
Hun İmparatorluÄŸu halkı arasında, Türk adında bir boy vardı. Daha sonra bu boy, Göktürk Devleti’ni kurmuÅŸtu.
Çin ve Roma tarihlerinde, Türkler bu isimle anılır. M.Ö. III. asırda
yaÅŸayan Hun İmparatorluÄŸu halkı arasında, Türk adında bir boy vardı. Bu
boy, iktidarı ele geçirip Göktürk Devleti’ni kurunca, aynı dili konuÅŸan
bütün topluluklara Türk adı verilmiÅŸ; Arap, Fars ve Bizanslılarca da
böyle anılmıştır. Nitekim MoÄŸollar da, kavmi arasında en güçlü ve
kalabalık bir topluluk iken, iktidarı ele geçirmesi sebebiyle bütün bir
ırka adını vermiştir. Franklar, Almanlar, Ruslar, İtalikler, Angllar
için de böyle söylenebilir.
Türk kelimesinin aslı türemek fiilinden gelir. Bu fiilden, türemiÅŸ,
yaratılmış, sayıca çok, soylu mânâsına türük ve nihâyet hece düÅŸmesiyle
türk kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu’da bir kısım göçebeler
de yürümek fiilinden yürük adını almışlardır. Muhtemelen Türkler, aynı
dili konuÅŸup aynı soydan geldiklerini göstermek için, kendilerinden
bahsederken millet karşılığı olarak türük kelimesini kullanmış; sonra
bu bir kavim adı hâline gelmiÅŸtir. Göktürk, gökten türemiÅŸ demektir.
Burada hânedanın mukaddes vasfı vurgulanmıştır. Gök ve mavi renk, eski
Türklerde dinî bir semboldü.
Türk kelimesi, sonradan Uygurlarda, kuvvetli ve olgun mânâsını
kazanmıştır. Bir rivayette Türk, miÄŸfer demektir. Eteklerinde yaÅŸadığı
daÄŸ, miÄŸfer ÅŸeklinde olduÄŸu için, bu boya Türk ismi verilmiÅŸtir. Bir
baÅŸka rivâyete göre, Araplar, İskender-i Zülkarneyn’in Yecüc ve Mecüc
için yaptığı seddin önünde kalan millete, beri yanda kalmış, terk
edilmiÅŸ (terîk) mânâsına Türk demiÅŸlerdir. Bir baÅŸka Arap rivayetinde
de Yafes’in oÄŸlunun yerleÅŸtiÄŸi bölge ıssız olduÄŸu için terîk denmiÅŸtir.
ÇoÄŸulu etrak’tır.
Türk, Farsça, beyaz demektir. Farslar, Türklerle ilk
karşılaÅŸtıklarında, bölge halkı gibi esmer veya sarı olmadıkları için
bu ismi vermiÅŸtir. İran mitolojisine göre İrec ile Turec adlı iki
kardeÅŸten İranlılar ve Türkler türemiÅŸtir. İranlılar, Türklerden ilk
Müslüman olanlara da “Türk’e benzer” mânâsına, Türk-mend (Türkmen)
demiÅŸlerdir. BaÅŸka bir rivâyette Türkmen, Türk-i İman kelimesinden
gelir ve Müslüman Türkleri ifade eder. Nitekim Türkmen, Müslüman
OÄŸuzlara verilen isimdir. Avrupalılar, Osmanlılara, hatta Müslümanlara
Türk demiÅŸlerdir.
Bazı İslâm ve Osmanlı tarihçileri, Türklerin, Nuh peygamberin
oÄŸullarından Yafes’in Türk (Tevrat’taki söyleniÅŸe göre Togharma) adlı
oÄŸlunun (Tevrat’a göre torununun) neslinden geldiÄŸini söyler. Beyaz ve
sarı ırk Yafes’in baÅŸka çocuklarından türemiÅŸtir. Nuh Peygamberin
oÄŸullarından Sam, Arap ve Yahudîlerin; Ham da Hindli ve Zencilerin
atasıdır. Türklerin, Hazret-i İbrahim’in Kantûra adlı hanımından olan
oÄŸlu Togarma’nın soyundan geldiÄŸine dair bir Tevrat rivâyeti daha
vardır. Bu sebeple Türkler, bazı Sâmî kaynaklarında Benî Kantûra
(Kanturaoğulları) diye anılır.
Etrak-ı bîidrak
Türk kelimesinin bir de sosyolojik mânâsı vardır. Türkler, Müslüman
olduktan sonra, SâmânoÄŸulları zamanında, Müslüman olmayan ırkdaÅŸları
ile İslâm kültürü zayıf göçebe ve köylüler hakkında Türk tabirini
kullanmıştır. Yörükler, yerleÅŸik hayata geçmiÅŸ; memurluk, ziraat ve
esnaflıkla uÄŸraÅŸan, koyun beslemeyip yaylaya gitmeyen ırkdaÅŸlarına Türk
demiÅŸtir. Nitekim Anadolu’nun çok yerinde bu tabir, sipahi sınıfına
girmeyen sıradan köylüler için kullanılmıştır. Etrâk-ı bî-idrak sözü de
“anlayışsız köylüler” demek oluyor. Fatih Kanunnâmesi’nde der ki: “EÄŸer
biregü (birisi) hamr (ÅŸarap) içse, Türk veya ÅŸehirli olsa, kâdı ta’zîr
ura (cezalandırsın)”. Bu inceliÄŸi bilmeyenler, yanlış deÄŸerlendirmelere
kapılmıştır. BaÅŸta Selçuklular ve Osmanlılar olmak üzere, bütün Türk
devletleri ırkçılıktan uzak bir biçimde milletleri ile iftihar etmiÅŸ;
hepsi de Türk kültürüne unutulmaz hizmetlerde bulunmuÅŸlardır.
Hadislerde Türkler
Türk kelimesi Hazret-i Peygamber’in birkaç hadîsinde de geçer: Size
iliÅŸmedikleri müddetçe Türklere iliÅŸmeyin. Zira ümmetimin mülkünü
onların elinden ilk kapacak olan Beni Kantûra’dır [Ebû Dâvud,
Taberânî]; Siz Türklerle dövüÅŸmedikçe kıyamet kopmaz. Onlar çekirge
gibi küçük gözlü, basık burunlu, kırmızı meÅŸin gibi suratlı, aynı
zamanda keçe ayakkabılıdır [Buhârî, Müslim]; Türkler dünya ehlinin
hepsine hâkim olurlar [Deylemî]; Âhir zamanda geniÅŸ yüzlü, küçük gözlü
olan Beni Kantûra gelip Dicle Nehri kenarına inerler. Basra halkından
bir fırka bunlarla harb eder ve ÅŸehid olur [Ebû Dâvud]; Benim Türk
adında bir ordum vardır. Onunla haddi aşanlara haddini bildiririm
[Divanu Lügatit-Türk]; Hıfzın onda dokuzu Türklerdedir [Hatîb].
Mamafih hadîslerde tasvir edilen Türk imajının pek de müsbet bir yönü
yoktur. Ancak burada geçen Türk tabirinin, gerek ırk hususiyetleri ve
gerekse tarihî gerçekler bakımından MoÄŸolları tarif ettiÄŸi de
ÅŸüphesizdir. Nitekim hadîs metinlerinin geliÅŸinden bu anlaşılıyor.
Kumral, buÄŸday beniz, açık göz, orta boy gibi genetik hususiyetler
taşıyan Türklerin, MoÄŸollarla ortak hiç noktaları bulunmamaktadır.
Türkler, Orta Asya’da yerleÅŸen eski bir Âri ırkıdır. Hadîs âlimleri bu
hadîslerde geçen Türkler ifadesini, Küffâr-ı Çin olarak tefsir
etmiÅŸtir. Hadîslerde Türklerden hiç de iyi bahsedilmiyor. O zamanlar
Türk kelimesinin, MoÄŸol ve Çinliler için kullanıldığı âÅŸikârdır.
Muhtemelen Türkler de yakın bir coÄŸrafyada yaÅŸadığı ve ekseriya
hükûmetler Türklerin elinde olduÄŸu için, bu kavimlere Türk denmiÅŸtir.
Hadîslerde zikredilmek veya zikredilmemek Türklerin İslâmiyete hizmet
ÅŸerefini eksiltmez. İstanbul’un fethine dair hadîs yeter de artar bile!
http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=400724