| Ankara nın Başkent olması |
Ankara'nın Başkent Olması hadisesi-13 Ekim 1923
Prof. Dr. HÂMİT SADÎ SELEN (*)
Devletin baÅŸlıca özelliÄŸi yer yüzünde belli bir saha kaplaması ve o saha içindeki insan ve kaynakları idare etmesidir. Buna göre devletin tabiî ve beÅŸerî birtakım temel unsurları vardır. Bunlar arasında devletin bir idare merkezine sahip olması büyük önem taşır. İdeal devlet merkezi ÅŸu hususiyetlere sahip olmalıdır : Devlet merkezi halkın güvenliÄŸini koruyacak bir mevkide bulunmalıdır. DiÄŸer bir ifade ile, milletler bir çekirdek etrafında toplanarak kendini korumalıdır. Sık nüfuslu bir merkez etrafında seyrek nüfuslu bölgeler korunmayı kolaylaÅŸtırır, çünkü hayatî Önemi olan merkez noktası zedeleninceye kadar zamandan kazanılır. Aynı zamanda merkez çekirdeÄŸi içinde yaÅŸamak için gerekli kaynaklar bulunmalıdır, eÄŸer kaynaklar kifayetsiz olursa mukavemet güçleÅŸir. Nihayet, devlet merkezi olacak yerin yollar bakımından çok elveriÅŸli bir mevkide bulunması gerekir. Yani, o yerin bütün memleket parçalariyle sıkı sıkıya baÄŸlanabilmesi icab eder. Bu, en en önemli ÅŸarttır. İstiklâl Savaşından Önceki Durum Uzun zaman İmparatorluk merkezi olan İstanbul ÅŸehri son zamanlarda eski önemini kaybetmiÅŸ, deÄŸil yeni kurulacak Türkiye Devleti, hattâ parçalanmış Osmanlı Devleti için uygun bir merkez sayılmamaya baÅŸlamıştı. Åžimdi her ÅŸeyden önce millî tarihimizde büyük bir yeri olan İstanbul ÅŸehrinin Osmanlı İmparatorluÄŸu için devlet merkezi olamayacağı fikri nasıl baÅŸladı, onu kısaca belirtelim: Uzun zaman İmparatorluk merkezi olan İstanbul ÅŸehri son zamanlarda eski önemini kaybetmiÅŸ, deÄŸil yeni kurulacak Türkiye Devleti, hattâ parçalanmış Osmanlı Devleti için uygun bir merkez sayılmamaya baÅŸlamıştı. Åžimdi her ÅŸeyden önce millî tarihimizde büyük bir yeri olan İstanbul ÅŸehrinin Osmanlı İmparatorluÄŸu için devlet merkezi olamayacağı fikri nasıl baÅŸladı, onu kısaca belirtelim:1912'de Balkan Harbi sonlarına doÄŸru İstanbul'da çıkan "îfham" gazetesinde "Kostantiniye'den Osmaniye'ye" baÅŸlıklı yazıyı okuduÄŸum zaman büyük bir heyecana kapılmıştım. Fikir ve kanaatlerine saygı duyduÄŸum Ferit Tek bu yazısında ÅŸöyle diyordu : "Payitahtın İstanbul gibi güzel bir ÅŸehirden uzaklaÅŸtırılması güç bir meseledir. Hisse, ananeye aykırı bir teÅŸebbüs; fakat ne yapalım? EÄŸer bu nakil millet ve memleket selâmeti için lüzumlu ise.. Payitahtın vatanın merkezine, milletin kalbine kurulması, yerleÅŸmesi lâzımdır. Payitaht bir devletin başı demektir. DüÅŸmana baÅŸ uzatılmaz baÅŸ saklanır, kollarla ayak onu müdafaa eyler. Hudut bu kadar yaklaÅŸtıktan sonra İstanbul'da rahat oturmanın imkânı yoktur, idare merkezi bu gibi tehlikelerden masun olmak icabeder. Åžimdiye kadar İstanbul'un âni tehlikesi yalnız BoÄŸazlar cihetinden idi. Åžimdi buna bir de karadan bir tehdit ilâve olundu. Üç taraftan tehlikeye maruz bir noktada payitaht kurulamaz." Ferit Tek mütalâalarına Goltz PaÅŸa'nın bazı fikirlerini de ilâve ediyor, PaÅŸa'ya göre : "İstanbul devamlı çalışmaya pek elveriÅŸli deÄŸildir. Tabiat ÅŸartları insanı gevÅŸetir, İstanbul'da devlet, memleketin hâkimi olmaktan ziyade İstanbul'un mahkûmudur. Sonra İstanbul baÅŸlı başına bir siyasi gailedir. Merkez İstanbul'da kaldıkça Osmanlılar hiç kendilerine taallûku olmayan Avrupa meseleleriyle uÄŸraÅŸmaktan, onlara ister istemez bulaÅŸmaktan yakasını kurtaramazlar." Hasılı, hudut Edirne'ye geldikten sonra İstanbul'un payitaht olarak kalması bazı ileri görüÅŸlü kimseler tarafından ciddî bir mesele olarak ortaya atılmış bulunuyordu. Devlet Merkezi Neresi Olmalı? İstanbul'un iyi bir devlet merkezi olamayacağı fikri pek çok kimselerde belirmiÅŸ ise de yeni devlet merkezinin yeri üzerinde birleÅŸilemiyordu. Müstakbel baÅŸkent hakkında çeÅŸitli teklifler vardı. BaÅŸlıcaları : Konya, Kayseri, Halep, Åžam herkes ayrı bir fikirde.. Goltz PaÅŸa bunların dördünü de teklif ediyor. Çünkü o, Türk ve Arap memleketlerinden müteÅŸekkil Avusturya Macaristan imparatorluÄŸu gibi bir Osmanlı devletine merkez arıyordu. Ferit Tek'in düÅŸüncesi daha baÅŸka idi. Osmanlı İmparatorluÄŸu dağıldıktan sonra kalacak millî ülkeyi uçları Hopa, Kerkük, İstanbul ve Rodos olan bir dörtgen olarak kabul ediyor. Devlet merkezini bu dörtgenin ortasında arıyordu. Kayseri havalisini coÄŸrafya ve strateji bakımından muvafık bir yer sanıyor, burasını eski yolların birleÅŸtiÄŸi bir nokta olarak kabul ediyordu. Fakat burada eski Kayseri ÅŸehrini deÄŸil, yeni kurulacak "Osmaniye" ÅŸehrini yeni baÅŸkent olarak teklif ediyordu. İşte Birinci Dünya Harbinden önceki teklifler bu merkezde idi. İstiklâl Savaşı için Seçilen Merkezler Birinci Dünya Harbinden sonra Mustafa Kemal PaÅŸa, Anadolu'ya gelip istiklâl Savaşını teÅŸkilâtlandırmaya baÅŸladığı zaman, Anadolu'nun her bakımdan en emin mahalli olarak Sivas'ı görüyordu. Erzurum hazırlık kongresinden sonra 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresi çalışmaya baÅŸladı. Tecavüze uÄŸrayan ülkeyi milletçe müdafaa ve mukavemet esası kabul edildi. Bir geçici hükümet kurularak idarenin millet adına ele alınacağı tesbit olundu, Misakı Millî'nin esasları kararlaÅŸtı. İstanbul hükümeti bu durum karşısında Mustafa Kemal PaÅŸa ile müzakereye baÅŸvurdu. Uzun görüÅŸmelerden sonra Mebuslar Meclisinin, mutlak emniyet içinde bulunduÄŸu müddetçe, İstanbul'da toplanması, fakat Heyeti Temsiliye'nin Anadolu'da kalması uygun görüldü. Seçilen Milletvekilleri İstanbul'a giderken EskiÅŸehir'de Mustafa Kemal ile görüÅŸeceklerdi. Fakat kendisi sonradan bu görüÅŸmeyi Ankara'da yapmayı uygun gördü ve Heyeti Temsiliye'nin merkezini Ankara'ya nakletti. Atatürk bu karara kendini sevkeden düÅŸünceyi büyük Nutkunda izah ederken : "Cephelere ve İstanbul'a demiryolu ile baÄŸlı ve genel durumu idare bakımından Sivas'tan farkı olmayan Ankara'ya geldik" demektedir. Sivas'tan ayrılıp Åžarkışla, Kayseri, KırÅŸehir yoliyle 27 Aralık 1919 'da Ankara'ya gelip yerleÅŸtiler ve durumu idareye baÅŸladılar. Tahmin edildiÄŸi gibi Mebuslar Meclisi İstanbul'da emniyette çalışamayarak dağılması üzerine 23 Nisan 1920'de Millet Meclisinin Ankara'da toplanması, bu ÅŸehrin yeni Türkiye'nin devlet merkezi oluÅŸuna doÄŸru katı bir adım oldu. Atatürk büyük zaferden sonra Anadolu'da yaptığı bir seyahat esnasında halkın sorularını cevaplandırırken Ankara'nın baÅŸkent olmasını ÅŸu ÅŸekilde belirtmiÅŸti. Gezide beraber bulunan Siirt Mebusu Bay Mahmud'un bir yazısından aldığım bu satırları size de okursam meselenin daha da aydınlanacağını sanıyoruz. Bu memleketi idare etmek isteyenler memleketin içine girmelidir. "Devlet merkezini seçerken iki noktayı göz önünde tutmak icabeder. Biri, her nevi tecavüze karşı yerinden kıpırdamayarak kuvvet ve sükûneti muhafaza edebilecek bir yer olmalı. . Bu itibarla tabiî memleketin merkezini araÅŸtırmak lâzım.. Yoksa bir geminin topundan telâÅŸa düÅŸecek bir yerde hükümet merkezi olamaz, ikincisi, hükümet merkezi öyle bir yerde olmalı ki, hükümet nazarını memleketin bütün muhitlerine müsavi surette atfedebilsin. Memleketin bir kenarına çekildiÄŸimiz zaman, vatanın bizden uzak kalan yerlerini unutuveriyoruz. Biliyorsunuz ki, Anadolu bugün baÅŸtan baÅŸa harabe halindedir, kasaba ve ÅŸehir denilen yerleri de öyledir. Niçin böyledir? Çünkü İstanbul'u hükümet merkezi yapmışız ve kendimizi yalnız onun cazibesine kaptırmışız. İstanbul, en güzel bir ÅŸehrimizdir. İşgal altında bulunduÄŸu müddet zarfında bütün Anadolu onun elemini taşıdı. Hâlâ iÅŸgal ıstırabından kurtulamamış olan İstanbul'u, İstanbul halkını düÅŸünüyoruz. Fakat bu muhabbetimiz, mutlaka onun hükümet merkezi olması ÅŸeklinde tecelli etmemelidir. İstanbul'un hükümet merkezi olmaması ona karşı ne sevgimizi azaltır, ne alâkamızı. Bu memlekette çalışmak isteyenler, bu memleketi idare etmek isteyenler memleketin içine girmeli, bu milletle aynı ÅŸerait içinde yaÅŸamalı ki ne yapmak lâzım geleceÄŸini ciddî surette hissedebilsinler. Her halde bir çok sebepler hükümet merkezinin Ankara, Kayseri, Sivas üçgeni içinde bir noktada olmasını icabettiriyor. Bu üçgenin bir ucunda bulunan Ankara, pekâlâ devlet merkezi olabilir. Esasen hâdisat da orasını merkez yapmıştır. İstanbul türlü bakımdan mevkiini, ÅŸerefini mahfuz tutacaktır. Ankara'da oturmakla beraber yine İstanbul'dan daima istifade edeceÄŸiz. İstanbul, hükümet merkezi olmadıktan sonra tabii, vüs'atiyle, nüfusunun çokluÄŸiyle mütenasip idari teÅŸkilâta malik olacak. . Fakat hiç bir zaman müstesna, mümtaz bir ÅŸehir gibi hususi bir idareye malik olmayacak." Ankara'nın Nüfus Topluluklarına Karşı Durumu Merkez olarak Ankara'nın seçilmesi sadece o zamanki müdafaa durumunun bir neticesi deÄŸil, Misakı Millî prensiplerine göre gerçekleÅŸmesine çalıştığımız yeni ülke için en uygun merkez oluÅŸudur. Bugünkü konferansın da esas konusu budur. BaÅŸta da belirttiÄŸimiz gibi siyasi iktidar nüfus topluluÄŸu ile yakından ilgilidir. Devlet merkezinin nüfus topluluÄŸunun çekirdek teÅŸkil ettiÄŸi yerde, yahut da toplulukları birbirine baÄŸlayan bir noktada da bulunması gerekir. Bir nüfus dağılışı haritasına baktığımız zaman ülkemizde nüfusun bazı yerlerde sık, bazı yerlerde seyrek olduÄŸunu görürüz. Kuzey Anadolu'da devamlı bir kesafet göze çarpar. DoÄŸuda kıyı boyuna sıkışan bu kesafet ortada YeÅŸil ve Kızılırmak havzasında içerilere sokulur. Bu kesafet bölgesinde köy kalabalığı hâkimdir. Marmara çevresi de ülkemizin kalabalık bölgelerinden sayılır. Burada kesafet kıyılara inhisar etmez, İç Anadolu'ya doÄŸru sokulur, İstanbul gibi karışık unsurları ihtiva eden en kalabalık ÅŸehrimiz buradadır. Marmara kesafeti güneyde Ege kesafetiyle birleÅŸir. Bu kesafet de kıyı boyundan ziyade iç ovalarda kendini gösterir ve İç Anadolu'ya doÄŸru sokulur. Ankara, bu devamlı kesafetlerin ortasında ve Kuzey Anadolu kesafet bölgesinin hemen yakınındadır. DiÄŸer kesafet bölgelerinden Adana, Hatay, Diyarbakır Mardin ve Erzurum Kars kesafetlerine de nisbeten yakın durumdadır. Kurum BaÅŸkanımız Profesör Åževket Aziz Kansu'nun vaktiyle yapmış olduÄŸu "Tefekkür CoÄŸrafyası" araÅŸtırmasında da Osmanlı fikir hayatında da Kuzey Anadolu'nun bu mühim rolü belirtilmiÅŸti. Onu burada hatırlatmak isterim. Ankara'nın Yol Bakımından Durumu Åžüphesiz devlet merkezinin büyük vazifelerinden biri bu toplulukları birbirine yaklaÅŸtırmak, sıkı baÄŸlarla baÄŸlamaktır. Meselâ Fransa'da bu merkezi bulmak pek kolaydır; fakat ülkemizde bu merkezi bulmak için esaslı incelemelere lüzum vardır. Bu hususta bir karara varmak için her ÅŸeyden önce ana yolları incelememiz gerekir. Yolları mütalâa ederken de yeryüzü ÅŸekillerini gözönünde bulundurmalıyız. Ülkemizin kıyı boyları daÄŸlıktır; Ancak kenar daÄŸlarının içe bakan kısımlarında tabiat bize iyi yol yapma imkânını vermiÅŸtir. Sahil boyları, yolların geçmesine pek elveriÅŸli deÄŸildir. Hususiyle karlı ve yaÄŸmurlu mevsimlerde bu yollarda gidiÅŸ ve geliÅŸ güçleÅŸir. Orta Anadolu hafif dalgalı ve yağışı az olan bir sahadır. Buranın bir hususiyeti de büyük kesafet bölgelerine tabiî kapılarla baÄŸlanmasıdır; EskiÅŸehir kapısiyle Marmara çevresine, Afyon kapısiyle de Ege'ye açılır, İnönü ve Dumlupınar harpleri bu kapıları elde etmek için yapılmıştır. Orta Anadolu Gülek boÄŸaziyle Adana ve Hatay topluluÄŸiyle, DoÄŸuda da Diyarbakır Mardin kesafetine, ayrıca Erzurum ve Kars kesafetine de çeÅŸitli yollarla baÄŸlıdır. Orta Anadolu aynı zamanda Amasya üzerinden Samsun ve Karadeniz'e de baÄŸlanmış bulunmaktadır. Türkiye, devlet merkezini kalabalık sahalardan birinin ortasında kurmuÅŸ olsaydı diÄŸer kesafetlerle baÄŸlılığı güçleÅŸecekti. Hele İstanbul, İzmir gibi sahil ÅŸehirleri bu aralık hiç bahis mevzuu olamazdı, çünkü bu devirde bütün devletler merkezini kıyıdan iç bölgeye çekiyordu. Sovyetler BirliÄŸi merkezini Leningrad'dan Moskova'ya, Avustralya Sydney'den Kanberra'ya, Hindistan Calcutta'dan Yeni Delhi'ye çekmiÅŸlerdi. Devlet merkezinin kıyıda olması, denizden gelecek tecavüzlere açık bulunması hiçbir ülkede caiz görülmüyordu. Ankara'nın İklimi CoÄŸrafî durum ve yol baÄŸlılığından sonra devlet merkezi için ehemmiyetli bir vasıf iklimdir, insan enerjisi birçok ÅŸartların neticesidir ve iklim bu ÅŸartların en önemlisidir. Bugün orta iklimde, uzun süren sıcak veya soÄŸuk devreler yoktur. Bu bölge üzerinde çeÅŸitli rüzgârlar eser, yağış getirir, ferahlatıcı deÄŸiÅŸikliklere sebep olur. Bu iklimde yaşıyanlar yer yüzünün enerjik insanları sayılır. Bunlar uygarlıkta baÅŸta geldikleri gibi kuvvetli devletler de kurmuÅŸlardır. Türkiye dar bir enlem çerçevesi içinde bulunmakla beraber ülkemizde İskenderiye'den Moskova'ya kadar uzanan geniÅŸ sahadaki iklim özellikleri bulunur. ÇeÅŸitli iklimlere sahip olmak bir ülke için büyük kazanç sayılır. Ankara iklimi insan enerjisi üzerinde iyi tesir yapan bir iklimdir. Sıcak yaz ayları hariç Ankara iklimi Viyana iklimine benzetilebilir. Sadece benzerlik.. yoksa yer yüzünde bir iklimin aynı, baÅŸka bir yerde bulunmaz. Devlet Merkezi ve Deniz Payitaht deniz kenarında bulunmasına ve zaman zaman Ak ve Karadeniz'e hâkim olmasına raÄŸmen Osmanlı devleti esaslı ÅŸekilde denizci olamamıştır. Fakat baÅŸkent Ankara olduktan sonra milletin ve devletin denizle ilgisi artmıştır. Son zamanlarda kıyı ÅŸehirleri iç ÅŸehirlerimiz kadar geliÅŸmemekle beraber baÅŸkent halkının denizle yakından ilgisine ÅŸahit olmaktayız. Hemen bütün plajların onlar tarafından veya onlar için kurulmuÅŸ olduÄŸunu görürüz. Bunu balıkçılık hareketleri, ondan sonra da denizyolları faaliyetinin geliÅŸtirilmesi beklenir. BaÅŸkent halkındaki deniz, hasretinin Türkiye halkının denizle ilgisini daha da arttıracağına inanıyorum. BaÅŸkentin Hızlı GeliÅŸmesi Ankara baÅŸkent olduktan sonra sade kendi deÄŸil, bütün İçAnadolu ÅŸehirleri süratle büyüdü, birçok yeni ÅŸehirler vücut buldu. Fakat kıyı ÅŸehirlerimizde geliÅŸme aynı hızda deÄŸildir. Bunun sebepleri ayrı bir konu teÅŸkil eder. Biz baÅŸkentin sür'atle büyümesinin âmilleri üzerinde duralım. Bütün Orta DoÄŸu memleketlerinde nüfus artışı ile beraber ÅŸehirler de büyümektedir. Fakat Ankara'nın büyümesinde bir fevkalâdelik var. Ankara devlet merkezi olduÄŸu sıralarda Avustralya devleti de merkezini sahildeki Sydney'den dahilde Canberra'ya çekiyordu. Canberra'ya Ankara ile yaşıt bir baÅŸkent diyebiliriz. Zengin Avustralya hükümeti önce ÅŸehri inÅŸaya baÅŸlamış, daireleri ve meskenleri hazırladıktan sonra memurları nakletmiÅŸ. Fakat aradan kısa bir müddet geçtikten sonra Kanberra'da sadece 15 bin nüfus toplanabildiÄŸi halde Ankara'nın nüfusu 300 bini aÅŸmış bulunuyordu. O zaman bunun sebeplerini soruÅŸturanlar olmuÅŸtu. BaÅŸkentin nüfusu bugün 700 bine yaklaÅŸmıştır. Milyona doÄŸru gitmektedir. Bu hızlı geliÅŸmede kuruluÅŸ yerinin uygunluÄŸu, diÄŸer topluluklarla baÄŸlantısı, yaÅŸamıya elveriÅŸli iklimi ÅŸüphesiz büyük rol oynar. DoÄŸudaki Kesafetler
Büyük ÅŸehir
kurmak büyük bir kültür iÅŸidir, bunda muvaffak olmak geleceÄŸin
mukadderatını üzerine alanların gayretine bakar.
Merkezin içeri alınması, DoÄŸu hudutlarımızla yakından baÄŸlılığı saÄŸlamıştır. Bu baÄŸlılığı daha da kuvvetlendirmek için bölge planlanması sahasında birçok ödevlerimiz vardır. Türkiye Devletinin İdare Merkezi Ankara'dır. İstanbul yabancı iÅŸgalinden kurtulduktan sonra devlet merkezi iÅŸinin kanunlaÅŸması gerekiyordu. 13 Ekim 1923 günü İsmet İnönü'nün tek maddelik bir kanun teklifi ile "Türkiye devletinin makarrı idaresi Ankara ÅŸehridir" dendi. Kanunun gerekçesinde "İstanbul, Türk milletinin müdafaa vasıtalarına mevdu olarak ilelebed korunacaktır. Devlet merkezinin Ankara olması zaruridir" deniliyordu.
İşte Ankara'nın BaÅŸkent oluÅŸunun kısa hikâyesi. * Kaynak: Türk Tarih Kurumu: Atatürk Konferansları 1963, (Türk Tarih Kurumu Yayınları XVII.Dizi-Sa. 1-1), Sayfa 95-102 Tags:
|


Ankara'nın Başkent Olması hadisesi-13 Ekim 1923