|
Sayfa 1 > 9 Anadolu Selçuklu Devleti (Arapça: السلاجقة الروم el-Salācika el-Rūm Farsça: سلجوقیان روم Salcūkiyân-e Rūm; Rum Selçukluları), [1] Oğuz Türklerinin Üçoklu Kınık Boyuna mensup Selçuklu hükümdar âilesinden Süleymân Şah tarafından Anadolu'da kurulan bir devlet. Malazgirt Zaferiyle Anadolu kapılarını Türklere açan mücahit Sultan Muhammed Alparslan, muhârebeye katılan kumandan ve Türkmen reislerine Anadolu'yu Türkleştirme ve İslâmlaştırma vazîfesini verdi. Bunlardan Kutalmışoğlu Süleymân Şah, Selçuk Beyin oğlu Arslan Yabgu'nun torunu olup, Anadolu'daki fetih harekâtından sonra Antakya'dan Anadolu'ya girdi. 1074 senesinde Konya ve havâlisini mahallî Rum despotlarından alarak, fetihlere devamla İznik önlerine geldi. 1075 senesinde İznik'i fethederek, emrindeki kuvvetlerin merkezi yaptı. Böylece Türkiye Selçuklu Devletinin temeli atılmış oldu.
Süleymân Şâh, Bizans'ın merkezî ve mahallî tekfurlukları arasındaki çekişmelerden faydalanarak, bölgede hâkimiyetini kuvvetlendirdi. İznik'te yeni bir Türk devletinin kurulması, Anadolu'ya gelen Türkmenlerin birleşmesini temin edip, doğudaki Müslüman Türklerin büyük topluluklar hâlinde bölgeye gelmelerine sebep oldu. Bölgede Türk nüfûsunun artarak devletin kuvvetlenmesiyle; Bizans'ın kötü idâresi, bitmek bilmeyen iç harpler ve isyânlar sebebiyle perişân olan yerli halk da, Süleymân Şahın idâresinde huzur ve sükûna kavuştu. Bu sâyede Türkiye Selçuklu Devleti, sağlam bir temele oturdu. Küfür karanlığından, İslâm nûrunun aydınlığında hürriyet ve adâlete kavuşan yerli halk, kısa zamanda seve seve Müslüman oldu. Çeşitli gâyelerle bölgeye gelen Türkmenleri emrinde birleştiren Kutalmışoğlu Süleymân Şah, Anadolu'da birlik ve hâkimiyetini kuvvetlendirmek, Fırat boylarında ve Kilikya taraflarında toplanmaya çalışan Ermeni gruplarına mâni olmak için harekete geçti. 1082 senesinde Çukurova'ya giden Süleymân Şah; Adana, Tarsus ve Misis dâhil bütün bölgeyi zapt etti. 1084'te Hıristiyanlardan Antakya'yı aldı. 1086'da Suriye Selçuklu Meliki Tutuş'la yaptığı muhârebede mağlup oldu ve savaş meydanında vefât etti. Oğulları, Selçuklu Sultanı Melikşâh'ın yanına gönderildi. Devlet, bir müddet Süleymân Şahın İznik'te vekil bıraktığı Ebü'l-Kâsım tarafından idâre edildi. Selçuklu Sultanı Melikşah'ın 1092'de vefâtından sonra İran'dan kaçarak gelen Kılıç Arslan İznik'te merâsimle karşılanıp, Türkiye Selçuklu tahtına çıkarıldı. Birinci Kılıç Arslan tahta çıkar çıkmaz, devleti yeniden teşkilâtlandırdı. İznik'i mâmur bir hâle getirdi. İçte otoriteyi sağladıktan sonra hemen gazâ ve akınlara başladı. Marmara sâhillerine yerleşmeye uğraşan Bizanslıları bu bölgeden çıkardı. Batıyı emniyete aldıktan sonra doğuya yöneldi ve 1096 senesinde Malatya'yı kuşattı. Fakat bu sırada Haçlıların Batı Anadolu'ya girmesi üzerine, Kılıç Arslan muhâsarayı kaldırıp süratle geri döndü. Avrupa'daki meşhur imparator, kral, prens derebey ve şövalyelerin büyük bir taassupla katıldıkları Haçlı Seferlerinin ilki 1096-1099 seneleri arasında yapıldı. Birinci Kılıç Arslan, Haçlıları vur-kaç taktiğiyle imhâ etti. Ancak İznik elden çıktığı için Konya'yı pâyitaht yaptı. Bizans imparatoruyla antlaşma imzâladıktan sonra doğu fetihlerine başladı. 1103 senesinde Malatya'yı ele geçirdi. Daha sonra Musul'u da topraklarına kattı. Emir Çavlı, Artukoğlu İlgâzi ve Sûriye meliki Rıdvân'ın kuvvetleriyle Habur Nehri kenarında yaptığı muhârebede yenilerek nehre düşüp boğuldu (Bkz. Kılıç Arslan-I). Kılıç Arslan'ın büyük oğlu Musul Vâlisi Şehinşah, Emir Çavlı tarafından esir alınarak İsfehan'a götürüldü. Kılıç Arslan'ın vefâtı ve oğlunun esâreti, Türkiye Selçuklularını çok sarstı. Düşmanları bunu fırsat bilerek ülke topraklarına saldırdılar. Bizanslılar, Batı Anadolu sâhillerini işgâle başladılar. Bu durum karşısında Türkler, İç Anadolu'ya doğru çekilmek zorunda kaldılar. 1110 senesinde esâretten kurtulan Şehinşah, Konya'ya gelerek tahta geçti. Şehinşah'ın ve Kayseri emîri Hasan Beyin büyük gayretlerine rağmen, Bizanslıların zulmünden kaçan Batı Anadolu'daki Türklerin, Orta Anadolu yaylalarına çekilmesi durdurulamadı. 1116 senesinde Dânişmendliler, Sultan Şehinşah'ı tahttan indirip, Şehzâde Mes'ûd'u sultan îlân ettiler. Sultan Mes'ûd, Dânişmendli tahakkümünden kurtulmaya, Bizanslıları Anadolu'dan atmaya ve birliği sağlamaya çalıştı. 1182 senesinde Batı Seferine çıktı. Bu seferden sonra da doğuya seferler düzenledi. Bizanslılar, Türklerin Batı Anadolu'da ilerlemelerini durdurmak için İmparator Manuel komutasında bir orduyla Konya üzerine yürüdüler. Bu tehlikeli durum üzerine Sultan Mes'ûd'un oğlu Kılıç Arslan, Aksaray'da bir ordu hazırlayarak, Konya önündeki Bizans ordusunun karşısına çıktı. Bizans ordusunu pusu ve taarruzlarla 1145 senesinde ağır bir mağlûbiyete uğrattı. Bu sırada İkinci Haçlı Seferiyle Anadolu'ya giren Avrupalılar da Türk mücâhitlerinin kılıçları önünde duramadı. Selçuklu ordusu, Haçlılar karşısında büyük başarılar elde etti. Bu zaferler, istikrar ve yükselme devrini tekrar başlattı. Halka, adâletle muâmele etmesi sebebiyle, Hıristiyanların bir çoğu, Bizans yerine Türk idâresine bağlandı. Birçok eser inşâ ettiren Sultan Mes'ûd, kırk yıl saltanatta kaldıktan sonra 1115 senesinde vefât etti. Yerine oğlu İkinci Kılıç Arslan tahta çıktı. İkinci Kılıç Arslan babasının yolunda giderek, büyük hamleler yaptı. Anadolu'nun siyâsî birliğini kurmaya, ekonomik ve kültürel yükselişini sağlamaya çalıştı. Doğu Seferine çıkarak devletin hudutlarını Fırat Nehrine kadar genişletti. Bizanslılar ve yardımcı kuvvetlere karşı 1176 Miriokefalon (Düzbel/Karamukbeli) Meydan Muhârebesini kazanarak Anadolu'yu yurt edinen Türklerin bölgeden atılamayacağını ispatladı. Akıncılarını, Batı Anadolu'nun fethiyle vazifelendirdi. 1182 senesinde Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir havâlileri fethedildi. Denizli ve Antalya muhâsara edildi. Dânişmend arâzisi ve Çukurova zapt edildi. Kazanılan zafer ve muvaffakiyetlerle siyâsî birlik ve hudut emniyeti sağlandı. İktisâdî ve kültürel yükselme başladı. Bir süre sonra Kılıç Arslan, mücâdeleyle geçen uzun saltanat senelerindeki yorgunluğu ve ihtiyârlığını mâzeret gösterip istirâhata çekildi. Sâhip olduğu toprakların idâresini on bir oğlu arasında taksim etti. Kendisi Konya'da büyük sultan olarak kaldı. Oğullarının her biri bir vilâyette idâreyi ele aldılar. Bu sırada Selâhaddîn Eyyûbî'nin Kudüs'ü zapt etmesi Üçüncü Haçlı Seferinin başlamasına sebep oldu. Anadolu'dan geçmeye çalışan kalabalık Haçlı ordusu, Şehzâdelerin mukâvemetiyle karşılaştılar. Yaptıkları çete harpleriyle Haçlı ordusuna büyük zâyiat verdirdiler. Fakat çok kalabalık olan Haçlıların bir kısmı Filistin'e ulaştı. İkinci Kılıç Arslan 1192 senesinde Konya'da vefât etti. Yerine büyük oğlu Gıyâseddîn Keyhüsrev geçti. Fakat kardeşleri onun iktidarını kabul etmeyince aralarında saltanat mücâdelesi başladı. Tokat Meliki Rükneddîn Süleymân Şah, 1196 senesinde Konya'yı zapt etti ve saltanatını îlân etti. Birliği sağladıktan sonra Bizans'ı tekrar senelik vergiye bağladı. İç mücâdelelerden faydalanarak hudut tecâvüzlerine başlayan Ermenileri cezâlandırdı. Gürcüler, Saltukluların zayıflamasından istifâde ederek, Erzurum'a kadar gelince, Doğu Seferine çıktı. 1201 senesinde Saltuklu Devletine son verdi. Artuklular ve Mengücüklerden aldığı yardımla Erzurum'dan Gürcistan üzerine sefere çıktı. Sarıkamış yakınlarında Gürcü-Kıpçak ordusunun baskınına uğradı ve mağlup oldu. Tekrar Gürcistan Seferine çıktıysa da yolda hastalanarak 6 Temmuz 1204 târihinde vefât etti. Konya'da Künbedhâne'ye defnedildi. Yerine oğlu Üçüncü Kılıç Arslan geçti. Fakat çok geçmeden Gıyâseddîn Keyhüsrev, Türkmen beylerinin dâvetiyle küçük yaştaki yeğeni Kılıç Arslan'ın yerine, tekrar Türkiye Selçukluları sultânı oldu. Gıyâseddîn Keyhüsrev, devletin hudutlarını emniyete almak için Bizanslılar ve Ermenilerle mücâdele etti. Dördüncü Haçlı Seferiyle (1204) İstanbul, Lâtinlerin hâkimiyetine geçti. Bizans Hanedânı Anadolu'ya kaçıp İznik ve Trabzon'da iki devlet kurdu. Bizanslılar, Karadeniz sâhillerine yerleşerek ticâret yolunu kapattılar. Gıyâseddîn Keyhüsrev ticâret yolunu açmak için 1206 senesinde sefere çıktı. Bizanslıları bu bölgeden atarak, Karadeniz yolunu açtı. Ertesi sene Akdeniz sâhillerine inerek Antalya'yı fethetti. Bu sırada akıncı beyleri Batı Anadolu'da birçok yeri aldılar. Bu fetihler İznik Bizanslılarını telaşlandırdı. Bizans ordusu ile 1211 senesinde Alaşehir'de yapılan muhârebede Selçuklu ordusu büyük zafer kazandı. Muhârebe bittikten sonra Gıyâseddîn Keyhüsrev, meydanı dolaşırken bir düşman askeri tarafından şehit edildi. Yerine oğlu İzzeddîn Keykâvus geçti. İzzeddîn Keykâvus saltanatının ilk yıllarında taht mücâdelesini hâlletti. Daha çok iktisâdî meselelere memleketin îmârına ve kültür faâliyetlerine önem verdi. Kervansaray, câmi ve medreseler inşâ ettirdi. Verem hastalığına yakalanan İzzeddîn Keykâvus 1220 senesinde Viranşehir'de vefât etti. Sivas'ta inşâ ettirdiği Dârüşşifâ'nın yanındaki türbesine defnolundu. Yerine kardeşi Alâeddîn Keykubâd geçti. Sultan Alâeddîn Keykubâd zamânı, Türkiye Selçuklularının en kudretli, en müreffeh ve en parlak devri olarak geçti. Anadolu'nun emniyeti için başta Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere şehirleri surlarla tahkim ettirdi. Moğol tehlikesine karşı hudutlarda tedbir aldı. Bu işleri sırasında fetihlere de devâm etti. Askerî ve ticârî ehemmiyeti büyük olan Kolonoras Kalesini muhâsara altına adı. 1221 senesinde kaleyi fethetti. Buraya, Sultanın ismine nispetle Alâiye denildi. Moğol tehlikesine karşı tahkim ve askerî tedbirler yanında diplomatik yola da başvurdu. Moğol Ögedey Kaana elçi gönderip sulh yaptı. Alâeddîn Keykubâd, saltanatı zamanında Türkiye Selçuklu Devletini Moğol istilâ ve zulmünden korudu. Alâeddîn Keykubâd, 1 Haziran 1237 târihinde Kayseri'de vefât etti. Yerine İzzeddîn Kılıç Arslan'ı veliaht tâyin etmesine rağmen büyük oğlu Gıyâseddîn Keyhüsrev tahta geçti. İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev (1237-1246) Moğollara (Temmuz 1243) Kösedağ'da yenilince, devletin yıkımı başladı. Kösedağ bozgunundan, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışına kadar olan devrede (1243-1308), Selçukluları büsbütün sindirmek için, Moğol faaliyet ve zulmü devam etti. 1259'da Kızılırmak hudut olmak üzere devletin ikiye ayrılması, 1262'de Karamanlıların isyan ederek Konya üzerine yürümeleri, 1276'da Moğollara karşı Hatıroğlu isyânı, 1277'de Mısır Memlûk Sultanı Baybars'ın Hatıroğlu'nu desteklemek için Anadolu'ya girip, Kayseri'ye kadar gelmesi, Karamanoğlu Mehmed Beyin 1277'de Konya'da yeni bir Sultanı tahta çıkarma teşebbüsüyle, Cimri hâdisesi gibi çeşitli siyâsî, iktisâdî ve sosyal çalkantılar meydana geldi. Anadolu Selçuklu Devletinin çöküşü başlayınca, Moğol zorbalığının önüne geçmek için Türk beyleri ve Anadolu ahâlisinin yer yer mücâdelesi görüldü. Çökmekte olan Anadolu Selçuklu Devletinin yıkıntıları üzerinde çeşitli Oğuz boyları, Türkmen beyleri ve kumandanlar, beylikler kurmaya başladı. Bu beyliklerden, Bizans hududunda kurulan Osmanlı Beyliğinin Batı Hıristiyan âlemine karşı açık fütûhat cephesiyle diğerlerinden farklı stratejik mevkide bulunması, o istikâmette süratle genişleme imkânı bulduğu gibi, dar ve sıkışık beyliklerin reisleri yerine göre dostça, bazen baskı yaparak bütün Anadolu'yu kendi idâresinde toplamasını, 20. yüzyılın başlarına kadar üç kıtaya hâkim olmasını sağladı. Türkiye Selçuklu Devleti arâzisi üzerinde Moğollar, Haçlı istilâ harekâtı neticesi gibi korkunç katliam, yıkım ve dehşet saçıcı hâdiseler bırakarak, bölgeyi işgâl ettiler. Moğol istilâsıyla Türkiye Selçuklu Devleti, 14. yüzyılın başında yıkıldı. Anadolu Moğol kontrolüne girdiyse de, 14. yüzyıldan sonra bölgede Osmanlı hâkimiyeti başlayıp, Haçlılar ve Moğolların açtığı yaraları kapamaya çalıştı. Türkiye Selçukluları, Anadolu'yu Müslüman ve gayri müslim kavimler arasında bir köprü hâline getirdiler. Dünyâ ticâret yollarını açıp, tedbirler aldılar. Ticârî münâsebetleri zorlaştıran engelleri kaldırıp, ülkenin birçok yerinde kervansaraylar yaptırdılar. Yolcuların buralarda, hayvanları ile birlikte üç gün ücretsiz kalma ve yemek yeme hakları vardı. Buralara gelen, müslim ve gayri müslim, zengin-fakir, hür-köle bütün misâfirlere aynı yemek verilmesi ve eşit muâmele yapılması esastı. Kervansaraylar ve hanlar bir külliye hâlinde olup, hepsinin câmi ve kütüphânesi vardı.[2][2]
|
Yorumlar