4. Murad’ın doÄŸumu ve yetiÅŸmesi
4. Murad (27 Temmuz 1612-8 Åžubat 1640), 1. Ahmed ile Kösem Sultan’ın oÄŸlu olarak İstanbul’da Beylerbeyi İstavroz Bahçesi’ndeki bir köÅŸkte dünyaya geldi. Tam bir İslâm-Türk terbiyesi ve ahlâkı ile yetiÅŸtirildi. Enderûn Mektebi’ndeki hocalarından Kur’ân-ı Kerîm, okuma-yazma, siyer, hüsn-ü hat ve edebiyat gibi dersler aldı.
Osmanlı’nın bir dönemine damgasını vuran Dördüncü Murad, birçok tarihçi tarafından Kanûnî sonrası en büyük Osmanlı padiÅŸahı olarak kabul edilir. Naima, 4. Murad’ın karakter ve kabiliyet bakımından dedesi Yavuz Sultan Selim’e benzediÄŸini belirtir. Birçok vasfı bakımından Yavuz’a benzeyen 4. Murad’ın eksikliÄŸini çektiÄŸi en önemli ÅŸey, Yavuz gibi bir tecrübeye ve âkil devlet adamlarına sahip olmamasıydı. Aldığı saÄŸlam eÄŸitim sayesinde, Allah’ın emir ve yasaklarına itaat onun için her ÅŸeyin önünde geliyordu. İslâmî ilimlerde âlimlerle sohbet edebilecek kadar iyi yetiÅŸtirilmiÅŸti. İbadetlerini ve Kur’ân-ı Kerîm okumayı hiç ihmal etmezdi. Dedesi Yavuz Sultan Selim gibi Hırka-i Saadet Dairesi’nde Kur’ân-ı Kerîm okurdu. 12 yaşındayken Farsçayı, Arapçayı ve bazı Batı dillerini çok iyi seviyede konuÅŸabiliyordu. Aldığı eÄŸitim sayesinde hem DoÄŸu ve Batı’daki siyasî coÄŸrafyanın ne anlattığını; hem sanat, edebiyat ve ÅŸiirin ruhuna akıttığı ilhamları; hem de Cihan Devleti’nin içinde bulunduÄŸu sıkıntıdan nasıl kurtarılabileceÄŸine dâir hususları ilgili kiÅŸilerle müzakere edebilme zenginliÄŸine kavuÅŸmuÅŸtu.
Tahta çıkışı
Åžehzade Murad, 10 Eylül 1623 tarihinde -11 yaşını yeni doldurmuÅŸtur- Osmanlı Devleti’nin on yedinci padiÅŸahı olarak Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesinde, Hocası Aziz Mahmut Hüdayi’nin elinden kılıç kuÅŸanarak devlet mührünü eline aldı. Devletin içinde bulunduÄŸu sıkıntılar, sarayda yaÅŸadığı ve ÅŸahit olduÄŸu bazı menfî hâdiseler, onun çok erken yaÅŸlarda olgunlaÅŸmasına vesile olmuÅŸtur. Sultan 4. Murad, çocuk gibi görünmesine raÄŸmen, hem ailesine, hem çevresine, hem de devlet teÅŸkilâtına kısa zamanda hâkim olur. O, devlet iÅŸlerini bir an önce öÄŸrenmek, etrafında olup bitenleri kavramak istiyordu. Genç hükümdarın yaşı ilerledikçe idarî tecrübesi de artıyordu. 12 yaşında tahta çıkıp 17 yıl hükümdarlık yapan 4. Murad’ı, İlber Ortaylı bir dâhi olarak deÄŸerlendirir. Ona göre, 17. yüzyılda dünya üzerinde Sultan 4. Murad’a denk biri yoktur. Uzunçarşılı da 4. Murad’ı 17. asırda yaÅŸamış Osmanlı padiÅŸahlarının en iyisi kabul eder.
Karakteri ve özellikleri
Sultan 4. Murad heybetiyle, sert ve keskin bakışlarıyla, güçlü ve kalın pazılarıyla, çehresindeki kararlılık ve celâdetle etrafını toparlanmaya sevk ediyordu. Oldukça zeki olan Sultan 4. Murad, kuvvetli ve gözü pek idi. Vasıfları Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetname’sindeki ‘bir sultanda bulunması gerekli vasıflar’a uyuyordu.
Büyük bir kumandan, devlet adamı ve diplomat olan Sultan 4. Murad, Osmanlı Devleti’ni derleyip toparlayarak yeniden inÅŸa eden büyük bir irade idi. Onun sürekli Yavuz’u örnek alması, içten içe de Kanunî Sultan Süleyman’ın yumuÅŸak huyluluÄŸuna hasret gitmesi içinde bulunduÄŸu sıkıntılı dönemin bir neticesidir. Zenginlik ve ihtiÅŸamın doruÄŸa çıktığı Kanunî devrinde devletin içten içe çürümeye baÅŸladığını fark edenlerden biri olan sırdaşı Mehmet AÄŸa bir gün; “Devlet güneÅŸi battı batacak!” deyince, Sultan: “O zaman ufka inen devlet güneÅŸini Allah’ın izniyle tuttuÄŸumuz gibi yeniden oturturuz göÄŸün doruÄŸuna.” demiÅŸti. O, devletin ikbali için devamlı sancı çekiyor, kafa yoruyordu. Bir gün Müftü Yahya Efendi’ye hitaben; “Sultanlar ölür müftü efendi, lâkin devletler ölmemeli.” dediÄŸinde, Yahya Efendi: “İyi söylediniz Sultanım, devletler ölmemeli, ama bunun için sultanlar çalışmalı, didinmeli; kendi ikballerini deÄŸil, devletin ve ahalînin ikbalini düÅŸünmeli” ÅŸeklinde cevap vermiÅŸti. Bunun üzerine Sultan 4. Murad tek cümleyi bir mühür gibi basarak; “Öyle yapacağız Yahya Efendi!” demiÅŸti. Yine bu meyanda sırdaşı ve dostu Molla DoÄŸan’a hitaben; “Geçen gün güneÅŸimizin doÄŸuÅŸunu gördük Molla, gayri dur durak yok bize! Sırf gösteriÅŸ için, tantana olsun diye padiÅŸah olmak, sadrazam olmak isteyenlere ÅŸaşıyorum. Birkaç cariye, birkaç hizmetkâr, boyun büken birkaç harem aÄŸası için bu ezaya tâlip olunur mu? Süslü urbalar giymekten bıktık DoÄŸan Bey. Gönlümüz zırhlara bürünmek diler. Gözümüz gibi sevdiÄŸimiz atlarımız harp meydanlarında ÅŸahlanmayı bekler!” diyerek saltanat döneminde nasıl bir portre çizeceÄŸinin iÅŸaretlerini veriyor ve dedelerinin yolunu kendine yol yapacağını ifade ediyordu. 4. Murad, haklı söze gücenmez, deÄŸerli fikirlerden sürekli faydalanmak isterdi. Bir seferinde Molla DoÄŸan ile bir gece yarısı tebdil-i kıyafet dışarıda dolaşırlarken DoÄŸan’a hitaben; “Mert olduÄŸunu biliriz, yeri geldiÄŸinde aleyhime dahi geçersin. En çok bu tarafın hoÅŸumuza gidiyor zaten.” der.
Sultan, içli ve duygulu bir insandı. Kimseye fazla yüz vermez, deÄŸil kahkahalar attığı, dudaklarını azıcık yayıp gülümsediÄŸi bile pek görülmezdi. Çünkü kendisine Sultanlar Sultanı’nı (sas) örnek almıştı. Çünkü O’nun (sas) hayatında sadece üç kez güldüÄŸünü öÄŸrenmiÅŸti. Duygulu kalbini zâfiyet olarak göstermemek için kendisine aÄŸlamak bile yasaktı. Izdırabını içine gömecek ve hak bildiÄŸi yolda yürüyecekti. Kendi dünyasını hiçbir zaman yaÅŸamayacaktı. Yine bir gün nedimlerinden biri kendisini uzun süre uyumamanın verdiÄŸi bitkinlikte görüp, “Uyumadınız mı Sultanım?” deyince, “Hayır burada nöbet tutuyorum, beden dayanmasa da, ben dayanmak zorundayım. Bana emanet insanları korumak için, diÄŸer insanlardan farklı olmalıyım.” demiÅŸti
Cesareti, civanmertliÄŸi ve kuvveti
Sultan 4. Murad’ın cesareti, her türlü zorluÄŸa tahammülü, hünerleri, silâh kullanma, atıcılık ve binicilikteki baÅŸarısı, asker ve halk tarafından çok takdir ediliyordu. İki yüz okkalık gürzleri kolayca kaldırır, hızla giden iki atın birinden diÄŸerine atlardı; attığı ok, tüfek mermisinden uzaÄŸa düÅŸerdi. Kılıç, ok, gürz ve mızrak gibi devrinin bütün silâhlarını en iyi ÅŸekilde kullanırdı. 256 kiloluk gürzlerle idman yapardı. Evliya Çelebi ve Peçevi’ye göre okçuluÄŸu Hüsamzade Abdurrahman’dan, ata binmeyi de Emir-i Ahur Cündi Halil PaÅŸa’dan öÄŸrenmiÅŸti Kâtip Çelebi’nin anlattığına göre silâhdarı Vezir Musa PaÅŸa’yı, bir gün kuÅŸağından kavrayıp tek eliyle havaya kaldırmış, Hasoda’yı birkaç defa o vaziyette dolaÅŸtırıp, hiç yorgunluk eseri göstermeden yere indirmiÅŸti. Naima onun pazı-kol ve beden gücünü ÅŸöyle anlatır: “Fil kulağından yapılmış bir siper ki, gergedan postu kaplanmış idi. Tüfenk ve kılınç kâr etmez itikadı ile götürülmüÅŸ idi. Eli kuvvetli PadiÅŸah Hazretlerine her hususta büyük iÅŸler, hiç gibi gelmiÅŸdür. Pehlivanca kuvvetini göstermek içün mızrak istedi. Siperi meydana kodular. Bazu kuvvetiyle ana öyle bir mızrak urdu ki, delip öte tarafından göründü.” Sultan 4. Murad, Revan Seferi’nde, Aras nehrini geçerken suya kapılıp boÄŸulmak üzere olan zırhlı bir askeri tek eliyle yakasından tutup kıyıya kadar çekmiÅŸ, boÄŸulmaktan kurtardığı gibi, ona bir kese de altın ihsan etmiÅŸti.
Tarihçi Hammer’e göre cirit ile deldiÄŸi 8 Arnavut kalkanını Budin’in Beç Kapısı’na astırmış, yine ok sapladığı 12 zırhı Kahire’ye göndermiÅŸti. Okmeydanı’nda 706 m. ok atmış, namına niÅŸan taşı diktirmiÅŸti. Topkapı Sarayı’ndaki demir-gümüÅŸ karışımı kapıyı okla delmiÅŸti. Attığı ciridin delemeyeceÄŸi kalkan yoktu.
İstanbul’da 2 Eylül 1633 tarihinde korkunç bir yangın çıktığında Sultan 4. Murad’ın yaptıkları ÅŸöyle anlatılır: “‘Atımız Rüzgâr eyerlensin, yangın yerine gideceÄŸiz!’ deyince etrafındakiler telâÅŸlanıp endiÅŸe etmiÅŸler ve biraz duraksamışlardı. Bunun üzerine tekrar ‘Atımız eyerlensin!’ demiÅŸti. ‘Bre Bostancıbaşı, canına mı susamışsın!.. Sen mübarek vücudumuzu düÅŸüne dur, Asitane gürül gürül yanıyor. Tez atımız eyerlensin!’
Rüzgâr’ın sırtına atladığı gibi tek başına yangın mahalline, Zeyrek’e doÄŸru atını tepikledi ve fırladı! Rüzgâr, adına yaraşır ÅŸekilde rüzgârlaşıp yangının orta yerine düÅŸtü.. Herkes ÅŸaşırmıştı. PadiÅŸahın burada ne iÅŸi vardı? Sultan Murad atından inmiÅŸ, eline geçirdiÄŸi sapı yarı yanmış bir tırpanla alevlere savaÅŸ açmıştı tıpkı yanan devleti kurtarmak için çırpındığı gibi. Yüzü simsiyahtı. BaÅŸlığı düÅŸmüÅŸtü. Sırtındaki kaftanı çıkarıp atmıştı. Bu hâliyle herhangi bir delikanlıdan farkı yoktu. ÇoÄŸunluk onu tanıyamamıştı. Fakat Bayram PaÅŸa tanımıştı.
- Bağırıp durma Bayram, eÄŸleÅŸecek vakit deÄŸildir. Tez davranın! Bu canavarın aÄŸzından ne kurtarırsak kârdır!
Åžu yangınla birlikte yüreÄŸindeki yangını da söndürür gibiydi. Tırpanı her sallayışta mutlu oluyor, herhangi bir nefer gibi çalışmaktan memnun görünüyordu. Sabaha kadar çalıştı. En tehlikeli yerlere sokuldu. Yavrusu evde kalmış bir anneyi teskin için vücuduna ıslak bir çarÅŸaf sararak her yanı tutuÅŸmuÅŸ ahÅŸap eve daldı. Görenlerin yüreÄŸi aÄŸzına gelmiÅŸti! Onun bu cesareti karşısında kimse yerinde duramamış, bir anda koca kafile eve dolmuÅŸtu. ÇocuÄŸu PadiÅŸah buldu. BeÅŸiÄŸinde aÄŸlıyordu. BeÅŸiÄŸiyle birlikte kaldırıp dışarı çıkardı. BebeÄŸi annesinin yanına bıraktı.
- Hiçbir ÅŸeyciÄŸi yok, hem gönlünü ferah tut, yanan evin yeniden yapılacak, dedi.”
AskerliÄŸi
‘2. Yavuz’ olarak da tanınan Sultan 4. Murad iyi bir askerdi. Hammer’e göre o, devletin en güzel adamı, en seçkin askeriydi. Osmanlı padiÅŸahlarının ordularıyla beraber baÅŸkumandan olarak sefere gitmeleri usulü, Kanûnî Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra terk edilmiÅŸti. 4. Murad’ın çekidüzen verdiÄŸi ordusunun başında çıktığı seferlerde askerleri ile birlikte güç ÅŸartlarda yaÅŸaması, askerlerin sevgisini kazanmasını saÄŸlamış; bu hareketi, içerde ve dışarıda büyük tesir uyandırmıştı. Tarihçilerin büyük çoÄŸunluÄŸuna göre o, devletin ömrünü 50 yıl uzatmıştır. Avrupalı hükümdarların en büyük korkusu, daha 30’una gelmemiÅŸ 4. Murad’ın Batı’ya yönelme ihtimalidir. Atının eyerinden baÅŸka yatak görmeden uyuduÄŸu çok olmuÅŸtu. Muharebe meydanında askerine karşı çok ÅŸefkatliydi. Her gün seyyar ordu hastanelerini, yaralı çadırlarını ziyaret eder, gazilerin dertlerine çare bulmaya çalışırdı.
Sultan 4. Murad saltanat dönemlerinde adını her yere yazdırabilecek destansı zaferler kazanmıştı. BaÄŸdat ve Erivan fâtihi olarak adını tarihe yazdırdı. Bu iÅŸleri baÅŸardığında ise, 24’ünü yeni doldurmuÅŸtu. Türklerin asker bir millet olduÄŸunu belirten Ortaylı, mareÅŸalliÄŸin kolay kazanılan bir rütbe olmadığını ifade eder. Ortaylı, 12 yaşında tahta çıkan 4. Murad’ın 19’unda devlete hâkim olduÄŸunu; sancaÄŸa çıkmadığı hâlde 17. yüzyılın en büyük mareÅŸali unvanını hak ettiÄŸini belirtir.
Osmanlı padiÅŸahları arasında gerçekten farklı bir yere sahip olan Sultan 4. Murad her türlü memleket meselesine vâkıftı. Topkapı Sarayı’nda kapalı yetiÅŸmiÅŸti; askerî eÄŸitim alması da mümkün deÄŸildi. 12 yaşına kadar orada diÄŸer ÅŸehzadelerle birlikte büyümüÅŸtü. Onu ata bindirip araziye çıkarmadılar, askerî eÄŸitim vermediler. Enderun avlusunda belki birkaç defa diÄŸerleri ile birlikte ata binmiÅŸtir. Daha 17 yaşında iken kendisiyle görüÅŸen Venedik elçisi onun zekâsından, sertliÄŸinden çekinmiÅŸ; istikbalde büyük iÅŸler yapacağını, Avrupa için çok tehlikeli olacağını bildiren bir raporu hemen senatoya göndermiÅŸtir.
Sanat ve kültür yönü
Kanûnî ile 2. Mahmud arasındaki 242 yılda gelip geçen en büyük padiÅŸahlardan olan 4. Murad ilmi ve âlimleri çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, oradakileri teÅŸvik ederdi. Aydınları ve sanat adamlarını himaye ederdi. DoÄŸu musikisi hakkında geniÅŸ bir birikime sahipti. Genç yaÅŸta ÅŸiirle uÄŸraÅŸmaya baÅŸlamıştı. Åžiirlerinde ‘Murad-Muradî’, bestelerinde ise ‘Åžah Murad’ mahlaslarını kullanmıştır. Åžiirlerinde sosyal-siyasî ve günlük hâdiseleri iÅŸlemiÅŸtir. Kelime oyunları yapma ve tarih düÅŸürme gibi kabiliyetlere sahiptir. DiÄŸer Osmanlı padiÅŸahları gibi o da hatla meÅŸgul olmuÅŸtur. Güzel konuÅŸurdu. Meclislerde sanat adamlarını toplardı. Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi gibi âlimler, teÅŸvik ve himaye ettiÄŸi kimseler arasında idi. Onun zamanında pek çok âlim, ÅŸair, tarihçi ve sanatkâr yetiÅŸmiÅŸ; bu kiÅŸiler kıymetli eserler meydana getirmiÅŸlerdir. Bibliyografya, tarih, coÄŸrafya sahasında Kâtip Çelebi, Vekayi-nâme sahibi Topçular Kâtibi Abdülkadir, Ravdatü’l-Ebrar ve Zafername sahibi Karaçelebizade Abdülaziz, Tarih-i Gılmanî yazarı Mehmed Halife, teÅŸkilât ve idare sahasında da Koçi Bey bu dönemde yetiÅŸmiÅŸ âlim ve yazarlardır. Erzurumlu Ömer, Nef’i, Azmizâde Mustafa Hâleti, Nâibi, Yahya, Bahaî, Cevrî ve Fehim-i Kadîm devrin önde gelen ÅŸairleridir. Süslü nesrin on yedinci yüzyıldaki temsilcilerinden Nergisi de 4. Murad devrinin meÅŸhurlarındandır. Avrupa ülkeleriyle hiç büyük bir savaÅŸ yapmadığı hâlde 4. Murad’ın Batı’da tesiri büyük olmuÅŸ; kendisi hakkında daha 1630’larda yazılan piyesler Batı edebiyatında önemli akisler yapmıştır.
Hayatından bazı kareler
“Bir gece rüyasında ÅŸeyhi Üsküdarî Aziz Mahmud Hüdayi Efendi ile sohbete oturmuÅŸtu. ‘Ben kemter Murad’ım!’ diyor, içini kemiren derdin BaÄŸdat olduÄŸunu söylüyor, derman aramaya geldiÄŸini ifade ediyordu. Hüdayi Hazretleri kendisine: ‘Murad! Saltanatına maÄŸrur olmasan her bir köprüyü selâmetle geçersin, dünya rahatına düÅŸer de kendini bırakırsan, dünyayı kendine de, ailene de dar edersin. Gözünü her zaman ileriye dik, hedefini daima geniÅŸ tut, lâkin sık sık arkana bakıp, geçmiÅŸten ibret almayı da hiç ihmal etme. İbret almasını bilmeyenler için tarih, bir mezartaşı, ibret almasını bilenler için ise koskoca bir âbidedir. Kılıç fetheder; ama hükmetmez. Hayırla yâd edilmek istiyorsan, adaletle hükmetmelisin. Ümmetin çobanı ol, bilirsin çoban uyudu mu kurtlara gün doÄŸar. Elinde imkânlar var, lâkin aklından çıkarma, davulcu ehîl olmadıkça, en iyi davul bile düzgün ses vermez, iÅŸinde ehîl olanlarla teÅŸrik-i mesai eyle. DoÄŸru tektir; ama yanlış çeÅŸitli ÅŸekillere girip yoluna çıkabilir, sen doÄŸru olanı ara. Kılıcın kısa geldikte, düÅŸmana bir adım daha yaklaÅŸmak kısalığı telâfi eder. Ahâlînin acıları, ızdırapları, iniltileri ortasında keyif sürmeye padiÅŸahlık deÄŸil, zindan bekçiliÄŸi denir. PadiÅŸahlığın dört ÅŸartı vardır: hikmet, iffet, cesaret ve adalet. DoÄŸduÄŸunda teb’andan herhangi biri gibi çıplaktın, öldüÄŸünde teb’andan herhangi biri gibi, birkaç arşın kefenle gömüleceksin. Aradaki mesafe o kadar kısadır ki, maÄŸrur olmaya deÄŸmez.’
…PadiÅŸahın rahlenin önünden kalkacağı yoktu. Okuyor muydu, düÅŸünüyor muydu, belli deÄŸildi. Fakat daha fazla bekleyemezdi. Neredeyse namaz vakti geçiyordu. ‘Namaz vakti PadiÅŸahım, hazır mısınız?’ sesini duyduÄŸunda, Sultan Murad BaÄŸdat kapısından girmek üzereydi. Atının tökezlemesi ânında imamın sesini duydu. Başını öne doÄŸru salladı. Kalktı, safa geçti. İmamla birlikte tekbir aldı: Allahuekber! BaÄŸdat nerede kalmıştı, tâ beynine kazıdığı BaÄŸdat? Yoktu… Önünde çimen kadar yeÅŸil halılar vardı, secde yerleri. PadiÅŸah, rahlenin önünde kalmış, namaza Åžeyh Mahmut Hüdayi’nin sâdık müridi kemter Murad durmuÅŸtu. İkisini birbirinden o kadar iyi ayırıyordu ki, onu tanıyanlar bunun ÅŸuurî bir ayrım deÄŸil, fıtrî olduÄŸunu söylüyorlardı. Bir keresinde rahmetli Hasan Halife: ‘PadiÅŸahım tekkede baÅŸka tahtta baÅŸkasın, bu iÅŸin sırrını söyler misin?’ diye sormuÅŸtu. ‘Bilmem ki!’ demiÅŸti Sultan Murad. ‘Kendi bilmecemi çözebilseydim, kâinatın esrarını da çözebilirdim. Bu öyle bir hâldir ki düÅŸünmeyle olmaz, kendiliÄŸinden olur.’ demiÅŸti.”
Yusuf KARAOSMANOÄžLU
Kaynaklar
- Åžair PadiÅŸahlar, CoÅŸkun Ak, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları/2725 Ankara, 2001, sayfa 65-71.
- Osmanlı Tarihi, 3. Cilt 1. Kısım, İ. Hakkı Uzunçarşılı, TTK Yayınları, Ankara, 1988, sayfa 177-208.
- Rüyadan İmparatorluÄŸa Osmanlı, Carolıne Fınkel, çev. Zülal Kılıç, TimaÅŸ Yay., İst., 2007, sayfa 185-201.
- IV. Murad, 1. Cilt, Yavuz Bahadıroğlu, Nesil yay, İst., 2006.
- IV. Murad, 2. Cilt, Yavuz Bahadıroğlu, Nesil yay, İst., 2006.
- www.cocukpinari.com
- www.osmanlimedeniyeti.com/makaleler/tarih/IV-Murad-Murad-Hayati- OÄŸuzhan Tan
- Sızıntı Dergisi, Ağustos 2003, Yıl: 25, Sayı: 295.
- Büyük Türkiye Tarihi, Yılmaz Öztuna, Cilt 5, sayfa 205-300, Ötüken Yay., İstanbul, 1977.
|