Darbe Kurbanı bir Padişah

Darbe günlüklerinin havalarda uçuştuğu, adeta bütün ömrünü Godot’yu bekler gibi darbe beklentisiyle geçirmiş, iflâh olmaz demokrasi dışı arayışların yargı önüne çıktığı şu günlerde, ezber bozacak bir kitap yayımlandı: “DARBE KURBANI ABDÜLAZİZ HAN – Zamanı, Hedefleri, Şehîd Edilişi – Artçı Darbeler ve Yıldız Mahkemesi”.(+)

Eskilerin tevafuk dedikleri şey bu olsa gerek. Hem de hayırlı bir tevafuk. İçeriği kadar özenli baskısı, sayfa düzeni, sunuşuyla da göz dolduran bir eser.

Ezber bozuyor bu kitap. Zira Sultan Abdülaziz deyince hemen ilk ağızda akla geliveren; müsrif, horoz döğüştüren, bunlara nişan takan, saraylar yaptırmak için devleti boğazına kadar borca batıran bir Padişah olduğu şeklindeki yaygın, sıradan ve kasıtlı görüşü yerle bir ediyor.

Zira karşımızda daha şehzadeliği döneminde bütün derdi, gayesi Devlet’i içine düştüğü yabancı devletler vesayetinden kurtarmak ve değişen devletlerarası dengede varlığımızı korumak için tek çarenin kuvvetli bir ordu ve donanmaya sahip bulunmak olduğuna inanmış bir Padişah var: Sultan Abdülaziz. Ve onun, artıları eksileriyle, Shakespeare dramlarına taş çıkartacak bir dramla biten onbeş yıllık saltanatı …

            DÜNYANIN İKİNCİ BÜYÜK DONANMASI

Sultan Abdülaziz Han, tahta çıkar çıkmaz parasızlığa, malî endişelere rağmen türlü fedakârlık ve istikrazlarla orduyu en iyi silâhlarla donatmaya, donanmayı kuvvetlendirmeye girişir. Kasımpaşa’da dünyanın en modern tersanelerinden birini inşa ettirir. 180 parçalık bir donanma haline getirdiği deniz kuvvetini, Akdeniz’in en büyük, dünyanın İngiltere’den sonra ikinci büyük ateş gücüne sahip donanması haline getirir.

Tersaneyi, tophaneyi, silahhaneyi genişleterek kara ve deniz kuvvetlerinin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak hale getirmeye çalışır. “KUVVETLİ BİR ORDU VE DONANMA VÜCUDA GETİRİR, BUNUN İHTİYAÇLARINI KENDİMİZ KARŞILAR, RUSYA’YI DA MAĞLÛP EDERSEK ELLİ SENE RAHATIZ VE BÜYÜK DEVLETİZ” der.

              HATTAT, ŞAİR, RESSAM  BİR PADİŞAH

Esaslı  bir tahsil görmüştür. Edebî ve millî kültürü çok kuvvetlidir. Arapça ve Farsça’ya vakıftır. Hattâ  Arab edebiyatına dair bir risalesi vardır. Hat sanatında mâhirdir. Validesinin Aksaray’daki camiinde celî sülüsle bir levhası vardır. Musiki alanında bizzat güftelerini yazıp bestelediği zarif eserleri vardır.

Sadece şiir, hat, musikide değil resim dalında doğuştan yeteneklidir. Ünlü deniz ressamı Aywazovski, Sultan’ın birkaç kalem darbesiyle yaptığı ve aslını Rus Çarı  II.Alexander’a hediye ettiği müsveddenin kopyasını Ebüzziya’ya göstermiş ve:

-Ben ressamım. Pek çok resim müsveddesi gördüm. Lâkin dünyada bir sandalın ovaz’a mahsus halini böyle dört çizgi ile göstermekte başarılı olmuş hiçbir ressam tasavvur edemem, demiştir.

 

       SON DEVİRLERİMİZ TARİHİNİN EN BÜYÜK ŞAHSİYETİ

Millî mefkûre (ülkü) açısından, son devirlerimiz tarihinin hemen hemen en büyük şahsiyeti olan, yalnız sanat ve kültür özellikleri itibarile değil, kudretli, ağır sanayie sahip, Avrupa, Asya ve Afrika ülkelerine yayılmış büyük, kuvvetli Türkiye idealinin de en büyük temsilcilerinden biridir.

    Mecelle onun zamanında hazırlanmaya başlamıştır. Modern müesseseler, bakanlıklar, ticaret ve sanayi alanındaki birçok teşkilatlanmalar onun zamanında yapılmıştır. Ordunun modernize edilmesi, donanmanın dünyanın ikinci büyük deniz gücü haline gelmesi onun eseridir.

İlk iktisadî şûra onun devrinde toplanmış, iktisadî toparlanma ve hamle için hızlı bir gayret gösterilmiştir. Tophane en yeni tüfenk ve topları imal edebilecek hale getirilmiştir.

Ve bu büyük Sultan, bütün suçu, kusuru ülkesine hizmet etmek, onu her alanda güçlü kılmak olan bu aziz Hakan, iç ve dış düşmanların el birliği ile gerçekleştirdikleri bir darbeyle tahttan indirilir.

Sultan’ın güçlü bir ordu ve donanma oluşturma teşebbüsü dışarıda ve içerde birilerini  rahatsız etmektedir. Rusya, İngiltere ve Fransa, geniş bir pazar olarak gördükleri Osmanlı ülkelerindeki ticarî ayrıcalıklarını kaybetmekten ve İslâm Halifesi de olan Sultan’ın kendi Müslüman tebaaları üzerinde daha da artacak etkisinden kaygı duymaktadırlar.

Tek derdi Sultan’ı tahttan indirmek olan, Osmanlı tarihinin gelmiş geçmiş en pespaye adamlarından biri olan Serasker Hüseyin Avni Paşa, bu kararını Âli Paşa’nın kâtibi Charles Mismer’e açmış, hattâ yapacakları darbenin Avrupa kabinelerine bildirilmesi için gereken notları hazırlamasını istemiştir.

 İngiliz Büyükelçisi Elliot “Hüseyin Avni’nin Abdülaziz’i tahttan indirmek gibi gayet mühim (!) bir hizmette” bulunduğundan bahsetmektedir.

   VE DARBE…

 SULTAN ABDÜLAZİZ HAN’IN TAHTTAN İNDİRİLMESİ

 

Sultan Abdülaziz Han’ın asker tarafından çok sevildiği bilindiğinden darbe işinde Türk taburları kullanılmamış, hiç Türkçe bilmeyen Şam redifleriyle Saray kuşatılmıştır. Bunlar kendilerine “Ne haber?” denilince “Biz Arab uşak, Türkçe bilmez, işte fişek” diye elindeki fişengi göstermişlerdir.

Diğer asker ve birçok subay ise Sultan’ın vefat ettiğini sanmaktadırlar. Dahası, darbeciler halkın tepkisini önlemek için Müslüman mahallelerinde münadileri “Sultan Aziz vefat edip Sultan Murad cülûs etti” diye bağırtırlar.

Ve Osmanlı tarihinde misli görülmemiş bir alçaklıkla harem-i hümayuna tecavüzde bulunulur, korkunç bir yağma yapılır.

Serasker Hüseyin Avni Paşa, alkolik bir mecnûn Padişah’ı (5.Murad) tahtta bırakmak

suretiyle hükümet dizginlerini eline almak istemektedir.

Tahttan indirilen Sultan Aziz’in muhafazasına bilhassa cibilliyetsiz subaylar ayrılmış, onlara da kat’i emir verilmiştir. Öyle ki, sabık Padişah bahçede dolaşırken kendisine muhafız tarafından:

-Burada durmak yasak! İçeri girin! Size söylüyorum Aziz Efendi!, iğrenç hitabında bulunulmuştur.

Bunu duyan Sultan’a fenalık gelmiş, kollarına girilerek odasına çıkartılmıştır. Tıpkı

 yıllar sonra 27 Mayıs’ta iktidar mensuplarının muhatap olduğu muamele gibi…

 

            VE KATL…

4 Haziran 1876 Pazar sabahı ezânî saatle 2’de, zevalî saatle 9.36’da  Sultan’ın kollarından kanlar fışkırdığı halde can çekiştiği görülmüştür.

Sultan’ın ölümü hakkında resmî açıklama intihar ettiği şeklindedir. Fakat geniş halk kitleleri onun katledildiğine kanidir.

 Cevdet Paşa “Lâkin mikraz (makas) ile sol kolun damarlarını kestikten sonra o yaralı eliyle sağ kolunun damarlarını dahi kesmesi inanılmaz bir keyfiyet olduğundan bazı insanlar Sultan Aziz’in cebren ve gadren katlolunmuş idüğüne zahib olmuş idi…”demektedir.

 

       BİR PADİŞAH RÜYASI

 

Ve  Sultan Abdülaziz Han’ın darbeden kırk gün önce gördüğü bir rüya vardır ki, aynen çıkmıştır. Sultan Hüseyin Avni Paşa’ya:

-Bu gece bir rüya gördüm. İngiliz donanması İstanbul’u topa tutuyordu. Taşkışla’dan asker inip Saray’ı kuşattı. Deniz tarafına geldim, Saray’dan çıktım. “Serasker Avni Paşa nerdedir?” sualime “Askerler onu paraladı.” cevabını verdiler. Şu ne acîb rüya ?” der.

    

Bu rüya, ne gariptir ki, aynen çıkmış ve Sultan’ın katlinin ardından Hüseyin Avni Paşa, Kolağası Çerkes Hasan Bey eliyle katledilerek mukadder akıbetine kavuşmuştur.

 

            DARBECİLERİN CEZALANDIRILMASI

                      YILDIZ MAHKEMESİ

 

Beş yıl sonra Sultan Abdülaziz’in intihar ettiği şeklindeki resmî görüş, yapılan tahkikatla aksi kanaate dönüşmüş ve darbe cuntasının işlediği cinayetin hesabı, biraz geç de olsa sorulmuştur. Sultan Abdülhamid tarafından teşkil edilen Yıldız Mahkemesi’nde yargılanan paşalar çetesi suçlu bulunarak cezalandırılmıştır.

 

     SHAKESPEARE’E LÂYIK BİR DRAM

 

Sultan Abdülaziz Han’ın tahttan indirilmesi ve katli olayı, Shakespeare’in ağzının suyunu akıtacak bir dört başı mâmur dramdır. Ziya Nur Aksun’un bir ressam duyarlılığıyla en vurucu ayrıntılarıyla adeta resmettiği cinayet sabahı olanları okurken, tıpkı Dostoyevski’nin romanlarını okurken olduğu gibi kendinizi orada, olaylara bizzat şahit olmuş gibi hissediyorsunuz. Kollarından kanlar fışkıran, üzerine pencereden çekilip örtülen bir perdeyle karga tulumba bahçedeki karakol binasına götürülüp ot minderin üzerine konulan bir Padişah cenazesi; karşı sahildeki yalısından palas pandıras koşup gelen, doktorların cenazeyi gereğince muayene etmelerine bile izin vermeyen bir darbeci Sadrazam-Serasker; saçı başı açılıp yalın ayak oradan oraya sürüklenen bir Valide Sultan; şalvarlarına, ağızlarındaki altın dişlere varıncaya kadar aranan cariyeler…

İktidar hırsı, servet aşkı, kadrolu katilleri, hilesi desisesi, alçaklığı, ihaneti, intikamıyla dört başı mâmur bir dram… Hem de gerçek, bu topraklarda bire bir yaşanmış, utanç verici, yüz kızartıcı, insanı insanlığından utandıracak, nefret ettirecek bir dram…

Tarihimizin bu kanlı, iç acıtıcı olayının, eli yüzü düzgün bir filmi yapılsa da gerçekleri öğrensek ne iyi olur diyorum. O lâstik gibi sündüre sündüre uzatılan, bitip tükenmek bilmeyen, incir çekirdeğini doldurmaz TV dizilerine dökülen onca para, harcanan emek böyle hayırlı bir işe yatırılsa da, darbe günlükleriyle, cuntalarla becelleştiğimiz şu günlerde ibret alabileceğimiz bir şeyler seyredebilsek… Belki tarihin böyle ikide bir, hafta sekiz gün ondokuz tekerrür etmesini de önlemiş oluruz. Kim bilir?...

 

(+) ZİYA NUR AKSUN – DARBE KURBANI ABDÜLAZİZ HAN –Zamanı, Hedefleri,     Şehid Edilişi – Artçı Darbeler ve Yıldız Muhakmesi. Ötüken Neşriyat A.Ş. İstanbul 2009.

Sanatalemi.net

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile