| Milliyetçilik ve değişik algılanışları |
“Milliyetçilik” ( “Ulusalcılık” ) duygu ve düşüncesinin “yurtseverlik” gibi adlar altında da olsa çok eski bir geçmişi vardır. Özellikle, kendi tarihimizde Türk yurtseverliğinin yanı sıra, kendi toplu\-muna bağlılık, onun haklarını ve onurunu korumak olarak bu olguyu ilk günlerden beri gözlemleriz. Bilge Kağan’ın sözlerini anımsamak bu gerçeği kavramak için yeter. Ancak, bir “ideoloji” ye dönüşmesi, Avrupa’da feodal aristokratik devlete karşı burjuvazinin tarih sahnesine çıkması ile başlar.İdeolojileşme sürecinde, ilk aşamada burjuva milliyetçiliği, feodal bölünmüşlüğü ve bu temeldeki siyasal örgütlenmeyi ortadan kaldırarak “millî devlet” anlayışını gündeme getirdiği ve böylece de iç pazarın bütünlüğünü sağladığı için, bu anlamda, “ilerici” bir nitelik taşır. Bu aşamada, üretim güçleri gelişmiş, köylülerin toprağa bağlılığı kalkmış, burjuvaziye özgü de olsa bir takım hak ve özgürlükler yaşama geçirilmeye başlanmıştır.. Ne var ki, bir kere iktidarı ele geçiren burjuvazinin bu milliyetçiliği, emperyalist milliyetçiliğe dönüşmekte gecikmeyecektir. Hatta, daha da aşırı gidilerek, ırkçılık teorileri buna eşlik edecektir. Artık, Avrupalılar’ın milliyetçiliği, sanayi devrimini gerçekleştirememiş ülkelerin hammadde kaynaklarını ve iş gücünü sömürmenin, bu ülkeleri açık pazar durumuna getirmenin, kısacası sömürgeleştirmenin ideolojisidir. Avrupalı milliyetçi, kendi milletini üstün ve ayrıcalıklı görmekte, başkalarını insan yerine bile koymamaktadır. Avrupalı ve bir süre sonra da “milletleşme” sürecini büyük ölçüde başaran Amerikalı, kendilerinin başarısının milliyetçi olmalarının sonucu olduğu tarihsel gerçeğini hiçbir zaman usundan çıkarmamıştır. Bu nedenle de, sömürdükleri ülkelerde milliyetçiliğin gelişmesinin de onların silkinip kalkınmalarını sağlayacağını bilmekte ve bu ülkelerde milliyetçiliğin gelişmesini önlemek için her türlü girişimde bulunmaktadırlar. Bu girişimlerinin başında da etnik bölücülüğü kışkırtma ve örgütleme, dinsel-mezhepsel ayrılıkları körükleme gelmektedir. Dahası, milliyetçiliğin modasının geçtiği düşüncesini hedef ülke insanlarının kafalarına yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Öte yandan, kendilerini üstün ve erişilmez gösteren, sömürdükleri ülkelerin insanlarına aşağılık duygusu aşılamayı amaçlayan kültür emperyalizmi de bir başka silahlarıdır. Buna karşılık, sömürge ya da yarı sömürge ülkelerde, vatanları işgale uğramış toplumlarda, biraz geç de olsa, “antiemperyalist milliyetçilik” gelişmeye başlamıştır. Şurası çok açık bir gerçektir ki, “millî şuur” a ( “ulusal bilinç” e) sahip olmayan halklar antiemperyalist bir kavgaya girişemezler. Bu yüzden de, bir avuç “beyaz adam” birçok halkları kendi içlerinde bölüp parçalayarak, milliyet duygusundan nasibini alamamış yerli işbirlikçileri kullanarak sömürüp durmuştur ve durmaktadır. Bunun son örneği, Irak’tır. Aynı ülkenin insanları, ülkelerini işgal eden emperyalistlere karşı bir olup direnecekleri yerde, Şiî ve Sünnî diye birbirlerini öldürüp durmakta, işbirlikçileri de işgalcilerin uşaklığını yapmaktadır. Demek ki, milliyetçilik ve millî devlet, emperyalizmin en büyük ve güçlü düşmanıdır. Bize gelince; Kemalist milliyetçilik, antiemperyalist milliyetçiliktir ve özgün tür milliyetçiliğin de öncüsüdür. Bu nedenledir ki, bugün ABD ve AB, Atatürk’e karşıdırlar. Yine bu nedenledir ki, bugün Atatürkçüler, hedeftedir. Bugün, Türk milleti, ne acıdır ki, yine emperyalizmin pençesine düşmüştür. Yine antiemperyalist bir savaşım vermek zorundayız. Bu savaşımın ideolojisi ise, hiç tartışma götürmeyecek biçimde, Atatürk’ün antiemperyalist milliyetçiliği olmalıdır. Ne ki, bu zorunluluğu duyanların, kendilerini “milliyetçi” olarak görenlerin, bu üç çeşit milliyetçiliği birbirinden ayırt etmeleri gerekir: Burjuvazinin feodal aristokrasiye karşı milliyetçiliği, burjuva emperyalist milliyetçiliği (ki yer yer ırkçılık çizgisine varmaktadır) ve antiemperyalist milliyetçilik. Unutulmamalı ki, antiemperyalist milliyetçilik, millî bağımsızlıkla eş anlamlıdır. Bu noktada iki soru karşımıza çıkmaktadır: 1. İslâm ile milliyetçilik arasındaki ilişki nedir? 2. Sosyalizm ile milliyetçilik bağdaşır mı? Bu iki sorunun yanıtını izleyen yazılarımda sırası ile vermeye çalışacağım. |


“Milliyetçilik” ( “Ulusalcılık” ) duygu ve düşüncesinin “yurtseverlik” gibi adlar altında da olsa çok eski bir geçmişi vardır. Özellikle, kendi tarihimizde Türk yurtseverliğinin yanı sıra, kendi toplu\-muna bağlılık, onun haklarını ve onurunu korumak olarak bu olguyu ilk günlerden beri gözlemleriz. Bilge Kağan’ın sözlerini anımsamak bu gerçeği kavramak için yeter. Ancak, bir “ideoloji” ye dönüşmesi, Avrupa’da feodal aristokratik devlete karşı burjuvazinin tarih sahnesine çıkması ile başlar.