| İskenderiye Kütüphanesi`ni gerçekte kim yaktı? |
|
Ayrıntıları ilgili kaynaklara havale ederek; konunun üzerinde ana hatlarıyla kısaca durmak istiyoruz: M.Ö. III. Yüzyılda Mısır`ın İskenderiye şehrinde kurulan ve içerisinde 900 bin ciltten fazla yazma eserin bulunduğu, Helenistik kültürün en zengin eserlerinden biri kabul edilen tarihi İskenderiye Kütüphanesi nasıl ve kimler tarafından yakılıp, yıkılmıştır? Maalesef sonraki yüzyıllara ait bazı İslam tarihi kaynaklarında da nakledildiği üzere; M.642 yılında Hz.Ömer`in emriyle, anlaşılmaz bir bağnazlık ve tahammülsüzlük sonucunda Mısır Fatihi Amr b. el-Âs tarafından bizzat yakılıp yok edilmiş olabilir mi? Bu konuda daha önce söz söyleyen ünlü tarihçilerden birisi olan C. Zeydân, İslâm Uygarlıkları Tarihi , (çev.Nejdet Gök, İletişim, İstanbul 2004) adlı klasik eserinde, önceleri bu olayın kuru bir iftirâ ve dayanaksız bir saldırıdan ibaret olduğunu ileri sürerken, zamanla görüşlerinde bazı değişiklikler olduğunu, İskenderiye Kütüphanesi`nin İslam fetihlerinden önce tahrip edildiğinin tarihi bir gerçek olmakla birlikte geri kalan küçük bir bölümünün de Müslümanlar tarafından yıkılmış olabileceğini iddia ediyor. Muzaffer olan orduların sırf hakaret ve aşağılama amacıyla, mağlup ettikleri kültürlerin kütüphane, ibadethane veya benzeri yerlerini tahrip ettiklerinin tarihi bir uygulama olduğunu, bu cümleden olarak; Tatar hükümdarı zalim Hülâgü`nün 1258 yılında Bağdât`ı ele geçirdiğinde binlerce kitabı Dicle ırmağına attırdığını, bir kısmını da kerpiç gibi kullanarak ahırlar yaptırdığını örnek olarak gösteriyor. Buna göre, Rum imparatorları da Hristiyanlığı kabul ettikden sonra Mısır`daki putperestlik uzantısı heykel ve mağbetleri de içlerindeki kitap ve heykellerle birlikte yaktırmışlardı. Trablusşam`ı ele geçiren Haçlılar da Kont S.Gilles`in emri ile, içerisinde üç milyon kitabın yer aldığı tahmin olunan bir kütüphaneyi yakmışlardı. (Gibbon, Roman Empire, II, 505). İspanyollar`da 15. yy.da Endülüs`ü ele geçirdiklerinde muhtemelen tarihin en büyük kitap, kütüphane, cami ve medrese katliamını yapmışlardır. Bundan öte İslam kültürünü tamamen unutturmak, ibadet yollarını kapatmak amacıyla, bu kültürün ayrılmaz bir parçası olan hamamları bile yakıp, yıktırmışlardı. Geçen günlerde aramızdan ayrılan rahmetli Ergün Göze`den bizzat dinlediğime göre: Zulümden bunalan müslümanlar Kur`ân`-ı Kerimi bile flamenko müziği eşliğinde şarkı formu biçiminde okumak zorunda kalmışlardır. Maalesef bu olumsuz ve yıkıcı uygulama kötü bir gelenek halinde günümüze kadar ulaşmıştır. Kütüphanenin müslümanlarca yakılmış olabileceği iddiasını dile getiren ve savunanlara göre; İlk yıllarda müslümanlar da küçük çaplıda olsa, benzeri tahribattta bulunmuş olabilirler. Ancak ilim ve irfanın artması, medeniyet aleminde söz sahibi olmaya başlamalarına paralel olarak, kültürel seviyeleri de yükselmiş, zihniyetleri de oldukça değişmiştir. Öyle ki şaşılacak kadar kısa bir süre içinde ilim ve irfanın gerçek hâmileri olmuşlardır. Bunun bir gereği olarak; Abbasiler devrinden itibaren `Beytü`l-Hikme` adı verilen bilim akademileri kurulmuş, hemen her dil ve kültürden binlerce eser, ağırlığınca altınlar verilerek toplatılmış, farklı din ve kültürden yüzlerce katip ve mütercim görevlendirilmişdir. Hatta devrin halifesinin; `daha çok para elde etmek için mütercim ve müstensihler kasten, büyük harflerle ve aralıklarla yazıyorlar ki, kitap kalın olsun ve tartıldığında daha çok altın kazandırsın` şeklindeki şikayetleri tebessümle karşılayarak `biz bu şekilde aldatılmaya razıyız` demesi bu bilimsel zihniyet ve kültürel seviyenin dikkat çekici göstergelerinden biri değil midir?
Kütüphanenin İslam fetihlerinden çok önce tahrip edildiği görüşünü savunanlar arasında İslam tarihi Profösörü Mustafa Fayda ve Nuray Yıldız dikkat çekici bilgiler vermektedir. Sayın Fayda, kütüphanenin, Hz.Ömer`in emri ile Amr bin el-Âs tarafından yaktırıldığı şeklindeki ilk haberlerin en erken XIII. yüzyıl kaynaklarında yer aldığı iddiasını tekrarlar ve bunların da Abdullatif Bağdâdî (ö.1231), İbnu`l-Kıftî (ö.1248), Ebû`l-Ferec(ö.1286) olduğunu belirtir. Buna göre bu kaynakların verdiği bilgilere güvenmek zordur. Örneğin, birinci kaynak olan Bağdâdî`in kayıtlarında bir çok yanlış bilgi vardır; Büyük İskender`in hocası olan ünlü filozof Aristotales, onun söylediği gibi İskenderiye`de değil M.Ö. IV.yy.da Atina ve Makedonya`da yaşamıştır. Ayrıca Mousaion denilen bu kütüphaneyi İskender değil, Ptolemaios I Soter, Ptolemaios II Philadelphos inşa ettirmiştir. İbnü`l-Kıftî`nin verdiği bilgiler de tarihi gerçeklere aykırıdır. Onun Amr bin el-Âs ile konuştuğunu söylediği J. Philoponos, İskenderiye`nin fethinden bir yüzyıl önce yaşamıştır. Maalesef bu yanlış bilgiler, sonraları Katip Çelebi vs. tarihçiler tarafından da tenkide tabi tutulmaksızın tekrar edilmiştir. Ayrıca, XIII.yy.da yaşamış olan bu yazarlara gelinceye kadar, 500 yılı aşkın bir süre içinde hiçbir müslim veya gayr-i müslim tarihçi kütüphanenin yakılması olayından söz etmemektedir. Bunlar arasında IX.yy.da yaşayan Belâzurî, Yakubî, Taberî ve X.yy.da Mesûdî, Mısır tarihi yazmış olan el-Kindî ve yine X.yy.da yaşamış olan İskenderiye patriği Eutychius da vardır. Tüm bunlar İskenderiye`nin fethini kaydettikleri halde halde bu olaydan söz etmemişlerdir. Başka kaynaklar da göz önüne alındığında, İskenderiye kütüphanesinin İslâm fethinden önce, şehirde çıkan bir putperest ayaklanmasının sonucu, pagan kültürünün yok edilmesi düşüncesiyle İmparator I. Theodosius`un emriyle (m.391) yıktırıldığı anlaşılmaktadır. Çağdaş tarihçilerden Bernard Lewis de bu fikri desteklemektedir. (Geniş bilgi için bkz. Nuray Yıldız, Eskiçağ Kütüphaneleri, İstanbul 1985, 90-94; Mustafa Fayda, `Hz.Ömer Devri`, DGBİT, c.II, sh.100-104.) İlber Ortaylı` hocamızın, Ankara Ticaret Odası`nda (24 Şubat 2006) Kom-Der`in `İskenderiyye Projesi Tanıtım Programı` nda, kendine has üslûbu ile; tarih kitaplarında geçen kütüphane yakma olaylarının abartılı, uydurma haberler olduğunu, hiçbir toplumun buna tevessül etmeyeceğini, Hülâgü`nün de aslında böyle bir şey yapmadığını, İslam Tarihçileri`nin de yanlış bilgiler aktardıkları yolundaki tesbitlerini tarihi gerçeklerden çok, iyi niyetli bir temenni veya düşünce olarak buraya ilave etmeden geçmemek gerekir. Ancak Hülagü, Neron ve Hitler gibi tarihe zulümleriyle damga vurmuş zalimlerin yaşamları ve kanlı icraatlarını bir bütün olarak ele aldığımızda, kitap ve kütüphane yakma olayının ancak bu zihniyetlere yakışabileceği gerçeğini yadsımamak gerekir. Özetlemek gerekirse; Tarih boyu hemen her milletin tarihinde, özellikle fetihler zamanında bir ksım tarihi binalarla birlikte, kütüphaneler de yakılmış veya yıkılmış olabilir. Bu durum, maalesef günümüzde de karşılaştığımız olumsuzluklardan biridir. En son örneklerinden biri de yakın zamanda, dünyanın gözü önünde Irak`ta yaşanmış, kütüphane ile birlikte müzeler de yakılmış yıkılmış ve de yağmalanmıştır. İslâm fetihleri döneminde zaman zaman, özellikle İran bölgesinde Mecusi ve putperest kültürün ürünü bazı kütüphanelerin yakıldığı İbn Haldun, Katip Çelebi vs. bazı kaynaklar da belirtilmektedir. Ancak, İskenderiye Kütüphanesi`nin özellikle eski Helen kültürünü yok etmek amacıyla Hz. Ömer`in emriyle yakıldığı iddiâsı tarihi gerçeklere tamamen aykırıdır. `en azından bir kısmının Müslümanlarca yakılmış olabileceği` şeklindeki ara görüş ise; sanki bir orta yol bulma ve uzlaşma çabası olarak değerlendirilebilir. Ancak Müslümanların Ehl-i kitab kültürü ile putperest mirasını aynı görmedikleri de gözden uzak tutulmamalıdır. Ayrıca belli bir dönem bazı kitapların okunmasının engellenmesi veya imha olunması, devrin felsefe ve siyasetine aykırı bazı kitapların yakılması, bir kültür ve kütüphane düşmanlığı mı, yoksa bugün de geçerli olan bir sansür uygulaması olarak mı değerlendirilmelidir? Başka kültür ve dinlerle birlikte yaşamayı, belli kurallar çerçevesinde doğal kabul eden İslâmın geniş hoşgörü zihniyeti olmasaydı yüzyıllar boyunca, İslâm hakimiyeti altındaki topraklarda eskiye ait bunca eser, kültür ve inanç mozayiğinden söz edilebilir, Anadolu`nu adı `Diyâr-ı Rum` veya `Arz-ı Rum`, Mevlânâ`nın adı `Celaleddîn-i Rûmî` ve İstanbul`un adı Osmanlı bürokrasi ve diplomatikasında `Kostantiniyye` olarak anılabilir miydi? İslâm fetihlerini, Avrupa`yı istilâ eden barbar akınlarıyla karşılaştıran önyargılı düşüncenin bir sonucu olan `kitap ve kütüphane düşmanlığı` suçlamasının İslâm`la ilişkilendirilmesi ise meselenin en vahim yönüdür. Oysa birisinin sonucunda, dünyayı çepeçevre kucaklayan, baş döndürücü bir hızla yayılmış, çağlar ötesi bir uygarlık, diğerinden ise izlerini sonraki asırlarda bile üzüntüyle müşahade ettiğimiz bir yıkım, yağma ve felaket miras kalmıştır.
Nevşehir, 09 Kasım 2009 Pazartesi Yrd. Doç. Dr. Nejdet Gök Nevşehir Üniversitesi Öğr.Üyesi.
|



Yorumlar
Evet yakmak imha etmek manasında kullanılıyor.Bahsedilen dönemde kağıt kullanılmadığın a göre kitaplar deri,papirüs ve ipek vu buna benzer maddelerden yapılmaktaydı.Sonuçta bu maddelerde yanıcıdır. Cevap | Alıntı | Alıntı