| İsyancı Bir Harbiyeli |
|
Mesela yanda gördüÄŸünüz AÄŸustos 1917 tarihli resimde yerde kahve içmekte olan üçlü bu ihanetin arka planında rol oynayan üç önemli isim: Soldan SaÄŸa sayarsak, Cafer El Askeri, Emir Faysal ve Albay Joyce. Haber 7 Kitap Dünyası sayfasının sizlere bugün önereceÄŸi eser, bu resimde yer alan Cafer El Askeri`nin Türk Ordusunda baÅŸlayan ve inahet ordusunda biten hikayesini içeriyor: Klasik Yayınları`nın Arap Gözüyle Osmanlı dizisi Osmanlı İmparatorluÄŸu`nun parçalanma sürecini, Arap ilim, fikir ve siyaset adamlarının perspektifinden yansıtmayı sürdürüyor. Söz konusu dizide yer alan kitaplarda sayesinde, tarihi süreçte Osmanlı ve Arap coÄŸrafyasındaki siyasî, iktisadî, kültürel ve ideolojik geliÅŸmeler, günlük yaÅŸam, Türk-Arap iliÅŸkileri, Avrupalı güçlerin bu coÄŸrafyaya yönelik planları, tarihî ÅŸahsiyetlerin rolü gibi o dönemin anlaşılmasına yönelik pek çok ipucu gün ışığına çıkıyor, Osmanlı Filistininde Bir Posta Memuru: İzzet Derveze adlı kitapla baÅŸlayan, Muhammed Mahzumî PaÅŸa`nın Cemaleddin Afganî`nin Hatıraları adlı eseriyle süren dizide ÅŸu ana dek, Kral Abdullah`ın Biz Osmanlı`ya Neden İsyan Ettik?, Muhammed Kürd Ali`nin Bir Osmanlı-Arap Gazetecinin Anıları,. Emir Åžekib Arslan`ın İttihatçı Bir Arap Aydınının Anıları, Selim Ali Selam`ın Beyrut Åžehremini`nin Anıları adlı eserler yayınlandı. Dizinin son kitabı ise: İsyancı Arap Ordusunda Bir Harbiyeli: Cafer el-Askerî. CAFER EL ASKERİ KİMDİR? İsyancı Arap Ordusunda Bir Harbiyeli, Osmanlı ordusunda binbaşı rütbesiyle İngilizlere karşı mücadele ederken saf deÄŸiÅŸtirerek isyancı Arap ordusunun komutanlığını üstlenen Iraklı Cafer el-Askerî(1885-1936)`nin 1919 yılına kadar olan serüvenini kendi kaleminden aktarıyor. Osmanlı bakiyesi toprakların yeni yönetimlerinde söz sahibi olan elitlerin önemli bir kısmı eÄŸitimlerini Osmanlı mekteplerinde tamamlamış ve bu devlette asker, siyasetçi, bürokrat olarak görev yapmış kimseler. ÇoÄŸu Türkçe bilen bu kimselerin etnik kökenleri ve ideolojileri farklı olsa da alışkanlıklarında ve olaylara bakışlarında Osmanlı modernleÅŸmesinin ortak mirasının izi sürülebiliyor. Bu kimseler ordudan parlamentoya, eÄŸitim kurumlarından maliyeye yeni yönetimleri oluÅŸtururken kaçınılmaz olarak önceki tecrübelerinden istifade etme yoluna gitmiÅŸler. Bu yüzden gerek OrtadoÄŸu`da gerek Balkanlar`da Osmanlı izlerini taşıyan yapılanmalar görmek mümkün. Cafer el-Askerî`nin hatıraları da bu tecrübeyi Irak örneÄŸinde göstermesi açısından önem taşıyor. Enver PaÅŸa ve Mustafa Kemal`in yanı sıra Osmanlı, Arap ve İngiliz siyasetinin etkili simalarını yakından tanıma fırsatı bulan ve devrinin önemli olaylarına tanıklık eden Askerî`nin hatıraları, parlak bir Osmanlı subayının sıra dışı serüvenini ele alıyor. GençliÄŸinin erken bir döneminde Batı`da eÄŸitim görmesi, daha sonra uzun süre İngiltere`de oturması, diÄŸer birçok Avrupa ülkesine elçi olarak gitmesi, Batılı siyasetçilerle ve ileri gelenlerle içli dışlı olması gibi hususlar, Askerî`nin siyasî teamüllerini aynı dönemdeki diÄŸer birçok Iraklı siyasetçininkinden ayırıyor. Atalarının Kerkük yakınlarındaki Asker köyünde yaÅŸaması sonucu Askerî adını alan Cafer el-Askerî`nin hatıralarının sonlandığı tarihten ölümüne kadarki faaliyetlerinin anlatıldığı bir kısım ve hatıratı tamamlayıcı mahiyette yine Askerî`ye ait bir metin ile bazı belgeler de hatıraların naÅŸiri tarafından esere eklenerek okuyucuya bütüncül bir resim sunuluyor. Ağırlıklı olarak muharebe tasvirlerinden oluÅŸan eser, sunduÄŸu birtakım bilgi ve belgelerle dönemin askerî tarihinin aydınlatılmasına katkıda bulunuyor. 1921 sonrası Irak`ta iki kez baÅŸbakanlık, Savunma ve DışiÅŸleri bakanlığı ile Irak`ın Londra temsilciliÄŸi gibi önemli görevler üstlenen Askerî, 1936`da General Bekir Sıdkı`nın gerçekleÅŸtirdiÄŸi darbe esnasında öldürülür. Cafer el-Askerî`nin hayatı boyunca Irak ve Arap ulusunun tarihini ilgilendiren birçok mühim hadiseye ÅŸahit olması, hatıralarına tarih açısından hususî bir önem kazandırıyor. Zaten kiÅŸisel macerası da birçok mühim ve ilginç hadiseyi içinde barındırıyor. 1915`te Almanlar tarafından Demir Haç niÅŸanıyla taltif edilen Askerî`ye, saf deÄŸiÅŸtirdikten sonra General Allenby tarafından St. Michael ve St. George niÅŸanlarının takılması ilginç olaylar arasında anılabilir. Zira Askerî, böylelikle Birinci Dünya Savaşı`nda birbirinin can düÅŸmanı olan iki ülkenin ÅŸeref madalyalarına aynı anda sahip yegâne kiÅŸi unvanına sahip olur. KİTABIN TAKDİM YAZISI M. Suat MertoÄŸlu`nun hazırlamış olduÄŸu takdim yazısı ilgilisinin eserle ilgili bütün soru iÅŸaretlerine yanıt veriyor: Önemli Arap ÅŸahsiyetlerin Osmanlı`nın son dönemine tanıklık eden hatıralarını biraraya getiren `Arap Gözüyle Osmanlı` dizisinin dokuzuncu kitabı olan elinizdeki eser, Osmanlı ordusunda binbaşı rütbesiyle İngilizlere karşı mücadele ederken saf deÄŸiÅŸtirerek isyancı Arap ordusunun komutanlığını üstlenen Iraklı Cafer el-Askerî`nin (1885-1936) 1919 yılına kadar olan serüvenini kendi kaleminden aktarmaktadır. Askerî`nin 93 Harbi gazilerinden olan ve Osmanlı ordusunda kaymakamlığa kadar yükselen babası ile diÄŸer iki kardeÅŸi de askerdir. Ancak `Askerî` adı, askerlikle deÄŸil, atalarının Kerkük yakınlarındaki Asker köyünde yaÅŸamasıyla ilgilidir. Cafer el-Askerî İstanbul`a giderek 1904`te Harbiye Mektebi`nden mezun olur ve Mülazım-ı Sanî rütbesiyle BaÄŸdat`taki 4. Ordu`da göreve baÅŸlar. Bölgede çeÅŸitli harekâtlara katılan Askerî 1910`da eÄŸitim amacıyla Almanya`ya gönderilen ilk subay grubunun içinde yer alır ve Balkan Savaşı baÅŸlayıp geri çaÄŸrılıncaya kadar bu ülkede kalır. Balkan Savaşında hürriyet kahramanı Enver Bey`le birlikte Edirne`ye giren zabitlerden biri olan Askerî daha sonra Birinci Dünya Harbi baÅŸlayınca İngilizleri Batı yönünden sıkıştırmaya yönelik çalışmalar için Libya`ya gönderilir ve oradaki genel komutan Nuri (Kıllıgil) PaÅŸa`nın kurmay baÅŸkanlığını yapar. Libya`da çeÅŸitli yararlılıklar gösteren Askerî mahallî güçlerin dinî-siyasî önderi Ahmed Åžerif es-Senusî`nin de takdirini kazanır ve onun tarafından kendisine `PaÅŸa` unvanı verilir. Ne var ki, Åžubat 1916`daki Akâkîr Savaşında yaralanıp İngilizlere esir düÅŸmesiyle Askerî`nin hayatında yeni bir dönem baÅŸlar. BaÅŸta Kahire`de tutuklu bulunduÄŸu Maâdî esir kampından kaçmaya teÅŸebbüs ederse de kaçarken düÅŸüp ayağından yaralanır ve yakalanır. O sırada, Osmanlı ordusunda birlikte görev yaptığı, aynı zamanda hem eniÅŸtesi hem kayınbiraderi olan ve ordudan daha önce firar etmiÅŸken İngilizler tarafından yakalanarak `Arap davası`na hizmet etmek için Mısır`a gönderilen Nuri es-Saîd ile karşılaşır. Nuri es-Saîd, Abdurrahman eÅŸ-Åžehbender gibi Arap milliyetçileri ve Lawrence aracılığıyla İttihatçıların Arap milliyetçilerine yönelik sindirme politikalarından ve Åžerif Hüseyin`in Osmanlı Devleti`ne isyan ettiÄŸinden haberdar olur. Irak`ta görev yaptığı zamanlardan itibaren Arap milliyetçisi faaliyetlerin içinde yer alan ve milliyetçi Arap subaylar tarafından kurulan gizli el-Ahd Cemiyeti üyesi olan Askerî, bu cemiyetten arkadaşı olan Selim el-Cezairî`nin de Cemal PaÅŸa tarafından asıldığını öÄŸrenince saf deÄŸiÅŸtirmeye karar verir ve İngilizlerin desteÄŸiyle Osmanlı Devleti`ne isyan eden Åžerif Hüseyin`e baÄŸlılığını bildirir. Faaliyetlerine daha Hicaz`a geçmeden baÅŸlayan Askerî, Mısır`da yaÅŸayan Refik el-Azm ve ReÅŸid Rıza gibi isimlerle birlikte, İngilizlerin elinde esir olan Arap kökenli Osmanlı askerlerini ikna ederek isyancı Arap ordusu için gönüllü toplama çalışmalarına katılır. İsyancı Arap-HaÅŸimî güçleri İngilizlerin lojistik desteÄŸine sahip olmalarına raÄŸmen büyük ölçüde bedevîlerden oluÅŸan dağınık bir topluluk görünümündedir. İsyanın askerî yönünü idare edecek Arap kökenli tecrübeli isimlere ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı büyük ölçüde Osmanlı ordusunun firarî subayları karşılayacaktır. Åžerif Hüseyin`in oÄŸlu Emir Faysal`dan, oluÅŸturulmaya çalışılan düzenli Arap kuvvetlerinin başına geçmesi teklifini alan Askerî, Osmanlılarla savaÅŸ sonuna kadar iÅŸbirliÄŸi yapmayacağı konusunda İngilizlere teminat verir ve onların yardımıyla Hicaz`a geçer. Arap güçlerinin Kuzey cephesindeki harekâtlarında önemli baÅŸarılara imza atan Askerî İngilizlere verdiÄŸi sözü savaşın sonuna kadar tutmakla yetinmemiÅŸ, İngiliz yanlısı tutumunu ölünceye kadar sürdürmüÅŸtür. 1915`te Almanlar tarafından Demir Haç niÅŸanıyla taltif edilen Askerî`ye, saf deÄŸiÅŸtirdikten sonra General Allenby tarafından St. Michael ve St. George niÅŸanları takılır. Böylece, Birinci Dünya Savaşında birbirinin can düÅŸmanı olan iki ülkenin ÅŸeref madalyalarına aynı anda sahip belki de yegâne kiÅŸi unvanını elde eder. Emir Faysal`ın sürekli yakın çevresinde bulunan ve onunla kader birliÄŸi eden Askerî, Åžam Arap güçlerinin eline geçince önce Suriye`ye askerî müfettiÅŸ, daha sonra Halep`e askerî vali olarak atanır. Suriye hükümetinin Fransızların baskısıyla yıkılması üzerine Irak`a döner ve Faysal`ın Irak kralı olması için çalışmalar yürütür. 1921`de Irak devletinin kurulmasına ve Faysal`ın kral olarak tahta çıkmasına karar verilen Kahire Konferansı`na katılan Askerî bu tarihten sonra Irak`ta iki kez baÅŸbakanlık, Savunma ve DışiÅŸleri bakanlığı ile Irak`ın Londra temsilciliÄŸi gibi önemli görevler üstlenir. Cafer el-Askerî 1936`da General Bekir Sıdkı`nın gerçekleÅŸtirdiÄŸi darbe esnasında öldürülür. EniÅŸtesi ve kayınbiraderi Nuri es-Saîd ise 1958`de benzer ÅŸekilde öldürülmüÅŸtür. İngiliz yanlısı tutumları bu iki isme geçici bir ikbal saÄŸlasa da trajik sonlarını engelleyememiÅŸtir. Osmanlı bakiyesi toprakların yeni yönetimlerinde söz sahibi olan elitlerin önemli bir kısmı eÄŸitimlerini Osmanlı mekteplerinde tamamlamış ve bu devlette asker, siyasetçi, bürokrat olarak görev yapmış kimselerden oluÅŸur. ÇoÄŸu Türkçe bilen bu kimselerin etnik kökenleri ve ideolojileri farklı olsa da alışkanlıklarında ve olaylara bakışlarında Osmanlı modernleÅŸmesinin ortak mirasını görmek mümkündür. Bu kimseler ordudan parlamentoya, eÄŸitim kurumlarından maliyeye yeni yönetimleri oluÅŸtururken kaçınılmaz olarak önceki tecrübelerinden istifade etme yoluna gitmiÅŸler ve böylece gerek OrtadoÄŸu`da gerek Balkanlar`da Osmanlı izlerini de taşıyan yapılar ortaya çıkmıştır. Askerî`nin hatıraları bu tecrübeyi Irak örneÄŸinde göstermesi açısından önemlidir. Kendisinin yanı sıra Kral Faysal, baÅŸbakanlar Nuri es-Saîd ve Yasin el-HaÅŸimî ve önemli görevler üstlenen diÄŸer birçok ÅŸahsiyet modern Irak`ın kurulmasında Osmanlı devlet tecrübesinden yararlanmış kimselerdir. Enver PaÅŸa ve Mustafa Kemal`in yanı sıra Osmanlı, Arap ve İngiliz siyasetinin etkili simalarını yakından tanıma fırsatı bulan ve devrinin önemli olaylarına tanıklık eden Askerî`nin hatıraları parlak bir Osmanlı subayının sıra dışı serüvenini gözler önüne sermektedir. Yazarın bir asker olması nedeniyle hatıralar da ağırlıklı olarak muharebe tasvirlerinden oluÅŸur. Bu itibarla sunduÄŸu birtakım bilgi ve belgelerle dönemin askerî tarihinin aydınlatılmasına katkıda bulunacak niteliktedir. Eser ayrıca Arap milliyetçisi oluÅŸumlarda subayların rolüne ve teÅŸkilatlanma biçimlerine dair önemli ayrıntıları gözler önüne serer. Arap kökenli subaylardan müteÅŸekkil oluÅŸumlar kurma fikri ve üyeleri gözleri baÄŸlanarak, Kur`an ve tabanca üstüne yemin ettirilerek kaydedilen el-Ahd cemiyeti hakkında verilen bilgiler, İttihatçı tecrübenin milliyetçi Arap subaylar için ne denli önemli bir model oluÅŸturduÄŸu konusunda dikkate deÄŸer ipuçları sunmaktadır. ... OrtadoÄŸu`nun bugünlere nasıl geldiÄŸini anlamak isteyenlere hitap eden bu özel serinin son kitabı hatıraların sahibine ait özel ve ünlü tarihi simalarla yanyana çekilmiÅŸ fotoÄŸrafları ile arÅŸiv belgeleri, konuÅŸmalar ve gazete haberlerinden oluÅŸan eklerle birlikte okura sunuluyor... http://www.makinecininsesi.com |

