Osmanlı da Peygamber Sevgisi

Üç kıtaya yayılan ve fethettiÄŸi yerlerde yıllarca adaletle hükmeden Osmanlılar, bu imparatorluÄŸu `Peygamber Sevgisi` üzerine bina etmiÅŸlerdir.

Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.` (A`raf Suresi, 157)

Üç kıtaya yayılan ve fethettiÄŸi yerlerde yıllarca adaletle hükmeden Osmanlılar, bu imparatorluÄŸu `Peygamber Sevgisi` üzerine bina etmiÅŸlerdir. Osmanlı tarihi, deÄŸerli padiÅŸahlarımızın, Peygamber Efendimiz(sav)`e olan bu asil duygularını her zaman ve mekanda açığa vurduklarının sayısız örnekleriyle doludur.

Pek çok özelliÄŸi ile tarihe damgasını vurmuÅŸ olan Osmanlı Devleti`nin yönetim modeli, sahip olduÄŸu medeniyet, sanatsal gücü gibi üstün yönleri günümüzde halen büyük hayranlık uyandırmakta, çeÅŸitli araÅŸtırmalara, seminerlere ve belgesellere konu olmaktadır. Birçok devlet adamı, akademisyen ve tarihçi, Osmanlı`da hakim olan yönetim anlayışının üstünlüÄŸünü dile getirmektedir. KuÅŸkusuz bunda Osmanlı padiÅŸahlarının din ahlakına uygun bir yönetim anlayışı geliÅŸtirme konusundaki titizlikleri ve Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav)`e duydukları sevginin önemli bir payı vardır.

Osmanlı sultanları, ÅŸevkle, aÅŸkla çıktıkları her seferde ve kazandıkları her zaferde Peygamberimiz(sav)`in sünnetine uyarak Yüce Allah`ın rızasını kazanmayı gaye edinmiÅŸlerdir. Hayatları boyunca hep bu gayeyi gözetmiÅŸ ve Peygamberimiz (sav)`e duydukları hürmet ve muhabbeti her fırsatta ve fiilen de ifade ederek bu duyarlılıklarıyla müminlere örnek olmuÅŸlardır.

Osmanlı, devlet haline geldikten hemen sonra kurduÄŸu askeri birliÄŸi, `Peygamber Ocağı` payesiyle (rütbesiyle) onurlandırmış; askerine de `Mehmetçik` adıyla hitap etmiÅŸtir. Ordusuna verdiÄŸi isimlerden bir diÄŸeri de, `Asakir-i Mansûre-i Muhammediye`(Hz. Muhammed`in (sav) askerleri)dir. Devletinin baÅŸka bir adını ise, `Devlet-i Aliye-i Muhammediye` koymuÅŸtur.

Osmanlı Tarihinden Örnekler

Fatih Sultan Mehmet`in Örnek Sevgisi

Fatih Sultan Mehmet, Peygamber Efendimiz(sav)`e karşı duyduÄŸu derin muhabbetini (sevgisini), en güzel biçimde İstanbul`un fethinde ortaya koymuÅŸtur. Kutlu fethin hazırlık aÅŸamasında, Rumeli Hisarı`nı, O`nun güzel ismi `Muhammed`in Arapça yazılışına göre inÅŸa ettirmiÅŸ ve hatta yapımı sırasında kendisi de bizzat taÅŸ taşımıştır.

Fatih`in, fetihten hemen önce dile getirdiÄŸi ÅŸu sözler, bu coÅŸkusunu ifade etmektedir:

`Avn-ı İlahi ve imdad-ı peygamberi ile (Allah`ın ve Hz. Peygamber`in (sav) yardımı ile) beldeyi düÅŸman elinden

alacağız!`

Peygamberimiz (sav)`in Osmanlı`daki İlk Halifesi Yavuz Sultan Selim

Osmanlı sultanları arasında, Peygamberimiz (sav) `e sonsuz hürmet ve muhabbetiyle (sevgisi) öne çıkan ve halifesi mertebesine yükselen padiÅŸah Yavuz Sultan Selim`dir. Yavuz Sultan; `Allah rızası için tüm dünyayı fethetmek istiyorum!` idealiyle askerlerini hazırlarken, onları adeta bir `Peygamber Ordusu` gibi addetmiÅŸtir. `İslam BirliÄŸi` gayesiyle çıktığı Mısır seferinde, `Halifelik` kurumunun bozulan saygınlığını ve misyonunu yeniden düzeltmek için, bu kurumun, ÅŸahsında Osmanlı`ya geçiÅŸini saÄŸlamıştır. Peygamberimiz (sav)`e beslediÄŸi eÅŸsiz ve sınırsız sevginin derin bir hürmete dönüÅŸtüÄŸünü ise, ÅŸu tarihi sözleriyle ifade etmiÅŸtir:

`Biz, mukaddes yerlerin hakimi deÄŸil; hadimiyiz! (hizmetçisiyiz)`

Gerçekten Osmanlılar; kutsal toprakları fethedince vali adı altında idareci olarak atadıkları kiÅŸilere `Medine Muhafızı` unvanını vererek, bu sözleri yaÅŸama geçirmiÅŸlerdir. Öte yandan Yavuz Sultan, Hz. Muhammed (sav)`den hatıra ve emanet kalan; dünyadaki hiçbir ÅŸeyle ölçülemeyecek kadar deÄŸerli ve deÄŸiÅŸtirilemeyecek kadar paha biçilmez olan `Kutsal Emanetleri` Topkapı Sarayı`na getirerek, Hırka-i Saadet Dairesi`nde ağırlamış ve Türk Milletinin asırlardır bu ÅŸerefi yaÅŸamasına vesile olmuÅŸtur.

Kanuni Sultan Süleyman`ın Rüyası

Osmanlı klasik eserlerinde, yükselme devrinin en parlak döneminin hükümdarı Kanuni`nin rüyasında Hazreti Peygamber(sav)`i gördüÄŸü ve kendisine ÅŸöyle emrettiÄŸi nakledilmektedir:

`Belgrad, Rodos ve BaÄŸdat kalelerini fethedesin; sonra da benim ÅŸehrimi îmar edesin!`

I. Ahmed`in Başındaki`Taç`

Sultan I. Ahmed`in, Resulullah(sav)`a sevgisini ifade ediÅŸi kelimenin tam anlamıyla dillere destan olmuÅŸtur. Sarığına taktırdığı sorgucun içine, Peygamberimiz (sav)`in ayak izini resmettirip koydurmuÅŸ ve üzerine de ÅŸu dörtlüÄŸü yazdırmıştır:

`N`ola tacım gibi başımda götürsem daim Kadem-i resmini ol Hazret-i Åžah-ı Rasul`ün. Gül-i gülizar-ı nübüvvet o kadem sahibidir. Ahmeda durma yüzün sür kademine o gülün.`

(Her zaman başımda taç gibi taşısam Peygamber (sav)`in ayak resmini, gül yanaklı Peygamberimiz (sav)`in ayak izidir o. Ahmed durma hemen yüzünü sür o gülün ayağına)

II. Abdülhamid`in BaÄŸlılığı

Hazreti Muhammed(sav)`e ve O`nun davasına en fazla gönül verip, bu uÄŸurda çaba harcayan padiÅŸahlardan biri de Sultan II. Abdülhamid Han`dır. Sultan Abdülhamid, sevgi ve baÄŸlılığını, kutsal beldelere hizmetler götürerek ve İslam BirliÄŸi amacını gerçekleÅŸtirmeye çabalayarak göstermeye çalışmıştır. Hicaz bölgesiyle iliÅŸkileri güçlendirmek ve Kutsal Topraklarla mesafeyi kaldırmak niyetiyle yaptırdığı Hicaz ve BaÄŸdat Demiryolu, bunun en güzel ifadesi olmuÅŸtur. Abdülhamid, Batılı devletlerin, dinimizi hedef alan olumsuz tavırlarına karşı da büyük bir duyarlılık sergilemiÅŸ ve devletinin bütün gücünü kullanarak onları bertaraf etmiÅŸtir.

Son Medine Savunması

Osmanlı, fiilen yıkıldığı Mondros AteÅŸkes AntlaÅŸması sırasında bile, Peygamberimiz (sav) `e ve O`nun beldesine hürmet ve baÄŸlılığını, gücünün en son noktasına kadar korumaktan çekinmemiÅŸtir. `Çöl Kaplanı` lakabıyla anılan Fahreddin PaÅŸa`nın İngilizlere karşı giriÅŸtiÄŸi `Son Medine Savunması`, bunun en çarpıcı örneÄŸidir. Kutsal toprakları vermemek için sonuna kadar direnen ve çırpınan Fahreddin PaÅŸa, Hazreti Peygamber (sav)`e olan sonsuz sevgisini ÅŸu sözlerle ifade etmiÅŸtir:

`Ey Nass! (İnsanlar) Malumunuz olsun ki, ÅŸeci (yiÄŸit) ve kahraman askerlerim, bütün İslam`ın sırtını dayadığı yer, manevi gücün desteÄŸi, Hilafetin gözbebeÄŸi olan Medine`yi son fiÅŸengine (kurÅŸununa), son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya (korumaya) ve müdafaaya (saldırıları def etmeye) me`murdur (vazifelidir). Buna Müslümanca, askerce azmetmiÅŸtir. Bu asker, Medine`nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara`nın (Peygamberimiz (sav)`in mezarının bulunduÄŸu yer) yeÅŸil türbesi altında, kan ve ateÅŸten dokunmuÅŸ bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeÅŸil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır! Allah Teala bizimle beraberdir! Åžefaatçimiz O`nun Resulü, Peygamber Efendimiz (sav)`dir! Ey bütün tarihi eÅŸsiz kahramanlar; ÅŸan ve ÅŸerefle dolu Osmanlı ordusunun yiÄŸit zabitleri! Ey her cenkte (savaÅŸta) cihanı tir tir titretmiÅŸ, asla kimseye boyun eÄŸmeyerek daima namus ve din borcunu kanıyla ödemiÅŸ, ÅŸeci (yiÄŸit) Mehmetçiklerim, kardeÅŸlerim, evlatlarım! Gelin hep beraber Allah`ın ve iÅŸte huzurunda huÅŸû (korku ile karışık sevgi, alçak gönüllülük) ve vecd (aÅŸk) içinde gözyaÅŸları döktüÄŸümüz Peygamber (sav)`in karşısında, aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki; Ya Resulullah(sav), biz seni bırakmayız!...`

Ehl-i Beyt`e Hürmetin Sembolü: Nakibü`l EÅŸraflık Kurumu

Osmanlı Devleti, Peygamberimiz (sav)`in soyu olan Ehl-i Beyt`e, hürmetini, kurduÄŸu kurumlarla da fiilen göstermiÅŸtir. Osmanlı sınırları içinde yaÅŸayan, Peygamber soyuna mensup Seyyid(Hz. Hüseyin`in soyundan) ve Åžerifleri(Hz. Hasan`ın soyundan) tek tek kaydederek; bunların her türlü ihtiyaç ve hizmetlerini görmek ve ÅŸecerelerini soy kütüklerine iÅŸleyip korumak için, özel olarak `Nakibü`l EÅŸraflık` (Peygamber Efendimiz (sav)`in torunları soyundan gelen ÅŸerefli vekiller) kurumunu oluÅŸturmuÅŸ, başına da Nakibü`l EÅŸraf adında bir memur atamıştır. Peygamber nesline baÄŸlı olduÄŸunu belgeleyenleri her çeÅŸit vergiden muaf tutmuÅŸtur. Bütün bu hürmet ve imtiyazlarla, topraklarımızda dağınık halde bulunan Seyyid ve Åžeriflerin, huzur içerisinde bir hayat sürdürmelerini amaçlamıştır. Bazı padiÅŸahların Eyüp Sultan Türbesinde tertiplenen cülus merasimlerinde (tahta oturma törenlerinde) Osmanlılar, Seyyid ve Åžeriflere kılıç dahi kuÅŸattırmıştır. Bayram tebriklerinde, padiÅŸah yalnızca Nakibü`l EÅŸraf`ın tebriÄŸini ayakta kabul etmiÅŸtir. SavaÅŸlarda ise, padiÅŸahla beraber Nakibü`l EÅŸraf da sefere katılır ve Hazreti Peygamber (sav)`in sancağı dibinde yürürdü. Sancak-ı Åžerif`in İstanbul`dan sefere çıkışından tekrar dönüÅŸüne kadar, Nakibü`l EÅŸraf ile birlikte bütün Seyyid ve Åžerifler, tekbir ve salavat getirirlerdi.

Osmanlı`nın, Peygamber Efendimiz (sav)`e gösterdiÄŸi bu hürmet ve baÄŸlılığın bugünkü ve gelecekteki kuÅŸaklara aşılanması, devletine, milletine, tarihine ve dinine baÄŸlı her vatandaşın özenle sahiplenmesi gereken bir görevdir. Yüce Allah`ın `kendisinde iman edenler için güzel bir örnek` (Ahzab Suresi, 21) olduÄŸunu bildirdiÄŸi Hz. Muhammed (sav)`e baÄŸlılık ve sadakatin önemi Kuran`da ÅŸöyle haber verilmiÅŸtir:

`Åžüphesiz, Biz seni bir ÅŸahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ki Allah`a ve Resulü`ne iman etmeniz, O`nu savunup desteklemeniz, O`nu en içten bir saygıyla yüceltmeniz ve sabah-akÅŸam O`nu (Allah`ı) tesbih etmeniz için.` (Fetih Suresi, 8-9)

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 52. sayı (Ekim 2008) 32. sayfada yayınlanmıştır.

 

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile