyunun adı oldu. iskender Türk yurtlarına geldiÄŸinde bu 22 kiÅŸiyi gördü ve Türk'e benziyor anlamında " Türk maned " dedi.Türkmenlerin ataları bu 22 kiÅŸidir ve isimleri de iskender'in yukarıdaki sözünden kaynaklanmıştır. Aslında Türkmenler, Kalaçlarla birlikte 24 boydur ama Kalaçlar kendilerini ayrı kabul ederler. Hükümdar ÅŸu Uygurların yanına gitti. Uygurlar gece baskını yaparak iskender'in öncülerini bozguna uÄŸrattılar.Sonra iskender ile ÅŸu barıştılar. iskender Uygur ÅŸehirlerini yaptırdı ve geri döndü. Hükümdar ÅŸu da Balasagun'a dönerek bugün ÅŸu adıyla anılan ÅŸehri yaptırdı ve buraya bir tılsım koydurttu. Bugün de leylekler bu ÅŸehrin karşısına kadar gelir, fakat ÅŸehri geçip gidemezler. Bu tılsımın etkisi hâlâ sürmektedir. Bu destana göre iskender Türkistan'a geldiÄŸinde Türkmenlerin dışındaki Türkler doÄŸuya çekilmiÅŸlerdi. iskender Türkistanda mukavemetle karşılaÅŸmamış bu sebeble de ilerlememiÅŸtir. Büyük ölçüde çadırlarda yaÅŸayan Türkler iskender'in seferinden sonra ÅŸehirler kurmuÅŸ ve yerleÅŸik hayatı geliÅŸtirmiÅŸlerdir. Hun - OÄŸuz Destanı : OÄŸuz KaÄŸan destanı M.Ö. 209-174 tarihleri arasında hükümdarlık yapmış olan Hun hükümdarı Mete'nin hayatı etrafında ÅŸekillenmiÅŸtir. Bütün Türk destanlarında olduÄŸu gibi bu destanın da ilk ÅŸekli günümüze ulaÅŸmamıştır. Bugün, elimizde OÄŸuz destanının üç varyantı bulunmaktadır. XIII ile XVI yüzyıllar arasında Uygur harfleriyle yazılmış ve islâmiyetten önceki inancı yansıtan varyantın ilk örneÄŸi temsil ettiÄŸi kabul edilebilir. XIV. yüzyıl başında yazıldığı bilinen Reşîdeddîn'in Câmiüt-Tevârih adlı eserinde yer alan Farsça OÄŸuz KaÄŸan Destanı islâmî varyantların ilkini temsil etmektedir. OÄŸuz KaÄŸan Destanının üçüncü varyantı ise XVII. yüzyılda Ebü'l-Gazî Bahadır Han tarafından Türkmenler arasındaki sözlü rivayetlerden ve önceki yazmalardan faydalanarak yazılmıştır. OÄŸuz KaÄŸan Destanının islâmiyet Öncesi Rivayeti Ay KaÄŸan'ın yüzü gök , aÄŸzı ateÅŸ, gözleri elâ ,saçları ve kaÅŸları kara perilerden daha güzel bir oÄŸlu oldu. Bu çocuk annesinden ilk sütü emdikten sonra konuÅŸtu ve çiÄŸ et ,çorba ve ÅŸarap istedi.Kırk gün sonra büyüdü ve yürüdü. Ayakları öküz ayağı , beli kurt beli, omuzları samur omzu, göğsü ayı göğsü gibiydi. Vücudu baÅŸtan aÅŸağı tüylüydü. At sürüleri güder ve avlanırdı. OÄŸuz'un yaÅŸadığı yerde çok büyük bir orman vardı. Bu ormanda çok büyük ve güçlü bir gergedan yaşıyordu. Bir canavar gibi olan bu gergedan at sürülerini ve insanları yiyordu. OÄŸuz cesur bir adamdı. Günlerden bir gün bu gergadanı avlamaÄŸa karar verdi. Kargı, yay, ok, kılıç ve kalkanını aldı ve ormana gitti. Bir geyik avladı ve onu söğüt dalı ile aÄŸaca baÄŸladı ve gitti. Tan aÄŸarırken geldiÄŸinde gergedanın geyiÄŸi almış olduÄŸunu gördü. Daha sonra OÄŸuz, avladığı bir ayıyı altın kuÅŸağı ile aÄŸaca baÄŸladı ve gitti. Tan aÄŸarırken geldiÄŸinde gergedanın ayıyı da aldığını gördü. Bu sefer kendisi aÄŸacın altında bekledi. Gergedan geldi ve başı ile OÄŸuz'un kalkanına vurdu. OÄŸuz kargı ile gergedanı öldürdü. Kılıcı ile başını kesti. Gergedanın barsaklarını yiyen ala doÄŸanı da oku ile öldürdü ve başını kesti. Günlerden bir gün OÄŸuz KaÄŸan Tanrıya yalvarırken karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. GüneÅŸden ve aydan daha parlaktı. Bu ışığın içinde alnında kutup yıldızı gibi parlak bir ben bulunan çok güzel bir kız duruyordu. Bu kız gülünce gök tanrı da gülüyor, kız aÄŸlayınca gök tanrı da aÄŸlıyordu.OÄŸuz bu kızı sevdi ve bu kızla evlendi. Günler ve gecelerden sonra bu kız üç oÄŸlan çocuk doÄŸurdu. Çocuklara Gün, Ay ve Yıldız isimlerini verdiler. OÄŸuz ormanda ava çıktığı günlerden birinde göl ortasında bir aÄŸaç gördü. AÄŸacın kovuÄŸunda gözü gökten daha gök, saçı ırmak gibi dalgalı, inci gibi diÅŸli bir kız oturuyordu. Yeryüzü halkı bu kızın güzelliÄŸini görse dayanamaz ölüyoruz derlerdi. OÄŸuz bu kızı sevdi ve onunla evlendi. Günlerden gecelerden sonra OÄŸuz'un bu kızdan da üç oÄŸlu oldu. Bu çocuklara Gök, DaÄŸ ve Deniz isimlerini koydular. OÄŸuz KaÄŸan büyük bir toy(ÅŸenlik) verdi. Kırk masa ve kırk sıra yaptırdı.ÇeÅŸit çeÅŸit yemekler,ÅŸaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.Toydan sonra Beylere ve halka OÄŸuz KaÄŸan ÅŸunları söyledi: Ben sizlere  kaÄŸan oldum Alalım yay  ile  kalkan NiÅŸan olsun  bize  buyan Bozkurt  olsun  bize  uran Av yerinde  yürüsün  kulan Dana deniz, daha müren GüneÅŸÂ Â bayrak gök kurıkan OÄŸuz KaÄŸan bu toydan sonra dünyanın dört bir tarafına elçilerle ÅŸu mektubu gönderdi:" Ben Uygurların kaÄŸanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kaÄŸanı olmam gerekir. Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baÅŸ eÄŸerse, hediyelerini kabul eder ve onu dost edinirim. Kim baÅŸ eÄŸmezse, gazaba gelirim. Onu düşman sayarım. Onunla savaşır ve yok ettiririm". Yine o zamanlarda saÄŸ yanda bulunan Altun KaÄŸan, OÄŸuz KaÄŸan'a pek çok altın gümüş ve deÄŸerli taÅŸlar hediye etti ve ona itaat ederek dostluk kurdu. OÄŸuz KaÄŸanın sol yanında ise askerleri ve ÅŸehirleri çok olan Urum KaÄŸan vardı. Urum KaÄŸan OÄŸuz KaÄŸanı dinlemezdi. OÄŸuz KaÄŸan'ın isteklerini gene kabul etmedi. OÄŸuz KaÄŸan gazaba geldi, bayrağını açtı ve askerleriyle birlikte Urum KaÄŸana doÄŸru yürüdü.Kırk gün sonra Buz DaÄŸ'ın eteklerine geldi. Çadırını kurdurdu ve sessizce uyudu. Tan aÄŸarınca OÄŸuz KaÄŸanın çadırına güneÅŸ gibi bir ışık girdi.O ışıktan gök tüylü gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: " Ey OÄŸuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey OÄŸuz ben senin önünde yürüyeceÄŸim."dedi. Bunun üzerine OÄŸuz çadırını toplattırdı ve ordusuyla birlikte kurdu izlediler. Gök tüylü gök yeleli büyük erkek kurt itil Müren denizi yakınındaki Kara dağın eteÄŸinde durdu. Urum Hanın ordusu ile OÄŸuz KaÄŸanın ordusu arasında büyük savaÅŸ oldu. OÄŸuz KaÄŸan savaşı kazandı, Urum Hanın hanlığını ve halkını aldı.OÄŸuz KaÄŸan ve askerleri Gök tüylü ve gök yeleli kurdu izleyerek itil ırmağına geldiler. OÄŸuz KaÄŸan'ın beylerinden UluÄŸ Ordu bey itil ırmağını geçmek için aÄŸaçlardan sal yaptı ve böylece karşıya geçtiler. OÄŸuz'un bu buluÅŸ hoÅŸuna gittiÄŸi için bu UluÄŸ Ordu Bey'e "Kıpçak" adını verdi. Gök tüylü gök yeleli kurdu izleyerek yeniden yola devam ettiler. OÄŸuz KaÄŸan'ın çok sevdiÄŸi alaca atı Buz DaÄŸa kaçtı. OÄŸuz KaÄŸanın çok üzüldüğünü gören kahraman beylerinden biri Buz DaÄŸa çıktı ve dokuz gün sonra alaca atı bularak geri döndü. OÄŸuz KaÄŸan atını ve karlarla örtünmüş kahraman beyi görünce çok sevindi. Atını getiren bu beye: " Sen buradaki beylere baÅŸ ol. Senin adın ebediyen Karluk olsun." dedi. Bir süre ilerledikten sonra gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Çürçet yurdu adı verilen bu yerde Çürçetlerin kaÄŸanı ve halkı OÄŸuz KaÄŸana boyun eÄŸmeyince büyük savaÅŸ oldu. OÄŸuz KaÄŸan, Çürçet Kağını yendi ve halkını kendisine baÄŸladı. OÄŸuz KaÄŸan, ordusunun önünde yürüyen bu gök tüylü gök yeleli erkek kurdla Hint, Tangut, Suriye, güneyde Barkan gibi pek çok yeri savaÅŸarak kazandı ve yurduna kattı. Düşmanları üzüldü, dostları sevindi. Pek çok ganimet ve atla evine döndü. Günlerden bir gün OÄŸuz KaÄŸanın tecrübeli bilge veziri UluÄŸ Bey rüyasında bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Altın yay gün doÄŸusundan gün batısına kadar uzanıyordu. Üç gümüş ok da kuzeye doÄŸru gidiyordu.OÄŸuz KaÄŸan bu rüyayı dinleyince yurdunu oÄŸulları arasında paylaÅŸtırdı. Köktürk Destanı Köktürklerle ilgili tesbit edilen destanın iki farklı rivayeti bulunmaktadır. Çin kaynaklarında tesbit edilen varyant "Bozkurt", Ebü'l-Gâzi Bahadır Han tarafından tesbit edilen varyant ÅŸecere-i Türk'te ise "Ergenekon" adıyla verilmiÅŸtir. Ergenekon Destanı MoÄŸol ilinde OÄŸuz Han soyundan il Han'ın hükümdarlığı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han MoÄŸol ülkesine savaÅŸ açtı. ilhan'ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diÄŸer boylardan da yardım alarak yendi. ilhanın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız il Han'ınn küçük oÄŸlu Kıyan ve eÅŸi ile yeÄŸeni Nüküz ile eÅŸi kaçıp kurtulmayı baÅŸardılar.Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeÄŸe karar verdiler. Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağıda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akar sular,pınarlar, çeÅŸitli bitkiler, çayırlar, meyva aÄŸaçları, çeÅŸitli avların bulunduÄŸu bir yere gelince Tanrıya şükrettiler ve burada kalmaÄŸa karar verdiler. Dağın doruÄŸu olan bu yere daÄŸ kemeri anlamında "Ergene" kelimesiyle "dik" anlamındaki "Kon" kelimesini birleÅŸtirerek "Ergenekon" adını verdiler. Kıyan ve Nüküz'ün oÄŸulları çoÄŸaldı. Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoÄŸaldılarki Ergenekon'a sığamadılar.Atalarının buraya geldiÄŸi geçitin yeri unutulmuÅŸtu.Ergenekon'un çevresindeki daÄŸlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritirlerse yol açılabileceÄŸini söyledi. Demirin bulunduÄŸu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateÅŸi yaktılar. YetmiÅŸ yere koydukları yetmiÅŸ körükle hep birden körüklediler.Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı.ilhan'ın soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiÅŸ olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar. Egenekondan çıktıkları gün olan 21 martta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırırlar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak döğerler. Bugün hem yeniden özgür hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır. Uygur Destanları  Uygurlara âit TüreyiÅŸ ve Göç isimli iki destan parçası tesbit edilmiÅŸtir.TüreyiÅŸ parçası Çin kaynaklarından Göç ise hem Çin hem iran kaynaklarında bulunmaktadır. TüreyiÅŸ Destanı Eski Hun beylerinden birinin çok güzel iki kızı vardı. Bu bey kızları ile ancak Tanrıların evlenebileceÄŸini düşünüyordu. Bu sebeble ülkesinin kuzey tarafında yüksek bir kule yaptırarak iki güzel kızını Tanrılarla evlenmek üzere buraya yerleÅŸtirdi. Bir süre sonra kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduÄŸu düşüncesiyle kızlar bu kurtla evlendiler. Bu evlenmeden doÄŸan Dokuz OÄŸuzların sesi kurt sesine benzerdi. Göç Destanı Uygurların yurdunda "Hulin" isimli bir daÄŸ vardı. Bu daÄŸdan TuÄŸla ve Selenge isimli iki ırmak çıkardı. Bir gece oradaki bir aÄŸacın üzerine gökten ilâhi bir ışık indi. iki ırmak arasında yaÅŸayan halk bunu dikkkatle izlediler. AÄŸacın gövdesinde ÅŸiÅŸkinlik oluÅŸtu, ilâhi ışık dokuz ay on gün ÅŸiÅŸkinlik üzerinde durdu. AÄŸacın gövdesi yarıldı ve içinden beÅŸ çocuk göründü. Bu ülkenin halkı bu çocukları büyüttü. En küçükleri olan BuÄŸu Han büyüyünce hükümdar oldu. Ülke zengin halk mutlu oldu. Çok zaman geçti. YuluÄŸ TiÄŸin isimli bir prens hükümdar oldu. Çinlilerle çok savaÅŸtı. Bu savaÅŸlara son vermek için OÄŸlu Galı Tigini bir Çin prensesi ile evlendirmeÄŸe karar verdi. Çinliler , prensese karşılık hükümdardan Tanrı dağının eteÄŸindeki Kutlu DaÄŸ adını taşıyan kayayı istediler. Gali Tigin kayayı verdi. Çinliler kayayı götürmek için kayanın etrafında ateÅŸ yaktılar, kaya kızınca üzerine sirke döktüler. Ufak parçalara ayrılan kayayı arabalara koyarak Çin'e taşıdılar. Memleketteki bütün kuÅŸlar, hayvanlar kendi dilleriyle bu kayanın gidiÅŸine aÄŸladılar. Bundan yedi gün sonra da Gali Tigin öldü. Kıtlık ve kuraklık oldu . Yurtlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldılar. Buraya kadar kısaca tanıtmaÄŸa çalıştığımız Türklerin ilk dönem edebî eserleri olan Yaratılış, Alp Er Tunga, ÅŸu, OÄŸuz KaÄŸan, Ergenekon, TüreyiÅŸ ve Göç destanları bugünkü bütün Türk Cumhuriyet ve Topluluklarının ortak destanları olarak kabul edilmektedir. Büyük bir ihtimalle XV. yüzyılda yazıya geçirildiÄŸi kabul edilen "Dede Korkut Hikâyeleri" nin Hun-OÄŸuz Destan dâiresinden ayrılmış destan parçası olduÄŸu görüşü oldukça yaygındır. Dede Korkut Hikâyeleri ve bu hikâyelerin hem anlatıcısı hem de kahramanlarından biri olan Dede Korkut bütün Türk dünyasında ortak olarak tanınan sözlü ve yazılı gelenekte yaÅŸatılan önemli eserlerden biridir. Türklerin X. yüzyılda büyük kitleler halinde islâmiyeti kabul etmelerinden ve OÄŸuzların büyük bir bölümünün batıya bugünkü Anadolu topraklarına göçmelerinden sonra gerek Orta Asyada gerek Anadolu , Balkanlar ve Orta DoÄŸuda, Türkler farklı siyasî birlikler içinde yaÅŸamışlardır. X. yüzyıldan sonra teÅŸekkül eden destanlardan KöroÄŸlu dışındakiler Türk topluluk ve guruplarının iletiÅŸimleri ölçüsünde yaygınlaÅŸmıştır. KöroÄŸlu destanı XVI. yüzyılda Anadolu'da teÅŸekkül etmiÅŸ ve hemen hemen bütün Türk dünyası tarafından benimsenmiÅŸ ve çeÅŸitlenerek yaÅŸatılmaktadır. İslâmiyetin Kabulünden Sonraki Türk Destanları Karahanlı hükümdarı Satuk BuÄŸra Han X. yüzyılda islâmiyeti resmen devlet dini olarak kabul etmiÅŸtir. islâmiyetten sonra ilk teÅŸekkül eden destan da bu hükümdarın islâmiyeti kabul ve yaymak için yaptığı mücadelelerin efsanelerle zenginleÅŸtirilerek anlatımıyla doÄŸmuÅŸtur. Bu destanın bir elyazmasında bulunan metni kısaca şöyle özetlenebilir : Satuk BuÄŸra Han Destanı Hz. Muhammed kanatlı atı Burak'ın sırtında göklere yükseldiÄŸi "Mirâc Gecesinde" gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail'e bunun kim olduÄŸunu sorar. Cebrail : " Bu peygamber deÄŸildir. Bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan'da sizin dininizi yayacak olan bu ruh " Abdülkerim Satuk BuÄŸra Han" adını alacaktır." Hz. Muhammed yeryüzüne döndükten sonra hergün islâmiyeti Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti. Hz. Muhammed'in arkadaÅŸları da bu ruhu görmek istediler. Hz. Muhammed dua etti. BaÅŸlarında Türk baÅŸlıkları bulunan silâhlı, kırk atlı göründü. Satuk BuÄŸra Han ve arkadaÅŸları selâm verip uzaklaÅŸtılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk BuÄŸra Han, KaÅŸgar Sultanının oÄŸlu olarak dünyaya geldi. Satuk BuÄŸra Hanın doÄŸduÄŸu gün yer sarsılmış, mevsim kış olduÄŸu halde bahçeler , çayırlar çiçeklerle örtülmüştü. Falcılar bu çocuÄŸun büyüyünce müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Satuk BuÄŸra Hanı, annesi : " Müslüman olduÄŸu zaman öldürürsünüz." diyerek ölümden kurtarır. Satuk BuÄŸra Han ı2 yaşında arkadaÅŸlarıyla birlikte ava çıkmaÄŸa baÅŸlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavÅŸanın arkasından hızla koÅŸarken arkadaÅŸlarından uzaklaşır. Kaçan tavÅŸan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır.Satuk BuÄŸra Han'ın sonradan Hızır olduÄŸunu anladığı bu yaÅŸlı kiÅŸi ona müslüman olmasını öğütler ve islâmiyeti anlatır. Satuk BuÄŸra, KaÅŸgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. KaÅŸgar Hanı, müslüman olmayacağını söyler. Satuk BuÄŸra Han'ın iÅŸaretiyle yer yarılır ve hükümdar topraÄŸa gömülür. Satuk BuÄŸra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde islâmiyeti kabul ederler. Satuk BuÄŸra Han, ömrünü müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiÅŸtir. Menkabelere göre Satuk BuÄŸra Han'ın düşmana uzatıldığında kırk adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateÅŸler saçıyormuÅŸ. 96 yaşında Tanrıdan davet almış bu sebeble KaÅŸgar'a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür. Manas Destanı  Kırgız Türkleri arasında doÄŸan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaÅŸamaktadır. Bu destanın XI ile XII. yüzyıllarda meydana geldiÄŸi düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, OÄŸuz KaÄŸan destanının islâmî rivayetindeki ve Satuk BuÄŸra Han gibi islâmiyeti yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında islâmiyet öncesi Türk kültür , inanç ve kabullerinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 4oo.ooo mısra olan Manas destanı Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliÄŸindedir.  Cengiz-nâme Ortaasya'da yaÅŸayan Türk boyları arasında XIII. yüzyılda doÄŸup geliÅŸmiÅŸtir. Cengiznâme MoÄŸol hükümdarı Cengiz'in hayatı, kiÅŸiliÄŸi ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz'in oÄŸulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiÅŸtir. Orta Asya'da yaÅŸayan Türkler özellikle de BaÅŸkurd, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaÅŸatmışlardır. Cengiz-nâme'de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur TüreyiÅŸ destanının kahramanları gibi gün ışığı ile Kurt-Tanrı'nın çocuÄŸu olarak doÄŸar. Cengiz-nâme, MoÄŸol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiÄŸinden tarih araÅŸtırıcılarının da dikkatini çekmiÅŸtir. XVII. yüzyılda Orta Asya Türkçesinin deÄŸerli yazarı Ebü'l Gâzi Bahadır Han, "ÅŸecere-i Türk" adlı eserinde "Cengiz-Nâme"nin ı7 varyantını tesbit ettiÄŸini söylemektedir. Bu bilgi, bu destanın, Orta Asya'daki Türkler arasındaki yaygınlığını göstermektedir. Orta Asya Türkleri, Cengiz'i islâm kahramanı olarak da görmüşler ve ona kutsallık atfetmiÅŸlerdir. Batıdaki Türkler tarafından ise Cengiz hiç sevilmemiÅŸtir. Arap tarihçilerinin, bu hükümdarı islâm düşmanı olarak göstermeleri ve tarihî olaylar onun sevilmemesinde etkili olmuÅŸtur. MoÄŸolların Anadoluya saldırgan biçimde gelip ortalığı yakıp yıkmaları, BaÄŸdat'ın önce Hülâgu daha sonra Timurlenk tarafından yakılıp yıkılması, Timurlenk'in Yıldırım Beyazıd'la sebebsiz savaşı gibi tarihi gerçekler, Cengiz'in de diÄŸer MoÄŸollar gibi sevilmemesine sebeb olmuÅŸtur. Cengiz-Nâme batıda yaÅŸayan Türkler'in hafıza ve gönüllerinde yer almamıştır. "Cengiz-Nâme"nin Orta Asya Türkleri arasında bir diÄŸer adı da " Dâstân-ı Nesl-i Cengiz Han"dır. Edige Bu destanda XIII yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının XV. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır'a atfen verilmiÅŸtir. Edige Mirza Bahadır'ın devletini ayakta tutabilmek için yaptığı büyük mücadeleler, ölümünden sonra XV. yüzyılda destan haline getirilmiÅŸtir. 1820'yılından itibaren yazıya geçirilen Edige destanının Kazak-Kırgız, Kırım, Nogay, Türkmen, Kara Kalpak, BaÅŸkırt olmak üzere altı rivâyeti tesbit edilmiÅŸtir ÇeÅŸitli Türk guruplar arasında Alp Er Tunga ve OÄŸuz KaÄŸan gibi ilk Türk destanlarının izlerini taşıyan Türk kahramanlık dtünya görüşünü temsil eden burada bahsi geçenler kadar yaygınlaÅŸmamış ortak edebiyat geleneÄŸi içinde yer almamış pek çok baÅŸka destan örneÄŸi bulunmaktadır. Osmanlı sahasında destandan hikâyeye geçiÅŸte ara türler olarak da nitelendirilen çok tanınmış ve bir çok Türk topluluklarınca da bilinen KöroÄŸlu örneÄŸi yanında daha sınırlı alanlarda tesbit edilen DaniÅŸmendname , Battalname gibi ilgi çekici örnekler de bulunmaktadır. Battal-Nâme Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiÅŸ bir Arap savaÅŸcısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevî'lerin hırıstıyanlarla yaptıkları savaÅŸlarda büyük kahramanlıklar göstermiÅŸ Abdullah isimli bir kiÅŸiyle ilgili olarak doÄŸmuÅŸtur. Battal arapça kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin müslüman olmalarından sonra Battal Gâzi destan tipi TürkleÅŸtirilmiÅŸ önceki destan epizotlarıyla zenginleÅŸtirilmiÅŸ ve anlatım geleneÄŸi içine alınmıştır. XII ve XIII yüzyıllarda Battal-Nâme adı ile ve nesir biçimi yazıya geçirilmiÅŸtir. Hikâyeci âşıkların repertuarlarında da yer almıştır.Seyyid Battal adıyla da anılan bu kahraman hem çok bilgili, çok dindar ve cömertdir. Müslümünlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların yanında büyücü, cadı ve dev gibi olaÄŸanüstü güçlerle de savaşır. " AÅŸkar Devzâde" isimli atı da kendisi gibi kahramandır. Arap, Fars ve Türklerin X-XX. yüzyıllar arasında oluÅŸturdukları ortak islâm kültür dâiresinin ürünlerinden biri olmakla beraber Orta Asya'da yaÅŸayan Türk guruplar arasına da yayılarak Türk kabul ve deÄŸerleriyle kaynaÅŸmıştır. DâniÅŸmendnâme Anadolunun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak ÅŸekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen islâmî Türk destanlarındandır. DaniÅŸmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluÄŸu, kahramanlarının yaÅŸamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coÄŸrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiÅŸtir. KöroÄŸlu metni destan adıyla anılmakla ve bazı destanî niteliklere de sahib olmakla birlikte XX. yüzyılda Anadolu'dan derlenen örnekleri daha çok halk hikâyesi geleneÄŸine yakındır. Anadolu'da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatılan hikâyesinin özeti kısaca şöyledir : KöroÄŸlu Destanı Bolu beyi, güvendiÄŸi seyislerinden biri olan Yusuf'a : " Çok hünerli ve deÄŸerli bir at bul ." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteÄŸine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve iÅŸinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. OÄŸlu RuÅŸen Ali'ye verdiÄŸi talimatlarla tayları büyütür. Babası kör olduÄŸu için KöroÄŸlu takma adıyla anılan RuÅŸen Ali, babasının isteÄŸine göre atları yetiÅŸtirir. Taylardan biri olaÄŸanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı KöroÄŸlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oÄŸlu ile birlikte pınara gider. Ancak, KöroÄŸlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiÄŸitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oÄŸluna mutlaka intikamını almasını söyler. KöroÄŸlu Çamlıbel'e yerleÅŸir, çevresine yiÄŸitler toplar ve babasının intikamını alır. Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiÅŸ kırklara karışmıştır. ÇeÅŸitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tesbit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiÄŸinde hepsinde ilk Türk destanı OÄŸuz KaÄŸan destanının izleri bulunduÄŸu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve deÄŸer taşırlar. Bir gün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala gibi deÄŸerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeÅŸitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim. Kaynaklar 1. Banarlı Nihat Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Istanbul 1971. 2. Bang W. - R.R. Arat, Die Legende von Oghuz-Kaghan, Berlin ı932. Türkçe çevirisi, OÄŸuz KaÄŸan Destanı,    Istanbul 1936. 3. Ebulgâzi Bahadır Han, şecere-i Terakime, fotokopi, Istanbul ı937. 4. Gökyay Orhan şâik, " Han-nâme" Necati Lugal ArmaÄŸanı, Ankara ı968. 5. inan Abdulkâdir, Tarihte ve bugün şamanizm, Ankara ı945. 6. Köprülü  Mehmet Fuat, Türk Edebiyatı Tarihi, Istanbul 1928. ikinci baskı Istanbul 1982. 7. MoÄŸolların Gizli  Tarihi, çeviren  Ahmet Temir, Ankara ı948. 8. Orkun H.N., OÄŸuzlara Dâir, Ankara ı935. 9. Ögel Bahaeddin, "Uygurların MenÅŸe Efsanesi", A.Ü. Dil ve Tarih CoÄŸrafya Fakültesi Dergisi , Ankara 1947. 10. Ögel  Bahaeddin ,  Türk Kültür Tarihi, Ankara 1962. 11. Türk Mitolojisi, Ankara 1971. 12. Sümer  Faruk, OÄŸuzlar , Ankara 1967. 13. Togan Zeki Velidi, Umumî Türk Tarihine GiriÅŸ, Istanbul 1946.  Â
|