Daha öncede krizlere girmiştik
150 yıl kadar önce Abdülmecit ve Abdülaziz`in saltanatları döneminde günümüzdekine benzer krizler yaÅŸanmıştı.

EROL ÜYEPAZARCI

Gündemde olan ekonomik krizin ve krizin göstergesi olan borsadaki ve döviz paritelerindeti hareketliliÄŸin heyacanla izlendiÄŸi bugünlerde; bundan 150 yıl kadar önce Abdülmecit ve Abdülaziz`in saltanatları döneminde benzer krizlerdeki geliÅŸmelerin Türkiye`deki etkilerini incelemek çok ilginç olacaktır.

O dönemdeki krizler de 1994 ve 2001 krizlerinde olduÄŸu gibi Türkiye`deki yönetimin kendi hatasından veya bugünkü krizde olduÄŸu gibi dünya çapında geliÅŸen bir krizden ortaya çıkıyordu.

XIX. yüzyılın ilk çeyreÄŸine kadar kendine özgü ve çağın çok gerisinde kalan bir ekonomik yaÅŸama sahip Osmanlı Devleti, Batılılarla olan iliÅŸkiler geliÅŸtikçe o dönem dünyaya egemen olan vahÅŸi kapitalist düzenle iliÅŸkiler kurmaya baÅŸladı. Özellikle Kırım Savaşı(1853-1856) sırasında Fransa ve İngiltere ile Rusya`ya karşı ortaklaÅŸa yürütülen muharebe iliÅŸkileri daha da sıklaÅŸtırdı. İngiliz ve Fransız birliklerinin İstanbul`a geliÅŸi, uzun süre baÅŸkentte kalmaları; bir taraftan çoÄŸu Gayrimüslim olan esnaf ve tüccara yeni pazar ve kâr olanakları saÄŸlarken Batı yaÅŸam tarzı ve tüketim örnekleri de hayatımıza karışmaya baÅŸladı. Daha önceleri çok zengin olsa da çok mütevazı bir hayat süren Gayrimüslim tüccarlar yaÅŸam tarzlarını deÄŸiÅŸtirip daha lüks ve tüketime dönük bir hayat tarzını seçtiler. Bu Avrupa mallarına ilgiyi artırdı ve dışalım önceden görülmemiÅŸ boyutlara sıçradı. Buna Saray`ın ve üst bürokrasinin ayni eÄŸilimlere girmesi eklenince bir israf dönemi baÅŸladı. Ülke ürettiÄŸinden fazlasını harcıyor, bütçe devamlı açıklar veriyordu. Bu arada Kırım Savaşı`nın askeri masraflarıyla Suriye ve Lübnan`daki karışıklıklar ile daha sonra Hersek ve Sırbistan, Bulgaristan isyanları`nın bastırılması için gerekli askeri harcamalar da bu açıkları artırıyordu.

Osmanlı Devleti, bütçeden karşılayamadığı para gereksinimini iki yoldan bulmaya çalıştı. İlki dış borçlanma yoluydu. Özellikle Paris, Londra ve Viyana gibi Avrupa`nın mali merkezlerindeki uluslararası finans kurumlarından borç alınıyordu. Bu yetmediÄŸi zamanlar ise iç borçlanma yoluna gidiliyordu. İç borçlanma yolu `Galata Bankerleri` denen bir sınıf bankerin doÄŸmasına neden oldu. Bunların hepsi de Gayrimüslim veya Levanten olan , borsa oyunlarına yatkın, Avrupa finans kurumlarıyla iliÅŸkili kiÅŸilerdi. Ünlü bankerlerin ilk örnekleri Manolaki Baltazzi(Osmanlı kaynaklarında Baltacı diye geçer) ve j. Alleon`dur. Daha sonra Ermeni asıllı KöçeoÄŸlu, Rum asıllı Zarifi ve Hıristaki, Musevi asıllı Komando ailesi bu alanın en tanınmış isimleri olarak ortaya çıkar.

Bunların ömürleri İstanbul`da geçmesine , bu kentte inanılmaz para kazanmalarına karşın hiçbiri Osmanlı uyruÄŸu deÄŸildir. Yunan uyruÄŸunu tercih eden Zarifi dışında hepsi Fransız uyrukludur; Zaten Baltacı ile birlikte ülkemizdeki ilk banka olan `Banque de Constantinople` u kuran J.Alleon, Fransız Devrimi sırasında Türkiye`ye iltica eden bir Fransız soylusunun oÄŸludur. Bankerlerin Fransız uyruÄŸunu tercih etmesinin bir nedeni de o zaman dünya finans merkezinin Paris olmasıdır. Zaten Osmanlı Devleti`nin dış borçlanmalarının düzenlenmesi iÅŸi genelde Paris finans kaynaklarında kotarılmaktadır ve bu kotarılma iÅŸinde Galata bankerleri baÅŸat roller oynamakta ve büyük komisyonlar almaktadır. Bir diÄŸer önemli merkez Londra, Osmanlı Devleti`nin dış borçlanmalarına pek sıcak bakmaz. Mesela Osmanlı`ya hiç sempatisi olmadığını her zaman belli eden ve her fırsatta `Osmanlı Avrupa`yı terkedip Asya içerilerine çekilmelidir` diyen ünlü İngiliz BaÅŸbakanı Gladstone`un etkisinin yoÄŸunlaÅŸtığı 1870`li yıllarda Osmanlı`nın yeni bir dış borç alma giriÅŸimi Paris finans çevrelerinde olumlu karşılanınca ; ünlü Times gazetesi 26 Eylül 1874`teki baÅŸyazısında olayı ÅŸöyle eleÅŸtirmiÅŸtir:

`Genel eÄŸilime aykırı olarak Türkiye`ye yine borç verildi. Bu çok tehlikeli bir yatırımdır. Bu borçla sanki Türkiye`nin bir geleceÄŸi varmış gibi bir kabul ortaya çıkıyor.Oysa gereksiz yere can çekiÅŸme süreci uzatılıyor. En iyisi onu kendi hâline bırakıp ölmesini beklemektir.`

Bir yıl sonra ise aynı gazete ÅŸu soruyu sormaktan çekinmiyordu:

`Türkiye`nin kendisi o kadar yok oldu ki, artık onu bir süre daha canlı tutmaya gerek var mı? `

İşte bu kaotik ortamda Galata Bankerleri devletin bir taraftan ivedi para gereksinimlerini karşılayıp, diÄŸer taraftan da dış borçlanmalarına aracılık ederek önemli roller oynuyorlardı. Saray dahil Osmanlı bürokrasisi ile çok sıkı iliÅŸki içinde idiler.

Ünlü Ermeni Banker KöçeoÄŸlu, Abdülmecit ile çok dosttu. PadiÅŸah, hiçbir üst bürokratına göstermediÄŸi yakınlığı ona gösteriyor ve KöçeoÄŸlu`nun Çengelköy`deki köÅŸkünde gece yatısına bile gidip KöçeoÄŸlu`nun misafiri oluyordu. Bu yakınlık garip dedikoduların çıkmasına bile sebep oldu. ÖrneÄŸin banker KöçeoÄŸlu`nun PadiÅŸah`ın bu ziyaretlerinde kendesine bakire Ermeni kızları sunduÄŸu söyleniyordu. 1907`de `Abdülhamid`in Son Günlerinde İstanbul` adlı bir kitap kaleme alan Paul Fesch, bu eserinde Abdülmecid`in oÄŸlu Abdülhamid`in KöçeoÄŸlu`nun PadiÅŸah`a sunduÄŸu bir Ermeni kızdan doÄŸduÄŸunu bile yazabiliyordu. Bu orientalist masallar pek tabii ki yalandı ama iliÅŸkilerin yakınlığını göstermesi bakımından ilginçtir.

Galata Bankerleri`nin bir diÄŸer iÅŸlevi ise özellikle Galata`da Havyar Han`da gayriresmi bir borsa kurarak finansal oyunlar oynamalarıdır. Bu oyunlar iki yönlü idi.

İlk oyun; 1860`lı yılların ilk senelerine kadar yürürlükte olan bir iç borçlanma senedi iken madeni para yerine kullanılmaya baÅŸlayan ve kağıt para olarak da adlandırılan ve `kaime` denilen paranın altın ve gümüÅŸ para karşısındaki paritesi üzerinde spekülasyon yapıp önce kaimenin deÄŸerini düÅŸürüp piyasadan kaime toplamak, sonra da kaimenin deÄŸerini yükseltip para kazanmak ÅŸeklinde oluÅŸuyordu . Aralık 1861 `de bu oyun tehlikeli boyutlara varmış; Galata bankerlerinin kaimenin deÄŸerini iyice düÅŸürmek için yaydıkları rivayetler örneÄŸin sadrazamklığa atanan ve olayları yatıştırmak üzere bulunduÄŸu Suriye`den gelmekte olan Fuat PaÅŸa`nın yolda öldüÄŸü, Hersek İsyanı`nda Osmanlı Ordusu`nun yenildiÄŸi ÅŸeklindeki söylentiler birden halkta büyük endiÅŸe yaratmış , kaime bankerlerin de beklemediÄŸi ÅŸekilde düÅŸmüÅŸ, halkın ana gereksinim malları fiyatları artmış, İstanbsul`da fırınlar kapanmış, ekmek bulunamaz olmuÅŸtu. Bunun üzerine hükümet ciddi önlemlere gitmiÅŸ, Havyar Han kapatılmış, ünlü bankerler deÄŸil ama onların iÅŸlerini yürüten ayak takımları tutuklanmış; tellallar casıtasıyla halk camilere toplanıp bilgilendirilmiÅŸ ve olay epeyi gürültüden sonra yatıştırılabilmiÅŸtir.

Bankerlerin oynadığı ikinci oyun ise ÅŸirket hisse senetleri, tahviller gibi enstrümanları belli nizamlara baÄŸlanmamış bir ortamda sanki ciddi bir borsa varmış gibi satmaları oluÅŸturmuÅŸtur. Bunların çoÄŸu 1980`li yıllardaki bankerler olayında olduÄŸu gibi mesnetsiz ÅŸirketlere ait hisse senetleri ve tahvillerdi. Tahviller satılırken piyangolar bile tertipleniyordu.

Galata Bankerleri`nin bu ikinci oyunundan pekçok kiÅŸi zarar gördü. İlk önce kolayca para kazanıldığını gören ve heveslenen pekçok kiÅŸi bu finansal kağıtları aldı ama mukadder akibet gelmekte gecikmedi ve ellerinde süslü püslü ama beÅŸ para etmeyen kağıtlarla kalakaldılar. Bu düÅŸ kırıklığına uÄŸrayanlar arasında devletin en üst kademe yöneticileri de vardı. Abdülazizin annesi Pertevniyal Valide Sultan`ın bile bu borsa oyunlarına girip para kaybettiÄŸi ve mücevherlerini rehin verdiÄŸi bilinir. Daha sonra kurulacak resmi borsanın ilk yöneticisi o dönemdeki ismiyle ilk borsa komiseri Abidin Bey`in yazdıklarına inanılmak gerekirse bu borsa oyunlarında kaybedenler arasında Mithat PaÅŸa, Ziya PaÅŸa ve Namık Kemal bile vardır.

Abdülaziz`in tahttan indirilmesinde Galata Bankerleri`nin önemli rolü olduÄŸu da söylenir. Çünkü çok müsrif bir kiÅŸi olan veliaht Murat Efendi`ye yüklü miktarda borç vermiÅŸlerdir ve Murat`ın tahta geçmesi durumunda bu borçlarını kurtara- bileceklerini ummaktadırlar.

ÅžehzadeliÄŸinde borsa oyunlarına katılan ve Banker Zarifi ile iyi iliÅŸkileri olan ve borsada hep kazanan II.Abdülhamit`in saltanatı döneminde bu iç ve dış borçlar konsolide edilecek ve `Düyun-u Umumiye` denilen bir kurum kurulacak; borç ve faizlerde büyük indirimlere karşılık bu kuruma devletin bazı gelirleri verilecek ve bunlar Düyun-u Umumiye yönetimince toplanacaktır ve Cumhuriyet`in ilk yıllarına kadar bu kurum iÅŸlevini sürdürecektir.

Birgün okuyucularına Galata bankerlerini daha iiyi tanımak istiyorlarsa hocamız Prof.Haydar Kazgan`ın 1991 `de yayınlanan ilginç çalışması `Galata Bankerleri` ni bir sahaftan bulup okumalarını öneririz.

http://www.birgun.net

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile