|
Vatikan Kütüphanesi'nde bulunan ve bugüne kadar hiç görüntülenmeyen, Evliya Çelebi'nin ''Nil Haritası'' ilk kez görüntülendi. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nden sonra ikinci ünlü eseri kabul edilen ve Vatikan Kütüphanesi'nde olduğu bilinen 6 metre uzunluğundaki ''Nil Haritası'', Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Prof. Dr. Kenan Gürsoy ve yazar Rinaldo Marmara öncülüğünde, Vatikan Kütüphanesi'ne yapılan gezide görüldü. Uzmanlar, eserin Nil Nehri'nin doğduğu Cebel-i Kamer'in yer aldığı 1 metrelik baş bölümünü gösterdi. Kütüphane gezisi boyunca geziye katılanların tarihi bir ana tanıklık ettiği vurgulandı.
|
|
Bu çalışmada, “ney”in Osmanlı döneminde müzikteki ve şiirdeki yeri ve önemi araştırılmıştır.Bunun sonucunda “ney””in hem müziğin, hem de şiirin gözde çalgısı olduğu görülmüştür.Osmanlı'dan önce de İslam kültüründe saygınlığı olan “ney”in icadıyla ilgili rivayetler Hz. Muhammed dönemine kadar uzanır. Ney, Türk müziğinin her zaman çok sevilen ve değer verilen sazı olmuştur. Mevlâna Celâleddin Rûmî'nin, Mesnevîsi'nin ilk on sekiz beytini neye ayırması, bu çalgıyı Mevlevîlik'de kutsallaştırmış ve aynı zamanda ney Osmanlı kültür hayatında çok saygın bir yer kazanmıştır. Ney Osmanlı döneminde hem dînî, hem de din dışı müziğin vazgeçilmez bir çalgısı olmuştur. Osmanlı'da belli dönemlerde bazı çalgılar büyük rağbet görürken, bazıları gözden düşmüş, hatta terkedilmiş, ney ise yüzyıllarca kesintisiz olarak kullanılmıştır.
|
|
Allah'ın ebedîliğini İfade eden ve Osmanlılar'da mezar baş taşlana yazılması âdet olan Arapça ibare.
İfadeyi oluşturan kelimelerden birincisi, Kur'ân-ı Kerîm'de bir kısım esmâ-i hüsnânın yer aldığı çeşitli âyetlerde doğrudan Allah Teâlâ hakkında kullanılan hüve zamiridir. Bazı İslâm âlimleri tarafından ism-i a'zam ve tasavvuf ehlince zikirlerin doruk noktası, Allah'a yakınlığın en veciz ifadesi kabul edilen bu kelime, Allah'ın bütün vasıflarını ihata eden lafza-i celâl yerine kullanılmaktadır. Baki kelimesi ise beka kökünden türetilmiş bir sıfat olup esmâ-i hüs-nâdan biri olarak "varlığının sona ermesi düşünülemeyen, ebediyen var olan" anlamına gelmektedir.
|
|
Tarihimizde tozlu sayfalar arasında kalmış ve bugün için belki de garip addedebileceğimz satırlar bulunmaktadır. Bu sayfalar karıştırıldığı takdirde karşımıza çıkan bazı anekdotlar kimi zaman heyecan verici olabilmektedir. Bizim kültürümüzde herkesçe beğenilen bir gelenek vardır ki, uzak bir yolculuktan yahut seyahatten dönüldüğü zaman geride kendisini bekleyenlere hediyeler getirmek ayrı bir letâfet ve nezâket örneğidir. İşte şimdi beş asır önce yaşanmış bu tarz bir hâdiseye şahit olacağız. Bu hikayenin kahramanları ise astronomi ve matematikte devrin iki büyük âlimi olan Ali Kuşçu ile Uluğ Beğ olacaklardır.
|
Tarihi araştırmalar bu oyunun Sakalar, Hunlar ve Göktürkler döneminde oynandığını göstermektedir. Dünyada “Coffee House” kültürünün temelleri 1554 yılında İstanbul’da atılmış; İstanbul’dan sonra günümüz Avrupa’sında kahve kültürünün izleri 1650 yılından itibaren, bizden 96 yıl sonra görülmeye başlanmıştır. Günümüze, bu güçlü temellerin atıldığı dönemin kahve kültürünü yansıtan sadece iki adet görsel kaynak miras kalmıştır. İki kaynak da İstanbul’da resmedilmiştir. Mangala oyunu, iki görsel kaynakta da bulunan oyunlardan birisidir.
|
|
Tarihte çok garip hadiselerle karşılaşmak mümkündür. Bu yaşanan olaylar kimi zaman kendisinden sonraki nesillere ibret-âmiz mesajlar bırakabilir. Bunun için tarih, yaşanan vakalar olarak tekerrür etse de, bu noktada mühim olan, söz konusu anekdotlardan dersler çıkarabilmektir. Nitekim bunlardan biri, 15.yüzyıl ilim adamları arasında sayabileceğimiz ve Kadızâde-i Rûmî ismiyle şöhret bulan âlimin, bir devlet başkanı ve aynı zamanda astronomi-metematik bilgini Uluğ Beğ arasında yaşanan olay ve aralarında geçen diyalogtur…
|
|
Hz. Musa,(a.s)' mın hem amca oğlu hem de eniştesi olan Kâarun önceleri Musa (a.s)'ma iman ediyordu. Gündüzleri oruç tutar ve geceleri de namaz ile meşgul olurdu. Çok fakir ve ehl-i iyaline bakmakta zorluk çekerdi.Hak Celle ve Âlâ Musa, Tevrat'ı altun ile yazmasını emir buyurunca Hz. Musa:
''Ya Rabbî halimi biliyorsun ben fakirim'' diye tazarrû etti.
Bunun üzerine Cenabı Hak Hz. Musa'ya simya ilmini öğretir ve Hz. Musa da o emri yerine getirir. Daha sonra Hz. Musa, Kâarun'un fakirliğini ve ehl-i iyalinin çekmekte olduğu sıkıntıyı düşünerek, hem bedenî hem de mâlî ibadetini yerine getirip ecir sahibi olmasını düşünerek, O'na da 'simya' ilmini öğretir.
|
|
Tukyu(Asena) Tukyu' larin atalari Çinli' lerin (si-hayi) dedikleri bati denizi sahillerinde otururdu. Komsu hukumdarlardan bir bunlarin yurdunu basarak, kadin, erkek, cocuk ve onlerine gelenleri kilictan gecirdi. Bunlardan ancak on yasinda bir erkek cocuk kalabildi. Bu da elleri, ayaklari kesilmis olarak bir batakliga atildi. Cocuk orada acliktan, yaralarindan akan fazla kandan olmek uzere iken, bir disi kurt gelerek, ona bir parca et getirdi. Kurt her gun boyle yaparak cocugu besledi. Çocugun yaralari iyilesti. Yasi ilerleyince kurt bundan gebe kaldi.
|
|
İstanbul'da Galata'da alt kısmı Ceneviz, üst kısmı Osmanlı yapısı kule. Galata'ya XIV. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş sahip olarak burada bir koloni kuran İtalyan asıllı Cenevizliler. Bizans Devleti'nin iyice zayıfladığı bu yüzyıl içinde kolonilerinin etrafını surlarla çevirdikleri vakit bu arazinin en yüksek noktasında, deniz seviyesinden 35 m. yükseklikte Haliç girişiyle Marmara'ya hâkim bir yerde burçların hepsinden kalın bir kule inşa etmişlerdi. Bugünkü Galata Kulesi'nin esasını teşkil eden bu burç, karadan gelecek bir tehlikeye karşı Galata surlarının kuzey tarafını koruyor, Haliç'ten ve Boğaz kıyısından yukarı uzanan sur duvarlarının birleştiği yerde bulunuyordu. Surların başkulesini teşkil eden bu burcu Bizanslılar Büyük Burç (Megalos Pyrgos). Cenevizliler ise İsa Kulesi (Christea turris) olarak adlandırmışlardı. Bizans yapısı olan ve Haliç girişini kapatan zincirin bir ucunun bağlandığı kule ise kıyıda bulunuyordu. Kastellion denilen bu ikinci müstahkem kulenin mahzen kısmı Türk devrinde önce depo olarak kullanılmış ve XVIII. yüzyılda Yeraltı Camii adıyla ibadet yerine dönüştürülmüştür. Genellikle bu iki tahkimat unsuru birbirine karıştırılmıştır.
|
|
Divan edebiyatının ünlü ismi Profesör İskender Pala'ya, Tarih Profesörü Ahmet Şimşirgil'den ağır eleştiri geldi. Pala'nın son romanı Şah&Sultan'daki çok ciddi tarihi hataları ve saptırmaları Pala'ya yakıştıramadığını belirten Şimşirgil, Pala'yı kendi sözleri ile vurdu: "Gerçek bir muharrir okuyucusunu asla yanıltmaz ise bu kadar yanlış kurgu ve hata neyin nesi?" İşte Ahmet Şimşirgil'in İskender Pala'nın romanını tahlil ettiği yazısı: Şah&Sultan Romanı üzerine Ger derse Fuzuli ki güzellerde vefa var Aldanma ki şair sözü elbette yalandır
|
|
Şiir, ilk insandan beri vardır. Bilindiği üzere ilk insan olan Hazret-i Âdem aynı zamanda bir peygamberdi. İlahi kitaplarda anlatıldığı üzere iki oğlundan Hâbil ve Kâbil arasında geçen hadise en nihayetinde bir cinayet ile neticelenmişti. Kâbil, kardeşi Hâbil’i öldürmüştü. Bir baba olarak üzüntüsünü dile getiren getiren Hazret-i Âdem’in bu olayı müteakip söylediği bir mersiye ile (ölüm üzerine yazılan manzume) onun şiir söyleyen ilk kişi olduğu belirtilir. Öyleyse şiir çok etkili ve hislerin terennümünde pek tesirlidir. Ama şiir kimi zaman kişinin başına çok dertler de açmıştır. 16. asır şairlerden olan Figani’de olduğu gibi…
|
|
Şair Nedim denince aklınıza ne gelir? Bir israf, zevk ve eğlence devri olan Lâle Devri`ni terennüm etmiş bıçkın bir şair, dünyaya dört elle sarılmış, hayatı vur patlasın, çal oynasın yaşayan bir zevk-perest, meyhanelerden çıkmayan bir ayyaş, cinsel eğilimleri şüphe uyandıran bir çapkın... Evet, divanı ve bugüne kadar ciddi araştırmalar yapılmadan yazılıp çizilenler zihnimizde böyle bir Nedim portresi şekillendirmiştir. Peki, arşiv kaynaklarına dayanılarak yapılacak bir araştırma da aynı neticeyi verir mi? Bu sorunun cevabını Prof. Dr. İsmail E. Erünsal, Harvard Üniversitesi Yakındoğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü tarafından `Turkish Sources` serisinde yayımlanan Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları (The Archival Sources of Turkish Literary) adlı eserinde arıyor.
|
|
Saçımızı süpürge ettiğimiz, geceler boyu uykusuz kalıp başını beklediğimiz ve en önemlisi geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızı yeterince iyi yetiştirebiliyor muyuz? Eskiden geniş aileler vardı ve çocuğun eğitimi ortaklaşa üstlenilen bir sorumluluktu. Genç anne babaların tecrübesizliğini daha deneyimli anne-babaların olgunluğu örtüyor, çocuklar bir sevgi ve şefkat çemberinde yetişiyordu. Günümüzdeki çekirdek ailelerde ise bu görev tamamen anne ve babanın üzerine yıkılmış durumda. Genelde çalışan ebeveynler, tıkandıkları noktalarda çözümü bu konuda hazırlanmış kitaplarda arıyor. Ülkemizde çocuk eğitiminde başvurulan kitapların büyük çoğunluğu Batı menşeli. Bunlar ya tamamen tercüme ya da oradaki modeli açıklamaya ve ülkemize adapte etmeye çalışan kaynaklar. Peki, bu tarz bir eğitim ne kadar sağlıklı?
|
|
Antalya`nın Kumluca ilçesinde faaliyet gösteren Özel Kumluca Koleji öğrencileri, atalarının tarihi oyunu `Mangala`yı yeniden canlandırmak istiyor. Geçmişi 4 bin yıla uzanan, ancak günümüzde unutulmaya yüz tutmuş Mangala, Türklerin en eski zekâ ve strateji oyunu olarak biliniyor. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Gençlik Hizmetleri Daire Başkanlığı`nca, Aralık 2009`da kurulan `Çocuk Oyunları Şubesi` ile unutulan sokak oyunlarını yeniden canlandırmak amacıyla ülke genelinde geniş çaplı çalışma başlamıştı. Bu değerlerden biri olan tarihi `Mangala Oyunu` Kumluca Koleji öğrencileri tarafından yaşatılıyor. Kolej öğrencileri, Mangala`yı tanıtmak bir de kulüp kurdu. 15 kişiden oluşan Mangala Kulübü, önce internet ve kitaplardan oyun hakkında bilgi edindi. Daha sonra okul idaresi öğrenciler içi oyunun malzemesi aldı. Oluşturulan 5 takım sosyal faaliyetler kapsamında müsabaka yapmaya başladı.
|
|
Son dönemde Türk dizilerinden sonra Türk sinema sektörü de Ortadoğu`nun ilgisini çekmeye başladı. Katarlı medya şirketi Alnoor, Fatih Sultan Mehmet`in hayatını sinemaya aktarıyor. Son dönemde yapılan en yüksek bütçeli filmlerden biri olmaya aday olan Fatih Sultan Mehmet`in hayatını anlatacak filmin adı Firman (Ferman) olacak. Fatih Sultan Mehmet`in Hollywood tarzı çekilecek film için 50 milyon dolarlık bir bütçe hazırladıklarını söyleyen Alnoor`un Yönetim Kurulu Başkanı Ahmed Al-Hashemi, 1453`te Doğu ile Batı`yı bir araya getiren Osmanlı Hükümdarı Fatih Sultan Mehmet`in hayatını daha geniş kitlelere yaymak istediklerini belirtti. Al-Hashemi, `Bu film İngilizce olacak ve tüm dünyada gösterime sunulacak. Ardından 30 bölümlük bir dizi film serisi çekeceğiz. Bunun için de 25 milyon dolarlık bir bütçe ayırdık` dedi.
|
|
|