| Kim, Türk`ten daha Türkçü olabilir? |
Yanda Türkiye ve Türklerin meziyetleriyle ilgili oldukça tanıdık
metinler var.Bu
sözleri bakın bakın kim, ne zaman söylemiÅŸ!
`Türkiye`nin yaÅŸayabilmesi için Türk`ün hakimiyeti lazımdır. Zira bir hükümet bir millettir. Biz Türkiye`yi seyrederken , Türk milletini görmeliyiz. Halbuki Türkiye`de bir hükümet yoktur. Çünkü suni hükümet olmaz, böyle bir hükümet yokluÄŸa mahkumdur...` `Türkiye Nedir? Tarihçileri göre, Türk; üçyüz çadır halkından teÅŸekkül etmiÅŸ bir hükümettir. ... Fakat öyle deÄŸil. Türkiye, Turan Saltanatının bir hükümdarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Ta Ural-Altay maverasından İstanbul surlarına kadar fetihlerle, beyanatlarla süregelen türk Hükümetlekinin bugünkü sultanı olan Türkiye, üçyüz çadır halkının serdarı deÄŸildir. Anadolu`da hükümran olan Rum Selçukilerinin halefidir...` `Bugünkü Türkiye kimdir? Anadolu Türk`ü deÄŸil mi? Peki Anadolu Türk`ü kimdir? Türk Selçukisi deÄŸil mi? Demek ki Türkiye adi bir cihangir devleti deÄŸildir. O öyle bir cihangir ki, Turan`ın haricindeki kıtalarda istikrarsız bir cihangirdi, fakat Turan içinde bir istikrarlı cihangir bir milliyet hükümetidir...` TANIDIK METİNLER... Ne kadar tanıdık ve sanki daha dün televizyonda birinin aÄŸzından duymuÅŸ ya da bu sabah gazetede bir köÅŸe yazarından okumuÅŸ gibi hissettiÄŸiniz, tanıdık , güncel bir söylem deÄŸil mi? Bakın konuÅŸmacımız benzer ÅŸekilde tanıdık baÅŸka neler söylüyor: `Bir harsın anlaşılmayan ÅŸeklinden ibaret olan Osmanlı isminin bugünkü yarım düÅŸünür ve yorumcuları diyorlarmış ki; `Osmanlılık, Türkiye`nin mahiyetinden ibarettir ve bu kelimeden yalnız Türk`ün deÄŸil... belki Arab`ın, Ermeni`nin, Kürd`ün mahiyeti anlaşılır. Türkiye`de hakimiyet-i milliye farkı yoktur, her fert aynı milliyetitemsil eder. Türkiye`de herkes Osmanlı milletine mensuptur.` TürkleÅŸmiÅŸ İslamların bu idealleri iki devreye ayrılmıştır: Birincvi devrede, Osmanlı tabirinden Türkiye İslamları-Türk , Arnavut, Çerkes, BoÅŸnak, Arap kastediliyordu. Sonra bu tabir Hıristiyan unsurları da kapsamına dahil etti. Türk`ün ümitle çevirmek istediÄŸi bu manevraya karşı Bulgarların, rumların vaziyetlerini gördük. Türkler hâlâ bu hakikati anlamak istemiyorlar. MezkezciliÄŸe hayır oyunları dönerken, bir Arap milliyetçiliÄŸinin tasdiki hissedilirken ve Osmanlı ünvanı İslam`ın diÄŸer etnik unsurlarından uzaklaÅŸtırılırken, bu hükümet siyasetinden ne anlayacağız? ..` `Türklerin İslamiyet`i kabulleriyle baÅŸlayan bu mesele, İslamiyet`in yanlış bir anlayışından kaynaklanmıştı. Türkler, Arapların anladığı gibi bir İslamiyet anlayamadılar. Bunun misali İranilerde de vardır. Faka! İraniler, İran milleti ile İslamiyet`i kaynaÅŸtırarak millî bir ÅŸahsiyet temsil ettiler. Iran medeniyetinin eseri olan bu yenileÅŸme, Türkler`de gerçekleÅŸemedi. Türk dehası, İslamiyet`e millî bir ÅŸekil vermeye kalkışmadı. Belki İslamiyet`in istilası altında kaldı ve ÅŸaşırdı. Hata buradan baÅŸlıyordu...` `...Türkler, Arap usulünün tesiri altında, Türk, Arap, Acem sosyal hayatına benzemeyen -Osmanlı hükümeti gibi- acayip bir hayat tarzı içinde kaldılar. Burada, etken olan Araplıktan eser yoktu. Yalnız bu sonuncusunun tesiri görülüyor, MacarTürkle-rindeki `ÅŸövalyelik` alemi Anadolu Türklerinde görülemiyordu. Ailenin tükeniÅŸi buradan baÅŸladı...` `..İslam olan Türk`ün, Türklük hayatı kaybedilmemeliydi, islam olan Türk, Kırgızların hayatını geliÅŸtirip sürdürmeliydi` BU METİNLER KİMİN DERSİNİZ? Günümüz Türkiyesi için de geçerli olduÄŸuna inanılan ve belirli isimlerce altına imza atılabilecek bu sözleri kimin söylediÄŸini tahmin edebilir misiniz? Muhtemelen ülkesinin sömürülmesinden endiÅŸe eden bir Türk ya da bir Türk dostu deÄŸil mi? Hemen belirtelim ki bu sözler İngiliz Profesör Johns Mevel`in kaleminden çıkmış bir metin ve Londra Konferansında tartışılan baÅŸlıca meselelerden biri. Diyeceksiniz ki bir İngiliz Türk dostu olamaz mı? Olabilir tabi neden olmasın. Ama aynı İngiltere o günlerde aynı ülkeye ait baÅŸka topraklarda `Arabistanlı Lawrence` vasıtası ile Arapları da benzeri ÅŸekilde gaza getiriyorsa bu dostluÄŸun samimiyetinden ÅŸüphe etmek gerekmez mi? ANADOLU`DA TÜRKİYE YAÅžAYACAK MI? Sizlere bu oldukça ilginç metinleri Selis yayınevinden neÅŸredilen Johns Mool`a ait `Anadolu`da Türkiye YaÅŸacak mı?` adlı kitapçıktan aktardık. 112 sayfalık kitapçık hacim olarak küçük görünse de özellikle günümüz Türkiyesi`ned devam etmekte olan tartışmaların, davaların ve etnik çekiÅŸmelerin ışığında oldukça büyük önem örz eden bir içeriÄŸe sahip. Dünyanın İstanbul`u sahiplerinden alıp Hıristiyan bir millet ya da devlete vermek rüyasına kapıldığı o yıllarda Birinci Dünya Savaşı bittiÄŸinde en büyük mesele Osmanlı Devleti`nin paylaşılması konusuydu. Sizlere yukarıda sunduÄŸumuz metinleri içeren bu kitap o günlerde gerçekleÅŸtirilen Londra Konferası`nda tartışılan konularda baÅŸta İngilizler olmak üzere, Almanya ve Rusya`nın Türkiye üzerindeki kanaatlerini ortaya koyuyor. Kitabın içeriÄŸine iliÅŸkin tartışmanın da, 17 Aralık 1912`de Londra`da baÅŸlayan ve Balkanlar`da ortaya çıkan bunalımı çöz¬mek amacıyla yapılan konferanslar dizisinin konularından olduÄŸu sanılıyor. ÇeÅŸitli ülkelerin katıldığı bu konferanslar, Balkanlara yeni ÅŸeklinin verilmesi sürecinde önemli toplantılardır. Bu konferans uzun sürmüÅŸ ve nihayetinde 30 Mayıs 1913`de Londra Barış AnlaÅŸması İmzalanmıştı. Kitabı yayına hazırlayan İsmail Demirci, `Mütercim Habil Adem`in tercüme ettiÄŸi bu kitap bir konferans metninden oluÅŸuyor. `Londra Konferansı Meselelerinden` üstbaÅŸlığıyla sunulan kitap, Profesör Johns Mool`ün Londra Konferansında sunduÄŸu bir tebliÄŸ metni niteliÄŸinde.. Henüz Osmanlı Devleti hayatta iken `Anadolu`da Türkiye YaÅŸayacak mı?` sorusunu tartışan İngilizler, konuya ne kadar çalıştıklarını da göstermiÅŸ oluyorlar. Anadolu topraklarındaki bütün toplumları yakından inceledikleri, profesörün sözlerin¬den kolaylıkla anlaşılabiliyor. Kimlerin nasıl hayat sürdükleri, ne tür bir eÄŸitim ve yönlendirmeye ihtiyaç duydukları, hangi metodla bunların saÄŸlanabileceÄŸi hususunda önemli bilgiler de veriyor.` diyor. SORUNU ORTAYA KOYAN DA ÇÖZÜMÜ SUNAN DA ONLAR! `Aslında her paragrafı günümüzden bakılarak ayrı ayrı ÅŸerh edilecek, belki de hakkında kitap yazılabilecek bir çalışma bu. Farklı düÅŸüncelere sahip olanlar, konuyu farklı deÄŸerlendirebilirler` görüÅŸünü savunuyor İsmail Demirci ve görüÅŸlerini ÅŸöyle açıyor: `Çünkü `Osmanlı kimliÄŸi`, Türk, Arap, Acem, Arnavut, BoÅŸnak, Azeri, Rum, Ermeni vb. etnik kimliklerin mozayiÄŸinden oluÅŸuyor ve İngilizler için bu ziyadesiyle karışık ve hatta kimliksizlik olarak görünüyor. Yazar bundan dolayı, bölgeye mutlak bir Türk renginin vurulmasından söz ediyor. `Türk KimliÄŸi`nin ne olduÄŸuna iliÅŸkin cevabı da -ilginçtir- kendisi veriyor. Orta Asya`dan gelen, destanlarla, efsanelerle, biraz da Åžamanizmle bezenmiÅŸ bir kimlik. (Çünkü yazar, İslam`ın Türklerin seciyesini tahrip ettiÄŸini ileri sürüyor.) Bunlarla birlikte, Avrupa`nın tedrisatından geçmiÅŸ yeni bir yönetim tarzmm benimsenmesi gerektiÄŸi öne sürülüyor...` ERMENİLER VE KÜRTLERLE İLGİLİ DÜÅžÜNCELER İNSANI İRKİTİYOR `İslam AraÅŸtırmaları Merkezi(İSAM) kütüphanesinde gözüme çarpan bu hacim olarak küçük ancak mahiyeti itibariyle geçen yüzyılın en önemli meselesini ele alan bu çalışmayı günümüz, Türkçesine aktarmayı uygun gördüm. Zaten kitabın kısa bir süre içinde Osmanlı Harfleriyle Türkçe`ye çevrilip yayınlanmış olması da bir hayli ilgimi çekmiÅŸti` diyor İsmail Demirci ve kitabın içeriÄŸiyle ilgili düÅŸüncelerini aktarmayı ÅŸu ÅŸekilde sürdürüyor: `Anadolu hakkında yapılan planların bu kitapta bütün ipuçları yer almaktadır, İngiltere, o dönemde OrtadoÄŸu`yu ve Balkanlar meselesini kafasında halletmiÅŸ, Anadolu`da ne yapılacaktı meselesini tartışmaktadır. İstanbul Yunanlılara verilsin, Ermenistan ve Kürdistan dev ketleri kurulsun, Türk devleti de iç Anadolu bölgesinde küçük bir devlet olsun düÅŸüncesine kadar herÅŸey tartışılmış. Bu tartışmaların izlerini bulacağınız bu kitapta konferansı veren Profesör Mool, İngiliz politikalarının neden deÄŸiÅŸtiÄŸini, Ermenistan ve Kürdistan`dan neden vazgeçildiÄŸini de anlatıyor, İngilizlerin geçen asırda Ermeniler ve Kürtler hakkında neler düÅŸündüÄŸünü okuyunca irkilmemek mümkün deÄŸil.`... ....KİTAPTAN PASAJLAR.... ...`Fakat görüyoruz ki bu hakikat anlaşılamıyor. Bugünkü maÄŸlup Türkiye`nin bir hayat belirtisi gösterebilmesinden bahsediliyor. ` Bu meseleden ÅŸüphe edilemez. Zira bugünkü Türkiye iki kısımdır: 1. Hakiki Türkiye 2. Müstemleke Türkiye`si Bugün görülüyor ki Türkiye, hakikat Türkiye`si devrine geri dönüyor, milli bir mahiyet alıyor. Böyle müstakil bir millî toplumun hayatından bahsedilemez mi? Bugünkü sosyal bilimlerin hükümet bahsi, `cinslerin yoÄŸunluÄŸu` üzerine kurulmuÅŸtur. Anadolu`da bu özellik mevcut olduÄŸu için Türkiye`nin hayat ve istikbali incelemeye deÄŸerdir....` ...`Türkler, hükümet tesis edemezler.` Bu mesele pek mühimdir. Yalnız buradaki kullanılış Anadolu Türk`ü için olduÄŸundan, Türk karakterini, bu Türk`e nazaran tahlil edeceÄŸiz. Gerçekte, Türkler daima burada bulunmuÅŸlardır. Henüz meçhul olan ve bilimsil bir disiplin altında incelenmeyen Türk tarihinin bir duraklama devri yoktur. Bİlhassa Türk`ün bulunduÄŸu mıntıkanın fasılasız bir tarihi vardır. Türkler muayyen ve daimi bir tarih teÅŸkil ettikten sonra, `gezdirici` kuvvetlerine ram olarak etrafa yayılmaya baÅŸlamışlardır ki, bu da her kavmin hayalini süsler. Acaba hangi millete tesadüf edebileceÄŸiz ki bütün dünyaya hakim olmak istemesin! EÄŸer aciz ise bu hırsım ortaya koymaz, fakat kuvvetli ise derhal sahneye çıkar. Milletlerin, hükümetlerin tarihlerinde baÅŸka takdirlere tesadüf edilemez. Ancak bu bir marazdır ve iÅŸte Türk`ün sebeb-i felaketi de bu özelliktir. Fakat bu maraz tedavi edilebilir ki bu da muhitin vazifesidir. Ne zaman ki Türk`ün etrafına setler çekilecek ve hücumun mümkün olmadığı anlaşılacak, o zaman Türk dahili bir kudret gösterir ve bu iÅŸler için de zannedildiÄŸi gibi yeniden baÅŸlamayacaktır. Bu faaliyet, onun için hazır edilmiÅŸtir, hayret etmeyiniz. Kâinata hücum eden Türkler, evvela kendi memleketlerini ayırt etmiÅŸlerdi. Uzayıp giden asırlardan beri buralarda bulundukları için o kıtalara bir ÅŸekil vermiÅŸler! O memleketler, ruhlarıyla mezcedilerek bir renk atmışlardır....` Türk buna nasıl karşılık verecektir? `...Esasen Anadolulu olmayan bir Anadolu Rum`u bütün mevcudiyetiyle istilacıdır ve her zaman Türk`ü aÅŸağılamakta bir kutsiyet görür. Pek tabii, bunların çalışması da çok cüretkarca oalacaktır…Türk buna nasıl karşılık verecektir Meselenin geleceÄŸini teÅŸkil eden bu iki hareket iki safhaya ayrılır. Manevi mücadele, maddi mücadele Henüz cahil Türk köylüsü bir Rum kadar medeniyet eseri gösteremiyorsa da Rum medeniyeti de sahtedir. Sahtekarlıklarıyla meÅŸhur olan Rumlar, bugünkü eÄŸitimin ağırlığını taşıyabilÅŸecek bi,rzihin gücüne sahip deÄŸiller. …. …Bir çok sebeplerin etkisiyle orijinal bir zeka gösteremeyen Rumlar, Türk Milli Dehasının oluÅŸmasından sonra derhal maÄŸlup olacaklardır….` Türk dehasını Osmanlı atıllaÅŸtırdı `...Selçukiler devrinde henüz faal olan Türk dehası, Osmanlı devrinin baÅŸlangıcında atıllaÅŸmaya baÅŸlıyordu. Evvela yorgun idi, Selçukiler zamanındaki manasızlaÅŸan tahsil ile hiçbir ÅŸey öÄŸrenmemiÅŸti. Bir âlim, kendi zekasından önce evvelki müçtehidlerin yorumlarını izlemek zorundaydı ve bu baskı da bizzat kendiliÄŸinden kaynaklanıyordu. O, anlamayarak, bilemeyerek Arap dehasının mantıklarına ram olurken, herkesin böyle olmasını arzu ediyor ve olmayanlar tekfir ediliyordu. Pek tabii, bu Arap müçtehidleri hükümran iken, Arap lisanı, Arap terbiyesi, Arap idaresi, nihayet Arap hayatı sosyal hayatı da hükümran olmaya baÅŸlıyor. Türkçe okuyabilmek için evvela Arapça`dan baÅŸlanıyordu. Dine hiç kimse taarruz edemez, din mukaddestir. Yalnız niçin bir çocuk anlamadığı bir usul ile tahsile baÅŸlasın?... O zamandan bu zamana kadar devam eden bir tahsilin ne kadar tahrip edici olduÄŸunu tekrar etmek lüzumsuzdur. DüÅŸününüz ki bir çocuk, Kur`an-ı Kerim`den baÅŸlıyor, dört beÅŸ sene hiçbir ÅŸey anlayamadığı birtakım mukaddes ÅŸeyler ezberliyor. Daha doÄŸrusu, bu ilk seneler zarfında çocuÄŸun istidadı körleÅŸiyor, çocuk düÅŸünüp yorumlayamaz bir hale gelmeye baÅŸlıyor. GördüÄŸü ÅŸeyleri anlamadan ezberliyor, o dimaÄŸ yıpranıyor. Orada bir `anlamazlık` çoÄŸalıyor. Böyle bir dimaÄŸdan istifade edilir mi?...` İşte eski medreseler böyle insanlar yetiÅŸtiriyordu. `...O medreselerde okuyanlar, yirmi sene kadar anlamayarak bir ÅŸeyler ezberlediler. Sonra lisanı anlamaya baÅŸladıkları zaman `düÅŸünüp yorumlayamaz` bir halde kaldıklarını gördüler! Ve kitaplarda ne var ise, hocalar ne söylediyse onları tekrar ettiler. EÄŸer böyle olmasaydı, bu insanlar arasında `yenilikçiler` görebilirdik. Ne yazık ki öyle bir ÅŸey bilmiyoruz. Anadolu bu maraz içerisin¬de yıpranıyorken üstüne gelen bir Osmanlılık tahribatı da baÅŸ¬ladı. Hatta Rayha Rabbi`nin iddiasına göre, Osmanlı hükümeti¬nin esassızlığı milli dehanın AraplaÅŸtırmasından kaynaklanmaktadır ki, düÅŸüncesizlik hakimiyeti olarak görülür. Türk zekası böyle bir baharında iken Osmanlılığı ıslah deÄŸil, belki de¬vam ettirdi. Bu devamın da nasıl bir gayeye yönelik olduÄŸunu gördük....` `... Türkler, Arap usulünün tesiri altında, Türk, Arap, Acem sosyal hayatına benzemeyen -Osmanlı hükümeti gibi- acayip bir hayat tarzı içinde kaldılar. Burada, etken olan Araplıktan eser yoktu. Yalnız bu sonuncusunun tesiri görülüyor, MacarTürkle-rindeki `ÅŸövalyelik` alemi Anadolu Türklerinde görülemiyordu. Ailenin tükeniÅŸi buradan baÅŸladı.... `...Bugüne kadar mevcut olamayan Türkiye Hükümeti, bugünden itibaren var mıdır` sorusuna kesin bir cevap vererek için Türkiye nasıl bir hükümettir meselesini halledelim. …` (Haber 7) Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariÅŸ koÅŸullarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz... {mosgoogle center}http://www.haber7.com |


