BEZMİALEM VALİDE SULTAN

(ö. 1853) Sultan II. Mahmud'un "ikinci kadın"ı ve Sultan Abdülmecîd'in annesi.

Hayatına dair çok az bilgi vardır. Doğum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmemekte, hakkındaki bazı kayıtlardan, küçük yaşta esirciler eliyle saraya câriye olarak teslim edilen bir Gürcü kızı olduğu anlaşılmaktadır. Sarayda yetiştirilip eğitildikten sonra Sultan II. Mahmud'un hanımı oldu; daha sonra ondan bir şehzade (Abdülmecid) dünyaya getirince "ikinci kadın"lığa yükseldi. Sultan Mahmud'un vefatından sonra, on altı yaşını henüz bitirmiş olan oğlu Abdülmecid tahta geçince Bezmiâlem de Valide Sultan ve Mehd-i Ulyâ-yı Saltanat unvanını kazandı. Da­ha çok Bezmiâlem Vâlide Sultan adıyla tanındı.

Tahta çıktığında Sultan Abdülmecid'in henüz çocuk denecek bir yaşta bulunması ve devlet işlerinde tecrübesiz oluşu, annesinin devlet ve hükümet işlerinde bizzat yol gösterici ve müessir rol oynamasına yol açtı. Valide Sultan hemen bütün hayatı boyunca bu rolünü basan ile yerine getirdi.

Padişahın memleket içindeki seyahatleri sırasında saray ve devlet işleriyle ilgilendi, gerektiğinde devlet ve hükümet erkânına emirier verdi, hatta resmikabul ve ziyafetler de düzenledi. Valide Sultan yakalanmış olduğu amansız bir hastalık sonucunda 3 Mayıs 1853 günü Beşiktaş Sarayı'nda vefat etti ve aynı gün Sultan II. Mahmud Türbesi'ne defnedildi.

Bezmiâlem Valide Sultan akıllı, tedbirli, şefkatli ve cömert bir kadın, dünyevi hırs ve gösterişlerden kendini alıkoymaya muvaffak olmuş seçkin bir kimse idi. Bu özellikleriyle, Osmanlı tarihinde birtakım entrika ve desiseler yüzünden birçok fecaate sebep olan bazı kadınlardan tamamen ayrı bir şahsiyete sahipti. Oğlu Abdülmecid'in israf ve gösteriş iptilâsına bir ölçüde engel olabilmiş, gerektiğinde devlet işlerinde kendisine yardımcı olmuş, fakat mevkiini hiçbir zaman kötüye kullanmamıştır. Oğlunun padişahlığı sırasında devletin kendisine tahsis etmiş olduğu maaş ve diğer gelirlerini fakirleri doyurmak, ihtiyaçlarını gidermek, rahmet ve şükranla anılmasına vesile olacak pek çok hayır eseri yaptırmak yolunda sarf etmiştir. Bu arada tarikat erbabını gözetmeyi, tekke ve dergâhlara büyük ölçüde bağışlarda bulunmayı da ihmal etmemiş­tir. Bizzat mahalle aralarında dolaşarak fakir ve muhtaçlara yardım elini uzat­ması, yetim ve kimsesiz kızları evlendirmesi, borcunu ödemeye gücü yetmeyen­lere ve hapse düşmüş kimselere çeşitli malî ve nakdî yardımlarda bulunması, ince ruhlu, şefkat ve merhamet sahibi bir insan olduğunu gösterir. Vakıfları ve Hayır Eserleri. Bezmiâlem Valide Sultan ülkenin çeşitli yerlerinde pek çok hayır eseri ve vakıf meydana getirmiş, bunların devamlılığını sağlamak maksadıyla da gelir getiren çok sayıda emlâk ve "nüküd-i mevküfe" bırakmıştır. Kurmuş olduğu vakıfların bir kısmı ile bunların akarları, 1256-1267 (1840-1851) yılları arasında tanzim edilen ve on dört vakfiyeyi ihtiva eden 400 sayfalık bir vakıfnamede tesbit ve tescil edilmiştir (vakıfnamenin aslı ile bir sureti An­kara'da Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndedir). Bu vakıfnamede belirtilenlerin dışında Valide Sultan'ın daha birçok hayratı vardır. Ayrıca harap olmuş veya tamamen ortadan kalkmış pek çok eseri de tamir ve ihya ettirmiştir. Hayır eserlerinden önemli olan bazıları şunlardır:

a-    Hastahaneler.

b-    1- Gurebâyi Müslimîn Hastahanesi. İstanbul'da Şehremini semtindeki Yenibahçe mevkiinde bugün de faaliyetini sürdüren bu hastahane, zamanına göre modern bir şekilde inşa ve teçhiz edilmiştir. "Hastahane" tabiri ilk defa bu müessesede kullanılmaya başlanmıştır. Adından da anlaşılacağı gibi burada müslüman ve erkek olmak kaydıyla sadece muhtaç ve kimsesiz "garipler"in parasız tedavi göreceği hususu vakfiye ve nizâmnâmesinde şart koşulmaktadır. Valide Sultan, hastahanenin varlığının korunması ve hizmetin en iyi şekilde yürütülmesi için buraya zengin gelirli birçok vakıf bağışlamıştır.

2- Mekke'deki Gurebâ-yi Müslimîn Hastahanesi. İnşasına Valide Sultan'ın sağlığında başlanan, ancak vefatından sonra yarıda kalan bu eser Sul­tan II. Abdülhamid tarafından tamamlanmıştır.

b- Mektepler.

1- Dârülmaârif (Valide Mek­tebi). Osmanlı Devleti'nde planı mektep olarak çizilip inşa edilen ilk büyük bina­dır. Rüşdiyeden daha üst seviyede üç yıl­lık tahsil veren ve değişik programla 20 Nisan 18S0'de hizmete açılan bu mektep, hem devlet dairelerine memur kadrosu hazırlayan, hem de Dârülfünun'a "mukaddime ve mahreç" olmak üzere talebe yetiştiren bir müessese idi. Vali­de Sultan ayrıca bu mektep içinde bir li­tografya matbaası kurdurmuş ve kü­tüphanesine de 546 cilt değerli yazma kitap bağışlamıştır. İstanbul'da Sultan II. Mahmud Türbesi yanında (Cağaloğlu) bulunan ve günümüzde hâlâ ayakta olan bu mektepte 1933'ten bu yana İstanbul Kız Lisesi adı altında Öğrenime devam edilmektedir.

2- Bezmiâlem Valide Mektebi. Beykoz Çubuklu'da yaptırılan bu mektep hakkında. Evkaf İdaresi tarafından kiraya verileceğine dair 15 Şubat 1332[81] tarihli Takvîm-i Vekâ-yf de yer alan resmî ilân kaydından baş­ka bilgiye rastlanmamıştır.

3- Bezmiâlem Sıbyan Mektebi. İstanbul'da Edir-nekapı Molla Aşkî mahallesinde 1844'te üstü ahşap ve bir dershane ile bir hoca odasından müteşekkil olarak inşa edilmiştir.

4- Bezmiâlem Sıbyan Mektebi (Yeşii Mektep). Dârülmaârif Mektebi'nin yanında ve onunla birlikte 20 Nisan 1850'de açılmıştır. Dârülmaârif idâdîsi olarak kurulan bu mektebin asıl adı Yeşil Mektep'tir.

c- Camiler.

1- Dolmabahçe Camii (1853). İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nın yanında empire tarzında inşa edilen bu cami, Bezmiâlem Valide Sultan'ın vefatından sonra oğlu Sultan Abdülmecid tarafından tamamlanmıştır.

2- Gureba Has-tahanesi Camii (1845). Gurebâ-yi Müslimîn Hastahanesi'nin hemen yanında ve ahşap çatılı olarak inşa edilen bu cami, 1845'te adı geçen hastahane ile birlikte aynı günde ibadete açılmıştır.

d- Köprüler. Galata Köprüsü (Cisri Cedîd veya Valide Köprüsü). Eminönü ile Karaköy'ü birbirine bağlayan bugünkü Galata Köprüsü'nün ilk kurucusu da Valide Sultan'dır. Köprü 1844'te ahşap dubalar üzerinde "sabin" (yüzer) olarak yap­tırılmış ve on sekiz yıl hizmet gördükten sonra günümüze kadar çeşitli tarihler­de yenilenmiştir.

e- Çeşmeler. Bezmiâiem Valide Sultan'ın yaptırdığı veya tamir ettirdiği çeşme ve sebiller, geç devir Osmanlı hayır eserleri arasında önemli bir yer tutar. Bunlardan tesbit edilebilen on iki çeşme İstanbul'da, üç sebilin de ikisi Medine'de, bi­risi Kerbelâ'dadır.

1- Beşiktaş-Maçka'da Valide  Çeşmesi: (1255/1839). XIX. yüzyıl çeşme mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak halen ayaktadır. Meydan çeşmeleri sınıfına giren bu âbidevî esere izafeten bu­lunduğu mahalleye de Vâlideçeşme de-nilegelmiştir. Suyu Sultan II. Mahmud Bendi'nden iki masura (sonra dört masura olmuştur) alınarak bağlanmış[82], daha sonra çeşmeye Kadîm Taksim suyu, bu da kesilince Hamidiye suyu verilmiştir. Vâlide Sultan, her türlü bakım ve onarımın sağlanması için gereken masraflarla görevlilere ödene­cek maaşları karşılamak üzere birçok yerden emlâk satın almış ve bunları çeşmeye vakfetmiştir.

Kare bir plan üzerinde kurulan ve dört cephesinde dışbükey birer tekne taşı ve lüle bulunan çeşme tamamen mermer kaplama olup empire üslûbunda inşa edilmiştir. En üst tarafında dört cepheyi dolanan bir mermer silme ile bunun altında Sultan Abdülmecid'in tuğraları, yanlarda ise kıvrık dal motifleri ve defne yaprağı şeklinde çelenkler görülmektedir. Köşelerde mermer kaplamalardan yapılmış düz başlıklı payeler yer alır. Ayna taşı, çelenk şeklinde kabartma çiçek­ler ve bunun altında çapraz iki meşale ile rokoko tarzında süslenmiş olup üze­rinde mermer kitabe bulunmaktadır. Çe-lengin iç kısmındaki kıvrılmış yapraklar, aynı şekilde lüle deliğinin iki yanında da yatay olarak devam eder. Tekne taşları­nın yanlarında yine tekne taşı şeklinde ikişer seki mevcuttur. Ana yola bakan kitabesinde şair Şükrinin ta'lik hatla yazılmış beş beyitlik manzumesi yer alır. Tarih beyti şöyledir: "Şükriyâ târihini al gel sadâ-yı âbdan / Lüleden bu kevser âbı geldi cûyân eyledi".

Kitabenin bulunduğu cepheye göre sol yüzünde bir tuğra ve bunun altında yine ta'lik hatla yazılmış Zîver Paşa'ya ait beş beyitlik diğer bir tarih kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin son beytinin her iki mısraında da tarih düşürülmüş­tür: "Revân kılsın şeh-i âfâka cûy-i nus-retin sübhân / Bu semti Valide Sultân kıldı âb ile dil-şâd".

2- Silivrikapı Uzunyusuf Mahallesinde Bezmiâlem Çeşmesi (1257/1841). Eski Lâlezar Camii sokağındadır. Kırkçeşme'den gelen suyu daha sonra kesilmiştir. Klasik üslûpta inşa edilen çeşmenin cephesi kesme taştandır. Bu haliyle XVI-XVII. yüzyıla ait olduğu anlaşılan eseri Valide Sultan sadece ihya ettirmiştir. Kemerin hemen üstünde yer alan mermer kita­benin ortasındaki oval bir çerçeve içinde Sultan Abdülmecid'in tuğrası bulunmaktadır. Ayna taşı sade, seki taşları kalındır. Çeşmenin altı beyitlik tarih kitabesi Zîver Paşa'ya aittir ve ortada yer alan tuğranın iki yanına ta'lîk hatla altışar mısra halinde yazılmıştır. Tarih bey­ti şöyledir: "N'ola Zîver kulu târîh-i tâm-mın eylese işrâb / Getirdi âb-ı dil-cû çeş­me yapdı Valide Sultân".

3- Sultanahmet'te Üçler Çeşmesi (1259/ 1843}. Üçler mahallesine adını veren ve bugün yerinde olmayan Üçler Çeşmesi'nin de banisi Valide Sultan'dır. Kitabesinden anlaşıldığına göre Bezmiâlem Valide Sultan, Abdülmecid'den önce dünyaya gelip küçük yaşlarda ölen Ahmed ve Mehmed adlarındaki iki oğlu ile on üç yaşında vefat eden Abdülhamid adın­daki üçüncü oğlunun ruhlarının şâd olması için bu çeşmeyi yaptırmış ve adını da bu sebeple Üçler Çeşmesi koymuştur. Çeşmenin niçin yapıldığını anlatan Zîver Paşa'ya ait on beyitlik kitabenin son üç beyti şöyledir: "Bu aynı yaptı nâmın kıldı Üçler Çeşmesi zîrâ / Zülâl-i cû-dun üç taksim edip evlâda ol Sultân // O üç şehzadeye ey teşneleb bu ayn-ı vâ-lâdan / İçip su oku üç İhlâs'la bir Fatiha ol ân // Dedi Zîver kulu bu hayr-ı carîyi görüp târih / Bu zîbâ çeşmeden âb etti icra Valide Sultân".

 

4- Topkapı'da Bezmiâlem Çeşmesi (1259/ 1843). Sultan II. Mahmud'un "ruhunu ihya" için yaptırılmıştır. İlk yapıldığında Beşiktaş'ta Yıldız Saat Kulesi'nin karşısın­da, Yıldız Sarayı'nın duvarına yaslanmış durumda ve Taksim suyuna bağlı iken 1943-1945 yıllarında yerinden sökülerek o sırada Topkapı surları dışında yı­kılmış halde bulunan Hüseyin Bey Çeşmesi'nin yerine monte edilmiş ve suya kavuşturulmuştu. Ancak 1957-1958 yıllarında meydanın tanzimi sırasında bu­radan da kaldırılarak 100 m. kadar ile­ride ve sur dışında, Edirnekapı'dan gelerek Maltepe'ye dönen yolun üzerindeki mezarlığın duvarı üstüne nakledilmiş, günümüzde yoldan 2-3 m. kadar yüksekte ve susuz kalmıştır.

Çeşme empire üslûbunda inşa edilmiş olup cephesi tamamen mermerdendir. Cephesinin yukarısında hiçbir üslûba uy­mayan garip bir tepelik bulunmaktadır. İki yanında ikişer buçuk metre kadar yükseklikleri olan birer mermer sütun (paye) vardır. Tekne taşı bu sütunların kaideleri arasındaki boşlukta yer alır. Teknenin gerisindeki ayna taşı ise yük­sek bir kemerle çevrilmiş, ortası alçak kabartma oluklu bir sütun üzerine ko­nulmuş büyük bir küre kabartması ve bu küreyi çevreleyen ışık huzmeleriyle süslenmiştir. Kitabenin üzerindeki Sultan Abdülmecid'in kabartma tuğrası Cumhuriyetin ilk yıllarında pek çok eserde olduğu gibi kazınarak silinmiştir. Ta'lik hatla yazılmış on beyitlik kitabe Zîver Paşa'ya aittir; tarih beyti şöyledir: "Gev­herin târihini Zîver dedim içip suyun / Kevser olsun ruhuna Mahmûd Hân'ın bu zülâl".

5- Gurebâ-yi Müsiimîn Hastahanesi Çeş­mesi (1261/1845). Bu çeşme, yine Bez-miâlem Valide Sultan'ın hayır eserlerin­den olan Yenibahçe'deki Gurebâ-yi Müs­iimîn Hastahanesi ile yanındaki cami için yaptırılmış ve bunlarla birlikte hizmete açılmıştır. Önceleri Kırkçeşme suyunun geçtiği Şehremini-Tatlıkuyu semtinden gelen suyu uzun zamandan beri kesilmiş durumdadır.

Empire üslûbunda inşa edilen çeşme tamamen mermer kaplamadır. Ayna taşı kabartma iki sütun arasına alınmış ve ortasına meşale şeklinde büyük yaprak­lı bir bitki motifi yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Tavus kuyruğunu da andıran bu motifin kökü lüle kısmına rastlamaktadır. Tekne taşı ile iki yanındaki mermer sekili kısımların dış yüzlerinde papatyaya benzeyen çok yapraklı birer çiçek motifi bulunur. Kitabenin üst kısmında görülen üçgen şeklindeki dekorlu bir kısmın içine Sultan Abdülmecid'in etrafı güneş huzmeleriyle çevrilmiş oval çerçeveli kabartma tuğrası yerleştiril­miştir. Bunun altında mermer bir silme, onun da altında kitabe taşı yer alır. Kitabe taşının alt kısmında ise ikinci bir mermer silme bulunmakta ve bunu ay­na taşını çevreleyen iki yivli paye taşımaktadır. Ta'lik hatla yazılmış Zîver Paşa'ya ait beş beyitlik kitabenin tarih beyti şöyledir: "Zîver etsin def-i illet nazm-dan tarîh-i tâm /Yaptı dil-cû mâder-i şâh-ı zaman aynü'ş-şifâ".

6- Beşiktaş Cihannümâ Mahallesinde Bez-miâlem Çeşmesi (1262/1846). Serencebey caddesini takip eden Serencebey Yokuşu'nda. Anber Ağa Camii'nin yanında duvara yaslanmış olduğu ve bir haznesi ile kitabesinin bulunduğu kaydedilen çeşme bugün yerinde mev­cut değildir. Suyunun Taksim makseminden iki lüle olarak verildiğine dair bazı kayıtlar mevcuttur[85]. Eldeki bilgilerden 1957 yılına kadar yerinde durduğu ve suyunun da akmakta olduğu öğrenildiğine göre çeşmenin daha sonra yol açma veya diğer inşa faaliyetleri sırasında ortadan kaldırılmış ol­ması muhtemeldir. Sair Şükrî'ye ait on dört beyitlik kitabesinin tarih beyti şöyledir: "Vâdî-i hayretde herkes su ararken Şükriyâ / Nehr-i Kevser bunda carî söyledim târîh-i tâm".

Yine Anber Ağa Camii yanındaki Anber Ağa Çeşmesi'nin yaslanmış olduğu duvarda sonradan monte edildiği anlaşılan 1255 (1839) tarihli başka bir kitabe daha bulunmakta ve üzerinde ta'lik hatla, "Şevketlü, mehâbetlü Sultan Abdülmecid Han efendimizin valideleri, ismetlü Bezmiâlem Valide ... [Sultan] haz­retlerinin hayratıdır. Sene 1255" ibare­sinin yazılı olduğu görülmektedir. Eğer "'hayrat" kelimesinden kastedilenin çeşme olduğu kabul edilirse Serencebey Yokuşu'nda Valide Sultan'ın iki çeşmesi bulunduğu ve bu sonuncu çeşmenin de birincisi ile aynı akıbete uğramış olduğu düşünülebilir; eldeki kayıtlar da bu­nu teyit etmektedir.

7- Tarabya'da Bezmiâlem Çeşmesi (1269/ 1852-53). Hayat Çeşmesi olarak da bilinen çeşmenin suyu Soğuksu menbaından gelmektedir. Mimari yönden önemli bir özelliği yoktur. Geniş ve yüksek cep­hesi kesme taştan yapılmıştır. Teknesinin iki tarafında uzun yalaklar vardır. Mermerden olan ayna taşının üzerinde ve tamir kitabesinin her iki tarafında kabartma motifler bulunmaktadır. Çeşme duvarının üzerindeki Sultan Abdülmecid'e ait tuğranın hemen altında inşa edildiği yılı gösteren "1269" yazılıdır. Bunun altında yer alan Lutfî imzalı iki mısralık kitabeden de Sultan II. Abdülha-mid tarafından 1319 (1901-1902) yılında tamir ettirildiği anlaşılmaktadır: "Sâye-i Sultân Hamîd Hân'da / Oldu ma'mûr Bezmiâlem Çeşmesi".

8- Alibeyköyü'nde Bezmiâlem Çeşmesi: Valide Sultan'ın eşi II. Mahmud'un "ruhunu ihya" için yaptırdığı bugün mevcut olmayan çeşmenin bir duvara mon­te edilmiş halde bulunan kitabesinden inşa tarihini tesbit etmek mümkün değildir. Çünkü iki beyitlik kitabe ortasından kırılmış ve yazıları yer yer tahrip olmuş durumdadır.

9-  Silivrikapı'da Abdullah Ağa-Bezmiâlem Çeşmesi (1257/1841). Bâlâ Tekkesi civarında, Yeldeğirmeni sokağı ile Silivrikapı Yağhanesi sokaklarının kesiştiği köşede yer almakta ve üzerinde daha sonra yapılmış olan ahşap bir ev bulun­maktadır. İlk banisi, Bâbüssaâde Ağası Abdullah Ağa'dır. Zamanla harap olan çeşme Bezmiâiem Valide Sultan tarafından 1257 yılında esas üslûbu değiştirilmeden tamir ettirilmiştir. Valide Sul­tan'ın on dördüncü vakfiyesinden, suyu­nun devamlı akması için 20 kuruş maaşla bir suyolcu tayin edilmesinin şart koşulduğu  öğrenilmektedir. Zîver Paşa'ya ait olan yedi beyitlik tamir kitabesinin tarih beyti şöyledir: "Güher-senc oldu Zîver feyz-i hâmemle bu târihim / Bu ayn-i pâki carî etti vâ-lâ mâder-i Hâkân".

Çeşmenin daha sonra yeniden tamire muhtaç hale gelerek 1325 (1907) yılında II. Abdülhamid devrinde Saraylı Serfürû Hanım'a "rahmet vesilesi" olmak üzere tamir edildiği, cephenin sağındaki tarih kitabesinden anlaşılmaktadır: "Merhume Saraylı Serfürû Hanım'a vesîle-i rahmet olmak için ihya edildi / Fî Zilkade 1325".

Cephesi kesme taştan yapılan ve çeşme-ev mimarisinin nâdir örneklerinden birini teşkil eden eser, klasik Türk çeş­me mimarisindeki özgün biçimini günümüzde de korumuştur. Dikdörtgen bir niş şeridi ile çerçevelenmiş olan cephenin en üstünde ve nişin hemen altında. ortasında Sultan Abdülmecid'in tuğrası bulunan birinci tamir kitabesi, onun sağ altında da ikinci tamir kitabesi yer alır. Ortada sivri Türk kemeri ve bunun içinde mermer ayna taşı bulunmaktadır. Ay­na taşı iki kısma ayrılmış olup üstteki kısımda su tası konulacak bir oyuk var­dır; alttaki kısımda ise musluk takılmış vaziyettedir. Tekne taşının her iki yanında seki kısmı yer alır. Çeşme önceleri Kırkçeşme sularına bağlı iken bugün musluğundan şehir şebeke suyu akmaktadır.

10- Kasımpaşa'da Bezmiâlem Çeşmesi (1257/1841). Hacıhüsrev mahallesinin doğu sınırını teşkil eden İplikçi sokağı üzerinde ve Sahaf Muhyiddin Camii'nin (Kara İmam Camii) önündedir. Kitabesinden Valide Sultan tarafından tamir ettirilmiş olduğu anlaşılan çeşmenin ilk banisi hak­kında herhangi bir bilgiye rastlanmamakta, Sahaf Muhyiddin Camii'ne minber koyan ve yanında da bir sıbyan mektebi yaptıran Lâle Devri'nin meşhur kaptanpaşası Kaymak Mustafa Paşa'nın bir hayır eseri olduğu sanılmaktadır.

Çeşme barok üslûpta ve kesme taş­tan yapılmıştır. Üst kısmında demir des­teklerin taşıdığı kavisli bir mermer saçak bulunmaktadır. Asıl çeşme cephesi dikdörtgen bir niş içine alınmış olup nişin kenarları bükülmüş ip şeklinde işlenmiştir. En üstte kitabe taşı yer almaktadır. Kitabe taşının ortasında oval bir çerçeve içinde Cumhuriyetin ilk yıllarında kazınarak silinen Sultan Abdülmecid'in bir tuğrası vardı. Tuğra madalyonunun üstünde bir perde saçak, altında ise çap­raz iki zeytin dalı kabartması bulunmaktadır. Ta'lik hatla tuğranın iki tarafına dörder mısra halinde yazılmış olan Zîver Paşa'ya ait dört beyitlik kitabesinin tarih beyti şöyledir: "Dedi târih-i tâm-mın çâker-i dîrinesi Zîver / Akıttı Bez­miâlem Sultân mâ-İ aynü'l-Hak".

 

Kitabenin altında ise kenarları dantel şeklinde derinliği az bir kemer ve kemerin köşe dolguları olarak da karşılıklı birer ayyıldız motifi görülür. Kemerin altında gayet uzun dikdörtgen şeklinde mermer bir ayna taşı vardır ve uçları mızrak, ortalan kemer şeklinde kıvrılmış barok üslûbunda kabartma yaprak motifleriyle süslüdür. Asıl tekne taşı yok olmuştur. Önceleri Taksim suyundan beslenen çeşmeye daha sonra şehir şebe­ke suyu bağlanmış, ancak 1982 yılında tekrar kesilmiştir.

 

11- Topkapı'da Fâtih Sultan Mehmed'in yaptırdığı Çukur Çeşme. Fâtih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettiği gün Topkapı surlarından şehre girdikten sonra kapıya yakın bir yerde, bir çeşme yapılması­nı emretmişti. Sonradan Çukur Çeşme ve Çarşı Çeşmesi diye şöhret bulan bu hayrat zamanla harap olmuş ve Turunçluk menbaından gelen suyu kesilmişti. Bezmiâlem Valide Sultan, kethüdası Mîr Hasan'ı bu çeşmeyi tamir ettirmekle gö­revlendirmiş ve çeşme 1851 yılında yeniden hizmete açılmıştır. Bugün ortadan kalkan çeşmeler arasında bulunan eserin tamir kitabesi altı beyit olup Zîver Paşa'ya aittir.

12- Galata Kulesi Yanında Bereketzâde Çeşmesi. Sebiller.

1- Medine'de Bezmiâlem Sebili.Bezmiâlem Valide Sultan'ın Medine'de Hz. Hamza Türbesi'ne giden yol üzerinde satın aldığı küçük bir arsaya. Özellikle hacılar için on adet bakır maşrapası bulunan bir sebil yaptırmış olduğu vak­fiyesinde kayıtlıdır.

2- Medine'de Bezmiâlem Sebili (1267/1851). Bezmiâlem Valide Sultan'ın yu­karıda zikredilen sebil yakınında ve Şam Kapısı'nın dışında Sebil Bahçesi diye bi­linen bostan civarında, daha önce Veh-hâbî istilâsı sırasında tamamen yıkılmış olan başka bir sebilin yerine "tarz-ı nev üzre" daha büyük bir sebii yaptırdığı [8 x 65 zira) yine vakfiyesinden öğre­nilmektedir. Zîver Pa­şa'ya ait iki beyitlik kitabesinin tarih beyti şöyledir: "Eylesin huccâc târihim gö­rüp Zîver du'a / Mâder-i Abdülmecîd Hân yaptı zîbende sebil".

3- Kerbelâ'da Bezmiâlem Sebili (1263/ 1847). Valide Sultan'ın Kerbelâ'daki Hz. Hüseyin'in türbesi avlusunda çok güzel bir sebil yaptırmış olduğu, Zîver Paşa'­nın son beyti aşağıda verilen on iki beyitlik tarih manzumesinden öğrenilmektedir:

Bunlardan başka Bezmiâlem Valide Sultan'ın İstanbul'da ve ülkenin çeşitli yerlerinde tamir ve vakfetmiş olduğu pek çok hayratı mevcuttur. Bunlar ara­sında Terkos gölü ve civarı, yüzlerce dönüm tarla ve arazi, çiftlikler ve köyler, dükkânlar, hanlar, değirmenler, evler vb. zengin gelirli emlâk ile muhtelif vakıfla­ra ve hizmetlere sarfedilmek üzere tah­sis etmiş olduğu büyük meblâğda "nü-kûd-i mevküfe" sayılabilir.

Valide Sultan, Kâbe-i Muazzama ve Ravza-i Mutahhara (Türbe-i Nebevî) ile İstanbul'daki Ebû Eyyûb el-Ensârî Vakfı'na da çeşitli hizmetler (cüzhanlık, ferrâşlık. bevvâblık vb.) götürmüş ve değerli bağışlarda bulunmuştur. Sık sık kullanmış olduğu mühründe kazınmış olan aşağıdaki ibare, onun manevî şahsiyetini ele ortaya koyan güzel bir örnektir: "Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl / Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl / Zuhurundan Bezmiâlem oldu vâsıl".

 Kaynak:Diyanet İslam Ans

 

 

 

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile