| SAVAŞLARDA FİL |
|
Karada yaÅŸayan hayvanların en irisi olan fil, "Asya (veya Hint) fili" (Elaphas maximus) ve "Afrika fili" (Loxodonta af ricana) adlarıyla ikiye ayrılır. Afrika fili Asya filinden daha iri ve ortalama 7.5 ton ağırlığında, 3-4 m. yüksekliÄŸindedir; Asya fili ise 5 ton ağırlığında. 2.5-3 m. yükÂsekliÄŸindedir. YetmiÅŸ seksen yıl kadar yaÅŸayabilen filler gövdelerinin iriliÄŸine raÄŸmen oldukça hızlı ve hareketli hayvanlardır. Kısa ve kalın bir boyunla vücuda baÄŸlanan başın burun kısmı kıkırdak, adele ve sinirden meydana gelen bir hortuma dönüşmüştür; fil bununla aÄŸzına yiyecek ve su götürebildiÄŸi gibi kendini korur, bir aÄŸacı dahi kolayca yerinden söker ve yerden toplu iÄŸne kalınlığında bir cismi alabilir. AÄŸzının iki taÂrafındaki, ağırlıkları 35-40 kilogramı buÂlan uzun ve uçları yukarıya yönelik iki üst kesici diÅŸini ise yine silâh olarak kullanır. İri vücuduna göre gözleri küçük, sesi nisbeten ince ve tizdir; borazan sesini andırır. Filin sadece omuz ve kalçalarında mafsal vardır. Bu sebeple ya ayakta veya bir yere dayanarak uyuyabilir; yan tarafına düşerse kendi başına doÄŸrulamaz ve ancak hemcinslerinin yardımıyla ayaÄŸa kalkabilir. Filler erkeklerÂden ve diÅŸilerden oluÅŸan ayrı sürüler halinde dolaşırlar. DiÅŸi filin gebelik süresi iki yıla yakındır ve yedi yılda bir doÄŸurur; yaklaşık 100 kg. ağırlığında ve 1 m. yüksekliÄŸinde olan yavrunun yere sert ÅŸekilde düşmemesi için doÄŸum bir su kenarında yapılır. Filin tabii düşmanı yoktur; yalnız kulağının içine girip çok rahatsızlık verdiÄŸi için küçük orman faresinden korkar. Tarihî kayıtlara göre filler genellikle tuzak kurularak yakalanırdı. Bunun en yaygın ÅŸekli, ancak bir filin sığabileceÄŸi üç tarafı dik bir çukur açıp üzerine sevdiÄŸi meyve ve yeÅŸilliklerin serpiÅŸtirildiÄŸi meyilli bir yolla hayvanın buraya girmesini saÄŸlamaktı. Çukura giren fil oradan geri dönemez ve kımıldayamazdı. Daha sonra parlak kırmızı, mavi ve sarı renkli elbiseler giymiÅŸ avcılar gelerek uzun sopalarla hayvanı döverler, ardından beyaz elbiseli biri gelip onları kovalayarak file yiyecek, içecek verir ve yanına oturup onu kendisine ısındırmaya çalışırdı. Bu muamele beyazlı adamın file dokunmasına, hatta sırtına binmesine kadar devam eder, bu aÅŸamadan sonra çukurun önündeki toprak kazılarak hayvan dışarı çıkarılırdı. Filin ehlileÅŸtirilmesi iÅŸi hemen sadece Hindistan'da gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Asya fili zeki, sabırlı, uslu ve sahibine sadık, fakat tehlikeli boyutlarda da kincidir; Afrika fili ise tamamen vahÅŸi tabiatlı olup bugün dahi ehlileÅŸtirilememektedir. EskiçaÄŸ ve OrtaçaÄŸ boyunca filden özellikle savaÅŸlarda faydalanmıştır. Hint destanlarında anlatıldığına göre bütün Hint hükümdarları pek çok savaÅŸ fili besliyorlardı. Bugünkü tankların görevini yapan bu hayvanlar ordunun en ön safında gider, hemen arkasından da piyadeler ilerlerdi. Bazan fillerin, hortumuna takılan bir kılıçla önüne çıkan atlı ve develi muharipleri ikiye biçtiÄŸi de rivayet edilir. Sırtında taşıdığı yüksek kenarlı mahfede bulunan savaşçılar ise düşmana ok yaÄŸdırırlardı. Ancak tarihte, Büyük İskender'in İli. Daryüs'ün karşısında yaptığı gibi, üstü otlarla örtülmüş siperlere gizlenen askerlerin düşman ordusu iyice yaklaÅŸtığı sırada aniÂden ürkütücü sesler çıkarmaları üzerine fillerin korkup geri dönerek kendi askerlerini ezdikleri de görülmüştür. Hintliler ve onlardan öğrenen Persler'den sonra Selevkoslar, Partlar ve Sâsânîler de savaÅŸlarda fil kullandılar. Meselâ Araplar'la Sâsânîler arasında cereyan eden Kadisiye Savaşı'nda (635) İran ordusunda otuz kadar filin bulunduÄŸu, fakat ilk andaki korkularını atlatan müslümanların mahfe kolanlarını kesip üzerindekileri düşürdükten sonra gözlerini hançerleyerek filleri etkisiz hale getirdikleri bilinmektedir. Kartacalı Anibal de (ö. m.ö. 183) Avrupa tarihinde ilk ve son defa görülen savaÅŸ fili kullanmış kumandandır. SavaÅŸlarda fillerden en çok faydalanan İslâm devleti Gazneliler olmuÅŸtur. Özellikle Sultan Mahmud on yedi Hint seferinin her birinde yüzlerce fil ganimet almış ve rivayete göre Gazne yakınındaki Şâhbâr düzlüğünde yaptırdığı büyük geçit resmine tam teçhizatlı 1300 fil katılmıştır. Aynı ÅŸekilde Büyük Selçuklular da fillerden faydalanmışlar, meselâ Sultan Sencer 1119'-da yeÄŸeni Mahmud'la Sâve'de yaptığı savaÅŸa kırk kadar fil götürmüştür. Gurlular HârizmÅŸahlar'a karşı fil kullanmışlar, HârizmÅŸah Alâeddin Muhammed ele geçirdiÄŸi Gurlu fillerinden MoÄŸollar'a karşı Semerkant'ı savunurken (1220) ve Karahıtaylar da HârizmÅŸahlar'dan aldıkları fillerden Balasagun'a yaptıkları saldırıda faydalanmışlardır. Cengiz Han ise MoÄŸol süvarilerinin çevikliÄŸi yanında hantal kalan ganimet fillere yiyecek verilmesini yasaklamış ve hepsini bozkıra sürdürmüştür. Öte yandan Timur Yıldırım Bayezid'le yaptığı Ankara Savaşı'nda (1402) otuzdan fazla fil kullanmıştır. Fil Hindistan'da binek ve yük hayvanı niteliÄŸiyle bugün de olduÄŸu gibi daha çok aşılması güç daÄŸ ve ormanlarda kulÂlanılırdı. Ancak bazı Hint mihraceleri ve İslâm hükümdarları tarafından törenler ve gezintiler için tercih edildiÄŸi de vâkidir. Meselâ Hârûnürreşîd merasimler sırasında file binerdi; Mutasım-Billâh zamanında Bâbek de cellâda teslim edilmeden önce bir fil üzerinde Sâmerrâ'da gezdirilerek halka teÅŸhir edilmiÅŸtir. İbn Battûta ise idam cezası infazı için yetiÅŸtirilmiÅŸ fillerden bahsetmektedir. Osmanlı sarayı ahırlarında da çoÄŸu İran ÅŸahlarının hediyesi olan filler bulunuyor[796] ve bunlarla Istabl-ı Âmire'nin "fil bakan" denilen görevlileri ilgileniyordu. Diyanet İslam Ansiklopedisi |



Yorumlar