Türk Sinemasında Milli Kahramanlarımız
Türk Sinemasının Tarihimize ve Milli Kahramanlarımıza bakışını irdeleyen bir eleştirel yazı 

Ülkemizde ilk sinema(1908) 2. Abdülhamid devrinde açılmıştır. Genel olarak Türk sinemacılığının başlangıcı kabul edilen belgesel filmin hikayesi  ise bir hayli ilginçtir.

’’Ayastefanos (Yeşilköy)Rus Anıtının Yıkılışı’’ isimli ve bu gün elimizde kopyası bulunmayan bu film 14 Kasım 1914 te İttihat Terakki Cemiyetinin emri  ile Fuat Uzkınay isimli bir asker  tarafından çekilmiştir. İttihat ve Terakki cemiyeti tarafından bir utanç abidesi olarak kabul edilen bu anıt dinamitle havaya uçurulurken Almanya dan büyük güçlüklerle getirilen bir kamera ile filme alınmıştır.

Bir yıl sonra (1915) Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın emriyle Merkez Ordu Sinema Dairesi kuruldu.1914 te ‘’Leblebici Horhor’’ isimli tiyatro eseri sinemaya uyarlanamaya çalışılmışsada oyunculardan birinin ölümü nedeniyle yarım kalmıştır. Aynı yıl çekimlerine başlanılıp 1919'da bitirilen "Himmet Ağanın İzdivacı" adlı film oyuncuların Çanakkale Savaşına katılmaları nedeniyle geç bitirilsede, ilkler arasındadır. Bu dönemde Birinci Dünya Savaşı ile ilgili haber filmleri ile birlikte konulu filmler de çekilmiştir. 1922 yılında ilk film şirketi kurulmuştur.

Böylece başladığı kabul edilen Türk Sineması çok çeşitli aşamalardan geçerek günümüze gelmiştir. Sinemamızın çoğu döneminde ise bu gün bile sezilen sol rüzgarlar hiç eksik olmamıştır. Sonraki dönemlerde Yeşilçam adı verilen sinemamız bir dönem kendi milletinin değerlerine ihanet etmiş ,soysuzlaşmış ve ahlaka aykırı filmler furyası bir döneme ne yazık ki damgasını vurmuştur.

Bir başka dönemde ise sinemamız Türk Tarihinede el atmış ve Milli bir çok kahramanımızı konu edinen filmler furyası başlamıştır.Başta Cüneyt Arkın’ın Kara Murat, Malkoçoğlu, Battal Gazi,Köroğlu filmleri ile Kartal Tibet’in Tarkan filmleri başlıca örneklerdir.

Bu yazımızda Büyük Akıncı Sülalesi Malkoçoğullarından hareketle bu filmlerde çizilen Milli Kahraman Portrelerini irdeleyecek ve çıkan sonucu Hollywood (Batı) sineması ile karşılaştıracağız.

Öncelikle şunu belirtelim.Bu filmlerde bütçe ,teknik imkansızlıklar ve çekim hataları nedeniyle yaşanan aksaklıklar konumuz değildir ve anlaşılabilir şeylerdir.Başta Cüneyt Arkın olmak üzere oyuncuların halis niyetlerinede sözümüz yok.Biz daha başka anlaşılmayan ve dikkat edilmeyen şeylere değineceğiz.

Öncelikle filmlerde çizilen profillere bakarak düşünelim acaba bu insanların gerçekte amaçları neydi?Ne için ,ne uğruna 20 li yaşları göremeden çoğu şehit düşerdi?Bu sorular can alıcıdır.

Yoksa onlar sadece her filmde tecavüz edilen anne veya kızkardeşlerinin intikamı için mi can verirlerdi?

Nasıl selamlaşırlardı?Selamün Aleyküm demezler miydi?

Şarabı testiden mi içerlerdi ? Üstelik kafalarına dikerek.

Han’a girdiklerinde hemen şarap ve et isteyip, hancının kızını mı keserlerdi , bıyıklarını burarak?

Yoksa Kelime-i  Şahadet  onlar için sadece ölürken  ya da hapisten kaçarken parmaklıkları bükmek için zincirleri koparmak için  söylenen tılsımlı bir söz  müydü?

Yoksa onların bütün meşgaleleri Bizans ve Roma prensesleri ile oynaşarak onlardan bilgi almaktan mı ibaretti?

Ya da kahramanlıkları onlara ok işlememesinden ,  kılıç kesmemesinden yada bir vuruşta on kişiyi yere sermelerinden mi geliyordu?

Daha da çoğaltabiliriz ama Yeşilçam’ın çizdiği ve bizi rahatsız eden Milli Kahraman enstantanelerini  hatırlamış olduk.

Şimdi birazda Akıncılardan bahsedelim.

Akıncı ‘’ akıl almayacak derecede cesur ‘’demektir.Onlara bu cesareti ve korkusuzluğu veren güç ise İslam’dır.Bir Akıncı ölürse şehit kalırsa Gazi’dir.

Bu birliklere Müslüman Anadolu Türklerinden gayrı hiç kimse Müslüman bile olsa kabul edilmezdi. Bir akıncı eri diğer ordu sınıflarının subaylarından daha yüksek tutulur ve  itibar gösterilirdi. Doğrudan padişaha bağlı tek sınıftır. Gece gündüz hareket ettikleri ,çok az durakladıkları ve küçük atlı birlikler halinde gezdikleri için yakalanıp imha edilmeleri çok zordur.

Sefer zamanı ordunun önünden gider ,yol gösterir,düşmanı yıpratırlar.Savaş olmadığı zamanlarda ise düşman topraklarına Yıldırım hızıyla girip çıkarak,tahribat ve yağma yapar, düşmanın moralini bozar ,bilgi toplar ve korku saçarlardı.Asla kale kuşatması yapmazlardı.

Akıncıların ardından ordu, ordunun ardından millet gelir ve o bölge yurt olurdu.

Aralarına katılım için Akıncı Beyinin onayı şarttır.Buna kimse karışamazdı.Genelde Akıncılık babadan oğla geçerdi.

Akıncılar cahil insanlar değillerdi. Bir çok Balkan ve Avrupa dilini ana dilleri gibi konuşurlar, genelde Arapça ve Farsça bilirlerdi. Bu dilleri sadece konuşmaz okur ve yazarlardı. Aynı zamanda bütün Avrupa ile ilgili her türlü(sosyal, politik, ekonomik,coğrafi vs.) bilgiye sahiptiler. Bu bilgiler olmadan akınlar felaketle neticelenebilirdi.Bu nedenle araştırmacı, meraklı ve kültürlü adamlardı.Sınır ötesinde sağlam bağlantıları ve ajanları vardı.Çabuk karar verebilen ,fevkalade silahşör kişilerdi.

Akıncılardan korunmak için Avrupa da okunan özel dualar vardı. Ayrıca Akıncıları gözetlemek için her yerleşim merkezinde gözetleme kuleleri kurulmuştu.

Törelerinde düşman ne kadar güçlü olursa olsun asla kaçmak yoktu.Bu nedenle ‘’Deli, Dalkılıç ,Serdengeçti ‘’ diye de adlandırılırlar.

Onları ise böyle davranmaya,’’yardan ,anadan ,serden’’ geçmeye iten sebep ise ‘’cihad’’ düşüncesi idi.

 

Dünyaya veda ettik atıldık dolu dizgin

En son komşumuzdur bu asırlarca bilinsin

Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden

Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden.

                                                                       Y.Kemal Beyatlı

Malkoçoğulları ise kahramanlıkları ve hizmetleri ile çok şöhretli bir Akıncı sülalesidir.Ailenin merkezi Silistre’dir. Ailenin atası Malkoç Bey, 25 Eylül 1396 tarihinde Niğbolu Meydan Muharebesi'nde Türk ordusunun sol kanadında görev almış ve savaşın kazanılmasında önemli katkı sağlamıştı. Malkoçbey’in Bulgaristan’ın Gabrova ilinin Dryanovo İlçesi'ne bağlı Bourya Köyü(Malkoçova)nde defnolduğu düşünülmektedir.Yıldırım Bayezid zamanından 17. yy.’a kadar şöhreti  devam eden ailenin atası Malkoçoğlu Mustafa Bey ,Timur’un Sivas Kuşatmasında Sivas Valisi olarak bulunmuş ve kahramanca direnmesine rağmen tüm kale halkı gibi şehit edilmiştir.Aileye asıl şöhreti kazandıran ise Malkoçoğlu Bali bey dir.Fatih zamanında başta Kazıklı Voyvoda diye bilinen katil üzerine yapılan Eflak Seferlerinden tutunda Macaristan ,İşkodra,Boğdan seferlerinde kahramanlıkları dillere destandır.Oğulları Ali ve Tur Ali Beyler ise Yavuz’un Çaldıran Seferinde kahramanlıklar göstererek şehit düştüler.Fakat aile şehit vermeye, milletimize hizmet etmeye bir türlü doymadı.Hepsini zikretmeye sütünlarımız kafi değil.Son nesillerde en önemli aile fertlerinden birisi ise Yavuz ünvanı ile anılan ve 1603 de Sadaret makamına getirilen Malkoçoğlu Ali Paşa dır.Allah ‘ın Rahmeti üzerlerine olsun.Amin.

 

Belki bu filmler Tarih bilinci oturmuş,kimliğine ve değerlerine sahip ,Tarihini iyi bilen bir toplum da çekilseydi olaya bazıları gibi bunlar komedi filmidir,Ti filmidir diye yaklaşıp yazımıza konu etmezdik. Ama Türkiyemizde insanlarımızın çoğunun Tarih bilgileri yüzeysel  ve kulaktan dolmadır.Kaynak araştırması çok azdır.Asıl kaynaklara ulaşmak zordur.Takdir edersiniz ki böyle toplumlarda insanlar her görüp duyduklarına inanırlar.’’Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olurlar’’.Bu nedenle çoğu insanımızın bu Milli Kahramanlarımız hakkındaki bilgileri bu filmler ve bazı dizilerle sınırlıdır.

Peki hal böyle ve gerçekler ortadayken Yeşilçam olaya neden böyle bakmıştır. Bunda sinemamıza genelde hakim sol rüzgarlar ne derece etkilidir?Yoruma açık bir konudur.

Hollywood ve Batı sinemasına bakarsak onların filmlerindede çok miktarda kahraman görürüz ama bunların çoğu hayali, uydurma,abartılmış yada sahte kahramanlardır.Çünkü;Tarihinde kahraman bulmakta zorlanan Batı kendi kahramanlarını kendisi yaratmak zorunda kalmıştır. Conan, Herkül, Zeyna, Robin Hood,Jean Darc, Rambo vs. böyle türetilmiştir.

Örneğin Amerika Vietnam da  savaşı ağır bir şekilde kaybetmiş ama çevirdiği binlerce filmle hasılat rekorları kırarak bu savaşı binlerce defa kazanmıştır. Sinema nelere kadir…

Biz ise kaç filmle İstanbul’u fethettik? Kaç filmle Çanakkale’yi geçirmedik? Kaç filmle Kurtuluş savaşını yeniden kazandık?Kurtuluş Savaşını yeniden kazanmaya belki Türk Milleti’nin Tarihinin hiçbir döneminde bu kadar ihtiyacı olmamıştı.

Sinemanın propaganda yönünü hafife almamak gerekir. Bakınız Batılıların kafasındaki Türk imajını belirleyen Oliver Stone imzalı‘’Midnight Express’’(1978) filminin izlerini hala silemedik.Bu filme karşılık biz Endülüs Yahudilerinin İspanyadan kurtarılması ile ilgili bir film ya da Rus katliamından kaçan  Leh Mültecilerinin Osmanlı ya sığınmasını  konu alan filmler çeviremez miydik?

Hem Peygamber ‘’Düşmanınızı onun silahıyla vurun ‘’ demiyor mu?Silah sadece top, tüfek,füze değildir ki.Yeri gelir sinema ,müzik en etkili silah oluverir ve çağımızda yeri gelmiştir.

Yahudilerin bu gün Filistinde yaptıkları soykırımı dünyanın izlemesinde yıllarca Yahudilerin finanse ettiği film şirketlerinin çevirdiği filmlerle Batılının beynine işlenen soykırıma uğramış mazlum Yahudi  imajının etkisi yadsınabilir mi?

Sanırım sinema ve müziğin propaganda yönünü ülkemizde sol cenah çok erken fark etti.

Fakat Türk Sineması son dönemde bir kısmına Kültür Bakanlığınında maddi destekte bulunduğu İstanbul Kanatlarımın Altında, Harem Suare(1), Kahpe Bizans, Abdülhamit Düşerken ,Yandım Ali gibi Tarih konulu filmlere tonlarca para harcarken adam gibi Tarih filmi yada Belgeseli  çekmeye iş gelince finansman ,sponsor ve destek eksiği  bahanesinin ardına sığınıyor.

Ancak mevzubahis filmlerde soyunması için tanınmış mankenlere ödenen meblağlar dudak uçuklatan cinsten. Üstelik bu filmlere içeride ve dışarıda ödül üstüne ödül verilmekte.

Her şey gişe, hasılat ve para üzerine dönüyorsa orada sanat tan söz etmek mümkün müdür?

İstanbul’un Fethinin Pearl Harbor kadar, Kanije Müdafaası nın Vietnam kadar değeri yok mudur?

Gerçi hakkını yemeyelim Yeşilçam da milli olmasada kahraman türetmede çok düşük not almaz hani. Baksanıza kendi milletinin değerlerine karşı duruşu ile ‘’lümpen’’(2) diye anılan aktörlerden ‘’Çirkin Kral’’ yapıvermiştir kendine…

Neticede Milli’lik sözde değil özde olmadıkça bir arpa boyu ileriye gidemeyeceğimiz aşikardır.Vesselam.

Tarkan Suçıkar 


Bu habere benzer haberler:

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile