Makaleler
| BULGAR TÜRKLERİ GİZLİ TARİHİ |
Sayfa 1 > 2
Dr. Ahmet TACEMEN “Bulgartürkleri Gizli Tarİhi.1878-1990” adlı kitabından. (Adana 1991) Müellif kıymetli yazısını sitemizde görmek istediğini bildirmiştir.Kendisine teşekkürlerimizi iletiriz.Bu tebliğ Sırp, Karadağ, Grek, Romen ve Bugar slavı devletleri kuruluşlarında katledilen milyonlarca masum Müslümanın ruhlarına ithaf edilir. Bulgar, Bulgartürkü, Bulgarslavı Etnonimleri ve Bulgarslavı Devletinin Kuruluşu Üzerine Etütler İngilizlerin, Fransızların, Almanların, İspanyolların, Portekizlerin, Vatikanın, Rusların, Mason Güruhunun; Türke karşı işledikleri en büyük suç; onun, Avrupa ırkından olmadığı, Orta Asyadan Malazgirt harbinden sonra (1070) geldiği yalanını,dünya kamuoyuna kabul ettirmeleridir. Oysa onların “Orta Asya” dedikleri yerlerde rastlanan, Runik yazılı abidelerin, daha eskilerine; Batı Avrupada, meselâ Fransada, araştırılmalarına yasak getirilen bölgelerde rastlanır. Onlara ilâveten, Batı Avrupada yapılan arkeolojik kazılarda meydana çıkarılan kültür tabakaları;Avarların, Bulgarların, Hunların, Alanların, Keltlerin, buraya ait olduklarını ispatlar. Diğer taraftan saydığım bu milletlerin dillerinde bulunan binlerce Türk kökenli söz, gözle görülürken ve buraya kadar söylediklerim her mütehassıs tarafından, adeta alfabe olarak bilinmesi lâzım gelirken, söylenmemektedirler. Türklerin Orta Asyadan, Malazgirt harbinden sonra geldikleri yalanının, Dünya kamuoyuna kabul ettirilmesi; Hrıstıyan âlemi tarafından, yaptırılan Türk soykırımlarının temelinde yatar. Etütlerim, Avrupanın, bu Türk düşmanlığından ötürü, “Bulgar” etnonimi mevzuunda,teşekkül eden komplikasyonlara ışık tutma maksadıyla yazılıdırlar.
Mukaddime Bugünkü Bulgartürkleri ne hale getirildilerse, getirilsinler; Kadim Tarihçi Herodotosun, “Targıtay” adlı Skit kralının soydaşlarıdırlar. Targıtayın soydaşları Skit Türkleri; Milâttan çok, ama çok evvelleri; Orta Tuna, Kuzey Karadeniz ve Güney Ural steplerinden; Karpatların ve Alplerin Kuzeybatısına göç ederler. Kimmerler bu gittikleri yerlerden, belki kırk beş, belki yirmi beş bin yıl evvel (O sıralarda Batı Yarı Küresine göçler olur); eski yurtlarına “Skitler” olarak, dönerler. Skitler; Alplerin ve Karpatların kuzeyinden, Batı Avrupaya, Orta Tuna ve Kuzey Karadeniz havzalarına, Güney Urallara ve Sibirya ya uzanırlar; oralardan güneye,batıda Pirene yarımadasına, Kuzey Afrika kıyılarına; Doğu Avrupa dan Balkanlara,Anadolu ya, Suriye ye, Mısıra; yine Doğu Avrupadan, bu sefer Karpat dağlarının doğusundan, Kafkasların doğusundan, Hazar denizinin doğusundan Mezopotamyaya, Arap Yarımadasına; Sibiryadan, Altaylardan, Batı Hindistandan, Elama, Büyük Medya yaylalıklarına, inerler. Skitler; Balkanlar, Ortatuna, Kuzey Karadeniz, Güney Urallar ve Sibiryanın yerli veya oktokton (avtohton) ahalisidir. Onlar; Basklar, Etrüskler, Pelazglar, Sümerler,Elamlar, Dravitler, Mundular ve Amerikadaki Kızılderililer gibi, Prototürktür. Bunlardan Anadoluda ve Balkanlardaki Pelazg boyları; “Hitit” diye anıldıktan sonra,Helenlerle beraber “Pers”; Roma devrinde “Romey”; İslâm dini devrinde de “Rum” olarak, anılırlar. Aslında bugünkü Bulgaristanın bulunduğu topraklar; Kuzeybatı Avrupadan, Orta Sibiryaya uzanan Türk boylarının; batısından ve doğusundan güneye inişlerinde;doğuda Elam ve Sümer topraklarına, oradan Mısıra, Suriyeye, Anadoluya, Balkanlara,Kuzey Karadeniz havzasına çıkan Türk sirkülâsyonu üzerinde bulunması itibarıyla, on dokuzuncu asra kadar, Türk esaslarını korurlar. Burada Türke yabancı unsur, istense de barındırılamaz. Milâttan sonra, altıncı asırdan itibaren Ortatuna Havzasında, Balkanlarda, Kuzey Karadeniz Havzasında; dalga dalga yayılan "Avar" adına rağmen; burada Türkler, yine "Bulgar" adlarıyla anılmağa başlarlar. Bulgar hakanlıkları; Doğu ve Batı Bulgar Devletleri olarak birleşirler. Aralarında hudut olarak, usulen Timok, Strimona, Serrhes hattı kabul edilebilir. Tarihte zaman zaman burasının doğusundaki ve batısındaki Bulgarlar arasında ittifaklar kurulduğu görülür. Bu ittifaklar uzun sürmeseler de, birbirlerine yakınlıklarını ve bu yerlerin Bulgarlıklarını, gösterir. Bulgarlar, Balkanlarda Roma İmparatorluğu hükmünü kabul ettiklerinde, Anadolu da Perslerle olduğu gibi, “Romey” olarak, anılırlar. Musevilik, Hırıstiyanlık Avrupa halklarına, onlar üzerinden yayılır. İslâm dini de Endülüsten, İtalyaya kadar;Balkanlardan Alplere kadar, onların üzerlerinden yayılır. Ancak İslâm dininin yayılışı esnasında Bulgarlar, Hrıstıyanlığı yaydıkları esnada oldukları kadar, yoğun değildirler. Bunun için Avrupa, umum itibarıyla din değiştiremez, değiştirenler de, çok geçmeden eski dinlerine döndürülürler. İslâm dininin, yedinci asırda yayılmasıyla; Anadoluda, Balkanlarda ve Ortatuna Havzasında Hrıstıyan Türkler; İslâm dinini kabul etmeye başladıklarında; Bulgar hakanlıkları, Müslüman olarak, yavaş yavaş Byzantion Koloni Sistemi hegemonyasından sıyrılırlar. Bundan sonra burada mevcut hakanlıklar, tedricen Anadoluda teşekkül eden Rum sultanlık, emirlik ve beyliklerine benzerler. Balkanlardaki Romeyler, Müslüman olduklarında, aynen Anadoludaki Romeyler gibi,“Rum” olarak anılırlar, buraları da, “Rumeli” diye, anılmaya başlar. Rumeli, daha sonraları “Osmanlı” olarak, anılacak Anadolu Rum Sultanlığı ile birleşir. Bu esnada,Balkanlarda; Slavların ve Greklerin aralarında kalan Bulgarlar, onlardan müteessir kalır, Hrıstıyanlıklarında direnirler. Slavların ve Greklerin aralarında kalan Bulgarlar, Hrıstıyan dinlerinde direndikçe, kültürlerini, dillerini; Greke, Slava bırakıp, aralarında kaybolup giderler. Hrıstıyan olunca “Romey”, Müslüman olunca “Rum” diye anılan Bulgarlar; Osmanlı Devletinde "Osmanlı", "Müslüman" veya "Ümmet" olarak kaybolurlar. Osmanlı devleti, on yedinci asırdan sonraları, Batının ve Rusyanın karşısında güç kaybetmeye başlayınca; Hrıstıyan âlemi Osmanlı devletindeki Hrıstıyanları, Müslümanlara karşı kışkırtarak, on dokuzuncu asrın başlarından itibaren Sırp,Karadağ, Romen ve Grek unsurlarına devlet kuruverir. Hrıstıyan âlemi, bu devlet kurmayı bugünkü Bulgaristan topraklarında da gerçekleşmesi için, burada ötede beride rastlanan Hrıstıyan Slav-Türk karmalarına, "Bulgar" adı verir ve 1878 yılında, onlara, Bulgaristan devletini kuruverir. Antiislâm ve Panmoskovist emellere alet edilen Slav-Türk karması olan "Bulgar" dediklerine; "Bulgar" oldukları kabul ettirilir ve şimdi Bulgaristanda "Türk" diye bilinen asıl Bulgarlara karşı, amansız soykırımı başlatılır.
Byzantion Koloni Sisteminin Çöküşünde Türkler ve Türke Yabancı Unsur Byzantion Koloni Sisteminin çökmesine sebep; Romeylerin, yani Romaya ait Türklerin;İslâm dinine geçerek, “Rum” yani, Müslüman olmalarıdır. Yani "Bizans" dedikleri,Byzantion Koloni Sisteminin hazinesine dayanarak, Türkler arasından kiraladığı askerlerle; istismara tabî tuttuğu Hrıstıyan Romeyler, Türktür. Bu Romeyler, İslâm dinine geçerek “Rum” diye anılmaya başladıklarında, Byzantion Koloni Sistemi, istismar edeceği kolon kalmadığından, kendiliğinden, çökertilmeye hazır hale getirilir. Byzantion Koloni Sistemiyle alâkalı “Grek” unsurunun anılması, yalnız ve yalnız Romeylerin “Grek” denilen yazıyı, Türkçeye tatbik etmesi; Koloni Sistemi idaresinin,resmi yazışmalarında Grek yazısını ve Grek dilini kullanmasındandır. Zaten bu zaman içinde Grek, Grek olmaktan çıkmış Mutant Grektir. Kadim Grek unsuru, Roma devrinde katledilmiş, kalan kılıç artıkları da; Traklara, Hunlara, Bulgarlara karışarak mutantlaşmış, esamisi okunmayan azınlık halindedir. Byzantion Koloni Sisteminin çöküşüyle, daha sonraları “Osmanlı” diye anılacak Rum Sultanlığında esamileri bile okunmayan Grekler; Grekçeyi kullanan Byzantion Koloni Sistemi çökünce, bu imtiyazlarından yoksun kalırlar. Şimdi “Grekçe” denilen ve hiçbir şekilde kadim Grekçe olmayan dil, yalnız onların bulundukları yörelerde rastlanan kiliselerde kullanılır. Kiliseler, ananevi olarak, kendilerine devam edenlerin dillerini kullanırlar; Romey kiliselerinde Türkçe; Grek kiliselerinde Grekçe; Slav kiliselerinde Slavca; Türk asıllı Ermeni kiliselerinde Türkçe kullanılır. Anadoluda ve Balkanlarda Rum Sultanlığı devri başlayınca, Greklerin ve Slavların aralarında kalan Romeyler;Greklerin ve Slavların Hrıstıyanlıklarında direnişlerinden etkilenerek, Hrıstıyan dinlerinde direnirler. Böyle hallerde Romeyler, zaten “Grekçe” denilen alfabeyle yazdıklarından, Grek kilisesine devam ederler; Hrıstıyanlıklarında direnen Slavların arasında kalan Romeyler de, onların kilisesine giderek, Greklerin ve Slavların nüfuslarını çoğaltırlar. Hrıstıyan âlemi, Ehlisalip Seferlerinden beri, Grekler, Slavlar ve Ermeniler arasında kalan Hrıstıyan Türklerden faydalanmayı, her zaman fırsat bilir. Nihayet 19. asrın başlarında, Osmanlı devletine meydan okuyacak kadar güçlendiğinde; Osmanlı topraklarında Greklere, Slavlara, Ermenilere misyoner mektepleri açar. Bu mekteplere Grekler, Slavlar, Ermeniler arasında kalan, Hrıstıyanlklarında direnen Türkler de, devam ederler ve onlar da Grek, Slav, Ermeni şuuruyla yetiştirilirler. Hrıstıyan Türklerin; Grekleştirilmeleri, Slavlaştırılmaları, Ermenileştirilmeleri; meşhur Yeniçeri ordularıyla alâkalı devşirilmeler dışında; ne Osmanlı ne de Cumhuriyet devrinde engellenir. Yeniçeri Orduları tarihinde devşirilmeler ise, yalnız Hrıstıyan Türkler aralarında yapılır. Kaide haline getirilen bu anlayıştan istisnalar çok nadir olur. Bu gerçek herkesçe, böyle bilinmelidir. Aksini iddia edenler, istisnalara dayanırlar ve art niyetlidirler. Onlar; yalnız din farkına ve yerleşim yerleri etnik yapısı tahminlerine dayanmaktadırlar. Sonra bütün bu ihtimaller, çok arsızca Türk ve İslâm dini düşmanlığı kılığına sokularak, Müslüman Türkün aleyhinde, propaganda vasıtası yapılır... Cumhuriyet devrinde bile yüz binlerce Hrıstıyan Türk, kendi istekleri üzere, Grek Devletine bağışlanırlar. Öyle ki Gayrimüslim Türkleri, Osmanlı devletinin umursamadığı gibi, Laik Türkiye Cumhuriyeti de umursamaz, onlara sahip çıkmaz.Hrıstıyan Türklere, sahip çıkılmamasının diğer çarpık neticesi; İstanbul Fener Romey Patrikhanesinin, Greklere bağışlanması ve Grekler tarafından idare edilmesidir. Fener Romey Patrikhanesi; adı İslâm, kendi İslâm (9. asır İstanbulun adı, “İslâmboldan” gelir) Müslümanların eline geçince, Hrıstıyanlıklarında direnmeye devam eden Romeyler için, yani Hrıstıyan Türkler için, muhafaza edilir. Patrikhanenin Greklere bağışlanması, bu tarihi gerçeğin halâ bilinmemesindendir. Patrikhanenin Greklere verilmesi, ülkede kalan bir zamanki Romeyler, yani Hrıstıyan Türkler için, büyük adaletsizliktir. Türk devletlerinin hatalı siyasetleri neticesinde, kadim Türk topraklarında; Grek, Slav ve Ermeni nüfusu; Hrıstıyan Türkler hesabına çoğaltılır ve Hrıstıyan Âlemi,Siyonist Dünya ve Rusya; onlara, ezelî Türk topraklarında devletler kuruverir. Ayrıca Hrıstıyan Türklerce asırlar boyu beslenen Patrikhane, tarihimizi bilmediğimizden, Greklerin ellerine verilir...
Avrupa da ve Balkanlarda Bulgarların Akıbetleri Hrıstıyan âlemi on birinci asırdan itibaren, İslâm dininin ilerleyişinden korkarak,İslâm dinini ikrar edenlere karşı adaletsiz olur. Bu adaletsizlik o sıralarda Ehlisalip seferlerinde, daha sonraları da, Hrıstıyan âleminin, Osmanlı devletine karşı sergilediği münasebetlerde görülür. Hrıstıyan âleminin, bu siyasetine rağmen, 17. asra kadar, Ortatuna Havzasında, Balkanlarda, Kuzey Karadeniz Havzasında, hattâ Sibiryada Bulgar varlığından, bahsedilir. O zamanların içinde, Bulgarlardan,İtalyada, Fransada (Napoleon Bonaparte 1769-1821 Bulgar asıllıdır) Almanyada ve Avusturyada da, bahsedilir. Öyle ki eğer Roma İmparatorluğu, Avrupaya hâkim olabildiyse; Büyük İskenderin Makedonya Krallığı eğer Türkistana kadar varabildiyse; eğer Byzantion Koloni Sistemi bin yıl ayakta kalabildiyse, eğer Osmanlı Devleti üç kıtaya uzanabildiyse; bunu, onlar yalnız ve yalnız Bulgar türklerine borçludurlar... Roma İmparatorluğu tabiiyetine geçmeleriyle “Romey” olarak anılmaya başlayan Bulgar Türkleri; İslâm dinini kabul ederek, Anadolu Romeyleri gibi “Rum” olarak anılmaya başladıklarında, tarihleri değişir. Onlar Anadoluya ve Rumeliye uzanan Rum Sultanlığına katıldıklarında, evvelâ “Rum” sonra da, Rum Sultanlığı “Osman oğulları hanedanlığı” eline geçince; "Osmanlı", "Müslüman" ve “Ümmet” olarak, anılmaya başlanırlar. Bulgartürklerinden, hasbelkader Hrıstıyan kalanlar; Slavların ve Greklerin aralarında kalanlardır. Grekler; İslâm dinini getiren dile ve kültüre yabancı; Slavlar da Hrıstıyanlığı Bulgartürklerinden henüz kabul ettiklerinden, Hrıstıyan kalırlar. Onların aralarında kısılan Bulgarlar da, onlara bakarak; hem onlara, hem de Hrıstıyanlığa vefadan, direnirler. Hrıstıyanlıklarında direnmeleri Osmanlı hâkimiyetine girdiklerinde, daha da güçlenir... Balkanlarda Bulgartürküne yabancı unsur; evvelâ Hrıstıyan kalan Bulgarlar hesabına, sonra da Osmanlının yürüttüğü harplere alınmadığından, çoğalır. Diğer taraftan Müslüman Bulgartürkleri; Endülüsten, Fastan – Şam’a, Bağdat’a, hattâ Hindistana kadar, İslâm dinini ve sonraları Osmanlıyı, müdafaa etmek için, dağılırlar. Böylece Osmanlı Devleti zayıflayınca; 19. asrın başlarından itibaren, Batılı Devletleri ve Rusyanın,Balkanlarda; Balkanların sahipleri Bulgartürküne yabancı unsurlara, devlet kuruvermeleri, kolay olur... Balkanlarda; Batılıların ve Rusyanın kurdukları son suni devlet, Bulgarslavı Devleti olur. O zaman, Sırp ve Grek devletleri kuruldukları yerlerde Bulgartürklerine yok etme, bir kez daha bu günkü Bulgaristan topraklarında yaşanır. Kuruluşu zaman bakımından, çağımıza daha yakın olduğundan (1878) o esnada Bulgartürklerine karşı sergilenen vahşet, bol olarak evraklara işlenir. Diğer taraftan Bulgartürklerine karşı sergilenen bu vahşetin, yüz küsur seneden beri, günümüze kadar devam etmesi, Bulgarslavı devletinin tabansızlığını, gösterir. Bulgarslavı Devleti; Bulgartürkleri topraklarında, Bulgarslavlarının az olduklarından, Bulgartürlerini katletme ilkesi üzerinde kurulur. Bunun için Bulgarslavı Devletinin varlığı, esaslarında, Bulgartürkleri soykırımına bağlıdır. Soykırım, katliamlarla ve göçler ile gerçekleştirilir. Son Bulgartürkü soykırımı geçen asrın yetmişli yıllarında başlayıp, 1989 yılında bitirilir.
|




























Yorumlar