|
04.10.2010 / Takvim Gazetesi - Arda Uskan
AYTUNÇ ALTINDAL-Şu meşhur 'Agarta' konusuna girelim mi? Hani seni Ergenekon zanlısı durumuna sokan meşhur efsane. Dünyada Agarta diye bilinen olay, özellikle Ergenekon operasyonundan sonra Türkiye'de gündeme geldi. Bir gazete (Taraf) beni Ergenekon'un kurucusu ilan etmişti. Mikdat Alpay diye bir MİT müsteşar yardımcısı vardı. 'Esas Ergenekon kurucusu bunlar' diye benim de olduğum bazı kişileri rapor etmiş.
Sonra ne oldu? Hiç canım ne olacak. Saçma sapan bir iddiaydı zaten. Agarta tam olarak nedir peki, Ergenekon'a nasıl baÄŸlamışlar? 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başında yaÅŸayan Helena Blavatski isimli bir Rus kadın var... Bir sirk cambazı ve çok da güzel. 1895'de bir sirkle İstanbul'a geliyor. Bazı Türklere tanışıyor. Rufai tarikatından. Üsküdar'da ve KasımpaÅŸa'da esoterik bilgiler veriyorlar kadına. Bunları öğrenip, daha sonra Hindistan ve Tibet'e gidiyor kadın. İlk hippy yani. Tibet'te, Tantra ve Tantrik öğretileriyle tanışıyor. Bizimkilerden aldığı ne tür bilgiler? Mesela kabala, gemetria, bizim ebced hesapları filan... Ardından, merkezi New-York'ta olan çok büyük bir akımı baÅŸlatıyor: Teosofi akımı. Yani felsefe ile teolojinin bir arada olması. Ama bu dinlere karşı, aykırı bir akım. Kadın ciltlerle kitap yazıyor. 'İsis Unveiled' (Peçesiz İsis) mesela. İsis tanrıça. Bütün olay bu kitapla baÅŸlıyor. İşte bu kitapta 'Agarta diye bir yer var' diyor. Kelime de oradan çıkıyor. Hikayeye göre; bilinen bütün uygarlıklardan çok evvel, 15 bin yıl önce Mu ve Atlantis medeniyetleri var ve bunlar aralarındaki savaÅŸta ölüyor. Mu'nun 200 rahibi kendilerini kurtarıp, dünyanın bazı bölgelerine dağılıyorlar. Mezopotamya, Anadolu, Harran Bölgesi, Mısır ve Yunanistan'a. Medeniyeti yeniden kurmaya gelmiÅŸler bir anlamda. "Bu rahipler hala Tibet'te bir yer altı ÅŸehrinde yaşıyorlar, beni o ÅŸehre götürdüler' diyor kitapta. Senin mutlaka bir yorumun vardır. Ne diyeceÄŸim! Bunlar kadının iddiaları. 'Ben o kiÅŸilerle tanıştım, onlar Åžamandı' diyor. Tabii burada ÅŸamanizmi de anlatmak gerekiyor. Åžamanizm ÅŸarlatanlık filan deÄŸil. Çok önemli bir olay. Latin Amerika'nın, eski dünyada bilinmediÄŸi dönemlerde var olan ÅŸaman toplulukları bugün hala yaşıyorlar. Mesela biz o dönemlerden sadece Aztek'leri, Maya'ları, İnka'ları biliyoruz. Ama bunların gerisinde Mitsek diye bir grup var ki ben onlarla tanıştım. Nerede yaşıyorlar? Meksika'da ve UNESCO'nun koruması altındalar. Bunlar Aztek ve İnka'ların ilk hali. Bu insanlar Meksika'nın Vahaka diye bir bölümüne yerleÅŸmiÅŸler ve orada bir daÄŸları var. O daÄŸ, 'ölüler dağı' diye geçiyor. İşte ÅŸamanlar bunlar. Åžu anda oradalar. Åžamanlığın bir özelliÄŸi var. KonuÅŸtuk ya, dünyanın etrafında dönen radyo dalgalarını... KonuÅŸtuk ama örnek vermedik! AraÅŸtırmacılar ÅŸununla karşılaÅŸmış; Dünyanın bazı yerlerinde insanların düşünce sistemleri çok yavaÅŸ çalışıyor. Veya ağız yapıları, diÅŸ, damak, çene yani insanın ses aygıtları birbiriyle uyumlu deÄŸil. Bazı kimseler kaç nesil geçerse geçsin belirli harf ve sesleri çıkartamaz. Dolayısıyla çok basit seslerle kendilerini ifade edebilir. İletiÅŸim, sese yüklediÄŸin anlamlarla olur. Bu nedenle doÄŸru dürüst iletiÅŸim kuramıyorlar. Åžamanlarla ne ilgisi var? Åžamanların bir özelliÄŸi var, ellerine bir tane tef alıyorlar. Åžaman belli bir transa geçiyor ve kendini gökyüzüne yansıtıyor. Tefe bir kere vuruyor ve dünya etrafındaki radyo dalgalarıyla kendisinin o anda bütünleÅŸtiÄŸine inanıyor. Åžamanların gökyüzündeki dalgalarla, radyo dalgaları ile bütünleÅŸebilme yeteneÄŸi, on üzerinden sekiz buçuÄŸa kadar çıkıyor. Zihinsel kapasitesi de o kadar açılıyor ve geniÅŸleyebiliyor. Vay be, bizim radyoyu çalıştıran dalgalar bak ne iÅŸler yapıyormuÅŸ? Bizim radyo dalgaları ile karıştırma. Uzaydaki radyo dalgaları sözünü ettiÄŸim. Radyo kelimesi de oradan geliyor zaten. Bir örnekle anlatacağım aklın duracak. Åžimdi NASA filan uzayı dinliyor ya... Oradan gelen frekansları, dalgaları kaydediyorlar. Kaydedilen normal frekanslar arasında 1995'te inanılmaz bir olay oluyor. Uzaydan aldıkları bir sinyalde, Hitler'in 1939'da yaptığı bir konuÅŸmayı kaydediyor cihazlar. Bu titreÅŸimler uzayın bir köşesinde kalmış. Uzayda hiçbir ÅŸey yok olmuyor ya. Onu kaydediyorlar tesadüfen. Åžaman iÅŸte bu dalgalarla, bu sinyallerle bütünleÅŸebiliyor. BaÅŸka hangi toplumlarda var bu algılama yüksekliÄŸi? Türklerde ne düzeyde diye sormaya dilim varmıyor? Biraz geriye gidersek, Afrika kıtasındakiler çok yavaÅŸ fikir üretebiliyor, yani zihinsel geliÅŸim düşük. Anadolu en yüksek dereceye çıkabiliyor. Yakutistan var mesela Rusya'nın sınırlarındaki Kafkasya'da. Onlar çok yüksek zihinsel geliÅŸim gösteriyorlar. Hindistan'da yüksek. Japonya'da çok düşük. Avrupa'da ise bütünleÅŸebilme ÅŸansı çok az. Agarta'ya dönersek! Kısaca orası Helena Blavatski'nin var olduÄŸunu iddia ettiÄŸi ve Mu ÅŸamanlarının yönettiÄŸi bir hayali toplum. Salaklığıma ver, bütün bu iÅŸ bizim Ergenekon'a kadar nasıl ulaşıyor? EstaÄŸfurullah. İşte gizli ve derin devlet deniyor ya, Agartha'ya kadar uzandığı iddia ediliyor. Ergenekon'da adının geçmesinin nedeni bunları araÅŸtırdığın için mi? Olabilir. İlk Ergenekon tutuklaması yapıldığında Sevgi Erenerol, Türk Ortodoks Kilisesi'nin halkla iliÅŸkiler sorumlusuydu. Onun notları arasında, ona anlattığım ÅŸimdi de sana anlatmakta olduÄŸum Agartha, Blavatski ve bazı ÅŸeyleri buluyorlar. Sonra bana sordular. Ben de dedim ki böyle iÅŸlerle uÄŸraÅŸmayın, öyle bir ÅŸey yok. Ama ilk tutuklamalar baÅŸladığı zaman, bunlar 'üç bin yıllık bir örgüt' filan diye her ÅŸeyi bir birbirine karıştırmışlar. İttihat Terakki'ye kadar geldiler ve bıraktılar iÅŸi. 'Agartha'nın bunlarla ilgisi yok rezil etmeyin kendinizi' diye anlattım ama iÅŸ iÅŸten geçmiÅŸti. Mesela Hitler'in de oktült, yani gizli bilimlere tutkusu olduÄŸu biliniyor. O da Agarta'yı araÅŸtırmış. Bütün bu iÅŸlerin Atatürk'e kadar uzanan bir öyküsü var yanılmıyorsam. Mu medeniyetiyle Atatürk de ilgilenmiÅŸ. Hitler, Mu medeniyetine meraklı. Agartha var mı yok mu, efsane mi diye Tibet'e adamlarını yolluyor. Hitler'inki bambaÅŸka bir tutku. 1945 yılının 1 Mayıs günü Ruslar ve Amerikalılar Berlin'e girince, bir kışlada Nazi üniforması giydirilmiÅŸ bin adet Budist rahibin cesedini buluyorlar. Hepsi enselerinden vurulmuÅŸ. Hitler'in Tibet felsefesine, Budizm'e ve Mu'ya müthiÅŸ düşkünlüğü biliniyor. Neden bu kadar ciddiye alınıyor? İnanılan ÅŸu; Dünyanın bu yok oluÅŸundan sonra kurtulan pek az insan bazı bölgelere yerleÅŸiyorlar ve yeni bir medeniyet için kolları sıvıyorlar. Bunlardan birinin Sümerler olduÄŸu söylenir. İnsanlığın tarihini ister 2 milyon yıl, ister 2 milyar yıl kabul edelim, Sümerler'de olduÄŸu kadar geliÅŸme kaydedilmemiÅŸ! Sümerler'e gelince büyük sıçrama oluyor ve son 8 bin senede medeniyet aniden ilerlemeye baÅŸlıyor. Sümerler'e kadar insanlar buÄŸdayı bilmiyor. Bu dünyada üretilen bir madde deÄŸil. Ama birden bire bunlarda buÄŸday ekimi oluyor. BuÄŸdayla aldığı karbonhidrat insanda zekayı geliÅŸtiriyor. Düşün, yüz binlerce yıl medeniyet adına hiçbir ÅŸey yok 8 bin senede Mars'a gidiyorsun... Atatürk'ün bu iÅŸe merak sarması nasıl oluyor? 1930'lardan itibaren çok yaygın bir görüş bu aslında... ÖrneÄŸin, 19 Mayıs'larda stadyumlarda yaptırılan İsveç jimnastiÄŸinin, Mu'ların güneÅŸe tapınma ÅŸekli olduÄŸu iddia edilir. Atatürk de bir ara 'Türklerin ataları Mu'lar mı?' diye araÅŸtırma istiyor. O dönemde Almanya kendini dünyanın hakimi görüyor. Medeniyetin kendileriyle baÅŸladığını ispata çalışıyor. Mu soyundan geldiklerini yani... Mustafa Kemal de altında kalır mı? Bir araÅŸtırma da o yaptırıyor. Tahsin PaÅŸa'yı devreye sokunca... Tahsin PaÅŸa'ya Mayatepek soyadını veriyor ve mayaları araÅŸtırmak için Meksika'ya gönderiyor. Ben Meksika'ya gittiÄŸimde, Büyükelçi Nüzhet Kandemir ve eÅŸi, 400'den fazla maya dilinde Türkçe kökenli kelime tespit etmiÅŸlerdi. Peki çalışmanın belgeleri nerede? Bir dönem Anıtkabir'de duruyordu. Åžimdi kaldırmışlar. Sonraları cılkı çıkmıştı. Kızılderililer'in de Türk olduÄŸu iddiasını hatırla. DeÄŸiller miymiÅŸ? ATATÜRK VE KAYIP MEDENİYET 1932'de emekli General Tahsin Bey, Atatürk'e maya dili ile Türkçe arasındaki benzerliklerden bahsetti. Oysa, Mayalar Meksika'da yaÅŸamıştı. Atatürk ilgilendi. Tahsin Bey'i Meksika'ya elçi atadı. İki dil arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarma görevini verdi. Tahsin bey, Meksika'da Arkeolog William Niven'ın bulduÄŸu tabletlerde, benzerlikleri araÅŸtıracaktı. Ama tabletler onu ÅŸaÅŸkına çevirdi. Çünkü MÖ 200.000 ile 70.000 arasında Pasifik'te bir kıta anlatılıyordu. Adı MU idi. Yüksek bir uygarlığa ulaÅŸtıktan sonra yok olduÄŸu yazılıyordu. İngiliz Albay James Churcward da, Hindistan'dan kayıp Mu ile ilgili tabletler gönderdi. Tahsin Bey, bulduklarını düzenli olarak Atatürk'e rapor ediyordu. Gazi; Churcward'in Mu kitaplarını Türkçe'ye çevirtti. Basılmadı, daktilo edilerek Ata'ya iletildi. Atatürk, önce dil baÄŸlantısını incelemiÅŸ sonra Mu sembollerini Latin alfabesiyle karşılaÅŸtırmıştı. Daha ilginç olan Mu'nun demokrasi ile yönetildiÄŸini ve güneÅŸ enerjisinin aydınlatmada kullanıldığını anlatan satırların altını çizip kendi notlarını da yazmıştı. Bugün bu kitaplardan, kayıp Mu Kıtası ve Mu'nun Çocukları, Anıtkabir kitaplığında 1301, 1302 no ile kayıtlı. Çeviri metinleri ise kitaplıkta 4 dosya halinde bulunur. Gazi'nin Mu ile ilgili çıkardığı sonuçları ne yazık ki tam olarak bilemiyoruz.  http://aytuncaltindal.com/haber/index_haber.htm#basin Shambhala" (Åžambala), "Dünyanın Kalbi", "Yüce Ülke", "Bilgeler Ülkesi" gibi çeÅŸitli adlarla belirtilen Agarta, teozofik ve ezoterik kaynaklara göre, önceki devrenin sonlarına doÄŸru Mu ve Atlantis'ten göç eden bilim-rahipleri tarafından kurulmuÅŸ bir organizasyon. Önceleri beÅŸeriyetle açık temas halinde olan bu organizasyon, bu devrenin koÅŸullarından ötürü gizlenme gereÄŸi görmüş ve ikâmet yeri olarak birbirlerine tünellerle baÄŸlanan, daÄŸlar içindeki yeraltı kentlerini tercih etmiÅŸtir. 1912'de Müslüman olduktan sonra Abdül Vahid Yahya adını alan; ezoterik, okült ve mistik konularda çok sayıda yapıtı bulunan Fransız asıllı Mısırlı düşünür ve yazar Rene Guenon'a göre geleneklerde "Kutsal DaÄŸ", "Dünyanın Merkezi" olarak ifade edilen yer, O'nun mekânıdır. Rene Guenon'a göre bu durum, en çok, Türklerin yaÅŸadığı Orta Asya'da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, "ataların kutsal maÄŸaraları" ve bir maÄŸaradan geçilerek ulaşılan "gizli ülke" inanışında Agarta'nın sembolizmi bulunmaktadır. Â
|