| Osmanlı`dan günümüze Türkiye |
|
Toplumdan bahsedildiğinde iki şeyin altı çiziliyor. Bunlardan biri toplumu şekillendiren, kuran ve onu diğerlerinden ayıran unsurlar (ki bunlar en çok dil, din ve tarihsel tecrübedir) iken, diğeri toplum denen şeyi diri tutan, varlığını devam ettiren elitler, idarede söz sahibi olanlardır. Toplumlar için vazgeçilmez olan bu iki şey, toplumun milletleşme ve devletleşmesiyle birlikte daha da görünür olurlar. Bu kurucu iki damar bir yandan toplum, millet ve devleti kurarken, diğer yandan birbirleriyle olan ilişki biçimleriyle de kurucusu oldukları yapının sıhhatini belirlerler. Din, dil ve tarihsel tecrübe `yapı`nın kimliği, ruhu ve hakikati olurken, `yapı`nın devamı adına vazife alan elitler de, idarecisi oldukları `yapı`nın hakikatlerini görmezden gelemezler. Zira yapı, her türlü müdahale ve tasarrufa açık bir şey değildir; onun bir gerçekliği, hakikatleri vardır. `Yapı`nın hakikati ile idarecileri arasındaki ilişkinin biçimi ve niteliği her toplum için önemli olmuştur. Üzerinde yaşadığımız toprağın hikâyesine baktığımızda, yüzyıllar öncesine uzanan tarihine eğildiğimizde bunun toplumumuz için de geçerli olduğunu görürüz. Osmanlı ve Osmanlı`nın bakiyesi Türkiye`nin hikâyesi, bu iki kurucu unsurun uyum ve uyumsuzluğu üzerinden kurulmuştur. Böyle olmuştur ama, bu olurken neler yaşanmıştır? Sorunun cevabını, Türkiye`nin tarih ve siyaset bilim alanında medar-ı iftiharı olan Prof Dr Kemal H. Karpat`ın, Timaş Yayınları arasında çıkan, `Osmanlı`dan Günümüze Elitler ve Din` başlıklı kitabından öğreniyoruz. Karpat Hoca, Osmanlı ve Türkiye`nin ruhu ile elitleri arasındaki ilişki biçimi üzerinden bu toprakların tarihsel yolculuğunu anlatırken, bugün tartışmaya devam ettiğimiz ve can yakmaya devam eden laiklik, modernizm, din ve devlet, aydınlar ve din gibi meselelerin tarihsel sürecini de ortaya koyuyor. Osmanlı`dan günümüze elitlerin doğumu ve fonksiyonlarını, tarihi ve kavramsal çerçevede ele alan Elitler ve Din kitabının ana damarını, Türk toplumunun son yüz elli yıldan beri geçirdiği kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi değişim konusu oluşturuyor. Karpat Hoca, Osmanlı`dan günümüz Türkiyesi`ne kadar devam eden bu değişim sürecini anlamak için, `Acaba geleneksel tarihi bir toplum ve devlet, kendi iç gücü ile kendisini yenileyebilir mi?` sorusuna cevap vermek gerektiğini söylüyor. Şöyle bir tezi ortaya koyuyor: Bütünüyle dini, İslam`ı merkeze alarak kurulmuş devletler zamanla kendilerini yenileyememiş, dolayısıyla çözülmüşler. Zira din statiktir, manevidir; hayat ise sürekli yenilenen maddi bir şeydir. Her daim yenilenen maddi hayatın gerçekliği, statik manevi formlarla yaşanamaz. Bu yüzden statik manevi bir form olan din, devamlı yenilenen maddi hayatla uzlaşmalıdır, maddi hayat da manevi olanla bağını kopartmamalıdır. Beka ve devamlılık, bu iki yapının uzlaşmasında yatmaktadır. Karpat Hoca`ya göre, maddiyatı yani dünyayı, dünyeviliği inkâr eden bir din uzun zaman ayakta duramaz. Diğer yandan maneviyatı ve dini eden bir devlet de uzun süre yaşayamaz. Osmanlı ve Osmanlı`nın bakiyesi olan Türkiye, sadece dini esas almış Müslüman ülkelerden farklı olarak `uzlaşma`yı başarabildiği için beka bulabilmiştir. Osmanlı`nın kurucu unsuru olan paradigma ve elitler, dine karşıtlıktan çok dini işlevsel bir unsur olarak görmüştür. Osmanlı 18. yüzyılda kendi iradesiyle, bilinçli olarak kendini yenilemeye karar vermiştir. Cumhuriyet, Osmanlı`nın siyasi rejimini değiştirmiş, ancak halkın kültürüne, diline, kimliğine dayanarak ayakta kalabilmiştir. Osmanlı`nın idari yapısının ve elitlerinin uzun bir dönem din ile sahici bir ilişki kurduklarını, ancak 17. yüzyılda dini kullanmaya başladıklarını, iktidarın devamı için onu araçsallaştırdıklarını belirten yazar, Türkiye devletinin ve elitlerinin de Osmanlı pratiğinden farklı olamadıklarını, kurumsal ve zihinsel olarak Osmanlı`nın devamı olduklarını söyler. Bugün can yakıcı olan laiklik, modernizm, din ve devlet, elitler ve din gibi meselelerin, Türkiye`nin Fransız tarzı dine `düşman` bir laiklik tanımını dayatmasından kaynaklandığına işaret eden Karpat Hoca `Oysa` der, `Türk Müslümanlığının talebi kurumsal bir din değildir. Hilafet ve saltanatı talep etmiyor; cumhuriyete, laikliğe, modernizme mugayir olmayan ferdi dini hayata özgürlük istiyor.` Osmanlı`dan günümüze elitlerin doğuşunu ve fonksiyonlarını odağına alan Elitler ve Din kitabı, demokrasi tarihimizin seyrini işliyor. Elitlerin din, laiklik, modernleşme konusundaki gelişimleri, karşıtlıkları, bunların pratikteki sonuçları kitabın açılımları oluyor. Tarih ve siyaset biliminin doğrularına yaslanarak objektif bir dil kuran Karpat Hoca, Türkiye için akil bir adam konumundadır. Can yakıcı meselelerin hali konusunda, hukuka yaslanan özgürlükçü bir yaklaşımı ortaya koyuyor. Dini ideolojinin keskinliği içinde yorumlayan İslamcılara da, Atatürk`ü ve açılımlarını dinsel bir form içinde okuyan Atatürkçülere de eleştirileri var. Türkiye`nin sıhhatini, insanın ve toplumun hakikatlerini esas alan bir hukuktan yana görüyor. 06.07.2009 ( Milli Gazete) |


Bugün tartışmaya devam ettiğimiz ve can yakmaya devam eden laiklik, modernizm, din ve devlet, aydınlar ve din gibi meselelerin tarihsel sürecini de ortaya koyuyor.