| KUR’AN DA TÜRKLER VE OSMANLILAR |
|
Peygamberimize en büyük mucizesi sorulduğunda onun Kuran diye cevap vermesi bundandır.Kur’an, zaman ve bilim geliştikçe daha açıklanabil-mekte yada daha önce açıklanamayan gerçekler böylelikle açıklanabilmektedir.Örneğin doğum hadisesi ile ilgili ayetler modern tıp sayesinde daha derin ele alınabilmektedir.Bazı özel ayetler ve ifadelerinse bu tüm zamanlara hitap edebilme özelliğinden dolayı zaman ve çağın durumuna göre isabet ettiği gerçekler değişmekte, bu nedenle yeniden alınma ve yorumlanması gerekmektedir.Bu durumun en önemli göstergelerinden birisi ise ilginç bir tesadüf eseri aziz milletimiz Türkler ile ilgilidir.Bu ilginç tesadüf ise yazımızın ana konusudur.Kur’an-ı Kerimde açık şekilde bir çok ayette bir toplumun başka bir toplumun yerini alması durumundan bahsedilir.Bu yerini alma hadisesi 2 şekilde vuku bulmaktadır.1. sinde önceki toplum Nuh,Semud,Ad kavimlerinin başına geldiği gibi yok edilmekte,2.sinde ise Allah’ın emirlerine ve peygamberlerine uymayan topluluklar,birazdan açıklayacağımız Araplar örneğinde olduğu gibi geri plana alınarak pasifize edilmektedir.
Hatta açık şekilde bazı ayetlerde Mekkeli müşrik Araplara seslenilerek ,onlar uyarılmakta ve peygamberi yalanlamaya devam ederlerse önceki toplumların başına gelen hallerden biri ile karşılacakları belirtilmekte ve yerlerine Salih kullardan oluşan bir topluluğun mirasçı kılınacağı belirtilmektedir.Örneğin, 630 senesinde Peygamberimizin Tebük seferi ile ilgili Arapların sergiledikleri tutum konumuz ile yakında ilintilidir.Bu dönemde İran Kisra’larını yenilgiye uğratan Hıristiyan Bizans ,Hıristiyan olan Arapları da etkileyerek İslam’a karşı büyük bir tehtit haline gelmişti.Buna karşı önlem almak gerekiyordu.Bu esnada ise Arap Yarımadasında sıcak ve kıtlık zuhur etmişti.Münafıklar işbaşındaydı ve ‘’bu sıcakta sefer olmaz diye ‘’propaganda yapıyorlardı.Bunun üzerine bu propagandaya kapılarak peygamberin emrine karşı ,emre uymakta gevşeklik gösterenler kınanmıştır.Tevbe 38-39 Müfessirler ise Tebük Seferine çıkmak istemeyen Araplar için ,onların yerine getirileceği belirtilen toplumun kimliği ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.Muhammed 38-Maide 54Bunun Tabiun (?),Farslılar,Yemenliler oldukları bazılarınca iddia edilmiştir.Ancak daha önce belirttiğimiz gibi müfessirlerin zamanın bilgi ve kültüründen hareket ettiklerini göz önünde bulundurursak ,o dönemde henüz Müslüman olmamış Türklerin hiç hesaba katılmamış olmasına şaşmamak gerekir.Ancak zaman geçtikçe bu mirasçı Salih kulların Türkler olduğu apaçık ortaya çıkmıştır. TÜRKLERİN İSLAM DÜNYASINDAKİ LİDERLİKLERİ Eski Türk inanış ve mefkuresini biraz açarsak ,Türklerin Müslüman olduktan sonra Müslüman toplumlar içerisinde pasif,sessiz ve kenarda kalamayacaklarını zaten görürüz.Türklere Allah (Gök Tanrı),vatan ,millet ve devlet uğruna can verme, kahramanlık, savaşçılık, cesaret, vakar, dürüstlük, güçsüze yardım,açı doyurma ,çıplağı giydirme ile övünme ,aman dileyene kılıç çekmeme, sabır , metanet ,disiplin,emre itaat gibi özellikler İslam la gelmemiştir.Bu özellikler zaten Türklerde vardır ve bu özellikler İslam’a kolaylıkla uyum sağlamıştır.Türkler ayrıca İslam öncesinde de Tanrı’nın kendilerini ve yönetici hanedanlarını Gök Tanrı’nın dünyayı yönetmek üzere görevlendirdiğine inanıyorlardı.Kağanlar ,Türklere göre kanlarında ‘’kut’’ (Yönetme yetkisi) ile dünyaya gelirlerdi. Bu nedenle Osmanlılarda bile bir hanedan üyesi öldürülürken ,kanındaki bu kut’a hürmeten kanı akıtılarak öldürülmez, yay kirişi ile boğulurdu.Tüm bunlara bakarak ve ilerde ifade edilecek ,Türkler hakkında Peygamberimizin söylediği hadislere bakarak şunu ifade etmemiz sanırız yanlış olmaz.Peygamberimiz Türklerin Müslüman olmasını nasıl ki Hz. Ömer veya Ebu Cehil den birinin Müslüman olmasını istemiş ve bunun için dua etmişse öyle istemiştir.Türkler Müslüman oldukları andan itibaren ,İslam dünyasında eskimeye yüz tutan fetih düşüncesine canlılık kazandırıp bir nevi katalizör etkisi yaptılar.At sırtında, İslam coğrafyasının her tarafında, nerede küffara karşı cihad varsa koştular.Bu uğurda öncelikle Abbasi devletinde askerlik hizmetine girdiler. Ancak Türkler kendi hükümdarları dışında kimseden halife bile olsa ,emir almaktan çok hoşlanmazlardı.Bu nedenle kısa sürede Abbasi devletinde önce askerlik ve yönetim anlamında ön plana çıktılar.Ardından ondan koparak Mısır da ilk Müslüman Türk devletlerinden olan Tolunoğulları ve Ihşidileri(Akşitler) kurdular.Diğer yandan Gazneli Mahmud ,İslam sancağını Türkler eliyle Hindistan’a götürdü.Onun bu hizmetinin karşılığı olarak bu gün dahi Hindistan Müslümanlarının kendi soylarını açıklayan secerelerinde Türk olduklarını ispatlama gayreti görülür.xArdından Selçuklular devrinde ,Tuğrul Bey zamanında Türkler İslam dünyasında en büyük güç haline gelirler.Meseleyi fazla uzatmadan sonunda ,Halifeliğinde Yavuz’un Mısır Seferi sonucunda Türklerin eline geçtiğini belirterek bu bölümü kapatalım. KUR’AN IN İDEOLOJİK YORUMLARINDA TÜRKLER Kur’an özellikleri itibarı ile farklı zaman ,kültür ve kavimler tarafından daha önce bahsettiğimiz bazı nedenlerle farklı yorumlara muhatap olmuştur.Bu farklı okumalardan birinin muhatabınında Türkler olduğunu belirtmiştik.Kur’an ın anlatım yöntemine göre genellikle olayların geçtiği toplum ,kişi ve mekanlar açık şekilde belirtilmez.Bu nedenle müfessirler kendi zamanlarının durum ,özellik ve bilgileri ile bu Kur’an kıssalarından bahsi geçen topluluk veya kişileri belirlemeye ,onları ortaya çıkarmaya çalışırlar.Her müfessir aynı olayla ilgili kendi düşüncesini ileri süreceğinden dolayı bu tür konularda net bir isim ve karar verilemeyeceğini yada zaman değiştikçe ayetin övdüğü veya yerdiği ,muhatap toplumların isimlerinin değişebileceği hatta bir dönemde yerilen toplumun diğer bir dönemde övülen veya tersi durumların yaşanabileceğini düşünmek lazımdır.Örneğin her devrin bir Yecuc-Mecuc’ü ve Zülkarneyn’i vardır yada öyle bir tespit yapılabilir. Örneğin Türklerin İslam olmadan önce ilk defa Müslüman Araplarla karşılaşmalarının Hz. Ömer zamanında olduğunu ,daha sonra Emevi ırkçı ve emperyalist politikaları nedeniyle ilişkilerin savaş sürecine girdiğini belirtelim.İşte bu durumda Arap müfessirlerin Müslüman olmayan Türklerle ilgili olumsuz tavır takınmaları ,onları yermeleri,aşağılamaları ve Kur’an daki yerilen bazı topluluklara (Yecüc-Mecüc örneğindeki gibi) Türkleri örnek göstermeleri anlaşılır hale gelmektedir.Yani bu ilk dönem Arap tefsirlerinde Türklere karşı takınılan bu olumsuz tutumlar ideolojik okumalardır ve bunlara müfessirler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar itibar edilemez.Onlar ayetleri ne yazık ki duygularını ve siyasi düşüncelerini işin içine katarak yorumlamışlardır.Bu dönemde zaten Türklerin övülmesini yada olumlu özelliklerinin ön plana çıkarılmasını beklemek pek mantıklı değildir.Türklerin İslam oluşu ile bu düşüncelerin terk edilmesi ve bu olumsuz görüşlerin olumlu duruma dönüşmesi bu durumu açıklar.Ne yazık ki bu ideolojik okumalar ,genelde sorgulanmadan toplumumuza aktarılmış ve olduğu gibi bırakılmıştır.Nakilci ve taklitçi tefsir geleneği nedeniyle de yüzyıllarca İslam toplumlarında hatta Türkler arasında yaşayabilmiştir.Bunu sorgulayan ve gerçekleri ortaya koyan müfessirimiz ise oldukça azdır.Bu noktanın altını özellikle çizmek istiyoruz. Bunun yanında Türkleri Zülkarneyn denilen ve Kur’an da bahsi geçen Türk hükümdarı ve ona yardım eden topluluk olarak ta açıklayan tefsirler vardır.Bu görüşe göre de Türkler bozgunculuk yapan Yecuc-Mecuc’e karşı gelen ve ona karşı bir set inşa eden topluluk olmaktadırlar.Ebusssuud Efendi İlk yorumlarda Zülkarneyn’i, İskender olarak tarif eden ve nakilci gelenek nedeniyle Osmanlı müfessirleri tarafından tekrar edilen görüşten farklı olarak Zülkarneyn’in bir Türk hükümdarı olduğunu belirtir.Vani Mehmed Efendi daha ileriye giderek Zülkarneyn’in Oğuz Kağan olduğunu uzun uzun dayanakları ile birlikte anlatır.Kıssayı anlatan Kehf Suresi 83-98. ayetlerini tefsir ederken Türkleri İshak Peygamberin soyundan ve Yafes neslinden olarak kabul eder.Oğuz Kağan’ın Hz. İbrahim le muasır(çağdaş) olduğunu belirtir.Oğuz Kağan’ın Hz. İbrahim’e inandığını ve İshak’ın kızıyla evlendiğinden bahseder.Bursalı İsmail Hakkı da da Türklerin aslının Kanturaoğullarından olduğunu belirtmekle, Kantura’nında Hz.İbrahim soyundan olduğunu yazmakla benzer ifadeler görülmektedir. OSMANLI DÖNEMİ TARİHÇİ VE MÜFESSİRLERİNİN GÖRÜŞLERİ Gördük ki genelde Osmanlı müfessirleri kendilerinden önceki dönemlerin Türkler hakkındaki ideolojik ve siyasi olumsuz değerlendirmelerini sorgulamadan eserlerinde almışlardır.Bunun bir başka nedeni de Osmanlıların Türklerin İslam öncesi dönemlerindeki tarihleri ve kimlikleri ile pek ilgilenmemiş olmalarıdır.Yani bu durum İslam öncesi dönemle ilgili olduğu için çoğu bu durumdan gocunmamış,o dönemlere sahip çıkma ihtiyacı hissetmemiştir.Bir kısmı bu iddiaları eserlerine almayarak kale almamış,küçük bir kısmıda bahsedildiği üzere bu okumalara karşı çıkarak cevaplar vermişlerdir. Osmanlı Tarihçileri kendilerini ve Osmanlı Sultanlarını yeryüzü sahipliğine layık olarak kabul ederler ve bu manada Kur’an’ın ifadelerinde kendilerini görürler.Yavuz’un yakın dostu Hasan Can’dan nakledilen bir rivayet bu noktada önem taşır ve meşhurdur.Hasan Can bu rüyayı şöyle anlatır;Eşiğinde oturduğumuz kapıyı çaldılar.Kapı hafifçe aralandı.Etraf nurani kimselerle doldu.Kapıyı çalanın elinde Yavuz’un sancağı vardı.Bilr misin neden geldik? Selim Han’a selam et.Kalkıp gelsin.Haremeyn’in hizmeti ona buyruldu dedi.Gördüğü kimseler Dört halife,konuşansa Hz.Ali idi.Hasan Can bu rüyayı Yavuz Sultan Selim’e anlattığında hükümdar şöyle cevap verir;Sana demez miyiz kibizbir tarafa emir verilmeden hareket etmemişizdir. Yine Yavuz la ilgili , Hasan Can tarafından ölüm döşeğinde kendisine ;hünkarım şimdi Allah’la olmak zamanıdır dediğinde ,Yavuz’un Hasan Can, sen bizi bunca zamandır kimle bilirdin? dediği rivayet ediliyor.Bu şekilde bolca rivayet Osmanlı Tarihçileri tarafından zikredilmiştir.Kemalpaşazade’nin Yavuz’un Mısır Seferinde başarılı olacağını sefer öncesinde Kur’an dan açıklamalarla tespit ettiğini ve sefere manevi destek sağladığını görüyoruz.Aynı şekilde İstanbul’un fethinde önce Akşemseddin de buna benzer açıklamalar yapmıştır.Hoca Saadeddin de Kur’an dan ifadelerle desteklediği yazılarında Allah’ın Türkleri işaret ettiğini beyan eder. Fakat biz daha çok bu yazımızda İstanbul da bir semte de ismini veren meşhur Vani Mehmed Efendi(ölm. 1685) ve eseri ‘’Arais’ül Kur’an’’ üzerinde duracağız. Vani Mehmed efendi eserinde Arapların Tebük seferine katılmakta gösterdikleri tereddüdü hiçbir zaman Türklerin göstermediğini yazar.Vani Mehmed Efendi Tevbe Suresi 39. ayeti bu bakış açısı ile açıklar.Ona göre ‘’yerinize başka birini getirir’’ ifadesinin işaret ettiği gerçek açıkça Türklerdir.Bu görüşünü Eski Türk ,Selçuklu ve Osmanlı Tarihinden örneklerle desteklemektedir.Allah’ın Emeviler ve Abbasilere nasip etmediği İstanbul’un Fethi ve fetih hadisinden de bahseder.Osmanlı’nın Rum, Ermeni ,Bizans ,Gürcü, Frenk ve Ruslarla mücadeleleri sonucu İslam’ın korunduğunu ve geliştiğini anlatır.Peygamberin ümmetini Türklerle savaşmaktan menettiğini nakleder.‘’Türkler size ilişmedikçe onlara ilişmeyiniz’’(Bagavi 3-18,Ebu Davud –Kitab’ül Melahim No:4302)‘Kantura soyundan gelen Türkler, mülk ve hilafeti ümmetimin elinden çekip alacaklardır.’’(El Münavi-Feyzül Kadir No:110) Yine Yavuz Sultan Selim den bir olay nakledelim.Hasan Can son nefesini vermek üzere olan Padişaha :’’Hünkarım şimdi Allah la olmak zamanıdır’’dediğinde ,padişah ona:’’Sen bunca zamandır bizi kim le bilirdin ,Hasan Can?’’ diye sorar. Elmalılı ve Bediüzzaman Said Nursi de,Kur'an ın övgüsüne mazhar olanlardan birisinin Türk milleti olduğunu söylemişlerdir. Ancak her iki alim de ayetin öncesindeki tehdide düşmekten sakınmak konusunda uyarı yaparak, İslama hizmetin devam etmesi gerektiğini önemle vurgulamışlardır. (Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri; Nursi, Mektubat, 26. Mektup) Yazımıza burada son veriyor bir sonraki yazımızda Hadisler ve Türkler konusunu bir ara irdelemek istiyoruz. Allah'ın selameti üzerinize olsun... http://tarihimiz.net/v3/Haberler/Editorden/HADIS-I-SERIFLERDE-TURKLER.html Tarkan Suçıkar |


İlim adamları ve Kur’an yorumcuları bir çok noktada birbirlerine benzerler.Zira her ikisi de içinde yaşadıkları dönemin bilgilerinden hareket ederek,ilgilendikleri konuyu onlara kıyasla ele alarak yorumlar,inceler ve açıklarlar.Yaşadıkları dönemin bilgi,kültür,ilim,görgü,siyasi durum ve toplumsal olayları ürettikleri fikirler ve yorumlar üzerinde birinci dereceden etkilidir.
Yorumlar