| TÜRKLERDE DAVUL |
|
 Davul, dünyanın en eski müzik aletleÂri olan vurmalı sazlardan biridir. Tasvirî sanattaki ilk örneklerine Sumerler'e ait kabartmalar üzerinde rastlanmakta (m,ö. III. binyıl) ve elle çalındığı görülmektedir. Daha geç dönemlere ait bir Hitit kabartÂmasında da (m.ö. 1. binyıl) iki kiÅŸi tarafından ve yine elle çalınırken resmedilÂmiÅŸtir. Buradan, davulun çok uzun bir süre elle çalındığı ve tokmağın sonraÂdan ilâve edildiÄŸi anlaşılmaktadır. Elde somut kanıt bulunmamakla birlikte Åžamanizm'deki kutsal ÅŸaman davulunun ÅŸamanın binek hayvanı, tokmağın da kamçısı olduÄŸu yolundaki inanca ve kutsal geyik derisi gerilmiÅŸ davulun yine kutsal sayılan geyik ayağı ile çalınması huÂsusuna dayanarak tokmağın daha yaÂkın yıllarda ve Orta Asya'da eklenmiÅŸ olduÄŸu düşünülebilir.  Mes'ûdî'ye göre davul ve defin mûcidi, Kabil'in torunlarından Tubal b. Lamek b. MetuÅŸelah'tır[484]. Ebû Tâlib e i Mufaddal ise bu çalgıları ilk defa Lamek'in kansı veya cariyesi olan Sıla'nın (Tsilla) yaptığını söylemektedir.[485] Bu rivayetlerin kaynağı ise yanlış ve eksik nakledilen Ahd-i Atîk'teki cenk ve boru çalanların atasının Kabil'in torunlarından Yubal b. Lamek olduÄŸuna dair ifadedir[486]. Kitâb-ı Mukaddes'te ve Kur'an'da davuldan bahsedilmemekte, buna karşılık bazı hadislerde "tabi" kelimesine rastlanmaktadır; ancak bunun davul anlamına gelip gelmediÄŸi tartışÂmalıdır. Abdullah b. Ömer'in bir davul sesi (savte tabiin) duyduÄŸunda kulaklarÂnı tıkadığı, Hz. Peygamber'in de öyle yaptığı ÅŸeklindeki rivayet birkaç yerde geçmekte, fakat gerek senedi gerekse Ebû Davud'un aynı hadisi "tabi" yerine "mizmâr" (kaval, düdük) ÅŸekÂlinde rivayet etmesi ve bu rivayeti de münker sayması sebebiyle zayıf kabul edilmektedir. Ayrıca yine bir hadiste görülen ve çeÅŸitli anlamlan buÂlunan "kûbe" kelimesinin de davul yeriÂne yazılmış olabileceÄŸi ileri sürülmüş ve bazı müellifler bir müzik aleti kabul etÂtikleri ve kadınsı erkeklerce çalındığını söyledikleri kûbe için "tablü'l-muhannes" tabirini kullanmışlardır. Davulun hadislerde fazla zikredilmemesi, herhalde Araplar'da def kadar yaygın olmamasından ileri gelmekteÂdir. Bununla birlikte dinî literatürde daÂvul çalmanın ve dinlemenin ÅŸer'î hükmüÂnü ilgilendiren genel ve özel deÄŸerlendirÂmelere sıkça rastlanır. Özetle ifade etÂmek gerekirse müzik ve çalgı aletlerine karşı bilhassa ilk dönem İslâm âlimleriÂnin gösterdiÄŸi olumsuz ve yasakçı tavÂrın temelinde bu tür aletlerin içki, kuÂmar ve fuhuÅŸ ortamında çalındığı, haÂramların iÅŸlenmesine, ibadetlerin ve diÂÄŸer aslî görevlerin terk ve ihmal edilÂmesine yol açtığı, İslâm öncesi hayat tarÂzını hatırlattığı gibi kaygılar yatar. AnÂcak sonraki dönemlerde bu tavrın kısÂmen yumuÅŸadığı ve konunun belli ayıÂrımlar yapılarak ele alındığı görülmektedir. Nitekim Gazzâlî, içki meclislerinde çalınan birçok telli ve nefesli çalgı aletini caiz görmezken böyle bir kullanıÂmın dışında tuttuÄŸu davul ve benzeri çalÂgıların yasak olmadığını belirtir. Kur'an'da "boÅŸ söz" (lehvü'l-hadîs) kınanırken bu ifadenin dolaylı olarak davulu da kapsaÂdığı görüşüne karşı savaÅŸta askerî harekât yönlendirme, asÂkerleri cesaretlendirip düşmanı korkutma, nikâh ve benzeri merasimleri ilân etme gibi birçok meÅŸru kullanım alanı örnek gösterilerek davulun da def gibi kural olarak caiz olduÄŸu savunulur. Dinî açıdan haram ve helâl vasfının eÅŸyaya deÄŸil mükellefÂlerin fiillerine taalluk ettiÄŸi göz önünde bulundurulursa diÄŸer müzik aletleri gibi davulun da hangi ortamda, ne amaçÂla kullanıldığı ve dinleyenin özel konuÂmunun ayrı bir önem taşıdığı söylenebiÂlir. Esasen davulun cevazı, hukuken mal sayılıp sayılmayacağı konusunda İslâm hukukçuları arasındaki görüş ayrılıkları da bu konudaki tecrübe, gözlem ve ölÂçü farklılığından kaynaklanmaktadır.  Davulun Avrupa gibi birçok yere TürkÂler tarafından götürülmesi ve bugün Anadolu'da -birbirinden ne kadar bağımÂsız ve farklı olursa olsun- her yöredeki halk danslarının hemen daima davul-zurna eÅŸliÄŸinde oynanması, hatta yaÄŸlı güreÅŸ gibi geleneksel spor karşılaÅŸmalaÂrının sürekli çalan davul-zurna sesleri arasında yapılması, bu aletin dünyada en fazla Türkler tarafından sevildiÄŸini göstermektedir. Ayrıca adına ilk defa Orhun yazıtlarında köbürge ÅŸeklinde rastÂlanan davul. Türkler'de sadece bir müÂzik aleti deÄŸil devlet sahibi olmayı gösteren bir hâkimiyet sembolüdür.  Davul hükümdarlık alâmetleri arasınÂda sayılır. İbn Haldun'un, Türkler'in bu koÂnuya aşın derecede önem verdikleri ÅŸeklindeki ifadesini tarihî rivayetler doÄŸrulamaktadır. "Nevbet" denilen ve muayyen zamanlarda hükümdarın meskeni önünde davul çalmayı ifade eden merasimin Türkler'de oldukça uzun bir geçmiÅŸi vardır. Dîvânü lugâti't Türk'te yer alan destanı bir rivayette, Zülkarneyn Semerkant'ı geçip Türk ülkesine yönelÂdiÄŸi zaman hükümdarın Balasagun'daki sarayı önünde 360 nevbet davulu çalındığı nakledilir (III, 413 vd). Sayının yılın günleri kadar olması, muhtemelen Türk hükümdarının hükümranlığının devamını ifade etmek içindi. Kutadgu Bilig'de yer alan "gök gürledi, nevbet davulunu vurdu" ifadesi (s. 18), bu geleneÄŸin Yûsuf Has Hâcib zamanında da bulunduÂÄŸunu göstermektedir.  Türkler'de hatun, vezir ve kumandanların mevki ve yetkilerine göre davul sahibi oldukları anlaşılmaktadır. Meselâ Kutadgu Bilig'de, "Hükümdar Ay-Toldı'yı taltif etti; ona karşı dili ile medihte ve eli ile ihsanda bulundu. Ona vezirÂlik, unvan ve mühür ile tuÄŸ, davul ve zırh verdi" (s. 86) denilmektedir. Anadolu Türkleri'nin resmî hükümdarı durumunda olan Selçuklu Sultanı III. Alâeddin Keykubad'ın Karacahisar'ın fethinden sonra Osman Gazi'ye gönderdiÄŸi bayrak ve tuÄŸ yanında bir davulun da bulunması bu geleneÄŸin devamıdır. Fâtih Sultan Mehmed'e kadar Osmanlı hükümdarları nevbet davulu çaldığında Selçuklu sultanına hürmeten ayaÄŸa kalkarlardı bu âdet Fâtih tarafından kaldırılmıştır. İlhanlılar'da savaÅŸa giderken hiyerarÅŸiye uygun olarak hakanın, büyük hatunun, hatun ve vezirlerin sefer davulları sırayla çalınır, sonra yola çıkılırdı. İbn Battûta, Ebû Said BaÂhadır Han zamanında (1317-1335) ÅŸahit olduÄŸu böyle bir merasimi nakletmekÂtedir. Bunun yanında bayram merasimlerinde çalınan, ayrıca emîrlere verilen ve yetki ifade eden davullardan da söz etmektedir. Makrîzî, Eyyûbî ve Memlûk hükümdarlarının sefere çıkışlarda, meÂrasimlerde, savaÅŸ öncesinde davul çalÂdırdıklarına ve davulun bu devletlerde yüksek makam ve yetki sembolü olduÂÄŸuna dair birçok bilgi vermektedir.  Davulun hükümranlık alâmeti olması geleneÄŸi, deÄŸiÅŸik bir ÅŸekilde bazı Afrika kabilelerinde de bulunmaktadır. Yukarı Nil bölgesinde, kabilenin resmî davulu reisin evinin önündeki veya köydeki kutÂsal kabul edilen aÄŸacın altına asılır ve kabile fertleri tarafından ona büyük hürÂmet gösterilir[496]. Bu âdet, III. yüzyılın baÅŸlarında Hun hükümdarlarının otaÄŸları önünde beÅŸ sancakla birlikte bir davul bulunması[497] geleneÂÄŸine oldukça benzemektedir. Davulun bütün dünya milletlerinin kültürlerinde, bazan birbirine yakınlık gösteren hasta tedavisi, kötü ruhların kovulması, neÅŸe ve hüznün belirtilmesi, orduların coÅŸtuÂrulması ve haberleÅŸme gibi konularda özel bir yere sahip olduÄŸu görülür. EsÂkiden tellâlların, önemli bir haberi inÂsanların dikkatini çekmek açısından daÂvul eÅŸliÄŸinde duyurmaları âdetti. İbn Cübeyr. hilâlin görünmesinin Mekke'de emîrin huzurunda çalınan davullarla ilân ediÂliÅŸi hakkında bilgi vermektedir.[498]  Eski Türkler'de davulun def kadar küçük olanından "hakanî" denilen en büyük tiplerine kadar (köhürge-i hâssa, tüğ-i hâkânî) pek çok çeÅŸitleri vardı ve büyük davullar için genel olarak tablhâne tabiÂri kullanılıyordu. Eskiden Harput ve Urfa civarında yaklaşık 1 m. çapında davulların yapıldığı bilinmektedir. Küçük tipteki davulların en tanınÂmışı tabl-i bâzdır. Atın eÄŸer kaşına asılan ve doÄŸanla yapılan av sırasında av kuÅŸlarını ürkütüp havaya kaldırmak için çalınan bu küçük davulun savaÅŸ sırasında da düşman atlarını ürkütmek maksadıyla kullanıldığı, Dede Korkut hikâyelerinde geçen "tavlumbaz urup atlan ürküttü" ifadesinden anlaşılmaktadır (s. 263).  Evliya Çelebi, IV. Murad'ın huzurundan geçen çalgıcıları sayarken "esnaf-ı mehterân-ı kûsciyân, esnâf-ı davulciyân. ehl-i hevâ-yı kudüm u küs ve tabl-bâz u dün-belekciyân" gibi ifadelerle dönemindeki davul ve diÄŸer vurmalı sazlar hakkında dolaylı olarak bilgi vermektedir. Davul ve kös. yüksek sesleri ve coÅŸturucu güçleri dolayısıyla savaÅŸta âdeta bir silâh gibi deÄŸer kazanmıştır. Osmanlı orduÂsu, mehter takımının vurduÄŸu "kûs-i rih-let" denilen ritimle yola çıkar, savaÅŸa baÅŸlamadan önce çalınan "tabl-ı saf" ile niÂzama girerdi. "Tabl-ı cengî" veya "kûs-i gaza" askere yön verir, davulların susÂması ise tuÄŸ ve sancakların tehlikede olduÄŸunu gösterirdi. Gün boyu süren savaÅŸlarda o günkü çarpışmaların bittiÄŸi "tabl-ı âsâyiÅŸ", kalenin fethedildigi veya zaferin kazanıldığı "tabl-ı beÅŸaret" yahut "kûs-ı müjde" vuruÅŸlarıyla duyuruÂlurdu. Avrupalılar'ı Özellikle davul ve kösleriyle korkutan mehter takımı. II. Viyana KuÅŸatması'ndan (1683) sonra "alla turca" denilen marÅŸ ritminde bir müzik türünün doÄŸmasına sebep olmuÅŸ ve Haydn, Mozart, Beethoven gibi birçok ünlü besteci "Türk Marşı" adıyla çeÅŸitli orkestra parçaları bestelemiÅŸtir. Bu müzik türünde ritmi, bugünkü marÅŸlarda da görüldüğü gibi orkestra enstrümanÂları arasına o günlerde dahil edilen davul belirler. Senfonik müzikte davul tek tokmakla vurulduÄŸunda top sesini, çift tokmakla ve tremolo tarzıyla (titremeli) vurulduÄŸunda da gök gürültüsünü tam bir baÅŸarıyla taklit eder.  SavaÅŸlarda davul çalma olayı çok eski bir gelenek olup bu çalgının heyecan ve cesaret veren sesinden orduyu savaÅŸa teÅŸvik için faydalanılmıştır. Dede Korkut hikâyelerinde "gümbür gümbür" ve "güpür güpür" davullar vurarak düşmanın üzerine yürümekten söz edilir. CenÂgiz yasasına göre hareket edildiÄŸi belirÂtilen Bâbürnâme'de, bir öküzün ön ayak kemiÄŸiyle iÅŸaret verilince tuÄŸlara kımız serpildiÄŸi ve arkasından savaÅŸ davullaÂrının çalındığı anlatılır (s. 155). Araplar"da savaÅŸ sırasında orduyu hücuma teÅŸvik için daha çok def çalınmakla beraber Vâkıdî'nin. Uhud Gazvesi'nde Ebû Süfyân'ın karısı Hind yönetimindeki müşÂrik kadınlarının ellerinde deflerle birlikÂte "el-ekbâr ya'nî et-tubûl" bulunduÄŸu yolundaki ifadesi[501] ilk nazarda davulun da kullanıldığını akla getirmektedir. Ancak burada tabiin çoÂÄŸulu olan tubûl kelimesinin "ekbâr"ı açıkÂlamak için yazılması ve özellikle bu çalÂgının kadınların ellerinde bulunduÄŸunun söylenmesi, söz konusu tabiin davul deÂÄŸil büyük def olduÄŸunu göstermektedir.  Davulun savaÅŸlarda saÄŸladığı bir diÂÄŸer yarar da yere çakılan iki kazığın üstüne yatay vaziyette ve dengeli biçimde konularak derisinin üzerine serpiÅŸtirilen kum ve buÄŸday gibi küçük ÅŸeylerin titremesinden düşmanın lağım kazıp kazmadığının anlaşılmasıydı[502] Davul zaman bildirmede de kullanılÂmıştır. Evliya Celebi XVII. yüzyılda kerÂvansaray, han, bekâr odaları, sur ve ÅŸehir kapılarının belirli saatlerde "derbend davulu "nun çalınmasıyla kapatıldığını yazmaktadır. Ramazanlarda sahur vakÂtinde halkın davulla kaldırılması ise haÂlen sürdürülen bir gelenektir. Cirit, çevgân ve bugün de olduÄŸu gibi yaÄŸlı güreÅŸ müsabakaları daima davul-zurna eÅŸÂliÄŸinde yapılmıştır.
 DİY İSLAM ANSİKLOPEDİSİ   |



Yorumlar