Türklerin kitapla macerası

Yekşah, zerdûz, çârkûşe, kumaş, ebrûlu, murassa`, lâke. Bu kelimeler elyazması kitapların ciltlerini tarif eder.

Kitabın önemsenmediği bir çağda yaşadığımızdan şikâyet edilir sürekli. Oysa geriye doğru bakınca kitapla, yazıyla ve okumayla ilişkimiz o kadar da uzak görünmüyor. Orta Asya`dan günümüze kadar kitap, herhangi bir nesneden çok, yüksek bir medeniyetin nişanesi görülmüş. Özellikle İslâm dininin ilme verdiği önem, Kur`an-ı Kerim`in ve hadis-i şeriflerin şanına layık şekilde yazıya dökülmek istenmesi yazı ve kitabı başlı başına bir sanat dalı haline getirmiş. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ yayınlarından çıkan `Türk Kitap Medeniyeti` adlı eserde anlatılanlar, bunun bir ispatı. Editörlüğünü Alper Çeker`in üstlendiği çalışma, kağıt ve kalem ile ilk tanıştığımız zamanlardan bugüne, kitap medeniyetimizin izlerini sürüyor.

 

 

Türklerin kağıtla tanışması eldeki belgelere göre Uygur dönemine denk geliyor. Çinlilerden öğrendikleri kağıdı kendilerine has bir tarzda kullanan ve cilt haline getiren Uygurlar, oluşturdukları dinî eserleri mezarlara çizdikleri resimlerle süslemişler. Bu süslemeler, günümüze kadar uzanan minyatür sanatının atası sayılıyor aynı zamanda. Uygurlardan Abbasilere aktarılan resim ve minyatür sanatı, zaman içinde gelişerek Levnî ile zirveye ulaşmış. İsmet Binark`ın araştırmalarına göre matbaa ile ilk tanışmamız da Uygurlar dönemine rastlıyor.

Resimlerle desteklenen `Türk Kitap Medeniyeti`nin sayfalarında geçmişte yazı kültürünün simgesi olan meslekler de yer alıyor. Hattatlıktan nakkaşlığa, âhârcılığından ebruculuğa, mürekkepçilikten mücellitliğe, kâğıt makasçılığından kalemtıraşçılığa kadar kitaba bağlı birçok sanat dalı günümüzde sanat gayretiyle çok dar bir çevrede yaşatılmaya çalışılıyor. Bu bilgiler, kitabın nasıl medeniyet haline geldiğini de ortaya koyuyor aslında. Kağıdın kesiminden âhârlanmasına, hattat tarafından metnin yazılmasından etrafının cetvellenmesine, en sonunda ciltlenip meraklısına ulaşmasına uzanan yolculuğu takip ederken, bu sanat eserlerinin yüz binlercesinin zayi edilmesine hayıflanmadan edemiyorsunuz.

Sadece teorik bilgilerle yetinilmeyen çalışmada, yıllarını yazıya ve kitaba adamış ustalarla yapılmış söyleşiler yer alıyor. Ebru ve hat alanında ülkemizin önde gelen isimlerinden Fuat Başar ve cilt ustası İslam Seçen`in sanatlarını anlattığı kitapta yer alan bir diğer konu ise sahaflık mesleği. Ticaretten çok bir kültür olan, Bursa`da başlayıp İstanbul`a intikal eden, zamanında padişahlar tarafından korunan sahaflığın son temsilcilerinden İbrahim Manav`la yapılan söyleşi, bir geleneği dillendiren önemli bir belge niteliğinde. `Sahaflık sevgi isteyen bir iş, ders kitabı satanlar bugün bizden daha çok kazanıyor. Fakat bir Naima Tarihi`ni karıştırmak, Müteferrika baskısı bir kitabı incelemek heyecanlandırdı beni.` diyor Manav. Kitabın son bölümü ise yayıncılığımızın tarihine ayrılmış. Bu bölümde köklü sahaflardan Nedret İşli ile yapılan bir söyleşi, Bab-ı Âli`den başlayıp Beyoğlu`na uzanan süreçte yayıncılığımızı ele alıyor.

Kitap kavramının içinin boşaldığı bugünlerde `Türk Kitap Medeniyeti`ni okuyanlar, tozlu raflara her el attıklarında muhtemelen bu macerayı hatırlayarak tebessüm edecekler.

http://www.zaman.com.tr


Bu habere benzer haberler:

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile