| MECLİS-İ MEBUSAN TECRÜBEMİZ |
|
Tarih geçmiştir ama gelecektir diyoruz ya bu günkü TBMM ne birde şu bilgiler ışığında bakalım. 1876 tarihi ,Kanuni Esasi’nin ilanı ve Türk Tarihi için önemli bir dönem olan Meşrutiyet’in başlangıcıdır.Meşrutiyetin ilanını sağlayanlarda şehzade Abdülhamid Efendi yi Anayasayı ilan etme şartıyla tahta çıkaranlarda, Genç Osmanlı (Jön Türk) lardır. Genç Osmanlılar için Meşrutiyet sihirli bir ilaçtır, iksirdir, panzehirdir.Devleti yıkılmaktan kurtaracak tek çaredir.Osmanlı bir hasta adamdır ve Genç Osmanlılar da bir doktor edasıyla hasta adama reçete yazmaktadırlar. Reçetede tek ilaç vardır:Meşrutiyet Slogan:Hürriyet ,adalet ,kardeşlik(Musavat) Umulur ki bu ilaç kullanılırsa ,meşrutiyet ve anayasa ilan edilir, azınlıklarda devlet yönetiminde söz sahibi olur ,meclise katılırlarsa ,Osmanlı devletinin tüm problemleri çözülür.Osmanlı ,İngiltere gibi müreffeh bir ülke haline gelir.Azınlıklar devlete bağlanır. Yabancı devletler ,Osmanlı nın içişlerine karışmaktan vazgeçerler.Devlet eski ihtişamlı günlerine geri döner. Bakınız Cevdet Paşa bu mesele ile ilgili ‘’Mithat Paşa taraftarları olan budalalar topluluğu ,Kanuni Esasi nin ilan edilmesiyle dünyanın dengesinin değişeceğini ve Rusya nın tehtitlerinin son bulacağını düşünürlerdi.’’ demektedir. Fakat Genç Osmanlılar bir şeyi akıllarının ucundan dahi geçirmemişlerdir.İlaçların yan etkileri vardır.Meşrutiyet ilacı, Osmanlı bünyesinde İngiltere de yaptığı etkiyi yapmak bir yana felçlere,kangrenlere neden olmuştur.Her derde deva gibi gösterilen Meşrutiyetin ilanından sonra umutları mum gibi söndüren dış gelişmeler ardı ardına yaşanmış,Avusturya Macaristan Bosna Hersek’i işgal etmiş,Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmiş ,Girit Yunanistan’a katılmıştır.Ardından Rusya ile yapılan 1877-78 Rus Savaşında (93 Harbi) ağır bir yenilgi alınmış ve Ruslar Yeşilköy’e kadar ilerlemişlerdir. Bütün bunlar karşısında Cevdet Paşa nın belirttiği gibi budala Yeni Osmanlılar İttihad-ı Anasır fikrine yani Osmanlıcılık politikasına kara sevdalıydılar.Osmanlılık çatısı altında İmparatorlukta yaşayan bir dolu farklı etnik unsuru birleştirebileceklerine inanıyorlardı.Fkat eski çamlar bardak olmuş ,köprünün altından çok sular akmıştı.Bu fikre müslüman Arap ve Arnavut mebusların dahi itibar etmemesi ve meclis açılır açılmaz milli gruplar kurmaları da onların akıllarını başlarına getirmemişti.Zaten o akıllar Balkan Savaşları sırasında Arnavutluk’un 1. Dünya Savaşında ise Arapların bağımsızlık elde etmeleriyle bile başa gelmekte zorlanıyordu. Rum mebuslar Helenizm fikri çerçevesinde çalışmalar yapıyorlar ve Mebus Boşo Efendi ‘’Osmanlı bankası kadar Osmanlıyım’’ diyerek ayrılıkçı fikirleri saçıyor Babam Türkiye ama annem Yunanistan diyordu.Bunlara öfkelenen Ziya Gökalp’e ise Vatan adlı şiirinde ‘’Bir ülke ki orada Boşo’ların sözü yok’’dedirtiyordu. Birinci Mecliste 69 müslüman (Türk-Arnavut-Arap) ,49 gayrı Müslim (Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar) mebus vardı. Meclisin %60 ‘ı gayrı Türk ,%40 ‘ı ise gayrı Müslim unsurlardan oluşuyordu.Fakat Türk olan veya olmayanlar ya da Müslüman olan veya olmayanlar arasındaki sayısal oran çokta önemli bir fark değildi.2.Abdülhamid’in anılarında da bahsettiği gibi asıl fark eğitim ve bilinçti.Üstelik Türk mebuslar meclis toplantılarına gerektiği kadar rağbet etmiyorlardı.Çünkü meclisin önemini henüz idrak etmemişler ayrıca henüz parlamenter rejime gereğince uyum sağlayamamışlardı. Gayrı Müslim mebuslar ne kadar eğitimli(çoğu Avrupada seçkin üniversitelerde öğrenim görmüş) ve milli bilinç sahibi iseler ,Türk mebuslar o kadar cahil ve milli bilinçten yoksundular.Gayrı Müslimler Avrupa yı iyi tanıyor ,her türlü entrika ,manevra vb politik oyunları ustalıkla kullanıyorlardı.Buna karşın Türk mebuslar bu oyunlara karşı aciz ve zayıf kalıyorlardı. Örneğin Arap mebuslar ,mebus olacakların Türkçe bilme zorunluluğunun kaldırılması fikrini öne sürmekle ,Türkçe nin resmi dil olmasına karşı bir hareket başlatmış oluyorlar ve bu düşünceye özellikle Rumeli vilayetlerinden gelen gayrı müslim unsurlar destek veriyorlardı. Fakat bu düşünceye çok dikkate şayan şekilde Mezopotamya bölgesinden gelen hıristyan mebuslar da Türklerle beraber karşı çıkmışlardı.Buna karşın Ahmet Vefik Paşa’nın çözümü oldukça ilginç ve yerindedir.Paşa mebus olacaklar için ‘’bir daha ki seçime kadar 4 seneleri var,bu süre zarfında akılları varsa Türkçe öğrenmeye başlasalar iyi olur’’diyerek tavrını koymuştur. Mecliste daha çok yerel meseleler ve istekler görüşülüyor ,tüm ülke sorunlarını ele alacak bir bilinç ise daha yavaş gelişiyor yada en azından bir şekilde önü açılıyordu. Dönem içerisinde ilk Osmanlı Mebusan Meclisine benzeyen tek meclis Avusturya Macaristan Meclisi idi ki bu meclis milliyetçiliği körüklemiş Avusturya ve Macaristan olarak İmparatorluğun dağılmasınada bu manada önayak olmuştur. Bunun dışında dünyanın gelişmiş demokrasi ve parlamentolarında dahi Osmanlı Mebusan Meclisi kadar azınlıklara meclisinde yer vermiş bir parlamento daha yoktur.Öyle ki 19.yy da ne Avusturya da ne Rusya da her hangi bir etnik ve dini unsura sefir,nazır ,devlet adamı seviyesinde rastlanmaz. Padişah 2. Abdülhamid Avusturya Macaristan örneğinden de etkilenerek Meclis-i Mebusan’ın hiçte olumlu sonuçlar vermeyeceğini ön görmüştü. TBMM nin o günlerden çok farkı var mı yok mu bunu düşünenlere bırakıyoruz…
Tarkan Suçıkar
|


MECLİS-İ MEBUSAN TECRÜBEMİZ