| Türk Ortak Dili Üzerine |
|
Bağımsızlıklarına kavuşan Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Azerbaycan, yenileşmek ve çağdaşlaşmak yolunda yoğun bir çaba içinde bulunuyorlar. Bu çalışmalar çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti ile de birtakım ekonomik ve sosyal ilişkiler kuruluyor. Bu ilişkilerde dil, her zaman bir sorun olarak kendini hissettiriyor. "Dilimiz bir" deyişi şüphesiz bir gerçek. Sık sık dile getirilen bu gerçeğe rağmen köken olarak aynı dili kullanan bu toplulukların üyeleri karşı karşıya geldiklerinde anlaşamamanın burukluğu içinde birbirlerinin yüzüne çaresiz nazarlarla bakakalıyorlar.  Bu topluluklardan Azerbaycan halkıyla ve Türkmenlerle belli düzeyde anlaşmak mümkün ise de, arada yine de dilden kaynaklanan pek çok sorun var. Yaklaşık on yıldır kurulmaya çalışılan ilişkiler çerçevesinde bu durum her iki tarafın bilim adamlarınca çeşitli vesilelerle ele alındı ve enine boyuna tartışıldı. Önce alfabe sorunu gündeme getirildi. Bu yolda bazı gelişmeler oldu. Azerbaycan'da bile gazeteler bugün hâlâ Kiril harfleriyle çıkmakta, yalnızca yazı başlıkları Lâtin harfleriyle yazılmaktadır. Lâtin harflerini kabul etmeyen Kazakistan dışında öteki Türk cumhuriyetlerinde de alfabe konusunda radikal çözümlere gidilmemiş, mesele zamana ve akıntıya bırakılmıştır. Hâlbuki anlaşmak ve yakınlaşmak için daha yapılacak çok iş var ve alfabe birliği bütün bu işlerin başında geliyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının diğer Türk cumhuriyetlerini tanımak, onlarla sıcak ilişkiler kurmak konusunda arzuları ve beklentileri var. Bugün Azebaycan'da Lâtin harfleriyle çıkan bazı kitapların Türkiye'de ilgiyle okunmakta olması, bu beklentiyi ortaya koyan bir göstergedir. Bu tür örnekler arttıkça hiç şüphesiz Türk okuyucular, Azerbaycan'ın yazarlarını, sanatçılarını, fikir adamlarını, bilginlerini daha yakından takip edecek ve alfabe birliği bu iki toplumu birbirine biraz daha yakınlaştıracaktır. Umarız ki daha yıllarca sürüp gidecek olan dil sorununun çözülmesine alfabe ile elde edilen gelişme bir katkı sağlayacaktır. "Ortak dil" meselesi ise şekli ve özellikleriyle bir siyasî uzlaşmaya kalacaktır. Aralık ayının üçüncü haftasında Dede Korkut konulu kongreye katılmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakû'ya gittim. Caddelerinde dolaşırken ve Azerbaycanlı meslektaşlarla görüşürken dil meselesi sürekli zihnimi meşgul etti. Azerbaycan halkı, tarihten gelen bağlar ve ortak değerler çerçevesinde Anadolu halkıyla sıcak ilişkiler kurmak, yakınlaşmak, ortak bazı çalışmalar yapmak, 70 yılın hasretini gidermek istiyor. Gidip gelmeler ve ticarî ilişkiler dışında Türk aydını, bir Azerbaycan televizyonunu seyretmek, gazetesini okumak, edebiyatını tanımak, kısacası bu toplumla daha yakın ilişkiler kurmak istiyor. Bu isteğin somut örneklerini zaman zaman görebilmekteyiz. Bir Azerbaycan devlet adamının kendine özgü sıcak, samimî sözleri, anlatım tarzı Türk halkının büyük ilgisini çekiyor. Azerbaycanlı bir sanatçının şarkısı, türküsü kulaklarda tatlı bir nağme olarak kalıyor. Gözlediğim kadarıyla bu eğilim Azerbaycan tarafında da var. Gecenin geç saatlerinde bazı özel Türk televizyonlarının yayınları ilgiyle seyrediliyor. Giderek küçülen dünyada televizyonlar çeşitli ilişkilerin kurulmasında birer etkili araç olarak önemini gün geçtikçe artırıyor. Bu imkânlardan yararlanarak tedhişçiliği, şiddeti ve ahlâksızlığı görüntüleme işinden uzak durarak, kültür, sanat ve bilim ağırlıklı tanıtıcı, bilgilendirici bir yayın politikasıyla, doğru ve güzel Türkçeyle bu kardeşlerimize ulaşılabilir, onların da aynı biçimde Anadolu halkına uzanmaları, kültürel değerlerini tanıtmaları sağlanabilir. Bu yolla Dede Korkut'u oyunlaştıran Turan Oflazoğlu'nu Azerî kardeşlerimiz, "Özünü Öldüren Kılıç" adıyla Köktürk hanedanını oyunlaştıran Bahtiyar Vahapzade'yi de Anadolu halkı tanır; hatta aynı yolda büyük çaba sarf eden bu iki şahsiyet, birbirleriyle görüşür ve el sıkışır. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Samed Vurgun'un, Resul Rıza'nın, Hüseyin Cavid'in, Sabir Rüstemhanlı'nın şiirlerini, edebî eserlerini okur; fikirlerini ve mücadelelerini öğrenmek fırsatı bulur. İşte bütün bu güzellikler anlaşmaya, tanışmaya aracı olan dilde ve alfabede düğümleniyor. Bu sebeple Azerbaycan Türkçesinin, Türkiye Türkçesinin ses, yapı ve kelime hazinesiyle bağdaşmayan bazı özellikleri üzerinde durmaya, basında, televizyonda yeri geldikçe bu konuları işlemeye, toplumu bilgilendirmek ve anlaşmayı kolaylaştırmak için birtakım örnekler üzerinde durarak bir katkı sağlamaya çalışmalıdır. Karşılaştığımız bir Azerbaycanlı kardeşimiz, yaptığımız açıklamaya "Düzdür." diye cevap veriyor. Bu cevap karşısında ona şaşkın nazarlarla bakmamalıyız. O, "Düzdür." sözüyle dediklerimizin yanlış olmadığını, doğru olduğunu ifade ediyor. Seher sözüyle "sabah"ı, şam sözü ile "akşam"ı, günorta ile "öğlen"i karşılıyorlar. Bu bakımdan seher yemeği bizi sabahın çok erken saatlerine götürmemeli. Bununla kahvaltı kastediliyor. Demek ki İstanbullu sabah kahvesini içmeden önce bir şeyler yemek ihtiyacını duymuş ve buna kahvaltı (kahve-altı) demiş. Kırgızlar da, Azerbaycanlılar gibi yemeği "sabah" kavramıyla bağdaştırarak "tan vakti yenilen yemek" anlamında tankı tamak diye karşılamış. İşte köken olarak aynı dili konuşan uluslardan bir kesit. Yemekten sonra birbirimize biz afiyet olsun derken Azerbaycanlılar, nuş olsun diyor ve Farsça nuş kelimesini kullanıyorlar. Günorta kelimesine gelince bu söz "öğlen zamanı" anlamıyla Anadolu'da, özellikle doğu Anadolu'da sıklıkla kullanılan anlamlı ve kapsamlı bir kelimedir. Türkiye Türkleri olarak biz azat kelimesini biliriz. Bu, her iki hecesi de uzun olan Farsça bir kelimedir. "Liberté" kavramıyla karşılaştığımızda bunu Arapça hür (hürr) kelimesinden hürriyet yaparak Türkçeye kazandırmış, daha sonra da bu kavramı Türkçe öz kelimesine dayandırarak özgürlük biçiminde karşılamışız. Azerbaycanlılar ise kendilerince çok önemli olan bu kavramı azadlık sözüyle karşılamışlardır. Onlara siz de bizim gibi hürriyet veya özgürlük sözlerini kullanın diyemeyeceğimize veya onlar da bize azadlık'ı öneremeyeceklerine göre, anlaşmak için her iki tarafın aydını da "liberté" kavramını karşılayan azadlık, hürriyet, özgürlük kelimelerini bilmek durumunda kalacak ve belki de ortaklık bu şekilde oluşacaktır. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi Türk dilinin kolları arasında birtakım farklılıklar var. Burada bu farklılıkların sebepleri üzerinde durmayacağız. Kısaca belirtecek olursak, birbirinden habersiz, kopuk kendi içinde gelişmesini sürdürmüş olan Türkçenin bu kolları birbirinden kelime alış verişi içinde bulunmamışlardır. Yapılacak işlerden biri de bu yolu açmaktadır. Örnek olarak république kavramına karşı bizim yüz yıldan beri kullandığımız cumhuriyet kelimesini Kırgızlar, Özbekler, Kazaklar, Türkmenler ve Azerbaycanlılar alabilirlerdi. Kırgızistan Respublikası, Özbekistan Respublikası, Azerbaycan Respublikası ve Türkmenistan Respublikası yerine Kırgızistan Cumhuriyeti, Özbekistan Cumhuriyeti, Türkmenistan Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti diyebilirlerdi. Öte yandan tüketici, üretici, dönem, güvenlik, özel, özellik, yapımcı, konut, somut, soyut, sorun, indirim, öğretim, öğrenim gibi yüzlerce yeni Türkçe kelimeyi kardeşlerimiz alıp kullanabilir. Böylece ikide bir "Siz ne diyirsiz?" biçiminde sorulan sorular bir ölçüde azalmış olur. Danışmak bizde "bilgi almak, görüş sormak" anlamında kullanılırken Azerbaycanlılar bu fiili "konuşmak" karşılığında kullanıyorlar. Okunan güzel duygulu bir şiir karşısında veya ortaya atılan parlak bir fikir sırasında eşk olsun! deniyor. Bu ifadede bizde olduğu gibi bir sitem yoktur. Bunda takdir, beğenme anlamı vardır. Aslında aşk olsun sözünün bu anlamı bizde de var. Güzel bir iş becerildiğinde kullanılır. Ama ne yazık ki her iki toplumu birleştiren bu söz bizde bu anlamda artık çok seyrek kullanılıyor. Çeşitli fıkralara konu olan "bir taşıttan inme" anlamındaki düşmek fiilini de bu örneklere katabiliriz. Verdiğimiz bu örnekler, karşılıklı anlaşmayı zorlaştıran durumların küçük bir parçasıdır. Bu bakımdan örnekleri artırmakta yarar vardır. Bunları bir yazı konusu yaparak güncelleştirmenin, ilgilenenleri bu konuda bilgilendirmenin yararlı olacağını düşünüyorum. Gabag Asya'da veya gözümün gabağında biçiminde sıfat veya isim olarak kullanılan gabag bizde bir sebze türünü hatırlattığı için ilk anda yadırganır. Oysa bu kelime Azerbaycan Türkçesinde "ön" demektir. Azerbaycanlılar dayak sözünü dayanak anlamında kullanıyorlar. Men subayam diyen bir Azerî gencinin rütbesini sormamalıyız. Subay sözü ile o, bekâr olduğunu ifade ediyor. Su anbarı sözü ise baraj'ı kolayca çağrıştırıyor. Su anbarı Fransızca baraj kelimesinden çok yakın bize. Azerbaycan Türkçesinde geçen "dikkat çekici, ilgi uyandırıcı" anlamındaki maraklı sözü bizdeki "her şeyi araştırmayı, sorup soruşturmayı kendine iş edinen kimse" anlamından tamamen farklıdır. Çetin sözünün "zor" anlamında kullanıldığını cümleden çıkarmak kolay oluyor ama "evin dışı" anlatılırken kullanılan çöl sözü anlaşmayı zorlaştırıyor. Azerbaycanlılar yaranmak fiilini "meydana getirmek, tesis etmek, yapmak" anlamlarında kullanıyorlar. Bu bakımdan bizdeki "birine hoş görünmek" anlamıyla çelişiyor. Aynı kökene dayanan yarad- fiili de ganun yaradmak örneğinde olduğu gibi "yapmak" anlamında kullanılıyor. Biz Arapça hapis kelimesine Farsça hane kelimesini getirip hapishane sözünü türetmişiz. Hapishane'yi zamanla beğenmeyip tutuk evi, ceza evi veya tutuk ve ceza evi diyerek Türkçe sözlerle ifade etmeye çalışmışız. Azerbaycanlılar ise bu kavramı eskiden beri zindan sözüyle ifade etmektedirler. Günümüzdeki modern ceza evleri düşünüldüğünde zindan gerçekten yadırganıyor. Bu arada hane sözünün ölü kelimesiyle birleşerek ölühane olduğu ve bunun Azerbaycan Türkçesinde "morg" anlamında kullanıldığını da belirtelim. Toplanmak, meclis kurup belli bir konuyu konuşmak, tartışmak işi için Azerbaycanlılar yığışmak fiilini kullanıyorlar. Biz ise yüzlerce yıl bu Türkçe fiili kulak ardı edip Arapça kökenli ictima sözünü temel aldık. Azerbaycanlılar ise bu Türkçe fiilden yığıncak (meclis) kelimesini türetip kullanagelmişlerdir. Azerbaycan Türkçesindeki pek çok ifadeye de alışmak gerekecektir. "Elektirikli traş makinesi" anlamında üzgırhan maşını (yüz-kırkan makinesi) veya "paspas" anlamında döşemesilen, "ayak parmakları üzerinde kalkıp yükselerek ileri bakmak" anlamında boylamak gibi daha pek çok tanıdığımız, bildiğimiz ortak kelimenin Azerbaycan dilindeki anlamları farklıdır. Bir hecenin öteki hecelerden daha etkili ve şiddetli söylenmesi olayını anlatan ve bir dil bilgisi terimi olan vurgu sözünü Azerbaycanlılar aynı anlamda vurğu biçiminde kullanıyorlar. Bu söz onlarda aynı zamanda "darbe" anlamındadır. Şeytancı (şeytancılık eder) sözü de ilgi çekicidir. Azerîler bu sözü "muhbir, ihbarcı, jurnalci" anlamında kullanıyorlar. İlk anda bu kullanım insanı şaşırtıyor. Öte yandan bizim kullandığımız anlamıyla muhbir sözü ise Azerbaycan Türkçesinde gazetesine haber toplayan kimse yani muhabirdir. Azerbaycanlıların bugün kullandığı paytaht sözünü biz yabancı kökenli kelimelerden oluşmuş diye dilden çıkarıp yerine başkent (Türkçe baş Soğudca kent) sözünü koyduk. Fakültede okuttuğum Azerbaycan Türkçesi derslerinde daha çok metne bağlı kalındığından kelimelerin Azerbaycan toplumundaki kullanım sıklığı hakkında sağlam bir fikir elde etmek mümkün olmuyordu. Azerbaycan toplumu içinde yaşayınca hem kelimelerin kullanım sıklığı hem de kullanılan söz hazinesi hakkında daha net bir kanaat ediniliyor. Biraz da sümük kelimesi üzerinde duralım. Bu kelime eski Anadolu Türkçesinde "kemik" anlamında süñük biçiminde geçer. Azerbaycan Türkçesinde ñ~m değişmesiyle sümük biçimini alan bu kelime Türkiye Türkçesindeki "burun salgısı" anlamına gelen sümük ile karışmaktadır. "Küçük şey" anlamında Azerbaycan Türkçesinde kullanılan hırda, ilk duyulduğunda Türkiye Türkçesindeki hurda sözünü akla getiriyor. Buraya kadar sıraladığımız örnekler her iki lehçede de olup farklı anlamlarda kullanılan kelimelerdir. Bu örneklerin yanı sıra Azerbaycan Türkçesinde olup da bugün Türkiye Türkçesinde kullanılmayan kelimeler daha büyük bir sayı tutar. Anlaşmayı asıl zorlaştıran bu tür kelimelerdir. Doğu Anadolu ağzında, Kerkük ve Erbil yörelerinde kullanılan tike kelimesi Azerbaycan Türkçesinde de " bir küçük parça, küçük bir lokma" anlamında kullanılıyor. Standart Türkiye Türkçesinde yer almayan bu kelimenin aslı Farsça olup tikke biçimindedir. Bizde "bilmek" fiil köküne dayanan bilmece, Azerbaycan Türkçesinde "bulmak" anlamına gelen tapmak fiilinden tapmaca biçimindedir. Ses değişmelerine uğrayarak iki lehçe arasında farklılığa sebep olan örnekler de az değildir. Ben-men, binmek-minmek, benliğimiz-menliğimiz örneklerinde olduğu gibi b sesi Azerbaycan Türkçesinde bir dudak sesi olması bakımından m sesine dönüşür. İki lehçe arasında belli başlı farklılıklardan biri de Arapçadan Türkçeye geçen ve kalın ünlü bulunduran bazı kelimelerin Azerbaycan Türkçesinde ince ünlü ile telâffuz edilmeleri ve yazılmalarıdır. Nezere al- (nazara al-), zeruret (zaruret), bezi (bazı), menevî (manevî), heyir (hayır: hayır işlemek sözündeki hayır), Ereb (Arap), vb. Lap ve bes sık kullanılan sözlerdendir. Lap erken dövrlerde örneğinde olduğu gibi bu söz "çok" anlamında kullanılır. Ancak Azerbaycan Türkçesinde çok kelimesi de vardır. Bes ne üçün ondan imtina ettin örneğinde ise Farsçadan Türkçeye geçen bu kelime "peki, öyle ise" anlamındadır. Bu kelime Azerbaycan Türkçesinde "elbette" anlamında da kullanılır. Kanaatime göre bu,Türkiye Türkçesinde "pes" biçiminde kullandığımız kelimedir. Ölkeyi idare ede bilmeyen sultanlar örneğinde olduğu gibi bil- yardımcı fiili Azerbaycan Türkçesinde olumsuz biçimde de kullanılır. Türkiye Türkçesinde ise edebilir olumlu biçiminin olumsuzu edemez'dir ve olumsuz ifadede bil- yardımcı fiili kullanılmaz. Farsçadan dilimize geçmiş ki bağlacıyla kalıp bir söz olarak kullandığımız demek ki yerine Azerbaycan Türkçesinde sıkça geçen demeli, bana daha anlamlı, daha Türkçe gelmektedir. Deyimlerde oldukça farklılık bulunmaktadır. Türkiye'de baş göstermek Azerbaycan'da baş vermek'tir. Yukarıda kelime hazinesinden, ses değişmelerinden ve gramerle ilgili bazı farklı özelliklerden örnekler vermeye çalıştım. Türkiye Türkçesiyle Azerbaycan Türkçesi arasında farklılıklar geniş bir araştırma konusudur. İleride, derlediğim başka örnekler üzerinde duracağım. Azerbaycan Türkçesinin imlâsı ile Türkiye Türkçesinin imlâsı arasında da dikkate değer farklar var. Bu konuyu da başka bir yazıda ele alacağım. Amacım iki lehçe arasında bir tanışma, yaklaşma ortamı oluşturmak, benzerlikleri ve farklılıkları yalın bir dille anlatmak; böylece daha geniş bir kesimi bu tanışma ve yaklaşmaya çağırmak, her iki tarafta da benzeri yazıların çıkarılmasını önermektir. * Türk Dili, S.: 566, Şubat 1999, s. 83-89. |


Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR