MEZARA KADAR FANATİK OSMANLILAR

Sultan Çelebi Mehmet tarafından kurulan Osmanlı târihindeki ilk spor takımlarıydı Bamyacılar ve Lahanacılar. Bu 2 takımın elbette ki formaları ve renkleri de vardı. Lahanacılar yeşil, Bamyacılar mâvi kadifeden elbise giyerlerdi. Bizans`ta olduğu gibi Osmanlıda da Yeşiller ve Mâviler vardı. Osmanlıda pâdişahlara kadar, her sınıf ve zümreden taraftârı olan spor takımlarıydı bunlar. Sultan 3. Selim Lahanacıları tutarken, Sultan 2. Mahmut Bamyacıları tutuyordu. O kadar ki yaptırdıkları çeşmelerden merdiven trabzanlarının başlarına, diktirdikleri nişan taşlarına kadar tepelerine taştan bir lahana ya da bamya koydurmayı ihmâl etmemişlerdi. Çengelköy`de sâhil yoluna bakan çeşmenin üzerinde lahana motifi görürken, bir çok mezar taşının baş kısmında da taştan lahana ve bamyalara rastlayabilirsiniz.

OSMANLI`NIN ŞÖVALYELERİ: CÜNDÎLER

 Atlı yiğit: Osmanlıcası ile Cündî... Hıristiyan dünyasında `Şövalye` neyse, İslam dünyasında da `Cündî` o idi. Oldukça iyi yetiştirilen cündîler, her şeylerini at üzerinde yapabilecek kadar kâbiliyetliydiler. Doludizgin koşan iki atın sırtında birbirlerinin başlarındaki portakalı oklarıyla vurabilir, atların dizginlerini eyerlerini değiştirebilir, hatta atları değişebilirlerdi. O kadar hızlı koşarlardı ki; koşan bir ata dahi arkasından yetişip binebilir, at üzerinde çok iyi kılıç kullanır, hedefe ok atma, mızrak savurma, gürz kullanma başta olmak üzere envâi çeşit savaş tekniğini yapabilirlerdi. Lahanacılar ve Bamyacılar, `Cündîler` adı verilen atlı yiğitlerin cirit oynayan sporculardan oluşan takımlarıydı. Cündî olabilmek için çok iyi kılıç ve pala kullanabilmek, ok atabilmek ve illâki çok iyi ata binmek gerekiyordu. Kendileri gibi, atları da oldukça eğitimliydi. At, her şeydi onlar için. Bir kudret simgesi olan Padişah ve vezir tuğları dahi, atın yelelerinden ve kuyruğundan yapılırdı.

CİRİT OYNAYAN SULTANLAR

Son dönem Osmanlı pâdişahları hâriç, hemen hemen bütün Osmanlı Sultanları çok iyi ata biner ve zaman zaman da cirit oyunlarına katılırdı. Sultan 4. Mehmet bir av dönüşü, Kaptan Mustafa Paşa`nın rakîbi olan alaya iltihâk ederek cirit oynamışken, Sultan 1. Ahmet de, sadrazamı Nasuh Paşa ile birlikte Edirne`de Zerrin-i Şevket isimli atıyla Nasuh Paşa`nın rakîbi olarak cirit oynamıştı. Sultan 4. Mehmet bu oyun sırasında attığı bir ciritle yaraladığı Kaptan Paşaya bir âlâ kürk vererek gönlünü aldı daha sonra. Genç Osman ise, ciritte ölen atı Sisli Kır için, Kavak Sarayı`nın bahçesinde bir mezar kazdırmış ve bir kitâbe yazdırmıştı. Husûsiyle Sultan 4. Murat... Koşan bir atın sırtından, diğer atın sırtına sıçrayabilecek kadar mâhir bir pâdişahtı Sultan Murat Han. Cündîliğe meraklı, usta birer binici olan şehzâdeler dahi vardı. Bu iki güçlü takımın simgelerinin resimlerini Topkapı Sarayı Harem`de bulunan şehzâdegân dâiresindeki ocağın içine hâlen görebiliyoruz.

LAHANAYA KUVVET, BAMYAYA LEZZET

Sarayların avluları, cirit alanı olarak kullanılıyordu. Buna en güzel örneklerden birisi de bir zamanlar Topkapı Sarayı`nın hasbahçesi olan Gülhâne Parkı. Cuma günleri ve bayramların üçüncü günleri, cirit oyunları sergileniyordu bu devâsâ ağaçların bulunduğu bahçelerde. Savaş öncesi son prova diyebileceğimiz süvâri muharebelerinin oyun versiyonu, yani cirit vuruşmaları da, sefere çıkan orduların buluşma menzillerinde icrâ ediliyor, bir yandan mehter çalıyor, kös vuruyor, atlar koşuyor, oklar havada uçuşuyor, ciritler mızraklar, kalkanlara çarpıyor, kılıç sesleri havada şaklarken, at kişnemeleri bu senfoniye nal sesleriyle birlikte katılıyordu. Seyirciler de `Lahanaya kuvvet, Bamyaya lezzet!` diye bağırarak tezâhürâtta bulunuyor, heyecanı daha da artırıyorlardı. Nihâyet bu meydanlar Osmanlı Cirit Şampiyonası Final gösterileri sahasına dönüşüyordu. Ama en çok Atmeydanı`nda karşı karşıya gelirlerdi bu atlı spor takımları. Padişahlar ve sadrazamlar başta olmak üzere, her rütbeden eşhâsın oynadıkları atlı cirit oyununun iki rakip takımı vardı: Lahanacılar ve Bamyacılar. Lahanacılar yeşil kadifeden elbise giyip yeşil bayrak taşırken, Bamyacıların kıyâfeti mavi, bayrakları da kırmızıydı.

İSİMLERİ NEREDEN GELİYOR?

Peki ama bu lahana ve bamya da neyin nesi? Bu kulüpler neden lahanacı ve bamyacı olmuşlar? Cevâbı bulmak için Çelebi Mehmet dönemine gitmemiz gerekiyor. Pehlivanlığı ve okçuluğuyla nam salan Çelebi Mehmed Han, şehzâdeliğinde Amasya`da vali iken cündîlerini (süvârilerini) cirit, lobut gibi oyunlarla muhârebe için hazırlıklı tutardı. Çelebi Mehmet tarafından Merzifon`da kurulan sipahi bölüğünün ismi, Merzifon`un lahanasının meşhur olması hasebiyle Lahanacılar olmuştu. Lahanacıların en büyük rakîbi, 2. Murat tarafından Amasya`da kurulan sipâhi bölüğü idi. Amasya`nın da bamyası meşhur olduğu için bu sipahi bölüğünün ismi de Bamyacılar oldu. Her iki sipâhi bölüğünü de Çelebi Mehmet`in kurduğunu söyleyen târihçiler de mevcut. Zamanla bu yakıştırmalar ve lâkaplar öyle yerleşti ki; Osmanlının son dönemleri de ( Sultan 3. Selim ve Sultan 2. Mahmut dönemlerinde) dahi birbirleriyle mücâdele içinde olan bu iki takım, hâlâ Lahanacılar ve Bamyacılar ismiyle biliniyordu. Yıllar geçti, her şey değişti, bu iki isim değişmedi. 15. yy dan 19. yy ortalarına kadar devâm eden bu iki takımın ezelî rekâbetinde, taraftarlar arasında vezirler, paşalar, pâdişahlar, `Mezara kadar` fanatik olan Osmanlılar dahi vardı. İnanmayan Eyüp`teki Osmanlı mezartaşlarının baş kısımlarına bakabilir. Bazen bu müsâbakalar savaş boyutuna gelir, işte bu sırada zâyiât olmaması için, padişahın buyruğuyla silahtar ağa oyunu durdurur, buyruklar, işaretler kâr etmezse Bamyacı-Lahanacı takımlarının kavgayı bırakıp da para kapışmaları için meydana altınlar atılırdı. Cündilerin oynadıkları cirit oyununun gerçekten savaştan ayırt edilemez tarafları çoktu. 1666 yılında Avusturya elçisine Edirne`de Sâmizâde bahçesinde bir cirit oyunu seyrettirilir. Elçi şaşkınlıktan dona kalarak sorar: `Bu oyun mu yoksa gerçek dövüş mü?

EVLİYÂ ÇELEBİNİN KIRILAN DİŞİ

Günümüz futbol maçlarındaki gibi, kavgalar, yaralanmalar da oluyordu zaman zaman bu cirit oyununda. Sultan İbrahim zamânında kaptânıderyâlığa kadar yükselmiş olan Seydî Ahmet Paşa, o kadar sert oynardı ki bu oyunu, yaralanalar hattâ bir defâsında ölen bile olmuştu. Seydi Ahmet`in attığı bir ciritle müsahiplerden biri hayâtını kaybedince Sultan İbrâhime şikâyet edilir. Sultan İbrâhim O`nun da katlini ferman buyursa da Seyit Ahmet Paşa`yı kaçırıp pâdişahtan saklayanlar, daha sonraları affı için de ferman almayı başarmışlardı. Aynı Seyit Ahmet Paşa, pîrimiz Evliyâ Çelebi`nin de dişlerini dökmüştü yine bir cirit oyunu sırasında. Seyahatnamesinen öğrendiğimize göre Evliya Çelebi, zayıf, narin ve çocuk yapılı bir bedene sahip olmasına rağmen, oldukça atik ve çevikti. İyi ata biner, iyi cirit atardı. Yine kendisinden öğrendiğimize göre 1647 senesinde Seyit Ahmet Paşa ile oynadığı bir cirit esnâsında dört dişi kırılmıştır. Bu kırılan dişlerini Viyana`da yaptırdığını yazar.

400 METREDEN YUMURTAYI VURAN PADİŞAH

Topkapı Sarayı`nın Gülhâne Parkı`na geçilen çift kuleli kapının 2 kulesinden biri `Bamyacı` diğeri `Lahanacı` lara mahsustu. Eski saray geleneklerinden olan Bamyacı ve Lahanacı müsâbakalarının Sultan 2. Mahmut tarafından 1827 de yasaklanmasıyla bu 2 spor kulübü dağılmış, yok olmuş, unutulup gitmişti. Bu iki kuleli kapıdan Cebehâne Meydanı`na geçtiğimizde 2 mühim nişan taşıyla karşılaşırız. Bunlardan birinin tepesinde lahana, diğerinde bamya figürü mevcut. Sultan 3. Selim`in ok atışı yaparken, diğeri de Sultan 2. Mahmut`un tüfek atışı yaparken nişan aldığı yere, Gülhâne Meydanı`ndaki taşlar ise Sultan Selim`in attığı okların düştüğü yere dikilmiş.

BİTLİ PAŞA

Cihan pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleyman Han, biricik kızı Mihrimah Sultan`ı evlendiriyor. Tâliplerin haddi hesâbı yok. Fakat Kânûnî Rüstem Paşa`yı seçiyor. Paşayı kıskanan diğer damat adayları ise bu izdivâca engel olabilmek için ellerinden geleni esirgemiyorlar. Çevirdikleri dolaplardan biri de, Rüstem Paşa`nın cüzzzamlı olduğunu iddiâ edip, pâdişâhı vazgeçirmek.

Bu haberi duyan pâdişah temkinli davranıyor. Haberin aslını-astarını araştırmak üzere hekimbaşısını Rüstem Paşa`ya gönderip kontrol ettiriyor. Hekimbaşı Rüstem Paşa`yı detaylı bir muâyeneden sonra, çamaşırlarında bir bite rastlıyor. Ve müjde yüce pâdişâha ulaştırılıyor. Zîrâ cüzamlılara bitin gelmeyeceği iyi biliniyor.

Bu hâdiseden sonra da Rüstem Paşa, hasımları tarafından `Kehle-i ikbâl` ( Tâlih Biti) diye anılıyor. Buna sebep de şu şiirdi:

Olıcak bir kişinin bahtı kavî, tâlihi yâr

Kehlesi dahi zamânında ânın işe yarar

İşte Rüstem Paşa`nın bitli paşa olmasının hikâyesi.

3. SELİMİN LAHANACILARA TEZÂHÜRÂTI

Sultan 2. Mahmut, 1811 târihli nişantaşının tepesini bamyayla süslerken, Sultan 3. Selim de Lahanacılar takımına duyduğu sevgiyi, İlhâmi mahlası ile yazdığı şiirle bakın nasıl tezâhürâtta bulunuyor:

Kış mevsiminde çıkar ortaya lahana

Gerçi biçimce Keykavus` un topuzuna benzer

Can verir insana, çünkü taze gül yaprağıdır lahanaDizilmez yüz bin, bir ipliğe bamya gibi,

Arslandır o, arabayla gezer sanki lahana

Hiçbir zevk ve mutluluk olmazmış onsuz

Olur mu, helva söyleşileri, olmazsa eğer lahana,

Lâyıktır ona, İlhâmî ne türlü övgüler yazsa Lahanacım, Lahanacım, Lahanacım, Lahana

MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK/ TARİH SANDIĞI

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile