ELVİYE İ SELASE'NİN ANA VATANA KATILMASI

http://www.kenthaber.com/Resimler/2007/12/31/00300789.jpgBrest-Litovsk muahedesinin "Elviye-i selâse" (üç sancağa)'ye ait maddesi (Müşterek muahede, madde 4) şöyle formüle edilmişti: "Rusya hükümeti Anadolu Vilâyet-i Şarkiyesinin tahliyesi ve Devlet-i Aliyyei Osmaniyeye suret-i muntazamada iadesinin temini için sarf-i mahasal mukadderat eyleyecektir. Ardahan, Kars ve Batum Sancakları dahi bilâ ifate-i vakit Rus asakiri tarafından tahliye edi­lecektir.

Rusya hükümeti işbu sancakların hukuk-u umumiye ve hu­kuku beyneddüvel noktai nazarından iktisab edecekleri hal-i cedide müdahale eylemeyecek ve hsususiyle bunların ahalisini işbu hal-i cedidi mücavir hükümetler ve betahsis Devlet-i Aliyyei Osmaniyye ile bilitilâf tayini hususunda muhtar bırakacaktır."

1 Bkz: Ekler.

 

Yani bu anlaşmaya göre: Rusya, Döğu-Anadolu vilâyetlerinin en çabuk bir şekilde tahliyesini sağlamak (obespeçit' skoreyşee oçiş- çeniye) ve bunların düzenli bir halde Türkiye'ye iadesi yolunda elin­den gelen her şeyi yapmayı taahhüd ediyordu. Aynı madde ile: "Ar­dahan, Kars ve Batum sancaklarından da hemen Rus askerlerinin tahliye edilmesi" kararlaştırılmıştı. Mamafih Rus-Sovyet murahhas­larının ısrarı ile bu madde şu şekilde ifade edilmişti: "Rusya bu böl­gelerde devletler hukuku ve milletlerarası hukuk bakımından tanzim edilecek yeniden teşkilâtlandırma işine karışmayacak, ve komşu devletlerle ve bilhassa Türkiye ile anlaşmak suretiyle yeni nizamın düzenlenmesi ciheti bu bölgede yaşayan ahaliye bırakılacaktır."

Bu suretle Ardahan, Kars ve Batum sancaklarının doğrudan doğruya Rusya'dan ayrılması ve hemen Türkiye'ye ilhakı hakkında bu maddede hiçbir hüküm yoktu. Fakat bu madde aslında bu üç sancağın yine de Türkiye'ye ilhakı demekti. Nitekim, Sovyet Dış­işleri muavini Çiçerin (esas komiser halâ Trotskiy idi) 14 Mart 1918 tarihinde, IV. Sovyetler Kongresi huzurunda "Brest-Litovsk Barışı" hakkında izahat verirken, Ardahan, Kars ve Batum'a ait maddenin, "ilhakın" (anneksiya) kapalı bir tarzda ifadesinden başka bir şey olmadığını" belirtmişti. Yani, Sovyet Rusya, aslında buraların Tür­kiye'ye terkini kabul etmişti. Kararın bu tarzda ifade edilmesi, zahiren, Sovyet murahhas heyetinin ısrarla üzerinde durdukları "Rusya içindeki (ve hattâ Ruslar veya Almanların işgali altındaki yerlerde dahi) kendi mukadderatını kendilerinin tayin hakkı" (auto- disposition, auto-determination)na bir nevi taviz mahiyetinde idi. Buna uyularak bu üç sancakta ahali arasında yapılacak "referandum" (plebiscit) ile yerli ahali, Türkiye'ye mi ilhak edilmek veya başka bir tarzda idare mi istiyeceğini kendisi tayin ve tesbit edecek ve buna Rusya asla karışmayacaktı. Ancak başta Türkiye ve diğer komşular (Gürcüler, Ermeniler ve galiba İran kasdedilmişti) bu plebiscite ne­zaret edeceklerdi.

Yukarıda da belirtildiği gibi, Ardahan, Kars ve Batum hakkın­daki talep, Ruslara ancak müzakerelerin son safhasında (galiba 23 Şubat 1918 de) Almanların sundukları ültimatoma ilâveten ve onu takiben, Türk heyeti tarafından bir ek olarak öne sürülmüştü. Brest- Litovsk müzakerelerinde Sovyet murahhasları artık her şeyi kabul etmek prensibini tesbit ettiklerinden, Türk heyetinin bu talebi de bazı itiraz ve ihtirazî kayıtlarla, kabul edilmişti. Karahan, daha Brest-Litovsk'ta iken, yukarıda söylendiği veçhile bu üç sancağın ter­

 

kinin, Rusya için "elem verici bir kayıp" olduğunu, telgrafla "Ma­verayi Kafkas Komiserliğine bildirmişti. Çiçerin de, 14 Mart tarihindeki izahatında, "Sovyet heyetinin bu talebi protesto ile kar­şılanmış olduğunu" ayrıca belirtmişti. Bu suretle, Sovyet-Rusya hükümeti, teşekkülünün ta başlarında, bu üç sancağı "Rusya'nın ayrılmaz bir parçası" telâkki etmiş ve bu sancakların Türkiye'ye iadesine götürecek hükmü ancak zor altında kabul ettiğini daima belirtmişti.

Muahedenin IV7. maddesinde, Rus askerlerinin bu üç sancaktan "hemen çekilip gitmeleri gerektiği" yazılı iken, bunun zamanı kat'î olarak tesbit edilmemişti. Zaten, Rus kıtaları daha Brest-Litovsk barışı imzalanmadan önce Doğu-Anadolu'dan, Kars ve Ardahan bölgelerinden çekilip gitmeğe başlamışlardı. Fakat onların yerine, Ruslar tarafından teşkilâtlandırılan ve silâhlandırılan Ermeni ve Gürcü birlikleri konmuşlardı. Bu hususun Türk heyeti tarafından Brest-Litovsk'ta Sovyetler nezdinde şiddetle protesto edildiğini yu­karıda görmüştük.

Sovyet-Rus hükümeti, Brest-Litovsk barışını imzalayan ve mu­ayyen taahhütlerini üzerine almış olan bir hükümet sıfatiyle, Doğu- Anadolu vilâyetlerinin ve Elviye-i selâse'nin tahliyesi yolunda Ermeni ve Gürcü birliklerine ufak bir baskı yapmış değildi; aksine, kendi siyasî mülâhazaları ile, Ermenilerin Türkiye'ye ait sahada temelli olarak yerleşmeleri ve kalmalarını temin için bir takım siyasî ve askerî hazırlıkları ihmal etmemişti. Sovyet-Rusya, yine, Doğu-Anadolu vilâyetlerinin düzenli bir halde iadesini taahhüt etmişken, buna asla önem vermemiş ve buralarda başlayan Ermeni mezalimini durdurmak için en ufak bir teşebbüse geçmemişti. Çünkü, Rus kıtaları daha çekilip gitmeden önce, bunların yerine gelen Ermeni birlikleri ve Ermeni çeteleri, yerli Mümslüan ahaliye karşı müthiş baskı ve zulüm yapmağa başlamışlar ve yukarıda da belirtildiği gibi, Rus askerî makamları bunlara seyirci kalmışlardı. Erzincan'daki büyük cami Rusların gözleri önünde Ermeni tedhişçileri tarafından bomba ile havaya uçurulmuştu.

Bu durum karşısında, bahis konusu olan yerlerin Türk askerleri tarafından kurtarılmaktan başka bir çaresi kalmadığını ve ona göre hareket edildiğini yukarıda görmüştük. Bu defa, "Elviye-i selâse"nin aynı manzara arzettiği ve orada da Ermeni ve kısmen Gürcü bir­liklerinin duruma hâkim olmak istedikleri görüldüğünde, "Elviye-i selâse" de Vehib Paşa'nın emri ile işgal edilmiş ve 1877-78 sınırına

 

ulaşıldıktan mada, Ahısha ve Ahalkelek nahiyeleri de Türkiye'ye katılmıştı.

Mamafih iş bununla bitmiş değildi; Brest-Litovsk anlaşmasına göre üç sancakta bir "plebiscit" (referandum) yapılması gerekiyordu. İstanbul'dan alınan emir üzerine Türk askerî makamları bu referan­duma nezaret edeceklerdi. Ermeni ve Gürcü çetelerinin hareketlerini önlemek maksadiyle üç sancak sahasında "örfî idare" ilân edildi. Dolayısiyle yerli idare askerî makamların elinde idi. Vakıa 4 Haziran (1918) da Batum'da Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan ile barış muahedesi imzalanmış ve normal münasebetlere başlanmıştı. Fakat bu mmtakalarda halâ birçok çeteci ve başıboş dolaşanlar olduğundan, asayişin ancak askerî idare ile mümkün olacağı aşikârdı. Bu şartlar altında yapılacak bir referandum, aslında Brest-Litovsk barışında tesbit edilen esaslara aykırı idi; çünkü sadece Türk makamlarının nezareti altında yapılmış oluyordu.

Plebiscit hazırlıkları Haziran ve Temmuz aylarında tamamlan­mıştı. Ondokuz yaşını bitiren erkekler oy sahibi olacaklardı. Bun­ların listeleri, iddia edildiğine göre, eski Rus kayıtlarına göre tanzim edilmiştir. Bu hususta her mahallenin mümessilleri tarafından bir zabıt tutulmuştur. Plebiscit'i yapacak komisyonlar da teşkil edilmiş, "evet" ve "hayır"ı ifade etmek üzere iki renkli pusula hazırlanmış (evet için bir renk, hayır için başka bir renk) ve rey hakkı olanlara dağıtılmıştı (veya hazır bulundurulmuştu). Gizli oyla yapılması gereken bu plebiscit, tabiî oradaki mevcut şartlar ve imkânlar içinde icra edilmişti. Nezaret ancak bir taraflı olduğu için, her hangi bir müdaheleye imkân verilmemişti. Belirli bir zaman içinde icra edilen bu blebiscitin neticesi Ağustos ayı içinde ilân edildi. Türk resmî ma­kamlarına göre şu rakamlar alınmıştı:1

Ardahan sancağında: 241 Müslüman, 21 Rum ve 3 Rus

Molokan köyü vardı; bunların nüfusu 68 873 Müslüman ve

15 007 gayri müslim olmak üzere mecmuu: 83 880 kişi idi. Bun­

1 Hariciye Nazırı Ahmed Nesimî Beyin Müttefik ve tarafsız Devlerler nezdindeki sefirlerine sirküler, 1 Ekim 1918 tarih, umumî No. 10490, hususi No. 102. DİA H.U. Karton 124. Eleviye-i selâsede ahali hakkında mufassal rapor (istatistik bilgiler); oralara gönderi­len Dahiliye Nezareti müsteşarı Mustafa Abdülhalik (sonraları: Rfenda) Bey tarafından sunulmuştur. 24 Temmuz 1334 (1918). DİA H. U. Karton no. 100. Ahmed Nesimî Bey, Sovyetlerin 20 Eylül 1918 tarihli radio-telegrafın cevabı olarak 6 Ekim 1918 tarihinde gön­derdiği cevabi notasında, bu üç sancaktaki umumî nüfusun 319,926 kişi olduğunu ve bunlar­dan 273,691 kişinin de Müslümanlar teşkil ettiğini bildirmişti. "Izvestia" (gazetesi) 11 Ekim 1918, (Bkz: Ekler.)

 

lardan Müslüman erkek nüfus, 35 867 ve gayri müslim erkek nü­fus da 6 952 olup hepsi 42 819 kişi idi. Bu son rakamdan 22 654 ü oy sahibi idi. Bunlardan ancak 54 kişi Osmanlı Devleti'ne ilhakın aleyhine oy vermişler ve 22 600 kişi evet pusulasını kullanmışlardı.

Oltu Çevresinde: 147 köy olup, bunun 6 sı Rum idi. Müs­lümanlar 18 206, gayri müslimler de 1888 kişi idi. Erkek nüfus: Müslüman 9 070, gayri müslim de 925 olup, hepsi 9995 kişi idi. Seçim hakkını haiz olan 5 279 kişi hepsi ittifakla "evet" demişti.

Kars Bölgesine gelince: İslâm ahali 65 248 ve gayri müslim

1    675 nüfus olup, hepsi 66 293 kişi idi. Bundan erkekler 33 006 Müslüman, 840 gayri müslim, hepsi 33 846 kişi idi. Rey hakkı olanlarda 19 446 kişi olup, bunlardan ancak Magarcık-Molo- kan köyündeki 70 Rus çekimser kalmıştı.

Kağızman: Nahiyesinde 28 372 Müslüman ve 1 107 gayri müslim olup, 29 569 kişi vardı. Erkek nüfus, Müslüman 14 607 ve 590 gayri müslim olup, mecmuu 15 194 kişi idi. Rey hakkı olanlar 8 198 kişi olup, bunlardan ancak Başköy'de ve Horasan'­da yaşayan 140 Rum çekismer kalmışlardı.

Artvin: çevresinin islâm ahalisi 35 992 ve gayri müslim

2     194 olup, yekûnu 64 028 kişi idi; bunun erkek nüfusu 27 282 kişi Müslüman ve 3 553 gayri müslim olup, hepsi, 30 853 kişi idi, rey sahibi de 16 317 kişi idi. Bunlardan 16 309 "evet" ve 3 kişi de "hayır" pusulası kullandı.

Batum: şehrinde 4 312 kişi rey hakkını haizdi (erkek nüfus 9 646 kişi). Bunlardan 2 669 kişi "evet" ve 160 kişi "hayır" demiş ve 1483 kişi de çekimser kalmıştı.

Umumî neticeye gelince: Bu üç sancaktaki erkek nüfusun sayısı: 138 582 Müslüman ve 23 326 gayri Müslim olup, mecmuu 161 908 kişi idi. Oy sahibi olanlar: 87 048 kişi idi. Bunlardan 85 129 kişi "evet", 441 kişi "hayır" demiş ve 1693 kişi çekimser kalmıştı.

Bu suretle yapılan plebiscit İslâm ahalinin kahir ekseriyet teşkil etmesi hasebiyle, "Elviye-i selâse"nin Türkiye'nin ilhakına karar verilmişti; aynı netice, komşular, yani Ermeni, Gürcü ve İran mümes­sillerinin hazır bulundukları ve Brest-Litovsk muahedesi maddesi­nin harfiyen yerine getirildiği takdirde de değişmeyeceği muhakkaktı. Çünkü Türk-lslâm ahalisi hiçbir şüphe götürmez çoğunlukta idi ve kendilerinin Türk idaresinden başka bir idare istemediklerinde en

 

ufak bir şüphe yoktu. Nitekim onlar bu arzu ve azimlerini oyları He açıkça ifade ettiler.

Plebiscit'in nasıl yapıldığına ait İstanbul gazetelerinde mufassal bilgi verilmiş ve istatistikler de nakledilmişti. Bilhassa Yunus Nadi Bey'in çıkarmağa başladığı "Yeni Gün" gazetesinin bu maksatla Batum'a gönderdiği hususî muhabiri, Abdülaziz Talât tarafından. "Eski hudutlarımızda bir cevelan" başlığı ile yazılar çıkmış ve ple­biscit'in Batum'da nasıl yapıldığı ayrıca bildirilmişti.

1918 yılı Ağustos'unun sonunda "Elviye-i selâse"nin Türkiye- ye ilhakını istemek, daha doğrusu tekemmül ettirilmek üzere bir he­yet İstanbul'a geldi. Bu münasebetle istanbul gazetelerinde, başta "Yeni Gün" olmak üzere (No: 1. 2 Eylül 1918), birçok yazı çıktı ve anavatandan 40 yıl ayrı kalan bu sancakların yeniden anavatana geri alınması olayı, istanbul'da, ve umumiyetle bütün yurtta büyük bir memnuniyet uyandırdı. Brest-Litovsk muahedesinin 4. madde­sinde tesbit edilen hükümler, bu suretle yerine getirilmiş, Ardahan, Kars ve Batum sancakları meselesi halledilmiş, yani Türkiye'ye ilhak olunmuştu.'

Fakat bu plebiscit başta Ermeni, Gürcü ve onları takiben Rus- Sovyet matbuatında, hattâ kısmen Alman matbuatında, tenkitlere ve bazı tefsirlere yol açtı ve iyi karşılanmadı. Birkere, Gürcü hükü­meti bunu resmen protesto etti ve neticelerini tanımadığını bildirdi. Ermeniler ise bu pelbiscit'in Brest-Litovsk anlaşmasına tamamiyle aykırı olduğunu iddia ettiler. Bu iddialara göre, Türkiye bu ple- biscit'i komşularına (yani Gürcistan, Ermenistan ve Iran) haber vermeksizin ve onlardan gözcüler istemeksizin, tek başına, bir ta­raflı olarak yapmıştır; bir de bu plebiscit örfî idarenin hükümleri altında ve askerî baskı ile icra edilmiştir; ilhaka karşı gelenler, güya tesbit edilerek, takibata uğramışlardır.

Bütün bu kabîl yolsuzluklar hakkında, güya plebiscit yapıldığı yerlerdeki bazı Müslüman eşrafın (belki de Acarlardan, yani Müs­lüman Gürcülerden olacak) dahi şikâyetleri Sovyet makamlarının eline kadar ulaşmıştır. Mamafih ilhak kararı tekemmül edince, Sovyet hükümeti sesini çıkarmamış ve bu hususta Moskova'daki Türk elçiliğine her hangi bir protestoda bulunmamıştır. Fakat Türk kuvvetlerinin Baku'ya karşı harekete geçmeleri ve 15 Eylül'de Bakû

Batum, Kars ve Ardahan sancaklarının Devlet-i aliyyeye ilhakına ait ' Hatt-ı
Hümayun" 8 Zilk 1336 (15-28 Ağustos 1918) tarihli idi. O günkü istanbul gazeteleri

 

nun Türkler tarafından işgali üzerinedir ki, Sovyet hükümeti Türkiye aleyhine şiddetli neşriyata girişmiş vc 20 Eylül 1918 tarihinde bir nota ile Türkiye'nin Brest-Litovsk barışını protesto ederken, Ardahan, Batum ve Kars sancaklarında yapılan plebiscit münasebetiyle sözde işlenen yolsuzluklar sayılıp dökülmüştü.

Osmanlı hükümeti, Gürcü vc Ermenilerin bu kabîl protesto­larına önem vermeksizin bu sancakların ilhakını tamamladı; harp­ten sonra büyük zararlara, tahribata uğrıyan bu yerlerde nihayet normal hayatın iadesi için gereken tedbirler alındı, sivil memurlar tayin edildi. Bu kabilden olmak üzere Batum'a mutasarrıf olarak Cemil Bey (sonraki: Bilsel) tayin edildi.

Batum'un durumu ayrıca mühimdi. Ruslar tarafından, Ka­radeniz'in en iyi limanlarından biri haline getirilmiş olan bu güzel şehir, Tiflis ve Baku'ya demiryolu ile bağlandığı gibi, Bakû petrol­lerinin buraya "pipc-line" (borularla) akıtılması itibariyle ayrıca önem kazanmıştı. Ahalisi bakımından burası artık bir Türk şehri değildi; bilhassa Bolşevik ihtilâli ve Kafkas cephesinden Rus asker­lerinin çekilişi neticesinde Batum'da kalabalık bir Rus kitlesi top­lanmıştı. Gürcüler ise buraya hak iddia ediyorlardı; çünkü burası Gürcistan'ın ekonomik hayatı vc Karadeniz'deki limanları olması hasebiyle, onlar için çok mühim telâkki ediliyordu. Şehrin çevre­sinde, birçoğu Müslüman olmak üzere kalabalık Gürcü ahali mev­cuttu. Diğer yandan Moskova hükümeti, Batum'u "Rusya'nın ay­rılmaz bir parçası" telâkki etmekte ve ilk fırsatta burayı yeniden ele geçirmek istiyeceğinde hiçbir şüphe yoktu. Bu durum karşısında Batum'un muhafazası Türk idaresi için, hakikaten birçok problem­lerle bağlı görülmekte idi.

Brest-Litovsk barışının 4. maddesi ile Ardahan, Kars ve Batum sancakları hakkındaki formülün sadece zevahiri kurtarmak için olduğunu yukarıda görmüştük. Sovyet hükümetinin buraları ilelebet Türkiye'nin elinde bırakmak istemiyeceği ta baştan belli idi. Nitekim Sovyet hükümeti, yukarıda zikredilen 20 Eylül 1918 tarihli notasında "burada yapılan plebisciti" tanımadığı ve plcbiscit'in yenilenmesini istemişti. Aynı görüş çok sonraları, 15 Şubat 1919 tarihli Sovyet notasında, Osmanlı hükümetine gönderilen bir muhtıra (memo­randum) da tekrarlanacaktır. Sonraları Ankara hükümeti ile yapılan Barış müzakerelerinde Batum meselesi mühim bir pazarlık konusu olmuş ve nihayet buranın Sovyet-Rusya'ya bırakılması zarureti hasıl olduğunu ilerde göreceğiz.

TÜRKİYE VE RUSYA -AKDES NİMET KURAT

 
 

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile