|
Not: Bu satırlar Ermeni meselesinin yaşandığı devirlerde Van milletvekili olan İbrahim Arvas Bey’in hatıralarından sadeleştirilerek alınmıştır. Ermeni siyasi partileri iki tane idi. Birisi Taşnak, diğeri Hınçak idi. En taşkını Taşnak Partisi’ydi. Ermeni tüccarlarından birisinin öldürülmesi icap ederse hemen karar alırlar ve tatbike geçerlerdi. Kur’ayı çeken mahkumun babası ise derhal babasını vurmak zorunda kalırdı. Aksi takdirde kendisini derhal vururlardı. Bunların başı Avram Paşa idi….
|
|
Osmanlı Devleti’nde Çingene Sancağı Rumeli Beylerbeyliği’nde kuruldu. Anadolu’da böyle bir yapılanma yoktu. Bunun nedeni Çingenelerin nüfus olarak Rumeli’de daha yoğun olmalarıydı. Rumeli  beylerbeyliği’nde Çingene Sancağı, bir bölgenin fethinden sonra oluşturulmuş sancak değildi. Çingene Sancağı, Rumeli Eyalet Teşkilatı kurulurken bu teşkilatın bir parçası olarak ortaya çıktı. Bu sancak, sosyal ve coğrafi yapıda zorlayıcı bir değişikliğe gidilmeden idari bir değişiklik yapılarak kuruldu. Çingene Sancağı, Rumeli’nin sadece bir bölgesini veya bir bölümünü kapsamamakta İstanbul dâhil olmak üzere Rumeli’deki tüm Çingeneleri içermekteydi.Çingene Sancağı’nın kesin kuruluş tarihi hakkında bir veri bulunmamaktadır.Çingene Sancağı’nın varlığını gösteren ilk kayıt II. Bayezid (1481-1512) dönemine aittir.
|
|
Araştırmacı-yazar Talha Uğurluel, Kanuni`nin 40 farklı baharattan hazırlanan Demir Hindi şerbeti içtiğini, padişah eşlerinin ise dizilerde gösterildiği gibi taç takmadığını söyledi.
Son yıllarda tartışma konusu haline gelen ve birçok kesim tarafından eleştirilen Osmanlı dönemi dizilerinde resmedilen padişahların yaşantısının tarihi gerçeklerden uzak olduğu belirtildi. Akdeniz Üniversitesi Bilinçli Gençler Topluluğu`nun düzenlediği konferansta konuşan araştırmacı-yazar Talha Uğurluel, `Bilimeyen Yönleriyle Kanuni Sultan Süleyman` adlı bir sunum yaptı. Atatürk Konferans Salonu`ndaki konferansa üniversitede okuyan öğrenciler yoğun ilgi gösterdi.
|
|
Osmanlı Devleti`nin 36. ve son padişahı, 115. İslam halifesi Sultan Vahdettin`in Türkiye`den çıkmak zorunda kaldığı 1922`den günümüze kadar 89 yıldır sürgünde olduğunu söyleyen tarihçi Mustafa Armağan, sultanın hâlâ getirilmesi yasak olan kabrinin en kısa zamanda ülkeye getirilmesi gerektiğini söyledi. 1 Kasım 1922`de Türkiye Büyük Millet Meclisi`nin çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı kaldırılan Vahdettin`in, oğluyla birlikte ilk sürgününü Malta`ya giderek yaşadığını söyleyen Armağan, `Gitmeseydi asacaklardı. 1922`de Türkiye`den ayrılarak Malta`ya gitti. 1926`da ise San Remo`da 65 yaşındayken yaşamını yitirdi. Ülkeden çıkışının 89. yılında hâlâ sürgünde, hâlâ yasaklıdır` diyor.
|
|
Osmanlıda bayram hazırlıkları, bayramdan 10-15 gün önce başlardı. Arefe gününde ise her şeyiyle bayrama hazırlanmış olan pâyitaht İstanbul, oldukça renkli sahnelerle karşılardı kurban bayramını.
Bayram öncesi saraydan halka duyurulan Padişah Tembihnamesi ile `Bayram öncesi temizliğin emredilir ve kurbanlık tercihi ile kesiminde dikkat edilmesi gereken hususlar` halka duyurulur. Bayram öncesi bu tembihnamenin îlânı ile her yer pırıl pırıl hâle getirilirdi. Sokaklarda kurban kesmek tâa o dönemlerde yasaktı. Kesim için bir dönem Yedikule Hisarı`nın tâyin edilmesi de gösteriyor ki, açık alanlarda alenen kesimler yapılmıyordu.
|
|
TAPU Kadastro Genel Müdürlüğü`nün Osmanlı Devleti`nden kalan yaklaşık 2.5 milyon tapuyu önce günümüz Türkçe`sine çevirmesi, ardından elektronik ortama aktarması ile oluşturduğu Tapu Arşiv Bilgi Sistemi`nden (TARBİS) yararlanmak için 23 ülke sıraya girdi. Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan ve bağımsızlıklarını kazanan 23 ülkenin tapu arşivleri Tapu Arşiv Daire Başkanlığı`nın Ankara`daki binasında bulunuyor. TARBİS sistemi ile tarihi tapu bilgilerine anında ulaşım imkanı sağlanırken, geçmişten kalan tüm tapu ihtilaflarının çözümü bu sistemden geçiyor.
|
|
Osmanlı İmparatorluğu tarihinde ilk kez 2. Beyazıd`ın hükümdarlığı döneminde 1509`da depremle sarsılan İstanbul, 1556, 1766 ve 1894 depremlerinde de büyük hasar gördü.
Araştırmacı-yazar Talha Uğurluel, 2. Beyazıd`ın, depreme karşı önlem olarak, yerin altında biriken gazı yerin üstüne vermek amacıyla, şehrin muhtelif yerlerine 2 bin deprem kuyusu açtırdığını belirterek, ``Osmanlı`da ahşap ev, fay hattı üzerinde bulunan İstanbul için bilerek tercih edilmiş. Osmanlı`nın ahşap eve yönelmesi gelenek ve görenekten değil, depremdendir`` dedi.
|
|
OSMANLI DEVLETİ’NİN DOĞUŞU, YÜKSELMESİ VE GERİLEMESİNDE COĞRAFYANIN ÖNEMİ Prof. Dr. Ramazan ÖZEY Osmanlı Beyliği’nin Coğrafyası
Bir devletin genişlemesi ve büyümesinde, kuruluş yerinin coğrafyası büyük önem taşır. Dünya tarihinde yer almış olan bütün devletlerin kuruluş yerinin coğrafi özellikleri incelendiğinde, bu önem daha iyi bir şekilde anlaşılır. Tarihte çok sayıda devlet, kuruluş yerinin müsait olmayışından ötürü, ya kurulduktan az bir zaman sonra yıkılmış ya da pek gelişemeden varlığını sürdürebilmişlerdir. Öte yandan bazı devletler de, müsait bir coğrafyada kurulmanın avantajını kullanarak, kısa sürede genişleyerek büyük devlet olmuşlar ve uzun yıllar varlıklarını korumuşlardır. Böyle bir avantajı kullanan devletlerin başında, Osmanlı Devleti gelmektedir.
|
|
Osmanlı deniz akıncılarının ismi. Karadaki akıncının denizdeki karşılığıdır. On dokuzuncu asırda bu kelime deniz haydudu mânâsında kullanılmışsa da, daha önceki devirlerde bu mânâ yoktur. Osmanlı metinlerinde, en büyük amiraller, faydalı mahir ve büyük korsandır gibi tâbirlerle öğülür. Korsanlıktan yetişmemiş bir denizci gerçek denizci sayılmaz. Korsan levendler tam denizcidirler.
Osmanlı deniz korsanları bahriyenin en imtiyazlı fedaî sınıfı idi. Bugünkü deniz komandosu olup, en tehlikeli vazifeleri yüklenir ve bunu hayâtı bahasına başarırdı. Devletin sulh hâlinde bulunmadığı devletlerin gemilerini açık denize bırakmaz, zapteder veya korkuturdu. Osmanlı Devleti’nin devamlı muhârebe hâlinde bulunduğu İspanya’ya ve İtalya sahillerine kadar gidip, düşmanın maneviyâtını alt üst eder, ekonomik gücünü kırar, limanlar arasındaki irtibâtı keser ve ticâret yapmalarına izin vermezlerdi.
|
|
1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sonunda 14 Eylül 1829 tarihinde imzalanan antlaÅŸma. Edirne AntlaÅŸması ile sonuçlanan Osmanlı-Rus savaşının baÅŸlangıcı, 1821 Mora ayaklanması sonrası meydana geÂlen olaylarla yakından İlgilidir. Rumlar'ın ilân ettikleri bağımsızlığı destekleyen İnÂgiltere. Fransa ve Rusya'nın müdahaleÂleri neticesinde bir Avrupa meselesi haÂline dönüşen bu ayaklanmanın ardınÂdan Rusya, Akkirman AntlaÅŸması ile (7 Ekim 1826) Eflak-BoÄŸdan ve Sırbistan imtiyazlarının geniÅŸletilmesini Osmanlı-lar'a kabul ettirmiÅŸti. Ayrıca bu üç devÂlet Babıâli'ye bir nota vererek YunanisÂtan'ın Osmanlılar'a tâbi fakat iç iÅŸlerinÂde bağımsız bir devlet olmasını istemiÅŸÂler, teklifleri reddedilince ortak donanÂmalarıyla Navarin'deki Osmanlı gemileÂrini batırmışlardı (20 Ekim 1827]. KendiÂlerinden tazminat istenince de İstanbul'Âdaki elçilerini geri çekmiÅŸler, Rusya ise Babıâli'nin yayımladığı bildiriyi bahane ederek savaÅŸ açmıştı.
|
|
(ö. 1853) Sultan II. Mahmud'un "ikinci kadın"ı ve Sultan Abdülmecîd'in annesi. Hayatına dair çok az bilgi vardır. DoÄŸum yeri ve tarihi kesin olarak bilinmemekte, hakkındaki bazı kayıtlardan, küçük yaÅŸta esirciler eliyle saraya câriye olarak teslim edilen bir Gürcü kızı olduÄŸu anlaşılmaktadır. Sarayda yetiÅŸtirilip eÄŸitildikten sonra Sultan II. Mahmud'un hanımı oldu; daha sonra ondan bir ÅŸehzade (Abdülmecid) dünyaya getirince "ikinci kadın"lığa yükseldi. Sultan Mahmud'un vefatından sonra, on altı yaşını henüz bitirmiÅŸ olan oÄŸlu Abdülmecid tahta geçince Bezmiâlem de Valide Sultan ve Mehd-i Ulyâ-yı Saltanat unvanını kazandı. DaÂha çok Bezmiâlem Vâlide Sultan adıyla tanındı. Tahta çıktığında Sultan Abdülmecid'in henüz çocuk denecek bir yaÅŸta bulunması ve devlet iÅŸlerinde tecrübesiz oluÅŸu, annesinin devlet ve hükümet iÅŸlerinde bizzat yol gösterici ve müessir rol oynamasına yol açtı. Valide Sultan hemen bütün hayatı boyunca bu rolünü basan ile yerine getirdi.
|
|
Osman Bey tarafından 1289`da Bizanslılardan fethedilen, 1299`da Osman Bey adına ilk hutbe okunarak Osmanlı BeyliÄŸi`nin kurulduÄŸu Karacahisar Kalesi`nde kazı çalışmalarına baÅŸlandı.Â
Kazı Başkanı ve Anadolu Üniversitesi(AÜ) Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erol Altınsapan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Karacahisar Kalesi`nin ve yerleşiminin araştırılması fikrinin ilk kez 1999`da Prof. Dr. Halil İnalcık tarafından ortaya konulduğunu belirterek, kazıların Prof. Dr. İnalcık ve dönemin AÜ Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ebru Parman tarafından başlatıldığını kaydetti.
|
Akçe-i büzürgİlk olarak 1470 (hicri 875) yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde basılmış olan yaklaşık 9 gram ağırlığında ve 10 Akçe değerinde çok nadir bulunan bir gümüş paradır. Gümüş-i Sultaniye olarak da bilinir. Atik RumîII. Mahmud zamanında basılan paralardandır. Halk arasında Yazılı Mahmudiye olarak bilinir. Hicri 1232-1236 arası dört defa basılmıştır.
|
|
B ugün kale kompleksinin tam ortasında Matyaş Kilisesi duruyor. Meryem adına inşa edilen kilise, tarih boyunca birçok taç giyme törenine ev sahipliği yapmış. 1541'den itibaren, Osmanlı döneminde 145 yıl boyunca camii olarak kullanılmış. Kanuni Sultan Süleyman bu topraklardaki ilk cuma namazını, Matyaş Kilisesi'nde kılmış. Sokaklarda gezerken Türk olduğunuzu sürekli hatırlıyorsunuz Budapeşte'de. Bir köşede Mustafa Kemal Atatürk anısına yaptırılan bir yol, diğer köşede Gül Baba Türbesi... Türbe 1541 yılında Budin Savaşı'nda esir düşen Bektaşi dervişi Gül Baba için 1548'de yapılmış. Rivayete göre Buda'ya gülü ilk tanıtan Gül Baba olmuş. Kesin olan Gül Baba'nın Türkler kadar Macarlarca da sevilip sayılmış olması. Cenaze namazına Kanuni Sultan Süleyman'la birlikte 200 bin kişi katılmış.
|
|
ABD’nin 1774 yılında bağımsız devlet olmasından kısa süre sonra Atlas Okyanusu ve Akdeniz’de Türk korsanları ile ABD ticaret gemileri arazsında çatışmalar baÅŸladı. -ABD, 1796 yılında imzaladığı Trablus AnlaÅŸması ile Türk korsanlarına yıllık haraç ödemeyi kabul etti.Â
|
|
|