Avşarlar Üzerinde Osmanlı İskân Politikası

Geçen hafta Avşarlar ve Dadaloğlu başlıklı yazımda, Dadaloğlu`nun “Osmanlı İskân Politikasıâ€�na karşı başkaldırı şiirleri yazdığını belirtmiştim. Dadaloğlu`nun en belirgin özelliği buydu. Yerlerinden yurtlarından edilenlerin karşı koymakta haklıydı… Ama bir de karşı tarafın gözüyle konuya bakmak gerekirdi.

Devlet iskân politikası uygularken, konuyu yalnız siyasi olarak bakmıyordu. Ekonomik ve sosyal olarak da düzeni sağlamayı amaçlamaktaydı. Avşarları vergi vermiyor ve isyan ediyorlar gerekçesi ile daha önce de cezalandırmış, Anadolu`dan çıkarılıp Suriye çöllerine sürmüşlerdi. 16. yüzyıl sonlarında başlayıp 17 ve 18. yüzyıllarda süren uzun savaşlar nedeniyle iç karışıklıklar devletin baş sorunuydu. Eşkıyalık hareketleri sonucu, yerleşik halk güvenli gördüğü yerlere göç etmeye başlamış ve böylece birçok yer harap duruma düşmüştü. Kaldı ki, göçebe aşiretler sürekli yer değiştirdikleri için, yerleşik olanlara zarar veriyordu.

Devletin çöküş dönemlerinde, toprak kayıplarının gündeme gelmesiyle, kaybedilen topraklardan gelen göçmenlerin yerleştirilmesi sorun olmuştu. Diğer taraftan, devletin zayıflığı derebeyi ailelerinin çoğalmasına neden olmuştu. Bunlara bağlı aşiretlerin iskânı da gündeme gelmişti. Osmanlı devleti kuruluş ve yükselme dönemlerinde dışa dönük bir iskân politikası uygulamıştı. Gerileme ve çöküş dönemlerinde içe dönük bir iskân politikasına ağırlık vermişti.

Osmanlı Devleti bölgede güvenliği, idari otoriteyi sağlamak amacıyla, 1865 yılında, Türkmenleri zorunlu iskân etmek için Derviş ve Cevdet Paşaların komutasında Fırka-i İslâhiye adıyla bir askeri güç göndermişti. Avşarlar başta olmak üzere, Türkmenler; zorla toprağa yerleşmeyi kabul etmeyerek ayaklanmışlardı. Toprakların işlenmesi ve eşkıya gruplarına karşı set görevi görmelerini sağlamak amacıyla, aşiretlerin bir kısmı ovaya, bir kısmı da İç Anadolu`ya yerleştirilmişti.

Oysa aşiretler Horasan`dan kalma törelerle yönetilmekteydi. Zorunlu iskâna karşı koymanın altında ovalardaki dizanteri, sıtma ve diğer hastalıkların yaşamı olumsuz etkilemesi vardı. Beylikler de yüzyıllar boyu sürdürdükleri feodal idare yapısının yıkılmasını istemiyordu.

Çukurova`nın en büyük obaları Afşarlara aitti. Kozan şehri ile Ceyhan nehri arasında kışlarlar, yazın Uzunyayla`ya çıkarlardı. Kozanoğulları en kuvvetlileriydi. Bölgedeki Afşar, Sırkıntı, Varsak, Tecirli, Cerid aşiretlerini kendilerine bağlamışlardı. Özellikle Afşarlara dayanarak devlete baş kaldırıyordu.

Fırka-i İslâhiye gelinceye kadar Kozan`a devlet kuvvetleri girmemişti. Derviş ve Cevdet Paşa önce Ahmet Ağa ile anlaştı. Ahmet Ağa, Paşa yapıldı ve Kütahya mutasarrıflığına tayin edildi. Yusuf Ağa ise 2500 kuruş aylıkla Maraş`ta oturmaya razı edildi. Ancak Yusuf Ağa Sivas`a giderken Avşarlar tarafından karşılandı. Avşarların yoğun isteği üzerine Fırka-i İslâhiye`ye karşı savaş açtı.

Sonuçta, Osmanlı`nın topları karşısında Türkmenlerin kılıcı, gürzü, mızrağı, filintası bir şey yapamadı. Kozanoğulları boyun eğdi. İstanbul, Şam, Trablusşam, Yozgat ve Sivas taraflarına sürüldü. İleri gelenlerinden bir kısmı tutuklanarak İstanbul`a gönderildi. Afşarlar Fırka-i İslahiye ile anlaşmaya varmış, yaylakları olan Uzunyayla`da yerleşmeye razı olmuşlardı. Ancak, Rus işgali sonucu topraklarını terk ederek Osmanlı`ya sığınan Kafkas göçmenlerine yer arayan devlet, iskân siyasetinin en hatalı işini yapmış, yerleşmeye razı olan Afşarların yurtlarını ve yaylalarını Çerkez göçmenlere vermişti ki asıl dram burada başlıyordu. Bu dramdan da bir başka yazıda söz etmek istiyorum.

http://sanatalemi.net

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile