HALİFELİK VE TÜRKLER

Bu yazımızla birlikte oldukça geniş ve ayrıntılı ele alacağımız ve 2 bölümden oluşmasını planladığımız Hilafet ve Türkler meselesini açıklamaya başlıyoruz.

Hilafet bir kimseye halef olmak ,yerine geçmek demektir.İslam da Halifelik te bilindiği üzere Peygamberin Halifesi ve İslam Devletinin başkanı demektir.

İslam alimleri kendisine halife olarak biat edilmek istenen kimselerde şu dört şartın luzumunu beyan ederler.İlim,adalet,kifayet ve akıl sağlığı.Buna birde bazı alimler tarafından tartışmalı bir mesele olan Kureyş ten olma şartı eklenmiştir.Bu noktada bazı halifelerin yaşlarının küçüklüğü nedeniyle,bazılarının akli dengesizlikleri nedeniyle halifelikleri esnasında çeşitli tartışmalar yaşandığını belirtelim.Bunun Osmanlı da da çeşitli örnekleri yaşanmıştır.

İlk dört halife Hz. Ebu Bekir ,Hz.Ömer ,Hz. Osman ve Hz. Ali döneminde halife seçimle belirlendiği için bunlara Hulafa-i Raşidin yani Reşad halifeler denmiştir.Bundan sonra ise halifelik zorla Hz. Ali’nin elinden Şam valisi Muaviye tarafından alınmıştır.Bu mücadelede kişisel ihtiraslarda ön plana çıkmış, sırf Hz.Ali yi sevmedikleri için Talha, Zübeyr, Hz. Aişe gibi kişiler Muaviye yi desteklemişlerdir.Hz. Ali Küfe de Muaviye Şam da halife olmuşlardır.

‘’Hilafet benden sonra 30 senedir ondan sonra saltanata inkılap eder’’ hadisi bu yaşananları teyid eder niteliktedir.

Bundan sonra Muaviye kendisinden sonra halife olacak kişiyi belirlemeyeceğine dair verdiği söze rağmen , sözünde durmayarak oğlu Yezid’i halife ilan etmiştir.Bu olaylar neticesinde halifelik saltanat haline dönüşmüştür.Arada Emevi Ömer Bin Abdülaziz ve Abbasi Memun’un bunu kırma denemeleri ise neticesiz kalmıştır.

Halifeliği elinde tutmak isteyen Emevi hanedanı , hiç çekinmeden hem Ehl-i Beyt’e (Peygamberimizin ailesi) hemde Müslümanlara şiddetli baskı uygulamıştır.Neticede Harre olayı gibi, Kerbela Olayı gibi çok büyük acılar Sıffin Savaşı gibi Cemel Vakası gibi savaşlar ve bir çok ayaklanmalar yaşanmıştır.Elbette özellikle bu çatışmalarda İslam düşmanlarının ve Şia’nın rolü inkar edilemez.Yani denebilir ki Halifelik savaşları , bir nevi Arap aileler arasındaki üstünlük mücadelesidir.

Esasen İslamda ilk karışıklıkların çıktığı Hz. Osman döneminde ön plana çıkan Emevi soyu olan Ümeyyeoğulları ve Peygamberimizin soyu olan Haşimoğulları arasındaki iktidar mücadelesinin bir uzantısı olarak ortaya çıkan Halifelik çatışması, neticede Halifelik makamına büyük prestij kaybettirmiştir.İlk halifelerin aksine sonraki halifelerin çoğu iktidarı ellerinde tutabilmek için birkaç istisna dışında zalim ve acımasız kimseler olmuşlardır.

Buna paralel olarak Emeviler Arap ırkçılığı politikası uygulamışlar,kendilerinden olmayan milletlere ‘’mevali-köle’’ olarak bakmışlar,güçlü orduları sayesinde İslam Emevi Devletinin sınırlarını düşmanlarını ezerek çok genişletmelerine rağmen İslam’ı yayma ve benimsetme konusunda hiç te başarılı olamamışlardır.Emevilere karşıda bir çok ayaklanma çıkmış sonunda bir Türk olan Ebu Müslim Horasani’nin ayaklanması ile Abbasiler iktidara gelmiş böylece halifelik tekrar Haşimoğullarına geçmiştir.Dolayısıyla Abbasi iktidarının daha temelinde Türk etkisi belirgin hale gelmiştir.Zaman içinde ise bu etki çok daha belirginleşecektir.

Bu ve benzeri etkiler sayesinde Abbasiler Emevilerin Irkçı Arap politikasını terk eden Abbasi Halifeleri başta Türkler olmak üzere Arap olmayan uluslara değer ve devlet hizmetinde yer verince İslam Devleti sınırları Emeviler kadar geniş olamamakla beraber İslam dini çok daha fazla insana ulaştı.İslam’a girişler hız kazandı.

751 Talas Savaşıyla Türkler İslam’a geçmeye başladılar.Bu süreç 10. yy da Türklerin neredeyse tamamen İslam’a geçmeleri ile devam etti.

Türkler savaşçı özellikleri nedeniyle Abbasilerin Avasım denen sınırlarında değerlendirildiler.

İslam da İlme Abbasiler zamanında peygamberin hedef gösterdiği değer verilmeye başlandı ve üstün bir İslam kültür ve Medeniyeti ,Endülüs Emevilerinin katkılarıyla ortaya çıktı.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen Halifelik makamını elde tutabilmek için Ehl-i Beyte ve muhalif gruplara yapılan baskı Abbasiler döneminde de devam etti.Türklerin ise Abbasi devleti içerisindeki etkileri günden güne daha da arttı.

http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/08/Osm_Halife_1798.gifAbbasilerin Mısır eyaletinde zaman zaman Türk devletleri kuruldu.Tolunoğulları ve Ihşıdiler adını alan bu devletler halkı Arap olması nedeniyle uzun ömürlü olmasalarda devlet içindeki Türk etkisini açıkça gösterdiler.

Diğer yandansa Abbasi halifeliği karşısında bazı muhalif Şii ve Batıni hilafet hareketleri yükseldi.Şii Fatımi ve Büveyhoğullarının baskısı giderek arttıkça Abbasi Halifeliği yavaş yavaş Türk himayesine girmeye başlamıştır.

1055 de Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’in Bağdad’a girerek Abbasi Halifesini Şii Büveyhoğullarının elinden kurtarması üzerine Abbasi halifeleri kesin olarak Türk himayesine girdiler.

Halifelerin dünyevi yetkileri Türk hükümdarlarının eline geçti.Halifeler artık Türk hükümdarlarının elinde bir araç oldular.1258 de Hulagu Han’ın Bağdad’ı işgali üzerine Abbasi Devleti yıkıldı. Son Halife El Muntansır’ın oğlu Ahmed ,1260 da Memluk Sultanı Baybars’ın yanına kaçmayı başardı.Ebul Kasım lakabıyla Halifelik makamına getirildi.

Memlukler Halifeleri İslam dünyasının liderliğini ele geçirmek için kullandılar.Tüm yetkileri ellerinden alındı.Onlar artık Memluklerin elinde oyuncaktılar.Sadece arada bir isimleri Memluk sultanıyla beraber paralarda geçiyordu.Hükümet işlerine herhangi bir etkileri bulunmuyordu.

1517 senesinde Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethetti.Hadim-i Haremeyn-i Şerefeyn ünvanını aldı.Aynı zamanda Osmanlı padişahı , İslam’ın en güçlü en sağlam iktidarını temsil ediyordu.Halifeliğe en layık kişi olduğu Mısırlı Ezher ulemasınında katıldığı bir mecliste kabul edilen Yavuz Sultan Selim son Abbasi halifesi El Mütevekkil den halifeliği devraldı.Yavuz’un çağdaşı Mısırlı İbn-i Iyaz halifeliğin Yavuz’a devredilmesi hadisesini açıkça anlatır.

Enteresan bir olaysa 1516 da Yavuz’un Halep’i fethinden sonra Halife ünvanını zaten kullanıyor olmasıdır.Bu tarihte yayınlanan Semendire Sancağı Kanunnamesinde Yavuz Sultan Selim için ‘’Halifetullah’’  yazar.

1517  den 1924 e kadar Halifelik 407 yıl Osmanlılarda kalmıştır.

Mütevekkil’in bazı yolsuzluklarının ortaya çıkması ve onun özellikle kadınlara olan düşkünlüğünün görülmesi üzerine daha önce Yavuz Sultan Selim den gördüğü saygı ve hürmet sona ermiş hatta Yavuz bunu Yedikule ye hapsettirmiştir.Yavuz Ölüne kadar hapis kalan Mütevekkil o ölünce Sultan Süleyman tarafından hapisten çıkarılarak Kahire ye dönmesine müsaade edilmiştir.Kanuni ye başkaldıran Hain Ahmed Paşa bunu halife ilan edip kullanmak için kandırmışsa da bu kimseye artık kimse itibar etmemiştir.

Osmanlı padişahları artık aynı zamanda İslam Halifesi idiler.Böylece zaten yy lardır İslam’ın savunucusu ve kılıcı olan Türklerin ,İslam dünyasındaki liderliği perçinlendi.Uzun zamandır ayrı olan hilafet ve gerçek saltanat Osmanlılarla yeniden birleşti.Bu birleşme 1 Kasım 1922 de Saltanatın Kaldırılmasına kadar 405 sürdü.

Bununla beraber Osmanlıların gücü öyle haşmetli idi ki uzun bir süre İslam halifeliği sıfatını ön plana çıkarmadılar.Padişahlık sıfatları hep önde geldi.

Halifelik sıfatının ön plana çıkması sonraki devirlerde Osmanlı devletinin gücünün azalmasına paralel olarak gelişti.Padişahın otoritesi zayıfladıkça ,devletin uzun süre yedekte tuttuğu halifelik gücü İslam düşmanlarına karşı kullanılmak üzere tekrar gündeme geldi.

Daha açık bir ifade ile Osmanlılar güçlü devirlerinde halifelik sıfatına ihtiyaç duymadılar.Padişahın otoritesinin yanında halifelik tüfeğin yanında tabanca gibi duruyordu.Ancak hükümdarın gücü azalıp tüfeğin mermisi bitince tabanca da düşmana karşı çekildi.Ancak tabanca nında tıkır tıkır ateş ettiği söylenemezdi.Zira bu son devirlerde İslam ülkelerinin çoğu başta İngiltere ve Fransa gibi büyük devletlerin sömürgesi haline gelmişti.

Yine de Osmanlı Devletinin son devirlerinde halifelik makamı bu sömürgeci devletlere karşı ateş etmesede büyük bir koz olarak kullanıldı.Tabanca nın bir atımlık barutu kalmıştı.Hatta patlayıp patlamayacağı dahi belli değildi.Ancak tabanca nın ateş alma ihtimali dahi bu büyük devletlerin uykularını kaçırmaya yetiyor , halifeliği yok etmek için planlar kurmalarına neden oluyordu.Özellikle gücünü ayakta tutabilmek için Hindistan ve Mısır üzerindeki hakimiyetini sağlam tutmak zorunda olan İngiltere Hilafet makamından çekiniyordu.

Buna karşın Sultan Abdülhamid Hilafet makamını İngiltere ye karşı çok ustaca kullandı.Ancak Abdülhamid silahın ateş almama ihtimalinin kuvvetli olduğunu da bildiğinden onu hiç bir zaman ateşlemedi.Ateş etme tehtidiyle denge politikası uygulayarak devamlı Osmanlı Devleti lehine bazı tavizler almaya çalıştı.Bunda da nispeten başarılı oldu.Uyguladığı politika ile İslam alemini tekrar dayanışma içerisine sokmaya ,derleyip toparlamaya çalıştı.Fakat 1909 da devrildi.Onun devrilmesinden sonra onu istibdatla suçlayanlar onun yönetimini mumla aratan bir baskı düzeni kurdular.Abdülhamid’in güç bela kurduğu denge siyaseti bozuldu.Koca devlet Almanya nın peşinden 1.Dünya Savaşına sürüklendi.İngiltere ise Osmanlıları diğer İslam toplumlarından ayrıştıracak her şeyi yapıyordu.Bunu karşılayacak Abdülhamid gibi siyasi bir deha da bulunmayınca  Araplar dahi Osmanlılar karşısında yer aldılar.İşte bu çok güç durumda son atımlık barutu olan halifelik silahı son çare olarak kullanıldı.

1915 de Osmanlı Devleti Cihad-ı Ekber ilan etti.Ve…

Silah patlamadı.Cihad ilanı beklendiği kadar tesirli olmadı.Bunun birçok nedeni vardı.Bir defa İslam toplumları içerisinde Osmanlı dan başka bağımsız topluluk yoktu.Tüm İslam toplumları işgal altındaydı.İslam dünyasını birleştirecek dini veya siyasi bir lider yoktu.İngiliz propaganda ve casusluk faaliyetleri İslamın birlik beraberliğine darbe vuruyordu.Beceriksiz İttihatçı siyasetçiler , Abdülhamid’in zeki siyasetini , güya İslam toplumlarını etkilemek üzere Alman İmparatorunun gizli Müslüman olduğu söylentisini yaymaya çalışacak kadar basitleştirdiler.Tabiiki bunlara bel bağlamak ipe un sermekti.

Bunun yanında bırakın Müslüman toplumların kıyam etmesini sağlayacak organizasyonu , cihad ilanını doğru dürüst duyurmaya yetecek iletişim olanakları dahi mevcut değildi.Başta İngiltere ,tüm İtilaf devletleri  bu ilanın duyurulmasını engelliyor ayrıca her türlü geniş imkanlar kullanılarak anti propaganda yapılıyordu.Mesela savaş sonunda İngilizler Osmanlı topraklarını paylaşmayacakları ,padişah ve halifeye dokunmayacakları taahhüdünü her yere duyuruyorlardı.Ayrıca İttihatçıların mason olduğu , kurt’a taptıkları ve halifeyi esir aldıkları bilgisi İslam dünyasının her yerine yayılıyordu.Çanakkale Savaşına bazı Arapların gönüllü olarak puta tapan İttihatçılara karşı savaşıp ,onların esir ettiği halifeyi kurtarmak üzere katıldıklarını söylediklerini düşünürseniz,İngiliz propagandasının şiddetinide anlarsınız.

Yine de cihad ilanının bazı etkileri olduğu muhakkaktır.Mısır ,Afganistan ve Hindistanda büyük çapa ulaşmasına izin verilmesede bazı kıpırdanmalar,çatışmalar ve ayaklanmalar oldu.

 Örneğin Enver Paşa ya bağlı Teşkilat-ı Mahsusa , G.Hindistanla bağlantı kurarak ‘’Gadr (İsyan)’’ isimli bir cemiyet  kurdurmuştu.Yine  ‘’Mücahidin’’ isimli bir örgüt kurulmuş ve faaliyete başlamıştır ancak en ufak bir hareket dahi çok kanlı şekilde bastırılır.

A.Rumbold, Hindistan da Savaş isimli eserinde Türk desteği altında 1913-14 arasında 17,1915 de 36 ve 1916 da 25 tane ayaklanma çıktığını açıklar.Bunların en cesuru ‘’İpek Mektup Komplosu’’ olayıdır.Ayrıca isyan eden Şerif Hüseyin Hint Müslümanları tarafından da kınanmıştır.Hatta Hint basınında bu isyanla Arabistan’ın Darül Harp haline geldiği ve Hacca gidilmemesi çağrıları dahi yapılmıştır.

Şeyh Sunusi önderliğinde bazı Arap gruplar Osmanlıların yanında yer aldılar.Broken Hell olayı gibi bazı münferit,acaip olaylar gerçekleşti.

Yazımıza Halifeliğin sonuna ve genel değerlendirmesine bir başka yazımızda değinmek üzere son veriyoruz.

 

Tarkan Suçıkar

 


Bu habere benzer haberler:

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile