Osmanlı da Kuruluş-Yıkılış Meselesi

Tarih değişmez bir bilim midir?Hayır ,tarih ve tarihi bilgilerimiz zaman içerisinde değişebilir.Onun diğer bir çok bilim gibi kanunları,değişmez kuralları yoktur.Çünkü tarih yaşamın ta kendisidir ve yaşam değişir.Ancak bu değişim ancak elde edilen net bir belge ile yada bulgu ile gerçekleşir.Örneğin yakın zamana kadar ilk Osmanlı parasının Orhan Bey zamanında bastırıldığı biliniyordu.Eldeki veriler bunu işaret ettiği için bu bilgi tarih kitaplarına böyle girmişti.Ancak Osman Gazi ye ait paralar bulununca bu bilgi yerini hemen kitaplarımızda aldı.Olması gerekende budur.

Fakat Saygı değer Halil İnalcık Hoca geçenlerde Osmanlı Devletinin kuruluşu ile ilgili bir açıklama yaptı:Osman Gazi`nin asıl hedefi, bir süre Selçuklulara başkentlik yapmış olan İznik`i fethetmekti. Şehri kuşattığı sırada İznik Gölü üzerinden bir ulak, İstanbul`a gidip yardım istedi. İçlerinde paralı Alan askerlerinin de bulunduğu Bizanslılar, Karamürsel ile Yalova arasında bulunan Hersek Dili`nde yapılan bir baskınla denize döküldü. Tarih, 27 Temmuz 1302. Bu, Osman Gazi`yi tarih sahnesine çıkaran büyük tarihî olaydır. Nitekim bu savaşı anlatan Bizanslı tarihçi Pachymeres, bu zaferden sonra Anadolu beyliklerinde yaşayan gazilerin Osman`ın bayrağı altında toplanmaya başladıklarını yazmıştır.

Yani Osmanlı Yalovada kuruldu açıklaması yapmadı.Sadece Koyun hisarı denilen Savaşın Osman Gazi yi ön plana çıkaran önemli bir olay olduğunu işaret etti.Bunu aldılar hocanın tarihi yeniden yazdığını vs vs iddia ettiler.

Bu ön açıklamaları yaptıktan sonra konumuza geçebiliriz.

Bildiğimiz gibi biz Osmanlıların 1299 da Söğütte kurulduğunu genel olarak kabul etmişizdir ki Tarihte birazdan açıklayacağımız gibi bazı meselelerde genel kabulün büyük önemi vardır.

Bazı Tarihi meseleler de tarihçinin bir durum hakkında net belge bulmasının imkanı yoktur.Bu tür durumlarda Tarihçi olayları eldeki diğer net olmayan verileri bir araya getirerek kendi yorumuna göre açıklamaya ve anlaşılır kılmaya gayret eder.Neticede ise bir kanaate varır.İşte bu şekilde olan durumlarla ilgili tarihçilerin eldeki net olmayan verileri ortaya koyarak yaptıkları yorumlar sonucu ortaya çıkan kanaatlerden bir tanesi yaygın kabul görürse tarih onu doğru olmaya en yakın kanaat olduğu için net belge ve delil ortaya konana kadar doğru kabul eder.Aynı durum dini meselelerle ilgilide geçerlidir? ve Kur’an da ve sünnette açık delil bulunmayan meselelerde İslam alimlerinin üzerinde ittifak ettikleri esas doğru kabul edilir.Buna da ‘icma’ adı verilir.

Daha sonradan birinin çıkıp bu yanlıştır demesinin çok fazla bir önemi yoktur.İcma kesindir.Mesele bir yönüyle de buna benzemektedir.Zira mesele elde kesin ayet ve hadis bulunmayan bir meseledir zaten.

Tekrar meselemize dönersek eğer, şunu bilmekte fayda var.Tarihte devletler günümüzde ki gibi ilan etme,basın yayın araçları ile duyurma vs yollarla tarihte kurulmazlar.Yani Osman Gazi ben devleti kurdum,duyduk duymadık demeyin diye her hangi bir şekilde kurmadı ki devleti…Hatta belki devlet kurma fikrinde bile değildi.Yahut devlet belki bizim 1299 kabul ettiğimizden daha önce kurulmuştu ama bizim elimize bunu ispatlayacak bir belge ulaşmadı.Mesele kaynak ve belge olmamasından dolayı yorumlar yapılmasından  kaynaklanıyor öyleyse şu soruyu soralım ;kaynaklar neden kısıtlı yada yok?

Bunun sebebide Anadolu nun zaman zaman büyük karışıklıklar ve yağmalar,istilalar ve isyanlar yaşamış olmasıdır.Özellikle,Timur’un istilası,Fetret karışıklıkları ve bir çok isyan sırasında Osmanlı’nın kuruluş dönemine ait bir çok tarihi açıdan eşsiz değerdeki eser, ortadan kaybolmuştur.Kütüphaneler ve devlet kayıtları yakılmış,yağmalanmıştır.

Dolayısıyla eldeki kaynak yetersizliği ve bağımsızlığın bir ilan veya duyuru şeklinde olmaması nedeniyle tarihçiler çeşitli olay ve durumları bağımsızlık ilanı olarak yorumlamaya ve kabul etme yoluna gitmişlerdir.Burada da başka bir müşkül ortaya çıkmaktadır.Bu da her tarihçinin farklı bir olayı ,durumu yada savaşı bağımsızlık ilanı olarak algılamasıdır.

Osmanlı nın Kuruluşu ile ilgili verilen tarihlere de kısaca bakarsak:

1281 çok az kişi tarafından kuruluş yılı olarak telaffuz edilse de Osmanlı Tarihi için önemi tartışılmazdır. 1281 yılında Kayı aşiretinin lideri Ertuğrul Bey vefat etmiş ve yerine oğlu Osman Bey geçmiştir. Ayrıca bu yılda Osman Bey iktidara geldikten sonra, Bizans tekfurlarıyla yaptığı ilk savaş olan Ermeni Derbendi (Beli) Savaşı gerçekleşmiştir.

                Bu tarihi verenler Osman Bey’in iktidarı ele geçirdikten sonra bağımsız olduğunu iddia etmektedirler. İşte bu özellikleri sebebiyle 1281 yılı, bazı tarihçiler tarafından Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı olarak gösterilmektedir.

Osman Gazi başa geçtikten sonra zayıf Bizans İmparatorluğu’na aşiretiyle birlikte birçok akın düzenledi. Bu akınlar sonucu 1288 yılında Karacahisar’ı fethetti. Bu fetih Anadolu’da büyük yankı uyandırdı. Anadolu Selçuklu hükümdarı Osman Gazi’ye tuğ, sancak, davul gibi hediyeler gönderdi. Türk geleneklerine göre davul, sancak, tuğ gibi nesneler devletin bağımsızlık alameti olarak kabul edilmişti.

                İşte bu alametleri kanıt gösteren tarihçiler Osmanlı Devleti’nin bu tarihten itibaren bağımsız olduğunu savunmaktadır. Ancak bu noktada bir soru akıllara gelmektedir. Selçuklu hükümdarı bu hediyeleri bağımsızlık için mi gönderdi? Yoksa Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı otonom bir uç beyi olduğunu göstermek için mi gönderdi? İşte bu sorunun cevabı konunun kilit noktalarından birini oluşturmaktadır.

                II. Abdülhamit padişahlığı döneminde devletin tarihini ve kuruluşunu araştırması için Tarih-i Osmanî Encümeni’ne görev verir. Araştırmalar sonucu elde edilen bilgilere göre kuruluş 1299 yılının sonlarında gerçekleşmiştir.

                Padişah II. Abdülhamit’in yaptırdığı bu araştırmanın sonucu birçok tarihçimiz tarafından kabul görmüş ve ders kitaplarımıza bile 1299 şeklinde yansımıştır. Ancak son yapılan araştırmalarda 1299 yılında birkaç küçük kalenin alınması dışında önemli bir olayın olmadığını göstermektedir.

1302 (1301?) yılı Osmanlı Tarihi’nde önemli kırılma noktalarından birini oluşturmaktadır. Osmanlı Devleti 1302’de Bizans ile Koyunhisarı (Bafeon) Savaşı’nı yapmıştır. Bu savaşın önemi; muharebenin Bizans’ın uç beyleri niteliğinde olan tekfurlarla değil, bizzat Bizans ordusuyla yapılmasıdır. Bu savaşla Osmanlı artık direkt olarak Bizans ile muhatap olmaya başlıyor. Bu savaşla Osmanlı uç beyliğinde bir adım daha öne çıktığını göstermiş oluyor. Ayrıca bu zaferden sonra Anadolu’da yaşayan gaziler ve diğer aşiretler Osman Bey’in kontrolü altına girmeye başlamıştır.İşte olayı ve sonuçlarını kanıt gösteren tarihçiler 1302 yılının Osmanlı Devleti’nin gerçek kuruluş yılı olduğunu savunurlar.

Bir de kaynakların çok bol,olayların ortada ve yakın zamanda gerçekleştiği Osmanlı’nın Yıkılışı meselesine baktığımızda konu ile ilgili daha mantıklı düşünebiliriz.Osmanlı Devletinin yıkılışı içinde en az kuruluşu kadar çok tarih verilmektedir.Örneğin tanınmış bir tarihçimiz Osmanlı nın Yıkılış tarihi olarak Balkan Savaşlarını yani 1912 yi vermektedir ve yapılan yoruma bakılırsa haklılık yada savunulacak yanlarıda vardır.30 Ekim 1918 tarihi yani Mondros Mütarekeside zikredilen tarihler arasındadır,ayrıca 23 Nisan 1920 TBMM’nin açılması, 1 Kasım 1922Saltanatın Kaldırılması ,30 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı ,3 Mart 1924 Halifeliğin İlgası gibi tarihlerde zikredilmektedir.Bu tarihlerin her biri farklı açılardan olaya bakılarak kabul edilebilir.Fakat genel kabul gören tarih 30 Ekim 1923 yani Cumhuriyetimizin ilanıdır.Şimdi kalkıpta diğer tarihler üzerinde ısrar ederek kafaları bulandırmak akıl karı değildir.Genel kabul görene eyvallah,diğerlerine de saygı duymak gereklidir.

·         Bizim kanaatimize göre Osmanlı Devletinin bağımsızlığı bir olaya bağlı değildir.Yani ,Osmanlı devletinin kuruluşu Tarihte bir olay değil ,olgudur.Bu nedenle onu bir tek olaya bağlayıp yer veya tarih vermek çok isabetli bir karar olamaz.Fakat bunun da yapılması gerekmekte olduğuna göre genel kabul görmüş Söğüt ve 1299 tarihine bağlı kalmak daha mantıklıdır.

Zaten , kalkıpta hocamız lütfen alınmasın ne kadar tanınmış ,kariyeri yüksek bir tarihçi olsa da her hangi bir kimsenin bir mesele hakkında yaptığı yorumla tarih ve tarih bilgileri değişmez. Değişemez, değişmemelidir.Aksi halde bu iş te ayağa düşecektir.Nitekim düşmek üzeredir.

Günümüzde kasıtlı şekilde tarihin hiçbir bilgisine güven olmaz ,tarih hep yalan dolan diyenlere bir koz daha verilmemelidir.Tarih ilminin saygınlığı açısından en azından böyle ufak şeylerle değil,fikir ve kültür üzerinde mühim meselelerle uğraşmak gerekmektedir kanaatindeyiz.

Tarkan Suçıkar-Turgay Koçak


Bu habere benzer haberler:

 

Yorumlar 

 
0 # cghgfh 2010-12-09 08:49 çok saol mükemmel olmus fakat biraz uzun Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile