| Osmanlı da Zafer Tutkusu |
Hükmetmenin doğasında olan bir tutkudur zafer…Bizim Tarihimizde ise zafer cihadın bir sonucudur.Osmanlı Tarihini bilenler fark etmişlerdir ki Osmanlılarda zafer otoritenin sağlanmasınında çok önemli bir unsurudur.Fakat belki de hiçbir hanedan bu duygudan Osmanlı kadar zarar da görmemiştir.Şöyle ki ;Osmanlı ilk asırlarda kazanılan müthiş zaferler sonucu bir üstünlük psikolojisi geliştirmiştir.Bir insan için kibir ve gurur nasıl zararlı bir duygu ise devletler içinde üstünlük düşüncesi aynı şekilde zararlıdır.Zira bu psikoloji Osmanlı Devlet adamlarının kendi dışındaki dünyaya ilgisiz ,kayıtsız kalmasına neden olmuş ve bu ilgisizlik Avrupa da ki gelişmelerin önemsiz görülmesine ve bunların takip edilip ülkeye getirilmesine engel olmuştur
.Bunun neticesinde Rus Çarı Deli Petro’nun Avrupa yı iyi etüd ederek gerekli reformları ülkesinde yaparak Büyük Rusya nın temellerini atmasına benzer bir ilerlemeyi Osmanlı yapamamıştır. Bir süre sonra gerçekler görülüp Islahatlara girişilmesine rağmen iş işten geçmiştir.Buna ise en güzel örnek Fransız İhtilalinin Osmanlı tarafından Fransa’nın İç meselesi olarak görülmesi ve buna göre değerlendirilmesidir. Osmanlıda Zafer tutkusuna geri dönersek bu duygu daha başlangıçta Osman Gazi de kendini gösterir.Zaten Kayı Boyunu Horasan’ın Mahan kasabasından Bizans Sınırına Söğüt ve Domaniç yaylasında getirende küffara karşı Zafer elde ve cihat düşüncesi değil midir? Osman Gazi bilindiği gibi 23 yaşında amcası Dündar Bey’in önüne geçerek Bey olmuştur.Fakat amcası bunu hazmedememiş ve muhalefete girişmiştir.Bu durumdan Osman Gazi nin otoritesini kurmasının tek yolu bir zafer kazanmaktı.Bu amaçla Bizans Tekfurlarına karşı atak bir politika izlemeye başladı.Amcası ise ona her fırsatta köstek oluyor, Osman Gazi bunları sineye çekmek zorunda kalıyordu.Bu durum Osman Gazi nin peşpeşe fetih ve zaferleri ile değişti.1302 de Osman Gazi Köprühisar’ın fethine karşı çıkan amcası Dündar Beyi tekfurlarla işbirliğine gittiği söylentisine de dayanarak savaş meclisinde oklayarak öldürdü. Bu aynı zamanda Osmanlı Hanedanı içinde dökülen ilk kandı. Ankara Savaşı
Yıldırım Bayezid’e baktığımızda ise üst üste kazanılan büyük zaferlerden sonra düşmana karşı büyük bir üstünlük düşüncesi görürüz. Öyle ki Yıldırım askerine o kadar güvenmektedir ki herhangi bir kimse tarafından yenilmeyeceğini düşünmektedir.Fakat bu düşüncesi kendisi gibi namağlup hatta o zamana kadar hiçbir savaşta beş yüzden fazla asker kaybetmemiş olan Timur karşısında iflas etmiştir.Bazı paşalar Timur tehlikesini ve gücünü kendisine anlatmaya çalıştıklarında ve Yıldırım’a savaşın, Timur’un fillerini kullanmaması için engebeli bir arazide kabul edilmesini söylediklerinde, Yıldırım Timur’a karşı bir meydan savaşı kazanmak istediğini ve bu zaferin engebeli bir yerde değil düz ovada kazanılmasını arzuladığını , sonradan kazanacağı zafer sonunda böyle bir bahanenin bulunmaması gerektiğini söylemiştir.Sonuç tam bir hüsrandır. Şunu da belirtelim ki hem Timur hem Yıldırım’ın beyleri arasında Müslüman bir devletle savaşmanın meşru veya dinen caiz olup olmadığı tartışılmıştır.İki tarafıda uyaran devlet ve din adamları bu işten ikisini de vazgeçirmeye çalışmışlar fakat iki hükümdarları savaştan vazgeçirememişlerdir.Özellikle Timur’un oğulları babalarını bu konuda defalarca uyarmışlarıdır. Rivayet o dur ki Osmanlı askeride bu savaşta öldüğünde şehit olmayacağını düşündüğünden istekli savaşmamıştır.Bazı Kaynaklar bu savaşta Sırp yardımcı kuvvetlerinin dahi Osmanlı askerinden istekli savaştığını kaydederler.Bu da enteresandır. 2.Mehmed ise babası 2. Murad’ın yerine küçük yaşta 2 defa tahta çıkıp inmek zorunda kalmıştır.Önünde aşılması gereken büyük bir güç vardır.Bu güç kendisini istemeye istemeye tahttan indiren büyük ,soylu ve Türk kökenli vezir Çandarlı Halil Paşa dır.2.Mehmed’in bu ilk 2 saltanatı hiç te iyi izler bırakmamıştır.Öyle ki kendisi alyhinde Edirne de Buçuktepe de Yeniçeri isyanı dahi çıkmış ve ancak Culüs Bahşişi dağıtılarak isyan güç bela bastırılmıştır.Bu da ilk Culüs Bahşişidir.Genç Padişah kendisini 2 defa tahtından eden Çandarlı yı bu nedenle hiç affetmemiştir.Ancak onu ekarte etmeyi sonraya bırakmış ve kötü dönemlerin izini silecek ,gücünü pekişterecek büyük zaferin hayallerini kurmaya başlamıştır.Başka yolu yoktur.’’Ya İstanbul onu alacaktır yada o İstanbul’u’’ Görüldüğü üzre İstanbul’u fethetme isteği 2.Mehmed de adeta saplantı haline gelmiştir.Çandarlı ise beklide başına gelecekleri tahmin ettiğinden İstanbul’un Fethine şiddetle karşı çıkmıştır. 2.Mehmed İstanbul’u alır almaz Çandarlı’nın da deyim yerindeyse defterini dürecek güce ulaşmıştır.Bizans’la görüşmeler yaptığı hatta rüşvet aldığı iddiaları da kullanılarak Çandarlı Halil Paşa idam edilmiştir.Belki de bu olay yüzünden Fatihten sonra soyu sopu kopuk Devşirme kökenli devlet adamları Osmanlı da ağırlık kazanmıştır. Yavuz Sultan Selim babası 2.Bayezid’e isyan ederek ilk kez bir Yeniçeri Ayaklanması sonucunda babasını istemeyerek tahtı kendisine bırakmaya zorlayarak hükümdar olmuştur. Ağabeylerininde önüne geçerek hatta babasıyla savaşarak tahta çıkması neticesinde ipleri eline almak için devlete tehlike oluşturan Safeviler ve Memlukler’e ders vermek için onların üzerine yürümüş ve başarılı olmuştur. Mohaç Meydan Muharebesi
Hemen Kanuni Sultan Süleyman’a geçiş yaparak şunu da belirtelim.Osmanlılarda her daim Küffara karşı muzafferiyet daha değerli ve arzulanır olmuştur.Zira küffara karşı yapılan savaş Cihad veya Gaza dır.Diğerleri ise kuru zaferdir.Bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman’ın 13 seferinin çoğunu batı üzerine yapması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. 2.Selim ömrünü İstanbul da sarayda geçirmesine ve İstanbul da ölen ilk padişah olmasına rağmen cihad ve zafer düşüncesi taşımaktadır.Bu mana da Kıbrıs’ın Fethine Sokollu’nun şiddetle muhalefetine rağmen - Sokollu Kıbrıs’ı fethetmeye çalışmanın arı kovanına çomak sokmak olduğunu ,bunun Haçlı ruhunu uyandıracağını söylüyordu-Lala Mustafa Paşa nında teşvikiyle niyet etti.1571 de ise Kıbrıs alındı fakat Osmanlı donanması Sokollu’nun ön gördüğü gibi İnebahtı da Haçlılar tarafından neredeyse tamamen yok edildi.Ancak hala gücünü muhafaza eden devlet kısa sürede yeniden donanmasını inşa ederek yenilginin izlerini sildi.Lakin inşa edilen gemilerimizin yavaş yavaş çağın gerisinde kalması ve Avrupa da gemi teknolojisinin ilerlemesi bu donanmadan uzun müddet istifade etmemizi de engelledi. Genç Osman da küçük yaşta tahta çıkmıştır.O büyük fikirlerin küçük ve tecrübesiz padişahıydı.Hemen Cihad arzusu ile Hotin Seferine çıktı.Fakat askerin isteksizliği nedeniyle başarı istenen ölçüde başarı elde edilemeden anlaşma yapılarak geri dönüldü.Buna rağmen Hotin seferiz içerde zafer gibi yansıtıldı ve Genç Osman Yeniçeriler aleyhine harekete buna dayanarak tutarak girişti.Seferden firar edenlerin idamı emredildi.Buna karşın Yeniçeriler harekete geçtiler.Genç Osman’ın sonuda çok dramatik oldu. 4.Murad’ da çok küçük yaşta büyük problemler karşısında tahta çıktı.İlk yıllarında devlet yönetimi Valide Sultanın elinde kaldı.Murad bu dönemde çok kötü olaylara çok güvendiği ve sevdiği devlet adamlarının yeniçeri ayaklanmalarında parçalanmasına ve idamına şahit oldu.Sonunda ipleri eline almak için ihtiyaç duyduğu zaferi sağlamak için Irak seferine çıktı ve Bağdad Fatihi oldu.Bu zaferden aldığı güçle ülke içinde ki yapmak istediği işlere el attı.Osmanlı Devletine Duraklama dönemi içerisinde bir Yükselme Dönemi yaşattı.Ne yazık ki bu mümtaz şahsiyette genç yaşta vefat etti. İkinci Mustafa Han Orduların başında sefere giden son Osmanlı sultanıdır. O da cihad aşkı ile yananlardandı.Sultan Mustafa Hân, tahta çıkışının üçüncü günü sadrâzama gönderdiği fermânda; “Cenâb-ı Hak, bu âciz, bu günahkâr kuluna bir cihân pâdişâhlığı ihsân etti. Pâdişâhların hangisi zevk ve sefâya; kendi nefsinin râhatına düşmüş ise, eli altındaki memleketlerinin ve tebeasının huzûru ve râhatı kaçmıştır. Biz, bugünden zevki ve sefâyı kendimize haram kıldık. Düşmana karşı ceddim (Kânûnî) Sultan Süleymân gibi kendim sefere çıkmaya kat’î niyet ettim. Sizler ki vezîriâzamım, vüzerâ, ulemâ, vükelâ ve ocak ağalarısınız, cümleniz bir yere gelip, bu hatt-ı hümâyûnumu okuyup düşününüz, gazâya gitmem mi makbul, yoksa Edirne’de oturup, kalmamız mı münâsip? Din ve devlet ve halka hangisi faydalı, Allah için söyleşüp, doğruyu bana bildiriniz vesselâm...” buyurarak vazîfeye başladı. Bu Hatt-ı Hümâyûn devlet adamlarını, âlimleri, kumandanları, askerleri ve ahâliyi çok memnun edip coşturdu.Bir süre sonra hükümdar Avusturya Seferine de çıktı.Ancak Osmanlı eski Osmanlı değil, karşısındaki Avrupa da eski Avrupa değildi.Başlangıçta bazı başarılara rağmen Zenta mağlubiyeti Osmanlı yı Karlofça Anlaşmasına itecek bir süreci başlattı. Bundan başka Sultan İbrahim de Girit Adasının Fethinin bir takıntı olduğu bilinmektedir. 3.Mustafa nınsa önemli bir başarı kazanmadan adını hutbelerde Gazi olarak okutmasının halk arasında tepkilere neden olduğunu görmekteyiz. Yine zafer ve cihad düşüncesinin Osmanlı da sadece padişahlarda değil çeşitli devlet adamı , vezir ve paşalarda da sıklıkla görüldüğü anlaşılmaktadır. Örneğin ,Kanuni nin dahi alamadığı bir yer olan Viyana yı fethetme ve gücünü keskinleştirme düşüncesi tedbirsiz Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı kellesinden ettiği gibi Osmanlı Devletininde başına çok belalar açmıştır. Balkan Savaşları sırasında ordu içerisinde ki bölünme çekişme ve paşaların zaferden pay kapma ve kendilerine maletme düşüncelerinden dolayı koordineli hareket edememe savaşın kaybının önemli nedenlerindendi. Son devirde İttihat ve Terakki liderleri olan Talat-Cemal ve Enver Paşaların Osmanlı Devletini 1. Dünya Savaşına sokmaları ve bu yetmezmiş gibi savaşta askerlerimizi gereksiz yere Mısır ve Kafkas Cephelerinde zayi etmeleri de buna örnek olarak gösterilebilir.Zaten 1.Dünya Savaşı sırasında ilan edilen Cihad-ı Ekber de Arapların Osmanlı aleyhine çalışmalarını engellemediği gibi bazı Türk taraftarı Arap Aşiretler ve Hindistan da bazı dalgalanmalar dışında çok fazla etki yapmamıştır. Cumhuriyet devrinde cihad düşüncesi realitesi kalmadığından terkedilmiş ,gereksiz savaşlardan kaçınılmıştır.Hatta Cumhuriyet Devrinde savaştan kaçınmadan ziyade Atatürk ten sonra gereksiz yere abartılı pasif bir dış politika takip edilmiş ,ülke ve millet adeta Misak-ı Milli sınırlarına hapsedilmiş ve bu sınırlar dışıyla neredeyse hiç ilgilenilmemiştir.Hatta bu amaçla haksız yere Atatürk’ün ‘’Yurtta Sulh ,Cihanda Sulh ‘’sözü sıklıkla kullanılmıştır.Atatürk’e bu mana da büyük haksızlık yapılmış ve sanki Atatürk her ne bahasına olursa olsun sulh demiş gibi lanse edilmiştir.Bu Türk’ün bileğine zincir vurma oyununun bir parçasıdır.Amaç Türk’ü ensesine vurup ağzından lokması alınacak kıvama getirmekti.Başardılar.Türk’e vurulan bu öylesine bir zincirdir ki uluslar arası bir sıradan toplantıda bir devlet adamının süre konusunda moderatöre kızarak toplantıyı terk etmesi ve karşısındaki kişiye sanki kimsenin bilmediği bir şeyi söylemişcesine birkaç kelime söylemesi dahi ülkemizde insanlarımızın kendilerinden geçmelerine neden olmuştur.İlgili devlet adamıda böylece bir anda dünya lideri (?) olmuştur.Sanırız ne Fatih İstanbul’u aldığında ne de Yavuz Mısır’ı fethettiğinde böyle karşılanmamıştır.Bu bile dış politikada içine düşürüldüğümüz zavallı durumu açıklamaya yeter… Fakat Atatürk sulh’ü esas tutmakla beraber ,Hak ve hukukumuzun korunması noktasında her zaman en atak politikaları izlemiş, uluslar arası arena da da her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmiştir. 21.yy da ise savaşlar artık yok denecek kadar azalmıştır.Artık devletler ordularıyla savaşmak yerine düşmanı oldukları devletlerde terör örgütleri kurarak onları kullanmaya başlamışlardır.Dünya üzerindeki tüm terör örgütlerinin büyük devletlerle yakın ilişkisi bundandır.21.yy da artık savaşların yerini terörizm almıştır. Tarkan Suçıkar
|



