Kara Fatma Fakirlik içinde öldü
Kurtuluş Savaşını kadın kahramanı "Kara Fatma" unvanlı Fatma Seher ninenin bu halini okuyunca siz de irkileceksiniz

 

 

 

 

İşte O kahramanın, Rus manstırına hapsedilen çilekeÅŸ öyküsü..
 


Hani bazen yaprakları kelam-ı kadime dönmüÅŸ eski dergi sayfalarını karıştırırken yüreÄŸinizin orta yerine bir ağırlık, karabasan gibi çöker ya...
Yedigün dergisinin 1930’lu sayılarını karıştırırken de aynı hal arız oldu bana. FotoÄŸrafta, sadece o hülyalı bakışlarındaki derinliÄŸi korumuÅŸ bir kadın başı bana bakıyordu. Gözüm bir yerden ısırıyordu bu bakışları ama nereden?
Bakışlarım fotoÄŸrafların üzerindeki baÅŸlığa kayıyor ister istemez. “Kara Fatma Rus manastırında” kelimelerini bir hamlede okuduÄŸumda kendime, ‘Yok canım, o olamaz, olsa olsa bilmediÄŸimiz baÅŸka bir Fatma’dan bahsediyor olmalı’ diye teselli vermeye çalışırken, asıl darbe, resim altı yazısında balyoz gibi iniyordu beynime. Åžöyle diyordu bu iki büklüm olmuÅŸ kadının fotoÄŸrafı altında: “Açlığımı kimseye belli etmemek için odama kapanır, aÄŸlarım.”

 
YaÅŸadığım yürek burkuntusuna raÄŸmen yine de bu ‘açlıktan aÄŸlayan kadın’ portresini bildiÄŸim Kara Fatma’ya yakıştırmama inadım formundaydı. Ne var ki bu direniÅŸim, asker kıyafetli bildiÄŸimiz Kara Fatma fotoÄŸraflarının birinin altında güneÅŸ görmüÅŸ inatçı Erzurum karı gibi eriyordu. “Åžimdi 55 yaşındayım” diyordu belinde kaması ve göÄŸsünde fiÅŸekliÄŸi olan kadın, ve devam ediyordu: “Askere gittiÄŸim zaman 24 yaşında idim.”
Çatıdan üzerime iri bir buz parçası düÅŸer gibi oldu. Bu o... Evet, bu o...
O 9 AÄŸustos 1933 tarihli Yedigün’ün 22. sayısında yakışıklı bir efsane çöküyor ve ikrah ettiren acılıkta bir tarih yazılıyordu.
Erkek askerler için Mehmetçik hangi anlamı taşıyorsa, orduya katılan kadın askerlere de genel olarak “Kara Fatma” denildiÄŸini biliyoruz. Üstelik bilinen ilk Kara Fatma, 1854-1856 Kırım Harbi’ne katılmış; kendisi Çukurova’daki Cirit aÅŸiretine mensup bir ocağın kâhyasıdır. Ayağında çizmeleri, başında tülbent sargısı, belinde silahları ve elinde kamçısıyla ve dahi güneÅŸten esmerleÅŸmiÅŸ yüzüyle erkekten bir farkı olmadığını, bizzat Gazi Ahmed Muhtar PaÅŸamız anlatıyor. Hatta Sivastopol Destanı’nda adının “Nisâlar kahramanı” olarak geçtiÄŸini dahi biliyoruz.
Lakin KurtuluÅŸ Savaşı’ndaki Kara Fatmaların en meÅŸhuru, Erzurumlu olanıdır. Kocası Binbaşı DerviÅŸ Bey’le birlikte kâh Kars cephesinde, kâh Balkanlarda savaÅŸmış. Edirne’de Bulgarlara karşı mücadele vermiÅŸ, aÄŸaç kabuÄŸu kemirerek hayatta kalanlardan biri olmuÅŸ. Mütarekeden sonra ise kaybetmiÅŸ eÅŸini. Sonra onu İstanbul’dan Sivas’a giderek Mustafa Kemal PaÅŸa ile görüÅŸürken görürüz; ardından o artık cephelerdedir: İzmit, Düzce, Adapazarı, İznik civarında Yunanlılara baskınlar düzenlerken, köylerden, kasabalardan gönüllü toplarken karşımıza çıkar. Bir de gazetecilere ilginç bir figür olarak görünmüÅŸ olmalı ki, 1923 yılına kadar kendisiyle çeÅŸitli söyleÅŸiler yapılmış, korkusuzluÄŸu, cesareti ve yaralı olduÄŸu halde gözünü budaktan esirgemeyiÅŸi vurgulanmış, adı Garp cephesinde bir efsane bulutu gibi dolaÅŸmış; bir de kendisine baÄŸlanmak istenen maaşı Kızılay’a bırakmasındaki yüce gönüllülüÄŸü.
Velhasıl Erzurumlu Fatma Seher Hanım ya da nam-ı diÄŸer Kara Fatma, KurtuluÅŸ Savaşı’nın sembol ismi olarak günümüzde ders kitaplarına kadar girmeyi baÅŸarmıştır.



Lakin Yedigün dergisinde bulduÄŸum söyleÅŸi, Kara Fatma’nın 1923-1944 arasında gözlerden uzak geçen hayatı üzerindeki karanlığı kaldırıyordu. Bugünden bakınca KurtuluÅŸ Savaşı gazileri Lozan’dan sonra sanki yere göÄŸe sığdırılamamış gibi geliyor bize. Onlara topyekün sahip çıkılmış ve bir dedikleri iki edilmemiÅŸ zannediyoruz. Ne kadar yanıldığımızı birazdan bir kere daha anlayacağız.
Kara Fatma, 1933 yılında İstanbul’un Galata semtindeki Rus manastırının bir odasında sefalet içinde yaÅŸamaktadır. Aradığı kiÅŸiyi 2. kattaki 9 numaralı odada bulan muhabir Mekki Sait Bey’i önce bir Rus çocuÄŸu karşılar ve kendisine Kara Fatma’nın odasını gösterir. Muhabir onu, komÅŸularının artıklarıyla karnını doyuran ve yalnız kaldığı zamanlarda utancından hüngür hüngür aÄŸlayan birisi olarak anlatır bize. Kara Fatma’nın odasında iki çuval seriliymiÅŸ ya, kendisi yerde tahta üzerinde yatıyormuÅŸ. Çuval dediÄŸi, torunlarının yatağı. KöÅŸede bir tencere, soÄŸuk bir sac mangalın yanında aylarca evvel yere nasıl bırakıldıysa öyle duruyordur.
Kara Fatma konuÅŸmaya, iÅŸ bulamamaktan ÅŸikayet ederek girer: Kapıcılığa, hatta çöpçülüÄŸe bile razıdır torunlarına bakabilmek için. Ama kimse iÅŸ vermemiÅŸtir ona.
Yaralarından söz eder sonra, savaÅŸta aldığı. Kızının parmaklarını ÅŸarapnel uçurmuÅŸ, evlenip çoluk çocuÄŸa karıştıktan sonra ise delirmiÅŸ. Böylece torunlarına bakmak zorunda kalmış Kara Fatma. Yine de göÄŸsüne taktığı İstiklal madalyasından gurur duymaktadır: “Bütün sefaletimi unutturan, beni yaÅŸatan, bu İstiklal madalyasıdır. Açım ama ÅŸerefliyim!”
Aç ama ÅŸerefli kadın aÄŸlamaya baÅŸlar o sırada. AÄŸlarken anlatır, anlatırken aÄŸlar:
- Bazen çocukların elinden tutuyor, ‘Åžu yetimler aç kalmış, ölecekler’ diye nineleri olduÄŸumu sezdirmeden onlar için yardım toplamaya çıkıyorum. Ne yapayım, siz söyleyin!
Muhabirin aklına torunlarının nerede olduÄŸunu sormak gelir. Sokaktadırlar; birazdan geleceklerdir. Dilenmekten dönerken birinin avucunda 100, diÄŸerininkinde 60 para olacaktır. “Al nine” derler, “hiç harcamadık, olduÄŸu gibi sana getirdik. Bir çay piÅŸiremez misin bunlarla? Ekmek batırıp da beraber yiyelim.”
Torunlarıyla birlikte dilenen bu Kara Fatma portresine alışık olmayan yüreÄŸiniz hop oturup hop kalktı, biliyorum ama gerçeÄŸin yüzü bazen böylesine acımasız ve soÄŸuktur.
1944’te (69 yaşında) yeniden hatırlanıp Defterdarlık’ta bir iÅŸe yerleÅŸtirilen Kara Fatma, 1954 yılına gelindiÄŸinde artık 79 yaşındadır ve yine sefil bir vaziyette İstanbul’da bir kulübede tek başına yaÅŸamaktadır. Tek Parti dönemini periÅŸanlıklarla geçiren Kara Fatma’ya doÄŸru dürüst bir maaÅŸ ne zaman baÄŸlanmıştır bilir misiniz? Demokrat Parti devrinde, 22 Åžubat 1954’te. Ancak özel bir kanunla kendisine ‘ömür boyu’ 170 lira maaÅŸ baÄŸlanan Kara Fatma’nın ömrü bu maaşı yemeye yetmeyecek ve ertesi yıl Erzurum’da hayata gözlerini yumacaktır.
SaÄŸlığında bir gazeteciye, “GöÄŸsümde bir ÅŸarapnel parçası var. Acı veriyor.” demiÅŸti. Tarihimizin göÄŸsündeki ÅŸarapneller ne olacak Fatma teyze, sen söyle?


{Mosgoogle}
 
m.armagan

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile