| Abdülhamid içki içer miydi? |
|
Tarihin dalgaları, kimlik sorunlarımızın artışına paralel olarak toplumsal hafızanın kıyısına giderek daha sık çarpar oldu. Kimlik cüzdanımızda o bir türlü kapatamadığımız boÅŸluÄŸu, tarihe giderek çözebileceÄŸimizi umuyor, bu yüzden tarih okuyor, tarih dinliyor, tarih `seyrediyoruz`! Ancak televizyon programlarının zaman zaman zihinleri çorbaya çevirme fırsatı kollayanların elinde zehirleyici birer alet olabildiÄŸi de bir gerçek. Nitekim Murat Bardakçı, 4 Ocak 2009 akÅŸamı Kanal 1`de o kadar çok sayıda çam devirdi ki, sayamadım. Herkesi cahil buluyor Bardakçı; zaten kendisinden baÅŸka bu ülkede doÄŸru dürüst Osmanlıca okumayı bilen de yok. Oysa büyük ölçüde Vahdettin`in ailesinin kendisine verdiÄŸi belgeleri düzenlemekten ibaret bir çalışma olan `Åžahbaba`da bile yığınla Osmanlıca okuma hatasını görmezden gelmek için kör olmak lazım. En basiti, sayfa 574`e koyduÄŸu Harbiye Nazırı Åžakir Bey imzalı 2 No`lu belgedeki `lede`t-tezekkür` ibaresini `ledet`-tezkir` okumuÅŸtur. Ortalama Osmanlıca bilgisine sahip birisi bile kelimenin `tezkir` okunması için `kef` harfinden sonra `ya` harfinin gelmesi lazım geldiÄŸini bilir. Hata aramaya devam edersek, `tarihçimiz`in aynı kitabın 475. sayfasında okumaya çalıştığı mektubun bir tek sayfasında tam 5 yanlış yaptığını görürüz. Mesela Vahdettin`in `Cenâb-ı Erhamü`r-Rahîmîn` ibaresi, grameri ve anlamı tamamen bozularak `cenabu`r-rahmanu`r-rahim` haline getirilmiÅŸ. İnsanın Arapça bilmesine gerek yok, biraz camiye devam etmiÅŸ bir kimse bile kulak aÅŸinası olurdu bu klasik dinî ibareye. Devam edelim. Ufak tefekleri atlıyorum ama Bardakçı`nın `tahsîn` kelimesini `tahmin` diye okumasına ne demeli bilmem? Bir kere kelimenin `tahmin` okunabilmesi için `ha` harfinin üzerinde nokta ve `mim` harfinin de bir çentiÄŸi olmalı deÄŸil miydi? Tabii `erae` kelimesi de yanlış okunmuÅŸ, aslı `irâe` olacaktı vs. Uzatmak mümkünse de bunlar 25 Mart 2001 günkü `Hürriyet`te Tanzimat`ı 1826 yılında ilan ettirmesi gibi fahiÅŸ hatalar yanında affedilir cinsten sayılır. Ne var ki Tanzimat`ı tam 13 yıl önce ilan ettiren bu hata dahi Abdülhamid`in içki içtiÄŸi iddiası yanında çocuk oyuncağı kalır. Bize sürekli belge olmadan tarih yazılmaz, diye pes perdeden dersler veren Bardakçı, bu iddiasında neyi delil gösteriyor, biliyor musunuz? Hanedan reisi Osman ErtuÄŸrul Efendi`nin bir çocukluk hatırasını. Kendisine demiÅŸ ki, `Dedem Porto ÅŸarabı içerdi, hatta içtiÄŸiyle yetinmez, ÅŸifadır diye bize de tattırırdı.` Delil dediÄŸi bu. Bir kere Osman ErtuÄŸrul Efendi`nin doÄŸum tarihi 18 AÄŸustos 1912`dir. Onun görebileceÄŸi tarihlerde Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı`nda hapistir. Evlatları ancak bazı bayramlarda, bir de çok özel izinlerle görüÅŸebilirlerdi babalarıyla (yanlarında bazen torunlarının bulunduÄŸu da olurdu). Özel doktoru Atıf Hüseyin Bey`in notlarından, ölümünden önce kızlarıyla yaptığı son görüÅŸmenin 22 Temmuz 1917`ye rastlayan Kurban Bayramı`nın 3. gününde gerçekleÅŸtiÄŸini öÄŸreniyoruz. Osman ErtuÄŸrul Efendi eÄŸer o gün dedesini görmüÅŸ ise -ki bu da kesin deÄŸil-, o sırada henüz 4 yaşını 11 ay geçmiÅŸ bir ufaklıktır. Bu durumda bacak kadar çocuÄŸun ÅŸarap markasını hatırlaması gibi bir hafıza mucizesi karşısındayız demektir. (O ânı 90 küsur yıl sonra ayrıntısıyla hatırlaması da ayrı bir mucize sayılmalı deÄŸil midir?) Bardakçı`ya ne kadar güvenilir? Bir kere gözaltında bulundurulduÄŸu Beylerbeyi Sarayı`nda mübarek bayram günü elinde ÅŸarap kadehiyle torununu karşılayan bir dedeyi düÅŸünmenin garabeti bir yana, Atıf Hüseyin Bey`in günü gününe tuttuÄŸu notlarda onun içki içtiÄŸine dair hiçbir ipucu vermeyiÅŸini neye yormalıyız? Abdülhamid`den pek de haz ettiÄŸini söyleyemeyeceÄŸimiz doktorun Selanik ve Beylerbeyi`ndeki 9 yıllık mahpusluk günlerinde bir tek defa olsun içki içmekte olduÄŸundan söz etmemiÅŸ olması yeterince anlamlı bir cevap deÄŸil midir? AÅŸağıda kendisini en yakından tanıyan güvenilir ÅŸahısların dilinden Abdülhamid`in içki içmediÄŸine dair tanıklıkları okuyacaksınız. Fakat meselenin bilimsel deÄŸil, maalesef politik olduÄŸunu da hatırlatalım. Abdülhamid bahane yani. Asıl dava baÅŸka. Sizin anlayacağınız, bu milletin Abdülhamid`in etrafında sımsıkı kenetlendiÄŸini görenler, hazmedemiyorlar bu sevgiyi. Bu yüzden iÅŸleri güçleri, milletin deÄŸerlerini gözden düÅŸürmek, hassasiyetlerini kaşımak ve onları kendi yorum tekellerinde tutmak oluyor. Ben ÅŸahsen Bardakçı`nın, `Åžahbaba` ile bir kesimin Vahdettin aleyhindeki direncini kırmasını takdir etsem de, titizliÄŸine ve en önemlisi de samimiyetine güvenmiyorum. Çalakalem ve belden aÅŸağı vuruÅŸlarla tarihi yaÄŸmalıyor ve deÄŸiÅŸtiriyor. Öyle olmasa, sokaklardaki `çıplak denilecek derecede açık saçık` giyinenlere yönelik bir düzenleme yapılması için verdiÄŸi emri çarpıtıp `Abdülhamid çarÅŸafı yasaklamıştı` diye yutturmaya kalkmadan önce belgeyi okuyup ne dediÄŸini anlamaya çalışırdı. (haberturk.com, 8 Åžubat 2008) Kendi hatalarına bakacaklarına, bu ülkenin yetiÅŸtirdiÄŸi deÄŸerlere sataÅŸmayı ve onların sırtından prim elde etmeyi marifet sayan bir kesim hiç eksilmedi Türkiye`de maalesef. İttihatçılık böyle bir ÅŸey iÅŸte. Çamur at, izi kalsın. Amacına ulaÅŸtıktan sonra insanların zihinleri karışmış, umurlarında deÄŸil. Bunlara en iyi cevabı vaktiyle Ahmed Rıza Bey vermiÅŸ, İttihat ve Terakki`nin Merkez-i Umumi`sinde Talat PaÅŸa ve Eyüp Sabri Bey`in yüzlerine ÅŸu acı sözleri tokat gibi çarpmıştı: `Ayıp, ayıp. Bu adam 32 sene Hakan ve Halife idi. Sultan Hamid için ÅŸu söylenen, yazılan, çizilenlerin büyük kısmının yalan ve iftira olduÄŸunu bildiÄŸimiz halde, nasıl tahammül edip imkân veriyoruz? Bu iftira selinin yarınki muhatapları da bizler olacağız.` DediÄŸi gibi olmadı mı? Tarihten ders almak bunun için önemlidir iÅŸte. Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleÅŸtirilmelidir İŞTE TANIKLAR `Abdülhamid içki içmezdi` Åžadiye OsmanoÄŸlu(kızı) Babam içki içmez, içenleri hoÅŸ görmezdi. Saraya sokulmasını da yasak etmiÅŸti. Dindar, Allah`ına baÄŸlı, büyük bir Müslüman idi. Abdestsiz yere basmazdı. AyÅŸe OsmanoÄŸlu(kızı) Babam doÄŸru ve tam dinî itikada sahip bir Müslüman`dan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. BeÅŸ vakit namazını kılar, Kur`ân-ı Kerim okurdu. Herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın hususî bahçesinde beÅŸ vakit Ezân-ı Muhammedî okunurdu. Celâleddin Velora PaÅŸa(Avlonyalı Ferid PaÅŸa`nın oÄŸlu) Az yer, içki içmez, kumar oynamaz, ibadetinde kusur göstermezdi. Çok defa; `BoÅŸ olan bu hayatı, Tanrı`ya teÅŸekkür için ibadetle geçirmek gerekir.` derdi. Semih Mümtaz(ReÅŸid Mümtaz PaÅŸa`nın oÄŸlu) ÅžehzadeliÄŸinde bilhassa açıklıklarda yemek yemeyi tercih eder, bu gibi âlemlerin içkisiz eÄŸlencelerine iltifat eylerdi. İbnülemin Mahmud Kemal İnal(alim) AyÅŸ ü iÅŸrete ve fuhÅŸ u rezîlete raÄŸbet etmezdi. Salâbet-i diniyyesi müsellem bir Müslim idi. Ferâiz-i diniyyeyi edâda asla tekâsül [kusur] göstermezdi. Meraklısı için notlar Abdülhamid`in iki kızı, babalarını dindarlığı ve içkiye yaklaşımını bizimle paylaÅŸtılar: AyÅŸe OsmanoÄŸlu, `Babam Abdülhamid`, 1960, s. 11-22; Åžadiye OsmanoÄŸlu, `Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri`, 1966, s. 22. Abdülhamid`in içki içmediÄŸini iki paÅŸa oÄŸlu dile getirmiÅŸtir: Celaleddin Velora PaÅŸa, `Madalyonun Tersi`, İst. 1970, s. 16; Semih Mümtaz S., `Sultan Hamid`in Hususiyetleri`, Resimli Tarih Mecm., Temmuz 1950, s. 244-46. İbnülemin Mahmud Kemal İnal`Son Sadrazamlar`ında Abdülhamid`in içki içmediÄŸinden birkaç yerde söz eder. Cüz VIII, 1948, s. 1288-89 ve 1301. http://www.tumgazeteler.com |

