| İktisadi Kalkınma ve Türkler |
İktisadi kalkınmayı,toplumun sahip olduğu maddi olan ve olmayan
her türlü deÄŸerin kullanımı ile pozitif iliÅŸkilendirmek
mümkündür.
İktisadi kalkınmayı, bir toplumun sahip olduÄŸu maddi olan ve olmayan her türlü deÄŸerin etkin kullanımı ile pozitif yönde iliÅŸkilendirmek mümkündür. Lakin bugüne kadar ekonomik baÅŸarı düzeyi, sadece maddi unsurlarla, tek yönlü açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak, küre üzerinde doÄŸal zenginliÄŸe sahip olan ülkelerin fakir, doÄŸal kaynak fakiri ülkelerin ise kalkınmış olmaları bu teorileri tartışılır hale getirmiÅŸtir. İnsanın, nesnel bir varlık olarak deÄŸerlendirilmesi mümkün deÄŸildir. Aksine insan, duyguları, düÅŸünceleri, sevinçleri, öfkeleri, hüzünleri ve inançları ile anlamlıdır. Bu nedenle, insanın davranışları, beklentileri ve baÅŸkalarıyla olan iliÅŸkileri üzerinde en büyük etki ise hiç kuÅŸkusuz sahip olduÄŸu dini inanışlara aittir. Özellikle, iktisadi kalkınmanın maddi olmayan; beÅŸeri, sosyal ve dini deÄŸerlerle olan iliÅŸkisi, teorik ve tarihsel düzeyde incelendiÄŸinde akılcılığı ön plana çıkaran; Avrupa`da Protestanlığın, Asya`da da Mâturîdî anlayışın ekonomik ve sosyal kalkınmaya pozitif katkı yaptığı görülmektedir. Bu noktada, özellikle Türk Milleti`nin iktisadi alandaki baÅŸarı ve baÅŸarısızlıkları ile sahip oldukları dini inançlardaki deÄŸiÅŸimlere baktığımızda çarpıcı tespitlere ulaÅŸmak mümkün. İbni RüÅŸd, Ali KuÅŸçu, Beyruni, Ebu`l Vefa, Farabi, İbni Sina ve UluÄŸ Bey gibi çok sayıda bilim insanını yetiÅŸtiren ve üç kıtaya hükmedebilen, hatta iktisaden geliÅŸmiÅŸ olan Avrupa`ya ışık tutan bir kültürün ve o kültürü besleyen dini inanç sisteminin; Türk Milleti`nin bugün sahip olduÄŸu dini inançlarla aynı olduÄŸu söylenemez. Türklerin, 1517`de Mısır`ı fethedip Halifelik makamına sahip olmasıyla; akli esaslara dayalı Mâturîdî inanç sisteminden, Arap kültürünün etkisinde kalarak, farkında olmadan kaderci esaslara dayalı EÅŸari inanç sistemine kaydığı görülmektedir. Kendinden uzaklaÅŸma pahasına Arap eksenli bu kayışın, Osmanlı`yı duraklattığı, çare arama pahasına daha sonra yapılan AvrupalılaÅŸma hareketlerinin ise onun yıkılışını hızlandırdığı söylenebilir. Türklerin, Cüz-i İrade`yi önemseyen bir din anlayışı olan Mâturîdî mezhebine fiilen baÄŸlı iken, dünya üzerinde güçlü bir konuma sahip oldukları bir dönemde, Avrupalıların tam tersi baÄŸnaz bir din anlayışına tabi olup, siyasi ve iktisadi alanda zayıf oldukları görülmektedir. Bir sonraki süreçte ise her iki taraf için, hem din anlayışlarının, hem de ekonomik ve siyasi konumların ters yönde deÄŸiÅŸtiÄŸine ÅŸahit olunmaktadır. Yani Türkler dinde baÄŸnazlaşıp, iktisaden gerilerken; Avrupalıların Protestanlık ve Rönesans ekseninde ekonomik olarak ilerledikleri, inkârı mümkün olmayan bir gerçekliktir. Åžüphesiz, söz konusu bu inanç esaslarındaki farklılık ya da kayışın, toplumların ekonomik ve siyasi konumlarındaki deÄŸiÅŸmeleri açıklayan tek deÄŸiÅŸken olmadığı da bir gerçektir. Ancak yapılan birçok ilmi çalışmanın ve tarihsel gözlemin böyle bir kanıyı güçlendirdiÄŸi de yadsınamaz. Dolayısıyla, sosyal bir bilim olan iktisat için yapılacak öngörü ve politik önermelerin bu gerçekliÄŸi dikkate almasında fayda görülmektedir. {mosgoogle}http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=7500 |


