| Nihal Atsız |
Ziya Gökalp ile atılım yapan Türkçülük fikrini Cumhuriyet Döneminde ilmi temellere oturtan Hüseyin Nihal Atsız, ölümünün 33. yılında, Türk MilliyetçiliÄŸi`ne yeni bir sorgulama yaptırdı.
Dayanılmaz olsa da Atsızlığın acısı; Ulu Tanrı`ya ÅŸükür yine soy var, Turan var Ziya Gökalp ile atılım yapan Türkçülük fikrini Cumhuriyet Döneminde ilmi temellere oturtan Hüseyin Nihal Atsız, ölümünün 33. yılında, Türk MilliyetçiliÄŸi`ne yeni bir sorgulama yaptırdı. Bu kez konu `ahde vefa` idi 12 Ocak 1905`te doÄŸan Nihal Atsız`ın, 11 Aralık 1975`e kadar geçen 70 yıllık ömrünün her anı `milliyetçi` olmanın bedelini ödeyerel geçti... 7-8 yaÅŸlarında Deniz Güverte Binbaşısı olan babası Mehmet Nail Bey`in görevi dolayısıyla bulundukları SüveyÅŸ`teki İtalyan çocukları, Fransız İlkokulu`ndaki Rum çocukları ona Türk olmasının bedelini ödetmeye kalkıştı... Sonra, Atatürk`ün fikirlerimin babası dediÄŸi Ziya Gökalp`in cenaze törenine katıldığı için Askeri Tıbbıye`deki hocaları bedel istedi... Sonra 1932`de Birinci Türk Tarih Kongresi`de Dr. ReÅŸid Galip`e karşı, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan`ı savunduÄŸu için Milli EÄŸitim Bakanlığı bedel ödetti.. Atsız Mecmua, Orhun, Ötüken... Yazdıkça sürüldü, yazdıkça cezalandırıldı, yazdıkça yargılandı, yazdıkça taşıdı sadece bedenen deÄŸil, ruhen de Türk olmanın sorumluluÄŸunu. İşsiz kaldı. Geçinmek için kitaplarını sattı. An geldi kitapları, baÅŸkalarının adlarıyla basılabildi. 10 Aralık 1975`te geçirdÄŸi kalp krizinin enfarktüs olduÄŸu anlaşılamadı. Ertesi akÅŸam geçirdiÄŸi ikinci kriz sonucu vefat etti. Cenazesi 13 Aralık 1975`te Kurban Bayramının ilk günü Kadıköy OsmanaÄŸa Câmii`nde kaldırıldı. Güçlü bir Türkolog da olan Atsız Bozkurtların Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Deli Kurt adlı romanlarıyla Türk tarihinin pek araÅŸtırılmamış dönemlerinin perdelerini araladı. Åžiirlerinin derlendiÄŸi Yolların Sonu kitabı defalarca basıldı ve basılıyor. O`nun kitaplarından sonra bu millet kendi adlarıyla tanıştı; Almıla`lar, KürÅŸad`lar, Gökçen`ler, Urumgu`lar, Yamtar`lar doÄŸmaya baÅŸladı. SARAÇOÄžLU`NA AÇIK MEKTUP Atsız`ı, sadeve Türk fikir hayatında deÄŸil, siyasi tarihte de bir milad haline getiren olay Orhun`un 1944 yılı Mart ve Nisan aylarında devrin BaÅŸbakanı Åžükrü SaraçoÄŸlu`na açık mektuplar yazmasıdır. Atsız, bu mektuplarla Ahmed Cevad Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel`in okullardaki Marksist faaliyetlerini ifÅŸa ederek Millî EÄŸitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel`i istifaya çağırmıştı. Atsız`ın ortaya çıkardığı `Rus yanlısı fikri iÅŸgal` o denli tepki çekmiÅŸti ki, Yücel kendi partisinde dahi `hedefteki adam` konumuna gelmiÅŸti. BaÅŸta İstanbul ve Ankara olmak üzere bir çok ÅŸehirde, komünizm aleyhinde gösteriler baÅŸlamış, Atsız destek sözleri içeren mektup ve faks yaÄŸmuruna tutulmuÅŸtu. Atsız`ı etkisizleÅŸtirmek için BoÄŸaziçi Lisesi`ndeki görevine son verildi. Orhun dergisi `bir kere daha` kapatıldı. Sabahattin Ali, Atsız aleyhinde hakaret davası açtı. Bu dava, bir aydının kalemiyle yapabileceklerine muazzam bir örnek oldu. Nihal Atsız`ın, davanın ilk duruÅŸması için Ankara`ya gittiÄŸinde, üniversite gençliÄŸinin sevgi gösterileri ile karşılandı. Mahkeme salonuna giremeyen gençler marÅŸlarla Ulus Meydanı`na doÄŸru yürüdü. Bu gösterilerde 165 genç tutuklandı. İNÖNÜ`NÜN 19 MAYIS NUTKU VUR EMRİ GİBİ Atsız`a destek verdikleri için, Alparslan TürkeÅŸ`in ifadesiyle `kafaları patlatılan, kaburgaları kırılan` ve tutuklanan bu gençlerin aileleri `Gençlik Bayramı`nda CumhurbaÅŸkanı İnönü`den `müjde` beklediler, Ama İnönü, dinleyenleri dehÅŸete düÅŸüren ÅŸu sözleri söyledi: ` Turancılar, Türk milletini bütün komÅŸularıyla onulmaz bir surette derhâl düÅŸman yapmak için birebir tılsımı bulmuÅŸlardır. Bu kadar ÅŸuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine Türk milletinin mukadderatını kaptırmamak için elbette Cumhuriyetin, bütün tedbirlerini kullanacağız. Emin olabilirsiniz ki vatanımızı bu yeni fesatlara karşı da kudretle müdafaa edeceÄŸiz....` Dava`Sabahattin Ali - Nihâl Atsız davası` olmaktan çok `Komünizme karşı Türkçülük davası` halini almıştı. Davanın 9 Mayıs 1944 günü yapılan karar oturumunda, Sabahattin Ali`ye ` vatan haini ` dediÄŸi için 6 aya mahkûm edilen Atsız`ın cezası hâkim tarafından ` milli tahrik ` gerekçesi ile 4 aya indirilip, ertelenmesine raÄŸmen Atsız, mahkemenin kapısından çıkarken tutuklandı. Turancılık davasının 7 Eylül 1944 günkü duruÅŸma açıldığında, sıkıyönetim komutanlığının son tahkikat kararı, Savcı Kâzım Alöç tarafından okundu. Kararın baÅŸlangıcında yer alan `vatana ihanetleri sabit olanlar... ` ibaresi sanıkları daha yargılamadan suçlu ilân etti. Alöç iÅŸkence iddialarını da ÅŸu ifadeleriyle doÄŸruladı: `Biz bunları huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera Palas Oteli`nde yatıracak deÄŸildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi görmüÅŸlerdir. Elbette onlara her nevi zulüm yapılmış ve yapılacaktır `. 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 65 oturum devam eden yargılama sonunda milliyetçiler muhtelif hapis ve sürgün cezalarına mahkûm oldu . Davada on üç sanık beraat etti. Askerî temyiz mahkemesi mahkumiyet kararlarını esastan ve usulden bozarak 23 milliyetçinin tahliye edilmesini saÄŸladı. Davaya 2 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi`nde devam edildi ve milliyetçilerin hepsi 31 Mart 1947 tarihinde beraat etti. Okunması dört saat süren beraat kararında `Bu nümayiÅŸ, millî bir ideolojinin millî olmayan bir ideolojiye karşı ifadesinden ibarettir ` deniliyordu. ATSIZ`IN SAVUNMASINDAN Tabutluklarda, tepelerine asılan 500`er yüzlük ampuller altında, Engizisyonu aratmayacak iÅŸkencelerden geçirilen Türk aydınları dirayetli tutumlarıyla tarihe geçti. Atsız savunmasında, `Atalarımızdan kalan mirasın bizim olması ülküsünü kalbimizde taşıyoruz. Ben buraları ÅŸahsım için istemiyorum. Oralarda çiftlik yahut apartman yapacak deÄŸilim. Milletim için düÅŸündüÄŸüm haklardan dolayı kimse bana vatan haini diyemez. Bu çirkef iftirayı iadeye tenezzül etmiyorum. Kimin hain, kimin vatanperver olduÄŸunu tarih tayin edecektir. Irkçı ve Turancı olduÄŸum için mahkum olursam bu mahkumluk hayatımın en büyük ÅŸerefini teÅŸkil edecektir.` demiÅŸti. Tarih, O`nu haklı çıkardı. Atsız`ın bütün derde olan, Türk tarihini bir bütün olarak benimsetmek konusunda hala yetersiziz. Bu nedenle tarihimizle yargılanıyoruz. Atsız`ın dediÄŸi gibi, hala `yaÅŸadığımız yüzyılır fedakarları`yız, ve fikrimizden, ömrümüzden çalınmasına izin veriyoruz. Yolların Sonu Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kiÅŸi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiÄŸin ardında saatlerce yol giden itler bile gülecek kimsesizliÄŸimize Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların... Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda. Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda. Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz; Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına. Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin DeÄŸiÅŸilir topu da bir sokak kaltağına. 1932 Kabri başında dualar edildi 11 Aralık 1975 günü Nihal Atsız`a Kurban Bayramı ziyaretine gidenler vefat haberiyle karşılaÅŸmıştı. 33 yıl sonra, yine bir Kurban Bayramı günü Atsız`ın Karacaahmet Mezarlığı`ndaki kabri başında yapılan törende, Türk MilliyetçiliÄŸi`nin aksakallılarından Sami Yavrucuk, Refet Körüklü, Erk Yurtsever, Türk Dünyası AraÅŸtırmaları Vakfı üyeler ve Ülkü Ocaklı gençler vardı. İstanbul Ülkü Ocakları yöneticilerinden Habip Arslan`ın duasıyla baÅŸlayan anmada Aksakallar adına Sami Yavrucuk, gençler adına Murat KösoÄŸlu birer konuÅŸma yaptı. Davanın sanıkları İstanbul 1 No`lu Sıkıyönetim Mahkemesinde görülen Türkçülük Turancılık Davasında aralarında Nihal Atsız, Alparslan TürkeÅŸ, Fethi TevetoÄŸlu, Zeki Velidi Togan, Orhan Åžaik Gökyay`ın da bulunduÄŸu 23 kiÅŸi yargılanmıştı. ++++++ Atsız, Türk milliyetçiliÄŸinin efsane ismi Muhiddin NalbantoÄŸlu`nun yazısı Hüseyin Nihal Atsız`ı anarken Türk milliyetçiliÄŸi tarihinin efsane ismi Hüseyin Nihal Atsız`ı 1950`li yıllarda tanıdım. Ve ölünceye kadar dostluÄŸumuz devam etti. Çalıştığım yayınevleri onun eserlerini yayımlıyordu. Daha sonraları kendi yayınevime gelmeye baÅŸladı. Yirmi yıldan fazla bir zaman dilimi içinde hemen her gün bana uÄŸrardı. Her defasında da günlük gazetelerin kitap sahifelerinden kestiÄŸi kupürlerdeki kitapları satın alırdı. Bunlar edebiyat ve tarihle ilgili kitaplar olduÄŸu kadar siyasi konularda da seçtiÄŸi kitaplardan oluÅŸurdu. Çok zaman beraberinde-daha sonraki yıllarda avukatı olan- Kerkük Türkleri liderlerinden rahmetli Enver YakuboÄŸlu bulunurdu. YakuboÄŸlu`na benim yayınevime yaklaşırken, `Gel Muhiddin`e bir uÄŸrayalım da ona bir Åžaman duası okuyalım...` dermiÅŸ. 1955`li yıllarda `Türkçülük ve Türkçülük Mücadeleleri Tarihi` adıyla bir kitap yayımlanmıştı. Kitabı yayımlayan da benim komÅŸum olan `Kültür Kitapevi` idi. Sahibi de iki Yahudi kardeÅŸti. Atsız`a bir adet vermiÅŸtim. Hemen ertesi günü ziyaretime geldiÄŸinde bana sordu: `-Azizim Muhiddin, bu kitabın yazarı olan zat deli mi, sarhoÅŸ mu? Ben o ana kadar kitaba ÅŸöyle bir bakmış ve okumamıştım. Hayret ettiÄŸimi görünce: -` Yahu bu adam benim için öylesine abuk ÅŸeyler yazmış ki, baÅŸtan aÅŸağı deli saçması hükümlerle dolu. Güya ben `Irkçı, Turancı` deÄŸilmiÅŸim. Bunlar külliyen hilafı hakikat ÅŸeylermiÅŸ. Yahu ben hayattayım. Niçin bana sormazlar? diye kaygılanmıştı. Daha sonra: `-Bu kitabın yazarı Ali Kemal Meram denilen herif-i naÅŸerif adam buraya geliyor mu? ` -Evet hocam, hemen her akÅŸam buradan geçer. Her defasında da selam vererek geçer, dedim. Hoca her zamanki muzip gülümsemesiyle eklemiÅŸti: `-Bu adamı döveceÄŸim. ÖldüreceÄŸim bu adamı... Aynı akÅŸam Atsız gittikten biraz sonra kapıda dikiliyorum. Ali Kemal Meram göründü. Uzun boyu ile karşıma dikildi. Sordu: ` -Atsız Bey senin dostunmuÅŸ. Sana hep uÄŸrarmış. Bir sorsana kitabıma muttali olmuÅŸ mu? Birden Atsız Bey`in feveranı aklıma geldi ve: `-O da seni arıyor, dedim. Muhatabım: ` -Sevindim. Her halde teÅŸekkür edecektir? Ben: `-Ne teÅŸekkürü, öldürecek seni. Dövecek seni, dememle beraber: ` Ama ben onun için kitabımda çok güzel ÅŸeyler yazdım. Onu akladım, demez mi. Tepem attı: `-Yahu adam için o dindar bir adamdır. Turancı, ırkçı deÄŸildir, demiÅŸsin. Adam ben ölmedim. Hayattayım. Bana niçin sormadan bu cevherleri yumurtlamış, diyor. Sen ise ben onu akladım diyorsun. Bunun üzerine Ali Kemal birden kendine geldi. Åžöyle bir caddeye ve daha sonra etrafa baktı. Birisini arar gibi. Sonra bana sordu: ` -Atsız Bey acaba yine gelir mi? Benim, elbette, demem üzerine derhal ve büyük bir telaÅŸla: `-Ben gideyim. Ne olur ne olmaz. Bir ihtilafa meydan vermeyelim dedi ve adeta kaçarak çekip gitti. Atsız adamı döver mi döver. Ben daha sonra kitabın Atsız`dan bahseden sahifelerini okuyarak bol bol güldüm. Durumu ertesi günlerde Atsız Bey`e naklettiÄŸimde o güzel ve gür kahkalarından birini koyverdi. Bir defasında ünlü tarihçilerimizden birinin Türk tarihinden bahsediyordum. Eserde sayılamayacak kadar çok tarih hataları vardı. Özellikle Türk tarihinin kaynaklarını kitabın başında ikibinikiyüz yıl, daha sonraki sahifelerde bundan daha eksik ve bazen de daha fazla göstermesini sıraladım. Atsız Bey`in de dostu olan bu tarihçimiz üstelik kitabının birçok bölümünü Atsız Bey`e de göstermiÅŸ ve fikrini almıştı. Bu hataları gören Atsız Bey, ` Canım dedi böylesi hataları hep yapıyorlar. Hocam dedim, böyle hataları ortaokul çocukları bile yapmaz. Bunun üzerine Atsız Bey: `-(Allah affetsin) Canım, dedi, Allah bile hata yapıyor. Bazılarını insan ÅŸeklinde yaratıyor. Bunu söylerken her zamanki ÅŸakalarını yaptığı gibi muzip muzip gülüyordu. Tabii` estaÄŸfurullah ` sözleri arasında konuÅŸmasını bitirdi. Allah ona gani gani rahmet eylesin. http://www.yenicaggazetesi.com.tr |


