| Humanizm ve İslam |
|
Avrupada bu akımın ortaya çıkış ve yaygınlaşması 15. yy İtalya sında görülür.Fakat bu akımın yani insan sevgisinin çok daha eski örnekleri Eski Yunan,Konfiçyüslük ,Buda Dini ve İslam dininde görülür. Hümanizm insani konularda doğaüstü inanışların geçerliliğini inkar eder; fakat bunun yanında inançların kendisini hedef almaz. Genelde Ateizm ve Agnostisizm ile bütünleşir. Hümanizm bu tür doğaüstü güçlerin varlığıyla ilgilenmeyen bir görüştür.
Seküler bir hayat duruşu ilkesi ve her otorite karşısında insanı özgürleştirme çabası batı hümanizminin köküdür.Fakat bu özgür duruş fazla abartılınca insan serbest kalan aç kurta döner ve batıda öyle olmuştur. İslam düşüncesine göre ise ‘’gerçek hürriyet ,Hak’ka köleliktir.’’Bu hürriyette düzen ve nizam vardır.Hak ,hukuk ve adalet vardır.
Hümanizm de doğruyu bulmak insanın bir özelliğidir. Fakat doğruyu bulma yönteminde gizemcilik, mistisizm, gelenek ve bunlar gibi genel geçer kanıtlarla ve mantıkla bütünleşmeyen yöntemler izlenemez. Gerçeğe duyulan bu arzu, gözü kapalı kabullenimlerle değil, bilimsel şüphecilik ve bilimsel yöntemle doyurulmalıdır. Otoriteyi ve aşırı şüpheciliği de reddederken, kaderin olaylar üzerindeki etkisini kabul etmez. Doğrunun ve yanlışın bilgisine kişisel ve ortak bilincin en doğru biçimde algılanmasıyla ulaşılabileceğini savunur.
Aklın her şeyi anlayacağı her şeye yeteceği iddiası ise tam bir komedi dir.İnsan kendini anlayamamıştır ki her şeyi anlasın.Akıl tek başına yeterli değildir.Ona iman gıdası gereklidir.İnanmıyorum diyen insanlar bile buna muhtaçtır.İnanandan farkları inanma anlamında sadece şu dur.
Onlar inanmadıklarına inanmışlardır.
Hz.Ali nin buyurduğu gibi ‘’İnandığını yaşamayan ,yaşadığına inanır’’ Akıl her şeyi kavramaya yeterlidir saçmalığıyla Materyalizm,Ateizm,Darwinizm gibi bir çok zararlı düşünceninde önünü açan bu humanizm akımıdır.
Bu düşünceler sonucunda insanlar "tesadüfler sonucu kendiliklerinden meydana gelmiş, hayvanlarla ortak atadan evrimleşmiş canlılar" olduklarını düşünerek hayvanlara benzer bir yaşam sürmekte sakınca görmedikleri gibi, insanlara özgü vicdani kaygıları da bir yana bırakarak, ahlaki ve insani değerlerini kolayca yitirmişlerdir. Bu noktadan bakıldığında dünyanın pek çok yerinde insanların ve toplumların içine düştüğü ahlaki bozulma ve ahlaksızlıkta bu fikirlerin payının ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılır. Çünkü bu mantığa göre tesadüfen oluşmuş varlıklar başı boşturlar, yaptıklarından dolayı kimseye karşı sorumlu değildirler, dolayısıyla her türlü suçu ve ahlaksızlığı işleyebilirler. Bencillik, acımasızlık, açgözlülük, kıskançlık, rekabet, ahlaksızlık, vahşet ve daha pek çok şey serbesttir. Empoze edilen mantığa göre doğru ya da yanlış diye kavramlar yoktur. Çünkü doğru ve yanlışı belirleyen İlahi kanunlar,gelenekler reddedilir..Bu durum Batıda gerek cinsel ,gerekse sosyal yaşamda hayvanlaşmış hatta hayvanları tiksindirecek acımasız ve iğrenç bir düzen kurulmuştur.
Hatta bu düzenin adı bile konmamış mıdır kendileri tarafından Amerikada en güzel örnek olarak,Vahşi Batı diye?
Ancak,Dinimize göre Eşref-i Mahlukat olan insan batının Humanizma sınında etkisiyle yeri gelir en aşağılık,en vahşi canlıya da dönüşür.Kur’an buna Belhüm Adal demiştir.Kelime anlamı ise hayvandan aşağı yaratık demektir. Örneğin Darwin, teorisinde doğadaki canlılar arasında bir rekabet olduğunu, bu mücadelede güçlü olanların kazanacağını(Doğal Seleksiyon –Türlerin ayıklanması), zayıf olanların elenmeye mahkum olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Darwin bunu yalnızca tabiat için düşünmemiş, aynı zamanda insan toplumları için de öngörmüştür. Böylece ırkçılığın, emperyalizmin ve savaşın destekçisi olmuştur. Bu nedenle Darwin'in bu suçların baş aktörlerinden biri olduğunu reddedip, onu aklamaya çalışmak değil, konunun özüne inip, teorinin altında yatan tehlikeli fikri görmek gerekir.
Burada görüyoruz ki humanizm insanı sevmekten ziyade insanı ve insanlığı yok etmiştir.Fikrin temelinde insanı sevmek olduğu iddia edilirken ırkçılığın önü açılmıştır.Bunun neresi insanı sevmektir?
İnsanı sevmek…En güzel en ulvi ifadesini ise İslam da ,Tasavufta ve onun düşünürlerinde bulur.
İnsanı sevmek onu Eşref-i Mahlukat sayan İslam da vardır.’’ Yaratılanı severim
Bu bakış ve insan sevgisi hatta canlı sevgisi İslam’ın ,Tasavvuf’un özü dür.Allah katında herkes kul dur. Kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.(Hadis-i Şerif) Tarkan Suçıkar |

