Oktay Aslanapa ile Mimari Üzerine Sohbet

Türkiye`nin yüzakı ilim adamlarından, sanat tarihçisi Prof. Dr. Oktay Aslanapa hakkında ESKADER, Kültür AŞ. ile birlikte bir toplantı düzenledi.

1915 yılında Kütahya`da doğan Aslanapa, 1934 yılında Bursa Lisesi`nden, 1938 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi`nden ve Yüksek Öğretmen Okulu`nun Sanat Tarihi Bölümü`nden mezun oldu. Yaşayan en değerli sanat tarihçimiz olarak kabul ediliyor. Almanya`da ve Avusturya`da Türk sanatı üzerine doktora yaptı. 1960 yılında profesör oldu. Bölüm Başkanlığı`nı yaptığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü`nde binlerce öğrenci yetiştirdi. Başlıca eserleri Osmanlılar Devrinde Kütahya Çinileri, Arama Devri Sanatı, Selçuklu Sanatı Bibliyografyası, Selçuklu Halıları, Kıbrıs`ta Türk Eserleri, Yüzyıllar Boyunca Türk Sanatı ve Kırım ve Kuzey Azerbaycan`da Türk Eserleri`dir.

Oktay Aslanapa ile 24 sene önce yaptığım ve bir gazetemizde yayımlanan bir mülâkat vardı. Bu konuşmaya yeniden dönüp baktım. Aslında sorular ve Hocamızın cevapları güncelliğini aynen koruyordu. Çünkü mimarî sanatımızın temel meselelerini ele almıştık. Bu röportajı, Oktay Aslanapa Hoca hakkında yapılan saygı toplantısının arefesinde yeniden yayımlıyoruz. Genç sanat tarihçilerinin, Hocamızın fikirlerinden faydalanacağı ümidini taşıyoruz. Bu vesile ile kıymetli ilim adamımız Prof. Dr. Oktay Aslanapa`ya sağlıklı ve hayırlı bir ömür diliyoruz.

SUNUÅž

Mimari insanla değer kazanmış ve insanın hayatına bütünüyle girmiş bir sanattır. İnsanoğlu, hayatını devam ettirebilmek amacıyla barınabileceği yapıların ihtiyacını hissetmiş ilk önce. Bu ihtiyacın şevkiyle evvela iptidai barınaklar, daha sonra basit evler inşa edilmiştir. Bu yapılara estetik hassasiyet eklenince mimarinin çekirdeğini oluşturan ev mimarisi ortaya çıkmıştır. Bundan sonra insanlar çeşitli sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak üzere değişik yapılar, değişik mimariler ortaya koyarak şehir mimarisini vücuda getirmişlerdir.

Milletlerin meydana getirdiği medeniyetler içinde mimari önemli bir yere sahiptir. Hatta en fazla göze çarpan bir unsur olarak önde gelir. Bir milletin gücü, kabiliyeti, sanat anlayışı, şehir mimarisinde apaçık görünür.

Türk mimarisi asıl şahsiyetini, Osmanlı döneminde bulur. Bu devrede mimarî sanatımız şahikasına erişir. Bugün gerek Türkiye`de, gerekse imparatorluğun hüküm sürdüğü memleketlerde yüzlerce, binlerce mimarî eser yüksek ve kalıcı bir medeniyetin izleri olarak ayakta durmaktadır. Camiler, çeşmeler, kervansaraylar, medreseler, hamamlar, köşkler, yalılar, dergâhlar, tekkeler, imaretler, aşevleri yüce bir medeniyetin engin bir kültürün, üstün bir sanatın, hepsinin üstünde iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin işareti, sembolü olarak yaşamaktadır.

Orijinal Türk İslâm mimarisi olan Osmanlı mimarisi Cumhuriyet dönemine kadar ürünlerini vermeye devam eder. Bu dönemden sonra öz mimarimizin tamamen silinmeye başladığını görürüz. Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa Sultanahmet Camii`ni 7 senede tamamlarken biz 1985 Türkiyesinde çağdaş teknolojinin geniş imkânlarına rağmen camilerimizi 20 senede bitiremiyoruz. Yeni camiler yapmak şöyle dursun, Selçuklu eseri camilerimizin onarımı için Venedik`ten mimarlar getiriyoruz. Bu geçmişteki ve günümüzdeki mimarimizi mukayese etme açısından iyi fakat acı bir örnektir.

Prof. Dr. Oktay Aslanapa ile mimarimizin geçmişi, günümüzdeki ve gelecekteki durumu üzerine konuştuk:

MEHMET NURİ YARDIM: Osmanlı mimarisinin özelliklerinden kısaca bahseder misiniz?

OKTAY ASLANAPA: Osmanlı mimarisi dünyanın en büyük mimarilerinin başında gelir. Orijinal mimari meydana getiren milletler, dünya yüzünde sayılıdır. Yani hep birbirlerinden almışlardır. Meselâ Roma mimarisi diyoruz. Gotik mimarisi diyoruz. Gotik mimariyi Fransızlara mal eder. Roma mimarisini Almanlara mal ederler. Bunun dışında Avrupa`da orijinal başka bir mimari gösterilemez. Osmanlı devrinde dünyanın en zengin kubbe mimarisi geliştirilmiştir. Kubbeyi Osmanlılar kadar işleyen ve son imkânlarına kadar geliştiren başka bir topluluk gösterilemez. Yani orijinal Türk İslâm mimarisi olarak tek örnek ortadadır.

YARDIM: Demek Osmanlı mimarisi bizim orijinal mimarimiz oluyor. Yani başlangıç olarak bu dönem görülüyor.

ASLANAPA: Gazneliler, Karahanlılar, Selçuklular var. Bunların hepsi Türk İslâm mimarisinin başlangıcının basamaklarıdır. Mimari sanatımız Osmanlılarla en yüksek seviyeye varmıştır. Türk İslâm mimarisinin tarihî seyri bu şekilde devam eder.

YARDIM: İslâm`ın Türk mimarisine etkisinden bahseder misiniz?

ASLANAPA: Aslında İslâm`a Türk mimarisinin etkisi ne olmuştur diye düşünmek daha doğru olur. Çünkü İslâm`daki vahdet fikrine en iyi şekilde Türkler gerçekleştirmiştir. Tabii bu Türklerin İslâmlıktan önceki sanatlarından mimarilerinden farklı bir görüştür. Daha önce Budist devri var. Gene dört tanrıya inanma devri var. Göktürkler`den başlayarak Uygurlar`dan sonra gelişmiş ama İslâm dini ile Türk mimarisi tam benliğini bulmuş ve İslâm dininden büyük ölçüde etkilenmiştir. Vahdet fikrini ifade etmiştir.

YARDIM: Mimarinin bir çizgi ve teknik işinden önce bir inanç ve düşünce hatta felsefe olduğunu düşünebilir miyiz?

ASLANAPA: Mimari eserler bir milletin dünya görüşünü aksettirir. Türklerin de dünya görüşü İslâmiyet olduğu, bu inançta oldukları için bütün mimari eserlerde meselâ camilerde mekân birliği, mekânın bütünlüğüne ulaşmak esas olmuştur. Ve bu gerçekten de başarılmıştır. Meselâ İstanbul`da Süleymaniye, Edirne`deki Selimiye Camii`nde mekânın bütünlüğü tam mânâsıyla gerçekleşmiştir. Rönesans mimarlarının ulaşamadığı bir plân gelişmesi Osmanlı mimarisinde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Rönesans ustalarının çeşitli plânlar halinde tasarlayıp da gerçekleştiremedikleri bir merkezi plânın şemasını Mimar Sinan başarıyla sonuca vardırmıştır. Ve denilebilir ki Edirne`deki Selimiye Camii dünyanın en gelişmiş bir mekân sanatını gösteren ve dünya mimarisinin ilk sırasında yer alan bir eserdir.

YARDIM: Vahdet fikri sadece İslâm mimarisinde mi vardır, bu diğer milletlerin mimarisinde yok mu, meselâ Hıristiyan mimarisinde?

ASLANAPA: Hayır vahdet fikri sadece İslâm`a mahsustur. Hıristiyanlıkta teslis akidesi vardır.

YARDIM: Mimarimizin zirveleşmesinde her halde Mimar Sinan`ın payı büyüktür. Genelde Mimar Sinan`ın sanatımızdaki yeri nedir? Mimarimizi ondan önce ve sonra diye ikiye ayırabilir miyiz?

ASLANAPA: Evet biraz önce bahsettiğimiz gibi Türk mimarisi Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklularla başlayan bir gelişmeden sonra Osmanlı çağına gelmiştir. Osmanlılarda da Mimar Sinan`dan önce bir dönem vardır. Mimar Sinan ilk defa olarak Osmanlı mimarisini ele alarak geliştirmiş değildir. Meselâ İkinci Murat devri mimari eserleri var. Daha önce Sultan Beyazıt`ın büyük camileri var. Edirne`deki Şerefeli Camii, Beyazıt Camii, sonra Fatih`in ilk yaptırdığı camii, şimdiki camii zelzeleden sonra yaptırılmıştır. Bunlar tabii çok büyük gelişmelerdi. Mimar Sinan onların başlattığı gelişmelerden hareket etmiş ve Osmanlı mimarisinin içinde yetişmiştir.

YARDIM: Süregelen mimarimizi Sinan geliştiriyor.

ASLANAPA: Gayet tabii Sinan geliştiriyor. Son imkânlarına kadar adamakıllı geliştirmiştir. Mimar Sinan`dan sonra 17. yüzyılın sonlarında, hatta 18. yüzyılın başlarına kadar çırakları, talebeleri Mimar Sinan`ın sanatını devam ettirmişlerdir. Meselâ 18. yüzyılda Nuruosmaniye Camii Barok mimarisinin gözde bir eseri olarak Türk mimarları tarafından yaptırılmıştır. Bu camimizde yabancı mimarın eli yoktur.

YARDIM: Demek ki mimarimiz en yüksek dönemini Sinan sayesinde yaşıyor.

ASLANAPA: Bu mimarimizin tabii bir gelişmesi olarak görülmelidir. Sinan olmasaydı başka bir mimar bu sanatımızı geliştirecekti. Bu kendi tabii gelişmesi içinde olmuştur.

YARDIM: Devir ve sanat arasında şöyle bir bağ kurmak istiyorum. Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş döneminde sadece askeri üstünlükler gösterilmemiş, ilimdeki inkişafın yanı sıra edebiyat ve mimarî gibi güzel sanatlarda da üstün eserler vücuda getirilmiştir. Bu durum devir ve sanat arasındaki münasebetten mi kaynaklanıyor?

ASLANAPA: Gayet tabii böyle bir münasebet vardır. Sadece mimaride değil diğer bütün sanatlarda edebiyatta, ilimde, kültürde öyledir. Devletlerin güçlülüğü ile paralel olarak sanatın güçlülüğü görülür. Bu yalnız bizde değil, dünyanın her yerinde böyle olmuştur. Roma İmparatorluğuna bakacak olursak aynı durumu görürüz. Meselâ Büyük Britanya İmparatorluğu`nda aynı durum var. Yani bu değişmez.

YARDIM: Bir Müslüman mütefekkir İslâm ve Batı mimarisini karşılaştırırken şöyle der: “Batı mimarisi Allah`tan uzaklaşmış, bir ölçüde Allah`a başkaldıran bir toplum mimarisi. Gökdelenler, modern fabrikalar her haliyle bunu haykırıyor. Oysa doğu bunun zıddıdır. Doğu`da özelikle camilerin, toplumla, tabiatla bir uyum içinde olduğu bir çatışma içinde olmadığını görürüz.Bu görüşe katılır mısınız?

ASLANAPA: Bence bu doğru değil. Türk İslâm mimarisi dediğim gibi vahdet fikrini ifade eder. Ama Hıristiyanlık mimarisinde bir başkaldırı sözkonusu değildir. Meselâ kilise mimarisi bugün de devam ediyor. Yani kilise ne için yapılıyor? Tabii ki ibadet için. Başkaldırma söz konusu olsaydı kilise değil başka şeyler yapmaları gerekirdi.

YARDIM: Bir cami mimarisiyle kilise mimarisini estetik açıdan karşılaştırdığımızda nasıl bir sonuca ulaşırız?

ASLANAPA: Bunlar başka dünyaların ifadesidir. Meselâ diğer taraftan Hindistan`da da bir mimari vardır. Bunları mukayese edemeyiz. Her mimari eser bir dünya görüşünün ifadesidir. Dünya görüşü başka olunca eser de başka olur.

YARDIM: Tanpınar, Her mimari eser milli hayatın bir koruyucusudur der. Mimari, diğer sanat dallarından ne gibi temel farklılıklar taşımaktadır?

ASLANAPA: Mimari bir manada diğer bütün sanatları içine alır. Ve dünya yüzünde orijinal mimari eser yapabilmiş milletler sayılıdır. Meselâ Almanlar Romanesk mimariyi ortaya koymuşlardır. Fransızlar Gotik mimariyi ortaya koymuşlardır. Buna benzer bir Roma mimarisi vardır. Mimari eserlerin doğmasında Türkler kendi orijinal eserlerini ortaya koymakla dünyanın sayılı sanat ve kültür eserlerini meydana getirmişlerdir. Bu da merkezi yapı fikri ve daha önce ifade ettiğim mekân birliği fikrinin en son imkânına kadar gelişmiş şeklidir.

YARDIM: Diğer İslâm ülkeleri arasında Türkler edebî, hat ve mimari sanatlarından temayüz etmiş ve bu dallarda üstün eserler vermişlerdir. Bunu neye bağlıyorsunuz?

ASLANAPA: Bunu Türklerin kültürlerinin daha eski ve sağlam olmasına bağlayabiliriz. Daha Uygurlar zamanında yani İslâmiyet`in kabulünden önceki dönemlerde kitap sanatı, yazı, cilt, hat sanatı gibi gelişmiş sanatlar vardı. Bunlar tabii İslâm dininin kabul edilmesiyle eski kültüre, eski birikime dayanarak kuvvetli bir temele oturtulmuştur.

YARDIM: Günümüz İslâm ülkelerindeki mimariyi Türk mimarisi ile kıyaslar mısınız?

ASLANAPA: İslâm ülkelerinde hiçbir zaman Türk mimarisi ayarında bir mimari gerçekleşmemiştir.

YARDIM: Mimarimiz hangi döneme kadar devam ediyor?

ASLANAPA: Bunun son temsilcileri Mimar Kemalettin ve Mimar Vedat`tır. Bu dönem Cumhuriyet`in ilk yıllarını içine alır.

YARDIM: Bu mimarlarımızın verdikleri belli başlı eserler nelerdir?

ASLANAPA: Pek çok eser vermişlerdir. Meselâ Mimar Kemalettin`in cami mimarisine çok hizmetleri vardır. Bostancı, Bebek camileri onun eseridir. Sonra Ankara`da Gazi Terbiye Enstitüsü en güzel eserlerinden birisi. Sirkeci`deki Postane de bu mimarımızın önemli eserlerindendir. Bunlar Osmanlı mimarisinin son ürünleridir. Yine son dönem mimarimizi sembolize eden Vakıf Han`lar Mimar Kemalettin`indir. Birinci, Üçüncü, Dördüncü Han`lar onundur. Bunlar artık Osmanlı mimarisinin son ürünleridir. Bundan sonra Kübik mimari ile milli unsurlar kaybolmuştur. Türkiye`nin ve dünyanın her yerinde artık aynı binalar yer almaya başlamıştır.

YARDIM: Bu dönemden sonra kendimize has bir milli mimari teşkil edilebilmiş midir?

ASLANAPA: Henüz edilememiştir. Yani aynı kuvvette bir mimari teşkil edilememiştir. Çünkü artık mimari beynelmilel bir hâl almıştır. Millî üsluplar kaybolmuştur. Bu her yerde aynı şekilde olmuştur. Sadece bizde değil. Meselâ şimdi bütün dünyada aşağı yukarı aynı birbirine benzer eserler yapılıyor. Eskiden böyle değildi.

YARDIM: Her milletin kendine has bir mimari anlayışı, bir sanat üslubu vardı.

ASLANAPA: Daha doğrusu orijinal mimari yapabilmiş milletlerin kendilerine mahsus sanatları vardı. Diğer milletler onları taklit etmişlerdir.

YARDIM: Şimdi bütün ülkelerde Batı mimarisi mi hâkim oluyor?

ASLANAPA: Dünya mimarisi demek lâzım. Batı mimarisi doğru değil. Avrupa`da da aynı mimari hüküm sürüyor. Dünyanın her yerinde bu böyle. Bunu Kübizmin başlangıcı olarak alırsak Lekorbizye Kübizmin kurucusu Lekorbizye ilk araştırmalarını Osmanlı mimarisi üzerine yapmıştır. İstanbul`a gelmiş, Süleymaniye Camii`nin kübik hatlarını çizmiştir. Daha sonra Osmanlı mimarisini incelediği eserinde en çok buna yer vermiştir. Ve onun desenlerinde mimarimizden nasıl ilham aldığını görebiliriz.

YARDIM: Az önce adı geçen ve ortak mimari olarak yaygınlaşan dünya mimarisi ülkelerin milli kültürlerini etkilemeyecek mi?

ASLANAPA: Milletlerin milli kültürü sağlamsa etkilenme söz konusu olamaz. Ama bu kültür ihmal edilmişse, zayıflamışsa, benimsenmemişse o zaman zararı olur.

YARDIM: Dünya mimarisinden etkilenmeyen ve kendi orijinal mimarisini koruyabilmiş ülkeler yok mu?

ASLANAPA: Yok denebilir. Gerçi eskinin devamı olarak bazı yerlerde bazı çalışmalar varsa da artık dünya mimarisi hâkim oluyor.

YARDIM: Türkiye`deki şehirleşmenin mimari mirasımızı menfi bir yönde etkilediğine şahit oluyoruz. Bunun önüne nasıl geçilebilir?

ASLANAPA: Bunun önüne geçmenin tek yolu eski eserlerin gayet anlayışlı bir şekilde yetişmiş mimarlar ve restoratörler tarafından devamlı kontrol altında tutulması gerekli tamiratların zamanında yapılması ve eserlerin bakımının gerçekleştirilmesiyle olur. Çünkü eski şehirlerde mimarlar, eserleri şehirlerin neresine oturtacaklarını ve nasıl yerleştireceklerini gayet iyi bilmekteydiler. Meselâ bugün en bariz misali Beyazıt Meydanı`nıdır. Beyazıt Meydanı`nın eski şekli bozulduktan sonra bir daha toparlanamamıştır. Bugün de darmadağın, karmakarışık durumdadır. Müdahale gayet kötü bir şekilde sonuçlanmıştır. Hâlbuki eskiden bu meydan en iyi şekilde değerlendirilmiş bulunmaktaydı. Daha sonra yapılan binalarla havuzlarla en iyi durumda bulunan meydan bugünkü şekliyle içinden çıkılmaz bir duruma sokulmuştur.

YARDIM: Peki mimari eserleri koruyan kuruluşlar var. Meselâ Vakıf müessesesinin kuruluş amacına uygun olarak işletilmediği söyleniyor. Bütün bunlara karşı tedbirler alınmıyor mu?

ASLANAPA: Vakıf teşkilatında eski vakıfnamelerde vakfın geliri o eserin tamir ve bakımına sarf edilir. Yani bütün vakıf gelirinin gayesi o eserin temiz olarak bakımlı bir şekilde ayakta tutulmasına tamirlerinin yapılmasına hasredilmiştir. Tabii vakıf gelirleri bir araya toplanınca şimdi aynı gelirlerin, aynı vakıflara kullanılması esası kalkmıştır. Bunlar sıraya konuluyor. Tabii arada unutulanlar oluyor. Bakım işi geciktiriliyor. Hâlbuki bakım işi çok mühimdir. Ve bakım yapılırsa tamir işi de kendiliğinden daha kolay daha ucuz daha iyi bir şekilde gerçekleştirilir. Ama yıllarca bakım yapılmadan harap olmaya terk edilmiş bir vakıf o zaman altından kalkılmaz bir şekilde yüksek masraflar, yüksek paralar gerektirir.

YARDIM: Anadolu`da restorasyon ve imar çalışmalarında bulunmuş kişi olarak bu alandaki faaliyetleri nasıl buluyorsunuz?

ASLANAPA: Anadolu`da restorasyon yapılıyor. Fakat maalesef bazen yıkmaktan beter restorasyon çalışmaları olmuştur. Bazı eserlerin bütün hüviyeti bozulmuş gayet manasız çirkin bir vaziyete getirilmiştir. Bunlardan kaçınmak lâzım. Yani restorasyonu gayet akıllıca ve aslına uygun olarak özellikle yetişmiş restorasyon mimarlar tarafından gerçekleştirilmesi lâzımdır. Böyle açık artırmayla eksilmeyle şunun bunun eline geçen eserler çok büyük zarar görmektedir. Maalesef Anadolu`nun pek çok yerindeki mimari eserler aslına uygun yapılmamaktadır.

YARDIM: Bunu ciddi koordine zayıflığına bağlayabilir miyiz?

ASLANAPA: Maalesef mahalli koordinelerce bu işler bilgisizce yapılıyor. Ve tahrip etmek yoluna gidiliyor. Bu bilgisizlikten ileri geliyor. Tabii bunların en iyi bir şekilde organize edilmesi güzel bir şekilde plânlanması iyice hesaplanarak işe girilmesi lâzımdır. İyi ustaların, iyi mimarların bu eserlerin korunmasında önayak olması lâzım.

YARDIM: Gerek TRT gerekse basın son zamanlarda mimari mirasımıza ilgi göstermeye, bunların korunması için sürekli yayına girmiş bulunmaktadır. Bu çabalar mimari mirasımızın korunması için yeterli midir?

ASLANAPA: Hayır yetersizdir. Meselâ Avrupa`da olsun, Amerika`da olsun ki onların mimari eserleri bize nispetle çok yenidir. Bu mesele ile çok ciddi ve ilmî bir şekilde uğraşılır ve plânlanır. Ve halkı ısındıracak, onları imrendirecek, teşvik edecek şekilde yürütülür. Bizde bu yapılmıyor. Böyle gayet kuru bir şekilde nazariyata dayalı olarak bir şeyler söyleniyor. Meselâ televizyonda bu konuda bilgi verirken konuşmalarla görüntüler birbirini tutmuyor. Böyle düzensizlikler oluyor.

YARDIM: Bu programlar herhalde daha iyi bir şekilde yapılabilir.

ASLANAPA: Evet, bu çalışmaların ehliyetli ve meseleyi bilen kişilerin eline verilmesi gerekiyor.

YARDIM: TRT`de bu tür programlar hazırlanırken ilim adamlarımızdan istifade edilmiyor mu?

ASLANAPA: Zaman zaman müracaatlar oluyor. Çoğu zaman iş amatörlerce yürütülüyor. Bu da çeşitli karışıklıklar doğuruyor.

YARDIM: Geçenlerde okuduğumuz haberde bir semtimizde Osmanlı tipi sitelerin inşa edildiğini duyduk. Sizce bu geçmişe bir hasret mi, yoksa millî benliğe bir dönüş olarak mı değerlendirilmeli?

ASLANAPA: Osmanlı tipi site denildiği zaman önce ne anlaşılıyor? Osmanlı tipi site külliyelere dayanır. Meselâ çeşitli külliyeler farz edelim Bursa`yı ele alalım. Murat Hüdavendigâr Camii ve Külliyesi var. Ondan sonra Yıldırım Beyazıt Camii ve külliyesi var. Ondan sonra Çelebi Sultan Mehmet eserleri var. İkinci Sultan Murat devri eserleri var. Şehir böyle gelişmiştir. Yani külliyelerle gelişmiştir. Şimdi aynı şeyi uygulamak pek mümkün olmaz. Yani Osmanlı tipi site deyince ancak bu külliyeler akla gelir ki bugün bunun tatbik kabiliyeti pek olamaz diye düşünüyorum.

YARDIM: Hele gecekonduların yaygınlaştığı bu dönemde...

ASLANAPA: Tabii eski tarzda siteler biraz zor yapılır. Yani aynı ölçüde bir külliye ortaya konulamıyor. Meselâ Bursa`da Yeşil Türbe, Yeşil Camii, Yeşil Medrese`nin meydana getirdiği bir külliye var. Ve mahalle bunun etrafında gelişmiştir. Sonra Muradiye Mahallesi. Ki İkinci Sultan Murad`ın cami medresesi, külliyesi buradadır. Bugün aynı şeyleri gerçekleştiremeyiz.

YARDIM: Bugün Boğaz Köprüsü gibi bazı eserler yapılıyor. Bunlara mimarî eser mi diyeceğiz?

ASLANAPA: Bunlar teknolojinin ürünleridir. Büyük teknik gelişme isteyen şeylerdir. Burada tabii estetik görünüş kadar teknik gelişme de çok mühimdir. Teknolojik gelişmeler çok mühimdir.

YARDIM: Müstakil evler yapılmadığı, yapılamadığı için ev mimarisi de tarihe karışıyor. Yapılan birbirinin tıpkısı apartmanlar, bloklar oluyor.

ASLANAPA: Elbette artık eskisi gibi müstakil evler köşkler yapılamıyor. Günün şartlarına uygun olarak binalar yapılmaktadır.

YARDIM: Fakat bu monoton bina tarzı bu kutu apartmanlar insanımızı huzursuzluklara, bunalımlara da ittiği bir gerçek. Sosyologların, psikologların kabul ettiği üzere insan ruhuyla mekân arasında sıkı bir münasebet vardır. Şimdi bağlı bahçeli geniş evini bırakıp küçük şehirlerimize yerleşen taşralı insan iki minik oda içerisine sıkışıp kalmaktadır. Çoluk çocuğuyla daracık evde yaşamak zorundadır. Buradan pek çok problem doğmaktadır.

ASLANAPA: Gayet tabii onun için şimdi Avrupa`da böyle seanslama şeklinde binalar yapılıyor. Yani apartmanın her dairesi birbirinden ayrı bir yapıdadır.

YARDIM: Nasıl yani?

ASLANAPA: Şöyle en geniş daire altta oluyor. Gittikçe daralarak bu daireler devam ediyor. Bu daireler her taraftan güneş görecek, hava alacak şekilde inşa ediliyor. Buna ziqurat deniliyor. Kademe kademe yapılmaktadır. Geçen yaptığım seyahatte bu tür apartmanlar binalar gördüm. Bu yapı tarzı gittikçe yaygınlaşıyor.

YARDIM: Günümüz modern apartmanlardaki monotonluk bu binalarda görünmüyor herhalde.

ASLANAPA: Görünmüyor. Avrupa`da bu şekilde böyle yeni yeni gelişmeler var. Sonra bir de bu blokların geniş bir sahası var. Bizde maalesef bu gerçekleştirilemiyor. O binaların etrafında geniş park, bahçe, ağaçlık, garaj, çocuk parkı var. Hepsi önceden plânlanıp yapılıyor. Bizde apartmanlar bloklar hâlâ altalta yan yana yapılıyor.

YARDIM: Fakat ileride bu yapı tarzını biz de alabiliriz değil mi?

ASLANAPA: Elbette.

YARDIM: Teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

ASLANAPA: Ben teşekkür ederim.

Mehmet Nuri Yardım

(Türkiye, 20-21 Kasım 1985)

http://sanatalemi.net

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile