Bir eski zaman efendisi: İbnülemin Mahmud Kemal

Eserle müessir, telifle müellifin arası açılalıdan beri tezkire ve tabakat kelimeleri de unutulmaya yüz tuttu. Tercüme-i hal ya da biyografi başlığıyla kitaplarda yer alan üç beş satırlık bölümler ise kitabın yazarı adına yasak savmadan öteye gitmiyor artık. Yüzyıllar içerisinden günümüze akan oldukça zengin ve çeşitlilik arz eden bu telif türleri yazıya mı yoksa yazana mı bir vefasızlıktır bilinmez, okuyan-yazan ve yayınlayan cihetinde de sessizliğini sürdürüyor. Ne de olsa aramızda eserleriyle yaşayan geçmişe dair yüzleri birkaç sayfada özetliyor ve özgeçmiş adı verilen doğumla ölüm arasına sıkıştırılmış dar alanda okuyucuların (kullanıcı) istifadesine sunuveriyoruz. Oysa hal tercümeleri eser sahibi kişinin sadece kişisel macerasını değil, aynı zamanda bu serüvende dışarıya akseden kişiliğini de ortaya koymalıdır. Biyografi yazarı bir heykeltıraş titizliğiyle hareket etmeli, hiçbir ayrıntıyı es geçmemelidir. Altı yüz yıllık tezkire geleneğine sahip olan edebiyatımızın bugün geldiğimiz nokta açısından fazla mesafe kat edememesi, bu geleneğin yeniden dikkatlere sunulmasını gerekli kılmaktadır

  Bu meyanda daha önce İbnülemin Mahmud Kemal`in Son Asır Türk Şairleri(Kemalüş Şuara)  ve Son Sadrazamlar(Kemalü`s -Sudur) gibi eserlerini yayınlayan Dergâh Yayınları, geçtiğimiz günler de Hüseyin Vassaf`ın kaleminden bu kez İbnülemin Mahmut Kemal`in mongrafisini okuyuculara kazandırdı. Tercüme-i hal yazarının halinden en iyi yine tercüme-i hal yazarı anlar esprisine uygun olarak Hüseyin Vassaf orijinal adı Kemâlü`l Kemal olan eserinde dostu İbnülemin`i portresini çeşitli cepheleriyle tamamlıyor.

Yeni nesil ne yazık ki İbnülemin`e yabancı olduğu kadar, Hüseyin Vassaf`a da bir o kadar uzaktır. Prof. Dr. İsmail Kara ve Fatih M. Şeker`in birlikte hazırladıkları kitapta okuyucu hem anlatan hem de anlatanın biyografisine birlikte uzanıyor. Vassaf, İbnülemin`in biyografisini ortaya koyarken, dolaylı anlamda aralarındaki yakınlığa binaen kendisini de fotoğrafa eklemiş oluyor. Zira biyografi yazarı da en az biyografiye konu olan kişi kadar renkli ve hareketli bir geçmişe sahip.

57 senelik ömrüne otuzu aşkın eser sığdıran Hüseyin Vassaf, aynı zamanda Tâhirü`l-Mevlevî, Ali Behçet Efendi, Ahmet Remzi Akyürek, Mehmet Şemseddin Ulusoy, İbnül-Emin Mahmut Kemal, Mehmet Besim ve Mehmed Ali Aynî gibi döneminin çok önemli simalarıyla da arkadaşlık etmiştir. Hüseyin Vassaf gezip dolaştığı Osmanlı memleketlerinde bir yandan bilgi toplarken, diğer yandan da bilgiyi belgeleyecek fotoğraflar çekmiştir. Onun çok önemli bir özelliği de görüştüğü dostlarından otobiyografilerini almayı ihmal etmemesidir. İbnülemin Mahmud Kemal biyografisi de belli ölçüde bu otobiyografilerle geliştirilip tamamlanmıştır.

Vassaf İbnülemin`in hayatını aktarırken, çoğumuzun en hurda saydığı şeylere bile yer vermekten çekinmez. Hatta bu tutumu biyografide bilinçli bir tavır ve özgün bir üslup olarak ifade eder. Ona göre  `ehemmiyet vermediğimiz şeylerin hemen hepsi İbnülemin`in hayatında mevcuttur.` Okuyucunun Vassaf`tan alacağı ilk ders budur. Önemsiz gibi görülen şeylerin kişilik portresinde ne denli önemli bir boşluğu doldurabileceği gerçeğini bu tür ayrıntıların altını çizmek suretiyle gösterir. Ahmet Hamdi Tanpınar, İbnülemin`in eserlerine yansıyan bu özelliğini şöyle ifade eder: `Bütün bu eserlerde muharririn metodu gayet basittir; mevcudu bilmek ve bilinmeyeni adım adım ısrarla aramak... Kısaca tarihin metodu da budur.`

`Eski Zaman Efendisi İbnülemin Mahmud Kemal`  kitabı altı bölümden oluşuyor. Mahmud Kemal`in hayat-ı hususiyesi (özel hayatı) ile başlayan bölümü; dini, ilmi, edebi, içtimai ve siyasi hayatı takip ediyor. Tanzimat`tan beri yüzlerce yıllık müktesebatı yok sayarak yeniyi ikame etmeye çalışanlar sadece kültürü, dili, geleneği değil, aynı zamanda aşina yüzleri de ya karalama ya da görünmez kılma gayreti içerisine girmişlerdir. İbnülemin`in çehresi de ne yazık ki bu anlayışın gadrine uğrayanlar arasında yer almıştır. İbnülemin Cumhuriyete giden yolda söyleyeceği her şeyi son devir üzerinden söylediği için, Cumhuriyet devrini doğrudan muhatap alarak bir şey söylemese de Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet`in kuruluş devirlerine ancak onunla gidilebilir. Zira o Osmanlıyı her yönüyle ihata edebilen nadir şahsiyetlerdendir.

İbnülemin bir devrin karşı çıktığı şeyleri bağırıp çağırmadan soğukkanlılıkla savunabilen adamdır. Bu heyecanlarına hâkim olabilen tavır, konuşmalarında olduğu kadar yazdıklarında da sezilir. Beyanül Hak`ta kaleme yazdığı M. Sabri Efendi, Esad Erbili ve Mehmet Akif`e dair biyografilerde bu temkinli duruş kolayca sezilir. Netameli konulara hiç girmemeye gayret gösterir.

Hüseyin Vassaf, İbnülemin`in kişilik ve düşünce dünyasını üç temel üzerine oturtur. Birincisi tasavvuf, hususen Nakşilik; ikincisi siyasi değerlendirme, tasavvuf algısı ve medeniyet tasavvuru açısından fikir akrabalığı bulunan Cevdet Paşa; üçüncüsü ise içinde yaşadığı devirdir. İbnülemin`de hemen her şey bu üç unsur etrafında şekillenir.  Geleneğe sahip çıkar ve tasavvufu hem hal hem de kâl olarak hayatının merkezine yerleştirir. İslamcılardaki dönemsel zafiyetlerden uzak kalmayı başarmış, aynı zamanda düşüncelerini zinde tutarak Cevdet Paşa vadisine fikir imal etmiş bir özgün şahsiyettir o. Özgündür, zira savunduğu her şeye kontrollü yaklaşmayı bilen özeleştiri cesaretine sahiptir. Bürokratik hayatı ile Nakşîliği barışık kıldığı gibi, aynı zamanda tasavvufa çok keskin eleştiriler de yapabilmiştir. Öyle ki, bir yandan modernleşme sürecinde tasavvufa yöneltilen eleştirilere cevap vermeye çalışırken, diğer yandan tarikat ve tekkelerdeki yozlaşmayı kıyasıya eleştirir. İlmiyye(medrese), Sufiye(tekke) ve Babıâli(kalemiyye) İbnülemin`in şahsında bir araya gelmiştir. Bu üç kaynak Mahmud Kemal`ın menba`ını işaret eder. Eskiyi sever, asrilikten haz etmez. Ruh, hayat tarzı, zevk, terbiye ve kafa yapısı itibariyle eski bir adamdır o. Vassaf`ın fırçasından İbnülemin Mahmud Kemal olarak tuvale yansıyan `mazinin türbedarı` vasfına denk düşen bir portredir. Osmanlıya özüyle bağlı olan İbnülemin, bu kopmaz rabıtayı Cumhuriyet inkılâplarının getirip götürdüklerinin hülasası olan Son Hattalar kitabının girişinde eleştirel bir dille ifade eder.

Hüseyin Vassaf`ın ayrıntıyı ne denli önemsediğini yukarıda söylemiştik. Ehemmiyet verdiği bu noktaya eserin özellikle ilerleyen bölümlerinde bol örneklerle yer vermiştir. Meşhur Encümen-i Daniş meclislerinden, çay ve kahve keyfine; konağına asla soğan ve soğan cinsinden bir şey sokmamasından ömründe hiç lokantada yemek yememesine, başı açık oturup yatmamasına kadar daha birçok teferruatı ayrıntısıyla öğreniyoruz. Aynı zamanda Mehmet Akif`in babası olan Fatih dersiamlarından İpekli Hoca Mehmet Tahir Efendi`nin rahle-i tedrisinden geçmiş Cumhuriyet döneminin gönüllü Osmanlı kültür elçisi sayılabilecek bu adam kişiliğine etki eden ebeveyn etkisinin yanı sıra, babasının başlattığı konak sohbetlerinden aldığı feyiz ve İpekli Hoca`nın hakikat-marifet iklimiyle şahsiyet binasını örmüştür. Kendi biyografisini gayet kısa tutarak şöyle söyler: `Mizacım asabi, teessürüm şedit, kalbim rakik, intikal ve infialim seri olduğunda, o şefkatli baba ve anne beni hüsn-i muamele ile büyütmeye ve kalbimi incitmemeye itina etmişlerdir.`

Vassaf`ın İbnülemin tezkiresinde sadece bir ömrün hülasası ve fasılası üzerinde durulmuyor, aynı zamanda seksen yedi yıllık bereketli bir ömrün semere ve hâsılatı da yer alıyor. Bu hâsılatlar arasında ilim, irfan ve dervişlik tacının bahşettiği feyiz dışında naat, gazel, nazire ve manzumelerden oluşan şiirleri, `Beyanü`l Hak` mecmuasında yayınlanan bazı makaleleri, dervişane kişiliğine rağmen yaptığı şakalar, latife ve nükteler önemli bir yer tutuyor. Nevi şahsına münhasır bu modern zamanların eşiğindeki `âhir zaman efendisi`ni `melalı anlamayan bir kuşağın` anlamasını beklemiyoruz elbette; ama onu yine de en iyi anlayanlar, onunla aynı zamanı bölüşüp paylaşanlardır. İbnülemin kitabının son bölümü onu en iyi tanıyan, değerini bilen edebiyat, siyaset ve matbuat âleminden dostlarının yazdıklarına ayrılmış. İyisi mi biz de öyle yapalım ve sözü onu yakından tanıyan iki şaire bırakalım. Süleyman Nazif, İbnülemin hakkında fikri sorulunca; `Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine` diye cevap verir. Bunu duyan Yahya Kemal hemen kaleme sarılır ve şu beyiti yazar: `Hezar gıbta o derr-i kadîm efendisine / Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine...`

Şahsına münhasır olmak bu olsa gerek!

Bir Eski Zaman Efendisi: İbnülemin Mahmud Kemal/ Hüseyin Vassaf Hazırlayanlar: İsmail Kara- Fatih M. Şeker

Dergah Yayınları, Mart-2009)

 http://www.milligazete.com.tr/makale/bir-eski-zaman-efendisi-ibnulemin-mahmud-kemal-121998.htm

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile