| Sufî geleneğin cumhuriyete intikali |
Rüya Kılıç, Osmanlı düÅŸüncesi merkezli çalışmalarının yanında
sufîler ve sufîlik konulu akademik araÅŸtırmaları ile de tanınıyor.
Rüya Kılıç, Osmanlı düÅŸünce tarihi merkezli çalışmalarının yanında sufîler ve sufîlik çevresindeki akademik araÅŸtırmaları ile de tanınıyor. Halen Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü`nde öÄŸretim üyesi olarak akademik hayatını sürdürüyor. Doktora çalışması olan Osmanlı`da Seyyidler ve Åžerifler adlı eseri daha önce Kitap Yayınevi tarafından basılmıştı. Kılıç`ın çalışmalarında yeni bir safha teÅŸkil eden eseri Osmanlıdan Cumhuriyete Sufî GeleneÄŸin Taşıyıcıları adıyla Dergâh Yayınevi tarafından okura sunuldu. `Osmanlı tarzı sufî geleneÄŸi Cumhuriyet Türkiyesi`ne nasıl ve hangi ÅŸartlarda aktarılmıştır?` sorusundan hareketle hazırlanan kitap, sufî çevreleri ve onların intikallerini konu ediniyor. Hâlâ sıcaklığını koruyan ve her an yeni bir tartışma zemini için son derece elveriÅŸli bir alan ve dönem olan Cumhuriyet Türkiyesi`nin ilk yıllarındaki meseleler serinkanlılıkla, son derece ÅŸeffaf ve titiz araÅŸtırmalarla aydınlatılıyor. Mevlevîler, BektaÅŸîler, Son Dönem Melâmîleri ve Halidîler`i incelemeye alan Kılıç, hikâyeyi girift olarak niteliyor. GeçiÅŸ sürecinde devamlılığa, kırılmalara ve yeniden yapılanmalara dair örnekler üzerinde durduÄŸunu, böylece deÄŸiÅŸken bir karakter arz eden dönemin, ÅŸartların, çevrenin ve sufîlerin bu giriftlikte aldıkları rollerin anlaşılmasını saÄŸlamayı amaçladığını belirtiyor. Kılıç`ın çalışmasını yine onun ÅŸu hüküm cümlesiyle özetleyebiliriz: `Yeni düzen ile yeni bir kurgulama yapmak veya eskiye sıkı sıkıya sarılmak zorundaydılar. Kimi sufîler seçtikleri yolda baÅŸarılı oldular ancak hiç de az olmayan bir grup her ikisine de uyum saÄŸlayamadı. Dolayısıyla sufîlerin tepkilerini sadece tasvip, sükûnet ve muhalefet olarak üç grupta bir çizgi[sütun] olarak incelemek aldatıcıdır. Tepkilerin sınırları zamana, mekâna ve kiÅŸisel tercihlere baÄŸlı olarak, tahmin edilenden çok daha sık deÄŸiÅŸebilmekteydi.` II. Mahmut, BektaÅŸî tekkelerini `Ehl-i Sünnet` inancı dışında oldukları için 1826 yılında kapattı, bu tekkeler bundan sonra hiçbir zaman resmî olarak açılmadı. Gerek İstiklâl Harbi döneminde Mustafa Kemal`in Hacı BektaÅŸ tekkesini ziyaret etmesiyle gerekse de son yıllarda Hacı BektaÅŸ`ı anma törenlerinin CumhurbaÅŸkanından bakanlarına kadar en üst düzey devlet protokolüyle icra edilmesiyle BektaÅŸîlerin devlet ve millet hayatında hâlâ etkin bir yapıda olduÄŸu vurgulandı. Yine burada Kılıç`ın altını çizdiÄŸi, `BektaÅŸî tarikatı resmî olarak kapatılsa da bu kesinlikle BektaÅŸîliÄŸin sona erdiÄŸi anlamına gelmiyordu.` cümlesi bilhassa Cumhuriyet dönemindeki tekkelerin kaldırılması ve tarikatların yasaklanması kanunu için de geçerli olan bir hüküm olarak kabul edilmeli. Åžeb-i arûs törenleri devletin Mevlâna`ya ve tabiatıyla Mevlâna muhiplerine duyduÄŸu ayrı bir sevginin, ilginin ve iltifatın tezahürü olarak yansıyor. Hacı BektaÅŸ da Mevlâna da devlet nazarında aynı lûfta mazhar olan velilerdir. Tekkelerin merkezle olan iliÅŸkileri gerek Osmanlı`da gerekse de kapatılana kadar Cumhuriyet idaresinde hiç öyle süt liman olmadı aksine son derece sancılı oldu. Bu sancının doÄŸmasının temel sebeplerinden biri doÄŸrudan onların siyasete olan etkileri, istekleri deÄŸil, merkezin tekkelere bakışı. Zira merkez, her ne kadar siyaseti ve ülkeyi idare etse de, tekkelerden de mümkün mertebe kendisine, politikalarına karşı kayıtsız ÅŸartsız bir onay, baÄŸlılık ve tasvip bekledi. İtaat ve muhalefet biçimi sadece siyasette deÄŸil sosyal bir zümre teÅŸkil eden bütün müesseselerin hayatında karşılık buldu. Bu yüzden BektaÅŸîler kadar NakÅŸî-Halidîler de merkezin tedip ve tecziyesinden nasibini aldı. Elbette sorunun tek yönü bu deÄŸil. Bu girift iliÅŸkiler yumağında tekkenin merkezi ile taÅŸrası arasındaki itimatsızlık hatta karşılıklı retler de rol oynar. Halidîler Nisan 1828`de Sultan İkinci Mahmut`un emriyle İstanbul`da bulundukları yerlerden toplanarak Sivas`a sürüldü. Kılıç`ın eserinde bütün detayları ile Osmanlı döneminde, söz konusu dört tarikat çevresinin iliÅŸkileri, sorunları, katkıları hakkında pek çok örnek bulabiliyoruz. Kitabın ve meselenin can damarını Cumhuriyet dönemine intikal oluÅŸturuyor. Zira bu dönem herkes için kısa ama sancılı oldu. Laiklik ilkesi anayasaya her ne kadar 1937`de girse de; HalifeliÄŸin kaldırılmasından, tekke ve zaviyelerin kapatılmasına, Latin alfabesinin kabulünden ÅŸapka kanuna kadar neredeyse bütün inkılâplar dizisi laiklik çatısı altında deÄŸerlendirildi. Her inkılâbın aynı zamanda din ile uzak veya yakın bir ilgisinin gerek kiÅŸi, gerek millet gerekse de devlet idaresi olarak var olması meseleyi büsbütün önemli kılıyor. Aslında Rüya Kılıç da incelemesini tam da bu noktada yoÄŸunlaÅŸtırmak istiyor. Kılıç, tarikatların bu devredeki ana rolünü ÅŸöyle ifade ediyor: `İslâmî geleneÄŸin kamu hayatında laik uygulamaların baÅŸarısına raÄŸmen güçlü savunucuları olan tarikatların Müslüman toplumların hayatında temel bir yere sahip oldukları inkâr edilemez.` Belki de tarikatın daha doÄŸuÅŸ döneminden bugüne deÄŸin temel meselesini dile getiren ve bu noktayı Cumhuriyet dönemi inkılâpları karşısında da tekrar ederek belirten bu hüküm bizlere yeni bir yol açar. Tarikatların temel gayesi ne devlete isyan, ne yapılanları büsbütün kabul veya ret ne de siyasî merkezin politikalarının halkça kabulü için bir propaganda merkezidir. İslâmî geleneÄŸin sürmesi, gerek kiÅŸinin hayatında gerekse de milletin hayatında İslâm`ın temel bir yer teÅŸkil etmesi tarikatların ana gayesidir. Kılıç eserinde hem söz konusu çevreleri hem de bu çevrelere mensup ÅŸeyhleri ayrı ayrı ele alıyor ve deÄŸerlendiriyor. Mevlevî büyüklerinden Abdülhalim Çelebi, Veled Çelebi, Abdülbaki Baykara ve Tahirü`l-Mevlevî; Melamiyye`nin büyüklerinden Abdülaziz Mecdi Tolun, Ahmed AmiÅŸ Efendi, A. Süheyl Ünver, Osman Nuri Ergin, Y. Ziya İnan; NakÅŸibendiyye büyüklerinden Atâ Efendi, Es`ad Efendi, Åžeyh Sait, GümüÅŸhanevî kolu; BektaÅŸiyye büyüklerinden Salih Niyazi, Ahmed Cemaleddin, Veliyyüddin Çelebi ve Samih Rifat ele alınmış yeni idare ve merkez kaşısındaki halleri, tutum ve tavırları eldeki bilgilerle gün ışığına çıkarılıyor. Rüya Kılıç iÅŸte bu sufîler etrafında, onların hayatlarından ve yeni düzenle iliÅŸkilerinden yola çıkarak bu sancılı dönemi akademik bir üslûpla gözler önüne seriyor. Dönemin detaylarını kitaptan takip edebiliyoruz. Osmanlıdan Cumhuriyete Sufî GeleneÄŸin Taşıyıcıları Rüya Kılıç Dergâh Yayınları |


