Osmanlı İmparatorluğu Roma’nın ve Bizans’ın varisi olarak niteleniyor, ne dersiniz?
Osmanlı İmparatorluğu üçüncü ve ‘Müslüman’ Roma’dır ve kendine özgün yapısı da mesela tarikatlar halinde örgütlenen cemiyet hayatı ve etnik-dini grupların kompartımanlar halinde örgütlendiği ‘millet’ teşkilatıdır. Osmanlı İmparatorluğu bu durumda tarihteki Ortadoğu-Akdeniz imparatorlukları içinde klasik Roma’ya en çok benzeyenidir ve orijinal, son derece renkli bir cemiyettir. Bu kozmopolit yapı, imparatorluğun idareci zümresi için de geçerlidir. Osmanlı yönetici sınıfı Roma’daki gibi bir ‘patrici’ sınıfının özelliklerini taşımaz.
Tam aksine yöneticiler imparatorluğun Kafkas ve Balkan dağlık bölgeleri ve Akdeniz adaları gibi çok uzak yerlerinden devşirilmiş, çoğunluğu da gayrımüslim çocuklar arasından çıkarılır. Bu sınıflar şehirli değil köylüdür. İmparatorluğun yöneticilerinin Müslüman Anadolu Türkler’in arasından çıkması daha çok 18. yüzyıla ait bir olgudur. Üçüncü Roma’nın sınırları kendinden evvelki iki Roma ile az çok benzerdir. Yeni üniversal imparatorluk kavramını ve ideolojisini besleyecek bir coğrafi ayrılık da söz konusudur. Teb’anın etnik kökeni ve kültürel muhitleri benzerlik gösterir.Aynı zamanda bir Balkan İmparatorluğu diyorsunuz?  Evet. Osmanlı bir Balkan imparatorluğu olarak doğdu, gelişti. 16. Asra kadar halkının çoğunluğu gayrımüslimlerdi. Ama bu yapıya rağmen ideolojisi İslam’dı ve İslam için savaşıyordu. Nitekim Balkanlar’ın Arnavutlar ve Boşnaklar gibi iki önemli grubu bu devlet sayesinde 15. yüzyılın ikinci yarısında İslam’a girdiler. Mesela İranlı Şair Hafız’ı şerhetmek gibi önemli edebi ve fikri bir faaliyeti en yüksek derecede yerine getiren 16. asır yazarı Sudi, Bosnalıdır. Burada İslam’ın Osmanlı yorumu kadar Hellenizm’in ve Hellen ortodoksluğunun da Osmanlı Roma İmparatorluğu sayesinde bütün Balkanlar ve Ortadoğu halkı arasında üniversel sıkıntılarla yerleştiğini söylemek gerekir. Zira dini kurumlar teb’anın etrafında toplandığı kuralları da meydana getirir.Farklı etnik ve dini gruplar arasında Osmanlı nasıl bir rol üstleniyordu?Osmanlı’nın buradaki rolü çok enterasandır. Osmanlı devleti, herkesin dini kuralları yerine getirmesi ve hayatını yaşaması için asayiş kuvveti rolünü üstleniyordu. Eğer Patrik veya Hahambaşı birinin kendi şeriatına aykırı harekete geçtiğini ve suçlu olduğunu bildirirse hükmettikleri cezanın uygulanmasını idare sağlardı. 1660’da Yahudiler arasındaki Sabatay Svi olayı buna bir örnektir. Bu imparatorluk idaresinin ve ordusunun dili Türkçe’ydi. Devşirme yeniçerilere rağmen ordu Türk dilini ve karakterini muhafaza etti. Bürokratlar arasında Hellen ve Ermeniler de vardı ve 19. yüzyılda sayıları daha da arttı. Osmanlı donanması Hristiyan subay ve neferleri evlerine gidebilsin diye Noellerde ve Paskalya’da demir atıyordu. Hellen unsurun Yahudi karşıtı eğilimine karşı, idare Yahudiler lehine çok tedbirliydi. Slav dillerinde, Rumca ve İbranice veya Yudeo-Espanyol ile dilekçe verilebilirdi. Türk olmayan memurlar da dahil olmak üzere Osmanlı bürokrasisi Türkçe’yi her zaman iyi bilir ve yazardı. Türkler ülkelerini ‘Rum ülkesi - iklim-i Rum’, ‘Romalı’ gibi ‘Rumi’ diye adalandırırlar, Ortodoks kilisesine ‘Roma-Ortodoks’ denirdi. Romalılık ‘ekumenik’ yani evrensel olmakla aynıydı, zira ‘ekumenik’ demek ‘káinata hükmeden’ demekti. Fatih Sultan Mehmed’in unvanı da bu yüzden ‘Kayzer-i Rum’ şeklindeydi ve hükümdar kiliseye de bu ünvanı vermişti. Üçüncü Roma, Müslüman bir imparatorluktur. Yani Osmanlı yeniçağ dünyasının şartlarına Roma olarak intibak etmiş ve 19. yüzyıl sonundaki uluslararası çağda büyük darbeler yiyerek yıkılmıştır. Dördüncü bir Roma ise olmayacaktır.Kaynak: www.yarindergisi.com
|