Küçük`ün aile ağacında süpriz!
Herkesin soyunu sopunu kurcalayan Yalçın Küçük`ün dedesiyle ilgili ilginç bir açıklama geldi

Etme bulma dünyası, Yalçın Küçük onun bunun ÅŸeceresini kurcalayarak çok beddua topladı. Sonun da biri çıktı onun da ÅŸeceresini kurcaladı. MeÄŸer Yalçın Küçük`ün dedesi Fransız iÅŸbirlikçisiymiÅŸ. Dede Abdullah Sabuni, Hatay`ın Türkiye`ye baÄŸlanmaması için Çerkez Ethem`in kurup, yönettiÄŸi örgütün üyesiydi.

Yalçın Küçük, `Süleyman Demirel`in cumhurbaÅŸkanı olduÄŸu bir ülkede artık yaÅŸayamam` diyerek çekip gittiÄŸi Fransa`dan döndü döneli (1989) kaleme aldığı kitaplarında (Aydınlık Zindan, Tekelistan, Tekeliyet, Sırlar, İsyan), dergilerde, basında, televizyonda, çeÅŸitli söyleÅŸi programlarında ve konferanslarda, kendi ifadesiyle `saklı bir Türk tarihi` üretiyor. Bunun için mezar taÅŸlarını inceliyor, gazetelerde çıkan ölüm ilanlarını okuyor, insanları isimlerine, soyadlarına göre Yahudi ilan ediyor.

Ona göre, son 150 yıllık Türk tarihi, aslında Yahudilerle Hıristiyanların mücadelesidir ve Türkler bu sahnede figüran dahi olamamıştır. Türkiye`de ister İttihat Terakki`nin içinde, ister dışında, ister onlarla beraber, ister onlara karşı 1906 ile 1926 arasındaki 20 yıllık süreçteyse, en önemli kavga Siyonistlerle (Yahudilerle), Sabetaycılar(İbraniler) arasında yaÅŸanmıştı. Çünkü Siyonistler ayrı bir devlet isterken, Sabetaycılar, Anadolu`yu `vaat edilmiÅŸ toprak` olarak görüyorlardı da ondan! Zaten İttihat Terakki Partisi`ni ve onun gizli örgütü olan TeÅŸkilatı Mahsusa`yı da Selanik`te Sabetaycılar kurmuÅŸtu. Bunlar Balkan SavaÅŸlarında Selanik elden çıkınca, Anadolu`yu vatan yapmak için Ermeni ve Rum tehcirini organize ettiler. Ermenilerin ve Rumların boÅŸalttığı yerlere de Sabetaycıları yerleÅŸtirdiler. KurtuluÅŸ Savaşı, bu amaç doÄŸrultusunda Sabetaycıların örgütlediÄŸi ve önderlik ettiÄŸi bir hareketti. KurtuluÅŸ Savaşındaki direniÅŸi TeÅŸkilatı Mahsusa ateÅŸlemiÅŸti. Bu mücadele içinde Sabetayist olmayan bir tek Enver PaÅŸa ile Cemal PaÅŸa vardı. Onlar da 1922`ye gelindiÄŸinde tasfiye edilmiÅŸ ve Sabetayistlerin rezerv devleti (Türkiye Cumhuriyeti) kurulmuÅŸtu.

BÜLBÜLDERESİ`NDE YATAN ÇANAKKALE GAZİLERİ

Küçük`ün saklı tarihine göre, Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919`dan önce önemli bir subay ve kiÅŸilik deÄŸilmiÅŸ. Çanakkale Savaşı`nda Mustafa Kemal`in tayin edici bir rolü olmamış. Çanakkale`de kara savaÅŸlarında kazanılan da o kadar büyük bir ÅŸey deÄŸilmiÅŸ ve bunun için çok zayiat verilmiÅŸ. Çanakkale Savaşının asıl kahramanları Vehip PaÅŸa ve Esat PaÅŸa`ydı. Bu iki paÅŸa da Sabetayistti. Ama kahramandılar. Ölümlerinden sonra Üsküdar`da, Sabetayistlere ait Bülbülderesi mezarlığına gömüldüler.

1915 Ermeni katliamını Türkler yapmadı. Karar İttihatçı Hükümetindi. Karar, Talat PaÅŸa`nın aldığı karardı. Talat PaÅŸa da Sabetayist. Türklerin Ermenilere ve Kürtlere yaptıkları soykırım sayılamazdı. Çünkü bizde iyi Ermeniler de vardı. EÄŸer bir tek Ermeniye dahi iyi Ermeni diye dokunmadıysak, soykırım yoktur. Halbuki Hitler, babası olsa Yahudiyi fırına gönderdi. Erivan bunları biliyor, Erivan, kendilerine yapılanlardan dolayı Türkleri sorumlu tutmaz. Ayrıca Rusya`nın Türkiye`den toprak istediÄŸi de yalandır.

Bu saklı tarih, çok kılçıklı bir balık ziyafeti gibi, yutkunabilene aÅŸkolsun! Bakın daha ne sürprizler var: Mesela Türk halk KurtuluÅŸ Savaşı`na karşıydı. Kurtulmak falan istemiyordu. Bir tek Çerkez Ethem vardı KurtuluÅŸ Savaşı`na inanan. Çerkez Ethem bir sosyalistti. Zenginden alır fakire verirdi. Sonradan Kemalistlerce`hain` ilan edildi. Halbuki Çerkez Ethem, Türk askerine deÄŸil bir mermi, sapanla taÅŸ bile atmamıştı. Ama onu tasfiye ettiler. O hain olduÄŸu için, birilerinin kahraman olması gerekirdi. Onun için de İnönü zaferi icat edildi. İnönü zaferleri diye bir ÅŸey yoktur.

ENVER PAŞA`YI SABETAYİSTLER YARATTI

`Mübadeleyi hâlâ anlayamıyorum` diyor Küçük, Yunan ordusu Sakarya`ya kadar geldiÄŸi halde Rumlar, bize sapanla dahi taÅŸ atmadı. Yerli Rumlar onlara en ufak yardımda bulunmadı. Ama onları gönderdik. Zengindiler. Mübadele ile gönderilenlerin yerine gelenlerin tümü Sabetaycıydı. 1919-20 yıllarında nerede çok zengin Rum varsa, ÅŸimdi orada yoÄŸun olarak Sabetaycılar vardır. İzmir`de, Antalya`da, Kayseri`de, Samsun`da, Zonguldak`ta, Adana`da, Trabzon`da. Anadolu`dan Rumları, Ermenileri Sabetaycılar çıkardı. Sonraları 6/7 Eylül`ü vesaireyi de onlar yaptı. Bu yüzden KurtuluÅŸ SavaÅŸlarını fazla önemsemeyin.

Küçük niçin Sabetayistlere taktığını ÅŸöyle açıklıyor: `Sabetayist İsmail Cem`in cumhurbaÅŸkanı seçilmesini engellemek için!` Sonuca bakılınca engelledi de denebilir. Öyleyse amacına ulaÅŸtı. Fakat o bununla yetinmiyor. Onun nihai hedefi Atatürk. Bu takıntıyla kahve falı bakar gibi tarih yazıyor. Ve ÅŸimdi ondan bir bomba daha geliyor: Bu rezerv devlet (yani T.C.), günümüzde Büyük OrtadoÄŸu Projesi`ne zemin hazırlamak ve orayı ileride kurulacak İsrail`e hediye etmek için Musul`u alabilecekken almamış! `Musul Orta DoÄŸunun sıklet merkezidir. Yahudilerin bölgedeki en önemli müttefiki Kürtlerdir. Türkiye`deki anti-emperyalist mücadelenin merkezi -bugünlerde- Musul`a kaymıştır` diyor Küçük. İsrail`de 200 bin kadar Kürt Yahudisi, Irak`ın kuzeyinde de 200 bin kadar Kürt Yahudisi var. MOSSAD, Irak`ın kuzeyinde infaz timleri kurdu. Küçük, ÅŸu sıralar her fırsatta, her ortamda bunu söylüyor: `Musul`u alamazsanız Diyarbakır`ı verirsiniz! Atatürk`ten İnönü`ye, İnönü`den Ecevit`e, Ecevit`ten de Ahmet Necdet Sezer`e iletilmiÅŸ bir vasiyet var: Musul`u alın!` Yalçın Küçük`ün Musul meselesine bir çözüm önerisi de var, sıkı durun: `Öcalan pazarlıkla salıverilecek. PKK Barzani`nin üstüne salınacak, Musul bizim olacak!`

1789 Fransız Devrimi, tüm dünyada olduÄŸu gibi Osmanlı`da da milliyetçiliÄŸi ateÅŸledi. İmparatorluÄŸun kurucu ve devam ettirici unsuru olan Türkler de bu milliyetçilik dalgasından etkilendiler. İttihat Terakki içinde Sabetaycıların bulunması doÄŸrudur. Hatta Enver PaÅŸa`yı ön plana Emanuel Karasu, Dr. Nazım, Maliye Nazırı Cavit Bey gibi Sabetayistler çıkarmışlardı. Keza aynı isimler, bu sırada Mustafa Kemal`in önünü tıkayarak Enver PaÅŸa`ya avantaj saÄŸladılar. Esasen İttihat Terakki içinde sadece Sabetayistler deÄŸil, BoÅŸo gibi Rumlar, Abdullah Cevdet gibi Kürtler, Ermeniler ve Çerkezler ile daha baÅŸka etnik unsurlar da vardı ve doÄŸal olarak Türkler de. Hal böyleyken İttihat ve Terakki`yi sadece Yahudilerin örgütüymüÅŸ gibi göstermek bilimsellikten ve gerçeklerden uzaktır.

Küçük`ün son dönem tezleri böyle. Acaba bunlar referans alınabilir mi? Acaba bunlar saÄŸlıklı bir aklın ürünü sayılır mı? Bu dayanaksız atışları acaba ciddiye alan çıkacak mı derken, ortaya Ahmet Efe çıktı. 1963 Adana-Osmaniye doÄŸumlu bir tarih öÄŸretmeni. Nasıl Yalçın Küçük`ün uzmanlık alanı Yahudiler-Dönmelerse, onun da uzmanlık alanı Çerkezler ve Çerkez Ethem. Bu efsaneyi örten sis perdesini kaldırmak için kaleme aldığı `Çerkez Ethem` kitabının sonunda dayanamamış, bir kulp uydurup Yalçın Küçük`ü `Kemalistçe` bir güzel benzetmiÅŸ. Ama zaman zaman onunla hemfikir, mesela:

`İtiraf edelim ki Yalçın Küçük, hiç bilmediÄŸimiz Yahudilik, Sabetaycılık ve Kabala konularında yazdıklarıyla bizleri aydınlattı. DüÅŸünsel anlamda ufkumuz açıldı. Siyasal yaÅŸama ve olaylara bakışımız farklılaÅŸtı. Bunun için Küçük`e toplum olarak teÅŸekkür borçluyuz. Ancak...`

ADIVARLAR`I MUSA ANTER KORUDU

Ancak diyor ve ekliyor; `Küçük, Jön Türkizm: DoÄŸu BirliÄŸi adlı yazısında Mustafa Kemal`i İngiliz ajanı, dolayısıyla KurtuluÅŸ Savaşını da İngiliz operasyonu olarak itham etti ve bununla da yetinmeyip, Cemal PaÅŸa`yı, İngilizlere Mustafa Kemal`in ihbar ederek öldürttüÄŸünü ima etti.` Yalçın Küçük anti-Kemalistlik yapmasa Ahmet Efe ile çok güzel anlaÅŸacakları kesin.

`Biz sadece Nutuk`ta yazılanlara bakarsak tarih yazamayız` diyen Küçük, sıkı bir Enver PaÅŸacı olup, dolayısıyla anti-Kemalisttir. Anti-Sabetaycılık ve Yahudi düÅŸmanlığının asıl hedefi Mustafa Kemal`dir. Ancak bunu açıkça söylemiyor. Ahmet Efe`nin deyiÅŸiyle `Yalçın Küçük, âdeta bir libero gibi topu kendi kalesinden alıp orta sahaya getirmiÅŸtir. Bu santrfora gol pasıdır. Ancak Sabetayist Cavit Beyin torunu, Åžiar Yalçın`ın oÄŸlu, `Efendi`nin yazarı olup santrforluÄŸa soyunan Soner Yalçın da topu kaleye atamamıştır. `Gol yapmak` elbette Mustafa Kemal`i de Sabetaycı ilan etmektir. Yalçın bunu kitabında yapamasa da ErtuÄŸrul Özkök`ün muayyen günler yazarı AyÅŸe Arman`a verdiÄŸi röportajda, `Peki Atatürk?` ÅŸeklindeki Mustafa Kemal`in Sabetaycı olup olmadığına iliÅŸkin soruya `Ben bilmem! Onu da tarihçiler araÅŸtırsın` gibi her tarafa çekilecek bir yanıt vermiÅŸti.`

Sabetayistlere yer açmak için Ermeni ve Rumların kovulması (tehcir) olayına gelince, Ahmet Efe soruyor; O Ermeniler, tarlasında ekin biçerken, terzihanesinde elbise dikerken, dükkanında müÅŸterisini tıraÅŸ ederken, durup dururken mi göç ettirilmiÅŸtir?Yoksa Türk ordusunun aynı anda hem Sarıkamış`ta, hem Irak, hem Çanakkale`de savaşırken, Ermenilerin de cephe gerilerinde bu orduları arkadan vurup masum halkımızı da katletmesini nasıl görmezden gelir ve bunu Sabetaycılar`a nasıl baÄŸlayabilir? Bundaki amacı nedir?

Sabetaycı Adnan Adıvar ve Sabetaycı Halide Edip ikilisi, İttihat Terakki Hükümetinin son derece isabetli ve insani bir uygulaması olan Ermeni yer deÄŸiÅŸtirmesini `katliam` olarak nitelemiÅŸ ve sonra yurttan firar etmiÅŸti. 1939`da yurda dönen Adıvarlar`ı, Küçük`ün `Yahudi Kürt` diye tanımladığı Musa Anter ve adamları korumuÅŸtu!

Ermeni yer deÄŸiÅŸtirmesi, Türk ülkesinden baÅŸka bir ülkeye deÄŸil, yurt içinde bir yer deÄŸiÅŸtirmedir. Bu da Ermeni yer deÄŸiÅŸtirmesini hukuksal açıdan `tehcir` tanımına sokmaz. Tehcir, bir ülkeden baÅŸka bir ülkeye zorunlu göçe denir. Böyle olduÄŸu halde vatan satıcısı Damat Ferit, İngilizlere yaranmak için 1915 olaylarını tehcir tanımına sokturarak İttihatçıları yargılatmıştır. Ayrıca Ermenilerin yoÄŸun olarak göç ettirildiÄŸi Deyrizor, çok uzaklarda deÄŸil, Anadolu`nun hemen yanı başında ve öyle çöl ve kurak bir yer deÄŸil, Fırat kenarında, sulak ve verimli topraklara sahip, iklimi güzel bir bölgedir.

Ahmet Efe `Åžunu da söyleyelim ki, Küçük nasıl bir Enverist ise biz de o derece Kemalistiz` diyor. Ancak her ÅŸeye karşın, Enver PaÅŸa baÅŸta olmak üzere İttihatçıların hepsinin 1915 olaylarından dolayı `TürklüÄŸün bekâsı` baÄŸlamında çok yararlı ve hayırlı bir icraat yaptığını düÅŸünüyor. `Ve salt bu icraat bile onların -eÄŸer varsa- tüm hatalarını aklamaya yeter de artar! EÄŸer İttihatçılar Ermenilerle ilgili önlemleri almasaydı, Türk İstiklâl Harbi olmazdı. Anadolu da Mondros/Sevr sürecinde Türk`ten kazınarak Rum, Ermeni ve diÄŸerleri tarafından paylaşılırdı diyor.

Sonra Mübadele ile gelenlerin tümünün Sabetaycı olduÄŸunu iddia etmek de konuyu saptırmaktır. 1923`ten 1927`ye kadar 500 bin Türk`e karşılık 1 milyon 200 bin Rum göç ettirildi. Küçük, bu 500 binin tümünün Sabetayist olduÄŸunu iddia ediyor. Ahmet Efe`ye göre bu `TürklüÄŸe yapılmış bir iftiradır.` Mübadele öncesi ve sonrası Sabetayistlerin nüfusu hiçbir zaman 100 bini aÅŸmamıştır. `Yalçın Küçük merak etmesin!` diyor Ahmet Efe, Türk devleti kimin Sabetaycı olup kimin olmadığını gayet iyi bilmektedir. Bizzat Sabetaycıların açıkladığına göre, kendilerine aynı tip seri numaralı pasaport verilmesi onların -kendi ifadelerine göre- Türk devletince takip edildiklerini göstermektedir. Yine bu baÄŸlamda, Rum, Ermeni ve Yahudiler dışında Sabetaycıların da kapsama alındığı 6/7 Eylül olaylarını nereye oturtmaktadır? Ahmet Efe keza Varlık Vergisini de savunuyor: `Onu da söyleyelim ki, son derece yerinde bir karar olan Varlık Vergisi, bu topraklarda bin yıldır kurucu ve taşıyıcı unsur olan Türklerin iktisadi anlamda milli bir intikamıdır!`

`PEKİ YA SİZ KİMSİNİZ YALÇIN KÜÇÜK BEY?`

Musul`a gelirsek; İngilizlerin kışkırttığı, Çerkez Ethem`in de içinde bulunduÄŸu Kürt İsyanları, 1925`ten baÅŸlayarak 1937`ye kadar fırsat mı verdi de, Cumhuriyet ve onun kurucusu Atatürk Musul`u `Mutlaka alacağım!` dediÄŸi halde alamadı?

`Cumhuriyet ile Osmanlının deÄŸirmeninde öÄŸütülen Türklük diriliyor ve bu görmezden geliniyor` diyor Ahmet Efe, `bunu görmemek Türk duyarsızlığıdır.` KurtuluÅŸ Savaşı yıllarında Avrupa`da yan gelip yatan Sabetaycı İttihatçıların Türk zaferine el koymak istemeleri görmezden geliniyor. Bunlardan Maliyeci Cavit`in Lozan pazarlığı sırasında karşı tarafa bilgi aktardığı unutuluyor. 1926 yargılamalarında Dr. Nazım ve Cavit`in, araya Rothschild gibi dünyayı yöneten 12 Yahudi ailenin girmesine raÄŸmen asılmaktan kurtulamadıkları görmezden geliniyor.

Yurt çapında yürütülen `derin` bir kampanya sonucu baÅŸlatılan Yahudi düÅŸmanlığının kanlı ve utanç verici tezahürleri olan 1927 İstanbul Elza Niyago olayı (İzmir`e de sıçramıştı) ve 1934 Trakya olayları (Bursa`ya da sıçramıştı) ortada dururken Mustafa Kemal ve onun kurduÄŸu Cumhuriyet nasıl Sabetayist oluyor!

`Atatürk`de mi Sabetayist` sorusuna `Efendi` Soner Yalçın ne demiÅŸti, hatırlayalım: `Ben bilmem! Onu da tarihçiler araÅŸtırsın.` Bakalım aynı soruya Yalçın Küçük ne cevap verecek: `Ben Atatürk Sabetayisttir demiyorum. İsrail kaynaklı kitaplardan alınma internetteki bazı siteler öyle yazıyor. Biz onları reddediyoruz!` Böylece Küçük, golü atmak için zamanın henüz gelmediÄŸini bildiÄŸinden buraya kadar özetlediÄŸimiz tüm tezlerini inkâr ediyor.

Yalçın Küçük, 1998`den önce Fransa`da bulunduÄŸu yıllarda kendi anlatımlarına göre, `ABD ve Avrupa istihbarat servislerinin güdümündeki terör örgütü PKK`yı, Türk devleti adına Türkiye yanlısı bir çizgiye çekmekle görevliydi.` Ama Ahmet Efe buna inanmıyor ve soruyor: `Yalçın Küçük PKK ile onları Türkiye yanlısı bir çizgiye çekmek için mi iliÅŸkiye geçti, yoksa Kürt hareketini mayın merkebi olarak peydahlayıp kullanmak isteyen, Türkiye`nin milli üniter yapısını bozmayı amaçlayan güç odakları adına mı orada yer aldı?`

Tansu Çiller, 24 Aralık 1995 seçimlerinden hemen önce Abdullah Öcalan`a karşı Åžam`da yaptıracağı suikast, Mesut Yılmaz tarafından bir ÅŸekilde haber alınıp, Paris`teki Küçük`e, Küçük tarafından da Öcalan`a bildirildi. Böylece Çiller`in oya dönüÅŸtürmeyi tasarladığı suikast, Küçük aracılığıyla önlenmiÅŸ oldu. Nitekim Çiller bu seçimlerde ancak üçüncü olabildi.

Sadece Sabetaycılar`ın deÄŸil, hemen herkesin etnik kökenini kurcalayan Küçük, kendi etnik kökeni konusunda ise açık sözlü olamıyor. Önceleri `Türk oÄŸlu Türküm, hatta Türkmenim` demesine karşın, zamanla baba tarafında Türk, anne tarafından Kafkasya kökenliÄŸini olduÄŸunu ve ana tarafında İbrani kökenli kimselerin bulunduÄŸunu itiraf etti. Yalçın Küçük`ün bir palavrası da ÅŸu: Her fırsatta Kıbrıs savaşında `Magosa`yı benim birliÄŸim aldı` diyor. Sonra cüzdanından çıkardığı gazilik belgesini gösteriyor. Magosa gibi büyük ve önemli bir kenti alma görevi, birkaç aylık yanaşık düzen eÄŸitimi almış, takım komutanı bir asteÄŸmen olan birliÄŸe verilemez. Gazilik belgesi bu savaÅŸa katılmış herkese verilmiÅŸti.

Küçük`ün Sabetayist olmakla itham ettiklerinden biri de Çanakkale gazilerinden İzzettin Çalışlar PaÅŸa`nın torunu Oral Çalışlar. Çalışlar, Cumhuriyet`te 14 Haziran 2004`te yayınlanan `Yalçın Küçük`ü referans kabul etmek` baÅŸlıklı yazısı ÅŸöyle bitirmiÅŸti:

`...Åžimdi ben ne yapmalıyım, Sabetayist olmadığımı kanıtlamak için geçmiÅŸimi mi anlatmalıyım? Bu gülünç olmaz mı? Benim kökenimin ne olduÄŸu kimseyi ilgilendirmez ki. Böyle kökenlere dayalı tahlil yapmak ırkçılıktır. Ama ÅŸunu yapabilirim, onun tarzıyla ortaya bir portre çıkarabilirim: Küçük, MİT`çi Cenk Duatepe`nin bacanağıdır. Askerlik görevini Genel Kurmayda yapmış, ve Kıbrıs müdahalesine Genelkurmayın özel emriyle katılmıştır. Kıbrıs gazi kimliÄŸini ortalıkta göstererek dolaÅŸmaktan hoÅŸlanan bir kimsedir. Devlet Planlama TeÅŸkilatı`ndan sonra eÄŸitim için Amerika`nın ünlü Yale Üniversitesi`ne gitmiÅŸtir.

Öcalan`a `BaÅŸkanım` diyerek uzun görüÅŸmeler yapmıştır ve daha sonra bu görüÅŸmeleri ÅŸöyle izah etmiÅŸtir: `Türk devleti benim Öcalan üzerinde fazla nüfuzum olduÄŸunu düÅŸünüyordu.` Türkiye`yi bir daha dönmemek üzere terk etmiÅŸ, daha sonra Türkiye`ye gelmiÅŸ ve bir süre cezaevinde kaldıktan sonra `Sabetaycılık` uzmanı kesilip büyük basının ilgisini çekmiÅŸ, tezleri çok satan kitaplara kaynaklık etmiÅŸtir. Babasının da Fransız iÅŸgali döneminde Antakya`da Fransız iÅŸbirlikçisi olduÄŸunu kendisi söylemektedir.

Bunları birleÅŸtirip Küçük tarzıyla isterseniz bir sentez de siz yapın. Bakalım ortaya ne çıkacak? Sorun Yalçın Küçük deÄŸil, onu önemli bir referans haline getirenler.`

Oral Çalışların sözünü ettiÄŸi Fransız İşbirlikçisi Ahmet Sabuni, Yalçın Küçük`ün dedesi ya da babasıdır. 1930`lu yılların ortasında, Hatay`ın Türkiye`ye katılmasını engellemek için Fransız istihbaratının Çerkez Ethem`e kurdurduÄŸu Cenup Vilayetleri Yıldırım Komitesi`nin yöneticilerinden biriydi.

{mosgoogle}

http://www.iyibilgi.com

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile