|
T TABAN:1- Tapan, tapınan 2- Temas, dokunma, vurma 3- Dizi, sıra, kafile TABAR: 1- Tapan, tapınan 2- Vuran, döven, dövüşçü TABGAÇ: 1, Dövüşçü, kavgacı 2- Ulu, saygıdeğer, muhterem 3- Tapıcı,tapınıcı TABIN: (Tapın) İbadet TABKI: Vicdan TABU: (Tapı, tapu) Kutsanmış, kutlu yapılmış, tapılacak duruma getirilmiş TABUK: 1- Tabu 2- İnayet, yardım, hizmet TABUN: Tapın, ibadet TAÇA: Tasarı, kurgu, plan TAÇAM: Tasarı, plan, kurgu, senaryo
TADIK: Tat, lezzet, damak TAG: (Tak, tağ, dağ) TAGA: 1- Silah 2- Kural, kaide 3- Saygıdeğer, hürmet edilen TAGAY: 1- Saygı duyulan kişi 2- Dayı, ana tarafından gelen akraba TAGI: 1- Dindar, inançlı 2- Takı, aksesuar TAGUK: Tavuk TAĞ: Dağ TAĞAN: Üç ayak, saç ayağı TAĞAŞAR: birl. Dağ/Aşar mec. Azimli, kararlı TAĞLUK: Dağlık, dağlık bölge TAĞMA: 1- Dağ eteği 2- Elçi, devlet temsilcisi, devlet görevlisi TAĞUDAR: 1- Heybetli, dağ gibi 2- Dağıtıcı, yok edici, yıkıcı, şiddetli 3- Kısmet, nasip TAKAK: Ucu, ateşli ok TAKAY: 1- Dayı, ana tarafından akraba 2- Dolunay TAKIĞ: Takı, ziynet, aksesuar, mücevher TAKIR: Takı, ziynet TAKIŞ: Takı, süs, aksesuar TAKİ: Dindar TAKSUK: Harika, olağanüstü, anormal TALA: 1- İri cüsseli, heybetli 2- Seçkin, güzide TALAKAN: Yağmacı, yağmalayan TALAN: Yağma, yağmalama, üşüşme, saldırı TALAS: 1- At yarışlarındaki, başlangıç ve bitiş çizgisi 2- Fırtına, kum fırtınası 3- Dalga 4- Tartışma, münakaşa TALAY: (Taluy, Tulay, Toluy,Tolu) 1- Okyanus, derya, büyük deniz, büyük göl mec. Ululuk, büyüklük, sonsuzluk 2- Gelecek, ikbal 3- Seçkin,güzide Şamanist gelenekte Deniz ve göllere bakan Tanrı TALAZ: Dalga TALI: Güzide, seçkin TALIKU: Seçkin, güzide, beğenilen TALIMAN: Seçkin, güzide TALKILIÇ: (Dalkılıç) Zırhsız, korumasız TALKAN: Kızartılmış tahıl TALPIN: Faal, aktif, çalışkan, himmetli TALŞIK: İtimat, teminat, güvence TAMAN: Duman, sis TAMAR: 1- Damla, damlayan 2- Demir, demir cevheri TAMGAÇ: Memur, devlet memuru, damgacı, devlet görevlisi TAMIŞ: 1- Demiş, söylemiş, bilgili, deneyimli, sözüne değer verilen, sözüne güvenilen 2-Damla TAMİR: Temir, demir TAMİZ: Damla TAMTUK: Büyük ve kuvvetli ateş TAMU: (Tamuğ) Yerin dibi, yer altı, cehennem Şamanist gelenekte, kötü kişi ve ruhların, öldükten sonra gittikleri yer TAN: (Tang) 1- Gün açımı, gün doğumu, şafak 2- İlginç, acayip, şaşkınlık yaratan 3- Tatlı, tat veren,huzur veren TANA: (Dana) dana, iki yaşındaki inek yavrusu TANDU: 1- Tan vakti, tan vaktinde doğmuş 2- Alev, alevli büyük ateş TANG: 1- Mucize, olağanüstülük 2- Tan vakti 3- Giriş, antre TANGAK: Kaygı, endişe TANGSUK: Mucize, şaşırtıcı olay, olağanüstülük TANGUT: (Tankut) Savaşlarda, mızrak ve tuğların yanına ya da ucuna takılan ipek kumaş, flama TANIK: 1- Tanuk, şahit, gözlemci 2- Tanıdık, dost, yaren TANIL: Ünlü, meşhur, tanınan TANIP: Tanınmış, ünlü TANIR: Ünlü, tanınmış TANIŞ: 1- Tanınan, bilinen, aşina, tanıdık 2- Danışılan, bilgi ve deneyimine başvurulan, danışman TANIŞIK: Yakından tanınan, tanıdık, bildik, dost, yaren TANIŞMAN: (Danışman) Tanış, danışılan, bilgili kişi TANIT: Tanınacak nitelikte, belirgin, tanınabilen TANJU: (Tanyu) Sonsuz genişlik, ululuk,olağanüstülük, mucize gibi Hun imparatorlarının unvanlarından TANLA: 1- Şaşılası, ürkütücü, olağanüstü, mucize 2- Suçlayan, yargılayıcı 3- Doğuş, tan vakti TANLAĞI: Mucize TANMAN: Tan vakti doğan TANRIDAĞ: birl. Tanrı/Dağ “ Tanrı Dağı” Çok eski dönemlerden beri, kutsanarak, Tanrı tarafından yalnızca Türklere tahsis edildiğine inanılan ve halen kutlu kabul edilen sıradağların genel adı TANRIKUT: birl. Tanrı/Kut Tanrısal, Tanrıdan gelen, Tanrının Kutunu üzerinde bulunduran, haşmetli, Hun imparatoru Mete Han’ın unvanı TANSIĞ: (Tansık,Tansu) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü TANSU: 1- Tansık, mucize 2- Yadigar, armağan 3- Birleşik TANTIK: 1- Çok konuşan, konuşkan 2- Tanıdık, hısım, ahbap TANUĞ: Tanı, teşhis, kanıt, tanınan, tanınmaya yol açan TANYU: (Tanju) Ulu, ulaşılmaz, hükümran TAP: Dilek, istek, umut, yardım ve bunları içine alan beklentilerle dolu inanç TAPAĞ: 1- Tapma, tapınma, saygı 2- Görev, iş TAPAR: Tapan, seven, uman TAPARLU: 1- Mutlu, umutlu 2- Sofu, dindar TAPDUK: 1- Çocuğu uzun süre olmayanların, çocuğu olduğunda verdiği adlardan 2- Saygı ve sevgiye layık, saygıdeğer 3- İbadet, tapınma TAPI: Tapınma, ibadet TAPIK: Önde, önde olan, önde gelen TAPIN: Tapınma, umma, beklenti TAPINGU: Tapınılacak nitelikte sevilen TAPIR: Buluş, yenilik, icat TAPKI: Vicdan TAPKIR: Ayak altında kalıp, katılaşan toprak TAPKUR: Tabur, dizi, topluluk, kafile TAPLAK: Rıza, kabul, teyit TAPUK: Tapu, Tabu 1- Tapınma, dilek, istek 2- Tabu, kör inanç 3- Hizmet, hizmetli TAPUKÇI: (Tapıcı) Saray muhafızı, muhafız askeri TAPUKSAK: Saygılı, hürmetli TAPUN: Kutsama, kutsal bir varlığa yönelme, beklenti, ibadet TAPUNMUŞ: Sofu TAR: Dar, darlık, zahmet, sıkıntı TARA: Ağaç dallarını budamak için kullanılan bıçak TARAGAY: Turgay, tarla kuşu, çayır kuşu TARAKA: 1- Tarak, eşme, ayırma aleti 2- Saygı gösteren TARAMAN: Tarayıcı,rençber, çiftçi TARAN: 1- Geniş arazi, ekinlik, ekin yeri 2- Sınır, hudut TARANÇI: 1- Sınır muhafızı 2- Ekinci, rençber TARANG: Mevki sahibi, imtiyazlı, saygıdeğer TARBAN: Gururlu, mağrur TARDU: 1- Öncelikli, imtiyazlı 2- Durdu, duran yaşam Göktürkler dönemi, üst düzey yöneticilere verilen bir unvan TARDUŞ: İmtiyazlı TARGAN: Savaşlarda, düşmanın geçeceği yollara, onların gidişini ağırlaştırmak ve güçleştirmek için bırakılan, kaya ve kütük parçaları TARGUN: Mahçup, sıkılgan TARHAN: (Tarkan) İmtiyaz sahibi soylu kişi. Bu kişiler, vergi vermez, suçları dokuz kereye kadar bağışlanır, kağan ve hanların huzuruna izinsiz girebilirlerdi. TARHUN: Güzel kokulu bir yayla çiçeği TARIK: Darı, tahıl, ekin TARIM: 1- Emek, enerji, zahmet, sıkıntı 2- Ziraat, rençberlik 3- Irmakların küçük kolları TARINÇ: Sınır, hudut, uç TARING: 1- Derin, derinlik 2- Ziraat TARKAN: İmtiyazlı ve soylu kişi (Tarhan) TARKANÇ: 1- Öfke, gücenme, rahatsızlık, kızgınlık 2- Darılma, sıkılma TARKAT: Bakan, nazır, yönetici, bürokrat TARKINÇ: 1- Darılma, darlanma, küsme, küskünlük 2- İsyan, başkaldırma TARLIG: 1- Güçlük, darlanma, sıkılma 2- Bahşiş, hediye TARTA: Terazi TARTAGAN: 1- Tartan, terazi 2- Dağınık, derbeder TARTIŞ: Armağan, bağış TARUG: 1- Darı, ekin 2- Hediye, bağış TASAR: Plan, tasarı, tasarım TASIM: Gösteriş, afi TAŞ: 1- Dış, dışta olan, görünürde olan 2- Kaya parçası mec. Sertlik, dayanıklılık TAŞAN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkun TAŞAR: Taşmış, coşkun, ateşli TAŞGAN: Taşan, coşan, ateşli TAŞGARU: Dışarı, dışarıdan, taşra TAŞGIN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkulu, ateşli, asabi TAŞKI: Dışarıdan, taşralı TAŞKIN: Coşkun, ateşli TAŞRALU: Dışarıdan, yabancı TAŞRIK: Dışarıda, gurbet, gurbetçi, sefere giden. TAŞUG: Taşınabilir mal, menkul değer TAŞÜREK: birl. Taş/Yürek ( Cesur, gözü kara) TAT: 1- Yemek, damak 2- Uzak, uzakta, uzaktan, yabancılaşmış 3- Kılıç pası, paslı kılıç TATAR: 1- Uzakta kalmış, yabancılaşmış 2- Çayırlık, mera 3- Kent dışında yaşayan TATAŞ: (Dadaş) 1- Yakın dost, yaren, arkadaş 2- Uzakta kalmış, aynı uzaklığı paylaşan TATIG: Tatlı, hoş TATIR: Çayırlık, otlak, mera TATLI: Tatlı veren, hoşa giden mec. Güler yüzlü, sevimli, cana yakın TATU: 1- Barış, sulh 2-Uzağı gören, uzak görüşlü 3- Bakıcı, eğitici 4- Tatlı, tat veren 5- Yaratılış, fıtrat TAV: 1- Hız, devinim, çeviklik, koşu, davranmak, harekete geçmek. 2- Dağ TAVAR: Hızlı hareket eden, hızlı davranan. TAVGAÇ: 1- Hızlı koşan, hızlı davranan, atik 2- Çekici, cezbedici TAVIŞGAN: Tavşan TAVLI: 1- Hızlı, atik 2- Dağlı TAY: 1- Dayak, dayanak, dayanılacak nesne 2- Soy, asalet, soyluluk unvanı 3- Ululuk, büyüklük,çokluk 4- Mevki, yer, bölge 5- Ananın erkek kardeşi, dayı 6- Süt emen at yavrusu TAYAK: Baston, değnek, dayanılacak nesne. TAYANÇ: 1- Dayanç, dayanak 2- Hami, koruyucu, sırdaş, güvenilen kişi TAYANÇI: Danışman, memur. Uygurlar döneminde, küçük dereceli memur unvanlarından TAYANG: Dayak, dayanak, destek, dayanak TAYANGU: Danışman, aracı, sıra dışı. Han ve kağanların danışmanlarına verilen bir unvan TAYCU: 1- Hami, destekçi, koruyucu 2- Soylu, seçkin 3- Tay sahibi,tay eğiticisi TAYEÇE: birl. Tay/Eçe..Soylu, saygıdeğer hanım. (Teyze, sözcüğünün buradan geldiğini söyleyen dilciler var.) TAYGA: 1- Kavak, çam, söğüt karışımı ormanlık bölge 2- yoğurtlu sebze çorbası TAYGAN: 1- Karışık ağaçlı orman 2- Dayanak, destek TAYGANA: Kaygan, kayıcı TAYGUN: Yavru, çocuk, torun TAYGUR: Kayan, kızakla kayan TAYIK: Kibar ve nazik genç TAYLAN: 1- Beyefendi, centilmen 2- Yakışıklı, heybetli 3- Düzgün ve etkileyici konuşan TAYŞI: 1- Mürşit, yol gösteren 2- Hami, koruyucu TEBER: Balta, baltalı mızrak TECİMEN: İdareli, ekonomist TECİMER: Ekonomist, hesaplı TEDAN: Tutan, zapt eden, zabit TEDİK: (Tetik) 1- Usta, becerikli, bilgili 2- Öğüt, nasihat TEGEN: (Değen) Değerli, karşılığı olan TEGİN: Tigin, prens, şehzade, bey oğlu. Göktürkler döneminde, vali unvanı olarak da kullanılmıştır. TEGİNEK: Değnek, baston TEGİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- Hücum, taarruz 3- Ulaşım, ulaşma TEGİŞ: 1- Değişim, değişme 2- Dövüş, temas, çarpışma, hücum TEGRE: Daire, çevre, civar, etraf TEGREK: 1- Değer, kıymet 2- Tekerlek, değirmi, yuvarlak TEĞME: Değme, seçkin, farklı TEKER: 1- Değer, kıymet 2- Çevre, yöre, daire 3- Saldırgan, mütecaviz TEKEŞ: Döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı TEKİN: 1- İyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- Rahat, güvenli,güvenilir, 3- Tigin, prens, bey oğlu 4- Tabi, bağlı, kul, köle 5- Boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- Saldırgan TEKİNİK: Güvenilir, iyi, münasip, uygun TEKİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- Hücum, saldırı, saldırganlık TELA: 1- Delici, delen 2- Tolu, olgun, bilge 3- Armağan, adak, sungu TELEK: Armağan, sungu TEMİR: Demir TEMİR YALUP: birl. Demir/Yalup ...demirci ustası, silah yapımcısı TEMİRÇAL: birl. Temir/Çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu) TEMİREN: Ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası TEMİRHAN: birl. Temir/Han Eski dönem, “ Maden Tanrısı” TEMİRKIRAN: birl. Temir/Kıran mec. Acı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi TEMİŞ: Demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli TEMÜGE: (Temürge) demir, nüvesi TEMÜRKAZUK: birl. Temir/Kazık Kutup yıldızı TENBE: At koşumu, koşum takımı TENEKUR: Boraks madeni TENGİZ: Deniz TENİK: Azim, kararlılık TENŞİ: Eşit, adil, adaletli TEOMAN: Sis, duman, tuman TEPE: 1- Uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- Yığın, kütle 3- Bir nesnenin sivri ucu TEREÇE: İnce, narin, zarif TEREK: Siper, koruyucu TEREKEME: Siper, siperlik, sütre TERİLGEN: Diri, canlı, hazır, tetik, tetikte TERİLGENBUDUN: birl. Terilgen/Budun Devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk Devletin, temel, ulusal askeri gücü TERİM: 1- Bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- Emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4- toplantı, dernek 5- Han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı TERİŞ: Derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı TERKEN: 1- Süs oku, süslü ok 2- Savaş arabası 3- Soylu, soyluluk unvanı TERNEK: Dernek, toplantı TESİYEMİ TANYU: (Ululuğun sınırı olmayan, en ulu ) TETİK: 1- Uyanık, hazır 2- Becerikli, mahir TEYENG: Sincap TEYMUR: Demir TEZ: 1- Hızlı, ivedi, hızlılık 2- Kaçma, ürkme, ürküntü 3- Şiddet, şiddetli TEZME. Çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden TEZÜREK: birl. Tez/Yürek Heyecanlı, ateşli TIBIK: Sakin, asude TILSIM: Büyü, efsun, sihir TIN: (Tin) Ruh, can, nefes TINGI: 1- Tin, can, yaşam 2- Kulağa gelen ses, ses dinleme (Tınlama) TINGLAK: Efendi, söz dinleyen TINGLAR: Dinler, hürmetkar TINGLATUR: Sözü dinlenen, sözü geçer TINGLAYU: Munis, söz dinleyen TINGLIĞ: Canlı, diri TINI: 1- Ruhsal, ruhla ilgili 2- İnanç, iman 3- Tıngırtı, kulağa gelen ses TİGİN: Prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu TİGREK: Çevre, daire TİKE: Parça, bölüm, lokma, tıkım TİKEN: Dikili, dik, dikmiş TİKİM: Parça, lokma TİLBE: Dilek, dilenen şey, murat TİLBİ: Dilek TİLEK: Murat, istek, dilek TİLKİ: Tilki, kürkü için avlanan hayvan TİLMAÇ: Çevirmen, tercüman TİLMEN: (Dilmen) Konuşkan, hatip, çenebaz TİLTAY: Etken, amil, neden TİLUN: Dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz TİMAGUR: Merhametli, vicdanlı TİMUÇİN: (Temuçin, temurçin, timurçine) Çengiz Kaan’ın ilk adı. Ancak doğrusu, Timurçin’dir. Demir ucu, sivri demir anlamındadır. TİMUR: Demir TİMUR KÜRKAN: birl. Timur/Kürkan Türk dünyasının en ünlü simalarından. Yalnızca Türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen liderlerinden. Çengiz Kaan’dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihi. Yaşamı hep çetin mücadelelerle geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştir. Kürkan (Damat) lakabını, evliliğinin ilk yıllarında, kayın eçesi olan Buhara Emir’ in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,İranlılar ona “ Timurleng”, Otmanlılar “ Aksak Timur” lakabını takmışlardır. Bu ulu kişi zamanında,Türk dünyası üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, “ Birleşik Türk devletleri” ideali, bu ulu kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur. TİN: 1- Can, ruh, öz 2- Soluk, nefes, yel 3- Dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- Gök, göksel, Tanrısal TİRGEÇ: Diri, canlı, dirilik veren TİRİG: Diri, canlı, güçlü TİRİGLİĞ: Dirlik, yaşam, geçim TİRİL: 1- Can, ruh, yaşam 2- Dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- Derlenme, derleniş TİRİM: Yaşam, geçim, hayat yolu TİRKİŞ: Kervan, kafile TOGA: 1- Doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- Kalın, katı, yoğun, doymuş 3- Usul, yordam, teamül TOGAY: 1- Toga 2- Dolunay 3- Koruluk, küçük orman TOGU: 1- Doğu, doğuş 2- Vuruş, darbe TOĞAÇ: (tokaç) Topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz TOĞAN: 1- Doğan, doğan kuşu 2- Canlı, doğmuş olan, yaşayan TOĞMA: 1- Dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- Yerli, yerli halktan olan kişi TOĞMAK: (Tokmak) TOĞMUŞ: Doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan TOĞRUL: 1- Tuğrul 2- Doğrulmak, ayağa kalkmak TOĞRULÇA: Doğan kuşu, doğan yavrusu TOĞSIK: Doğuş, doğum, ortaya çıkış TOĞUL: 1- Doğulu, doğudan 2- Doğum, doğuş, ortaya çıkış TOĞULGA: Tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer TOK: 1- İrilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- Vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- Yol, yöntem, yordam TOKA: 1- Tok, sert, katı 2- Usul, yol, yordam, teamül 3- Dövüş, vuruş, vuruşma, 4- Huy, hilkat,yaratılış TOKAÇ: (Togaç) Topuz, çamaşır topuzu TOKALIG: Tokluk, katılık, sertlik TOKAY: 1- dolunay 2- Dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı TOKLU: 1- Yol, yordam, bilen, bilge 2- Bir yaşını geçmiş kuzu 3- İri, dolgun, besili TOKMAK: Vurma, ezme, dövme aracı Kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç TOKOL: Kuma, ikinci hanım TOKTA: 1- Durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- Tedbir, tedbirlilik TOKTAK: Tedbir, tedbirli, temkinli TOKTAMIŞ: Durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli TOKTAR: Dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü TOKU: 1- Doğu 2- Dövüş, temas, savaş TOKUM: 1- Doğum, doğuş 2- Yaşam, direnç, dayanıklılık TOKUMAK: Tokmak TOKUR: 1- Gözü pek, cesur 2- Dokur, dokumacı TOKURGAK: Dokuma aleti, dokuma tezgahı TOKUŞ: 1- Dövüş, savaş, vuruşma 2- Doğuş, direnç, yaşam, dirayet TOKUZ: 1- Dokuz sayısı (..Türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca dokunmuş bir kumaş TOLAN: Eşsiz, emsalsiz TOLAY: Bir tavşan türü TOLDI: Doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik TOLDIKORGAN: Anıt, lahit, abide TOLGA: Miğfer, çelik başlık TOLGAN: 1- Dolgun, iri, dolu 2- Acı, üzüntü, inleme TOLKAN: Dolgun TOLMIŞ: Dolmuş, dolu, olgun, bilge TOLU: 1- Dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- İçki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- Seçkin, güzide TOLUHAN: birl. Tolu/Han Arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey TOLUK: 1- Dolu, olgun, yetkin, bilge 2- Tuluk, tulum TOLUM: 1- Silah, savaş aleti 2- Olgun, dolgun TOLUN: Dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış TOMAN: Duman,sis TOMBAY: Manda, camış TOMRİS: (Tomris Hatun) 1-Demir ucu 2- Demir sesi. 3- Demirin özü, nüvesi.4- Bereket, bolluk,uğur. T... Türk tarihinin ünlü simalarından. Sakalar devletinin katun’u (kraliçesi) (İran – Turan savaşları sırasında, zalimliğiyle ünlü, Pers kralı Hüsrev’in, Türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, “Hayatın boyunca kana doymadın, kan döküp kan içtin. Ben de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim.” diyen ulu kişi.) TON: Don, giyim, giysi, elbise TONA: Giyimli, varlıklı, yakışıklı TONAT: Donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren. TONATMIŞ: Giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık. TONGA: Kaplan, Asya kaplanı. TONGUZ: Domuz TONKA: 1- Tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli TONLU: Giyimli,şık,zengin,varlıklı TONSUZ: Yoksul TONYUKUK: (Tanyu/Kök,gök) Sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik. TOP: Yığın, topluluk, bütünlük, erk TOPAÇ: 1- Top gibi, toparlak, dolgun 2-İbrik 3- Sepet, sele TOPAK: Topluca, toplanmış, yığın TOPRAK:.. Yer, yurt, arazi TOPURGAN: Ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak TOPUZ: Toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıca. Silah, dövme ve ezme aracı TOR: 1- Mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- Türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- Ağ, tuzak 4-Giysi 5- Evlat, çocuk, nesil 6- Zayıflık, incelik, hamlık TORAMAN: 1- Fahri, onursal, şerefli 2- Kaba, yetişmemiş, acemi 3- İri, dolgun, heybetli Toran: Turan, duran, yaşayan, dirençli TORÇUK: Kozalak TORKU: İpekli kumaş TORLAK: 1- Eğitilmemiş at 2- Çırak, acemi, ham TORMIŞ: Durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam TORMU: Yaşam süresi, yaşam TORU: 1- Duruş, yaşam 2- Bolluk, bereket, fazlalık 3- Doru, doru renk TORUG: Doruk, Doru renk TORUK: 1- Doruk, zirve 2-İnce, zayıf, ham, olmamış TORUM: 1- Aygır, aygır yavrusu 2- Kul, köle, muti, bağlı 3- Deve yavrusu TORUN: 1- Evladın, evladı 2- Sevgili, biricik, çok sevilen 3- Acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-Genç boğa TOSUN: 1- Genç boğa, 2- Tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan TOY: 1- Şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- Em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- Ordu, ordu birliği 4- Çamur bataklık 5- Doğan türü bir avcı kuş 6- Genç, gençlik, acemilik, çıraklık TOYAK: 1- Atlara giydirilen savaş zırhı 2- Tırnak, at tırnağı TOYAN: Toy sahibi, toy veren kişi TOYGA: 1- Toy sahibi, toy veren kişi, 2- Toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba TOYGAN: 1- Kurultay üyesi 2- Bir kuş türü 3- Genç, taze TOYGAR: Tarla kuşu, çayır kuşu TOYGUN: 1- Genç, taze, deneyimsiz 2- Doymuş TOYGUR: Doymuş, gözü tok, olmuş, olgun TOYLAK: 1- Toy yeri, toy yapılan yer 2- Karargah, ordunun toplandığı yer. TOYLUK: Toy yeri, Toy yapılan yer TOYMADUK: 1- Özlenen, özlemi duyulan 2- Hırslı, doyumsuz TOYMAGUR: İştahlı, obur TOYTİMUR: Ermiş, keramet sahibi, Şaman büyüğü, kam, rahip TOZUN: 1- Tosun 2- Düzen, uyumluluk TÖGİ: Cömert , eli açık TÖGÜN: Çekici, yakışıklı TÖKMEN: Çekici, yakışıklı TÖKÜ: Eli açık, cömert, müsrif TÖKÜŞ: Düğüş, savaş, vuruşma TÖLEÇ: Ücret, yevmiye TÖLEGEN: Olgun, kamil, yetişkin TÖLEK: 1-Ücret, yevmiye 2- Sükunet, sakinlik TÖLİS: Bölük, bölünmüş TÖLÜK: Tuluk, tulum TÖR: 1- Türemek, çoğalmak, yaratılış 2- Makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- Usul, kural, teamül TÖRE: 1- Düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- Türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış TÖRELİ: Töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı TÖREMEN: Görgülü, töreye bağlı TÖREN: 1- Töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- Soylu, necip, seçkin TÖRKİN: Kök, menşe, dip, soy TÖRÜ: 1- Yasa, devlet düzeni 2- Türeyiş, yaratılış TÖRÜCE: Töreye ve yasaya uygun TÖRÜİÇİ: Töreye uygun TÖRÜLÜG: Töreye bağlılık, Töre bilgisi, Töre uygulaması TÖRÜM: 1- Türeyiş, yaratılış 2- Töreye bağlılık TÖRÜMÇÜ: Töreye bağlı, soyuna bağlı TÖRÜN: 1- Soylu, soyluluk 2- Tören, merasim, ihtiram TÖRÜTGEN: Yaratıcı, yaratan, halik TÖŞTÜK: Düş, rüya TÖZ: Kök, dip, temel, cevher, öz TÖZLÜK: Öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü TÖZÜN: Soylu, temeli sağlam, köklü TUNAY: Evlatlık kız çocuğu TUDUN: (Tutun) 1- Tutunma, bağlılık, sadakat 2- Destek, güvence, tutunulacak nesne Hazar kağanlığı döneminde kullanılan “ vali “ unvanlarından TUGAN: Doğan TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok) TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay TUĞ: Sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, Uğur ve Kut işareti olarak kullanılır olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır. 2- Tıkaç,kapak, bent, set TUĞANÇI: Doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi TUĞCU: 1- Tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- İsyancı, isyankar TUĞÇE: Küçük tuğ, tuğcuk TUĞLU: Tuğ sahibi, kutlu, uğurlu TUĞLUK: Tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan TUĞMA: 1- Doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- Tuğ kaldıran, isyankar TUĞRUL: 1- Doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- Türk mitolojisinde, adı geçen, yarı insan, yarı kuş. TUĞSAVUL: birl. Tu/Savul Eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere verilen ad. TULA: 1- Tolu, dolu, olgun 2- Ayna TULAN: Dolu, olgun, kamil TULAY: 1- Talay, taluy, okyanus, deniz 2- Ayna 3- Dolu, dolgun, olgun TULGA: Tolga, miğfer TULGAR: 1- Azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- Gösteriş, heybet, heybetlilik TULGAY: Tuga, Tolga, miğfer TULİ: 1- Dolu, olgun, kamil 2- Ayna TULKİ: Tilki TULTAG: Sakin, kendinden emin TULU: 1- Dolu, ergin, olgun 2- Ayna TULUK: 1- Dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek TULUN: 1- Tolun, dolu 2- Çene kemiği TUMA: Yeğen, kuzen TUMAÇI: Erkek kuzen, (Amca, hala, dayı, teyze çocuğu) TUMAÇIM: Kız kuzen TUMAĞAN: 1- Nilüfer çiçeği 2- Duman, sis TUMAN: Duman, sis TUMAY: Sessiz, sakin, kendi halinde TUMGAN: Tuman, sis TUMRUL: Dumrul, Demir ucu TUNA: (Tona) Varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı TUNÇ: Bronz, Bakır, kalay karışımı TUNG: Nüfus sahibi, kudretli, muktedir TUNGA: 1- Kaplan, Asya kaplanı 2- Kudret, ihtişam, fevkaladelik TUNGUÇ: Çocuk, evlat, evlatlık TUNGUT: Evlatlık TUNUÇ: Tunç TUR: 1- Durmak, yaşam, canlılık 2- İrade, istek, yargı TURA: 1- Dura, durak, ev, mekan 2- Deriden örülen kamçı 3- Sibirya bölgesinin eski adı TURAK: 1- Durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- Yaşam, ömür TURAL: Durma, yaşama, ömür TURAM: Olgunluk, kemal TURAMUN: 1- Evcil, evcimen 2- Onurlu, onuruna düşkün TURAN: Duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (Çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve kalıcılık dileklerini içeren adlardan. TURÇAK: Filiz, fidan TURÇİK: 1- Durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- Fidan TURDU: Durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü TURGAK: Bekçi, muhafız, koruyucu TURGAN: Duran, ömürlü TURGAY: 1- Tarla kuşu, serçe 2- Türk/Ay TURGUT: (Turagut) 1- Ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- Belde, mekan mesken, yaşanılan yer TURKAK: Nöbetçi, bekçi TURKU: Ateşli, heyecanlı TURKUAZ:Rengi mavi ile (Türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı TURMUŞ: Ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan) TURNA: Leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş TURSUN: Dursun, Durdu, duran, durmuş vb. yaşam, ömür, uzun ömür TURŞAK : Filiz, sürgün TURU: 1- Duru, saf, arık 2- Duran, yaşayan, ömürlü 3- Durgun,sakin TURUM: 1- Yaşam, ömür 2- Sükunet, durgunluk TURUMTAY: 1- Turum/Tay 2- Doğan türü, avcı bir kuş TURUŞKAN: Dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü TURUT: 1- Yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- Ömür, yaşam TUSİT: Göğün ötesi Şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yer. Göğün katlarından TUSKAN: Akraba, yakın, hısım TUŞGÜL: İşaret, iz, nişan TUT: 1- Yakalayış, kavrayış, saklayış 2- Vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- Ordu, ordugah 4- Kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas TUTA: Bahşiş, armağan TUTAÇ: Komşu, yakın, dost TUTAÇI: Komşu, yakın TUTAK: 1- Silah kabzası 2- Saldırı, hücum, taarruz 3- Evlatlık TUTAM: Demet, buket, deste TUTAN: Elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran TUTAR: Tutucu, hükmedici TUTAŞ: 1- Küçük hanım, evin en küçük kızı 2- Bekar, bakire kız 3- Komşu TUTGAK: 1- İnilti, inleyiş, hüzün 2- Geceleri keşfe çıkan savaş birliği TUTGAN: Tutucu, fanatik TUTGUÇ: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek TUTGUN: Tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış TUTKU: Kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma TUTGUK: Esir, hapis, tutsak TUTNAK: Destek, arka TUTNUK: Tutunulacak nesne, dayak, arka,destek TUTSU: 1- Vasiyet, öğüt, nasihat 2- Bağımlılık TUTSUK: Öğüt, nasihat, vasiyet TUTU: Esir, tutsak, rehine 2- Çekici, cazip, güzel 3- Tutuş, savaş, dövüş 4- Ağırbaşlı,utangaç 5- Yiğit, batur, dövüşçü 6- Bakan, nazır, vali TUTUG: Vali, askeri vali Göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan TUTUK: 1- Dövüş, savaş, savaşçı 2- Devlet görevlisi, devlete bağlı 3- Evlatlık 4- Büyü, sihir 5-Tutsak, esir, tutulmuş, rehin TUTUN: Tutunulacak nesne, destek, arka, güvence TUTUNÇ: 1- Evlat, oğul, uşak 2- Tutunulacak nesne, güvence TUTUNGU: Öğüt, nasihat, vasiyet TUTURGAN: Öğüt, nasihat, vasiyet TUTURGU: Öğüt, nasihat, akılda tutulan TUTUŞ: 1- Dövüş, savaş 2- Zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- Orduyu ve devleti düzene sokmak TUTUŞUK: Demet, çiçek demeti,buket Çengiz Kaan’ın Uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi, imparatorluğun resmi dilinin “Türkçe” oluşunda ve Türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken olmuştur. TUYAK: 1- Dayak, destek, değnek 2- Duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık TUYAN: Duyan, işiten TUYGU: Duygu, his duyumu TUYGUN: Doğan türü bir avcı kuş TUYUK: Dayak, destek, arka TUYUN: Saygın, muteber TUZGU: Yemek, yoldan geçenlere verilen yemek TUZAK: Sevgili,sevgili için söylenen söz TUZAĞI: Sevgili, aşık, maşuka TUZGUN: Armağan, sunu, bahşiş TÜBE: 1- Tepe, yüksek yer 2- Siper, sütre TÜBEK: Tübe, tepe TÜGÜN: 1- Düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye TÜGÜZ: Düz, tam, eksiksiz, mükemmel TÜKEL: 1- Tüy, saç, kıl 2- Dik, dikili Türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi TÜKÜN: 1- Düğün, dernek, toplantı 2- Bahşiş, armağan TÜLEK: 1- Zeki, kurnaz, fettan 2- Tüylü, kıllı TÜLGÜ: Alaca, renkli bir karga türü TÜLİN: 1- Ayna 2- Ayın çevresindeki ışık halesi TÜLÜ: 1- Rica, yakarış 2- Düş, rüya TÜLÜŞ: Ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık TÜMEN: 1- Duman, duman, sis 2- On bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı TÜN: Gece TÜNBAY: birl. Tün/Bay ( Kazak ve Kırgızlarda, yatak, şilte) TÜNEK: Gece kalınan yer TÜNG: 1- Gece, gece karanlığı 2- Olağanüstülük, fevkaladelik TÜNKÜR: Peri, melek TÜR: Soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş TÜRE: 1- Töre 2- Tigin, prens, şehzade TÜREL: Türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun TÜRELİ: Türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı TÜREMEN: Töreye bağlı, töreye göre yaşayan TÜRENER: Töreye bağlı, töre sahibi TÜRETGEN: Yaratıcı, mucit, üretken TÜRK: Bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırır. Türeyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen vb. ( Birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortada. O da Töreli, Töreye bağlı, Töreye göre olmuş, Töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu, anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.) TÜRK BİLGE KAĞAN: (Orhun anıtlarında, Bilge kağan kendini böyle tanıtır.) TÜRKÜ: Türk dilinde söylenen, melodi TÜRÜ: Dürülmüş, derli, toplu, düzenli TÜRÜNG: Aktif, faal, çalışkan TÜŞ: Düş, rüya TÜŞTEMİZ: birl. Tüş/Temiz TÜTSÜ: Güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku TÜTSÜK: 1- Tütsü, tüten koku 2- Öfkeli, kinci, öç alıcı TÜTÜK: 1- Güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- Düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde komut vermek için kullanılan düdük TÜZ: Düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk TÜZE: 1- Düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- İdare, yönetim 3- Ulus, topluluk, halk 4- Uyum, uyumluluk, barış, uzlaşı 5- Kusursuzluk TÜZBAYKÜÇ: birl. Tüz/Bay/Güç Bütün, hepsi, hepsini içine alan TÜZEN: Düzen, uyum, kurallar bütünü TÜZLİ: Uyumlu, uygun, düzenli, idareci TÜZLÜG: uyum, ahenk, geçim TÜZÜK: (Düzük) 1- Düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- Özel durumlara göre biçimlenmiş kurallar bütünü TÜZÜL: 1- Düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- Anlaşmış,anlaşmalı TÜZÜM: Düzgünlük, sıra, dizgi TÜZÜN: 1- Düzen, kural, teamül, gidişat 2- Öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- Uysal, yumuşak huylu ve davranışlı U UBUT:Ar, edep, tevazu, alçak gönüllülük UC: Uç, sınır UCAS: İddia, bahis UCUD: Yeryüzü, dünya UCUN: Uçta, sınırda, kenarda, uçbeyi UÇ: 1- Son, bitim, sınır, kıyı 2- Aşırılık, ekstrem 3- Herhangi bir nesnenin sivri kısmı 4- Ordu kanadı, kol, cenah UÇA: 1- Koruma, himaye, arka 2- Uç, sınır, limit 3- Kendini aşmış, yüksek, ulu UÇAR: 1- Haber, havadis 2- Kanıt, delil 3- Göğe yakın, Tanrıya yakın, dindar 4- Uçarı, vurdumduymaz UÇBEY: birl. Uç/Bey Sınır karakollarında görev yapan askeri birlik komutanı UÇGUN: 1- Kam, baksı, kendinden geçmiş, transa girmiş 2- Kıvılcım UÇKAN: Uçan, uçucu UÇKARA: birl. Uç/Kara ..Sırtı renkli, kanatları kara bir kuş türü UÇKUN: Uçuk, kendinden geçmiş, ateşli, heyecanlı UÇMAĞ: (Uçmak) Cennet UÇSIZ: Sınırsız, geniş, büyük, alabildiğine.. UÇUK: Uçmuş, kendinden geçen, mest olan kam, baksı UÇUMAK: Uçmak, cennet UÇUR: Devir, dönem UÇURAN: Kam UÇURUM: Son, uzak, uzak nokta, uçulan, uzaklaşılan, yüksek ve derin dağ yamacı, yar UÇUZ: birl. Uç/Uz 1- Alçak gönüllü 2- Basit, kolay UD: (Ut) 1- Arka, geri, ardından gitme, takip 2- karşılaşma, çatışma, yenme, utku 3- Uyuma, uyku UDAR: 1- Takipçi, peşini bırakmayan, kovalayan 2- Yener, galip gelir UDU: Uyku UDUK: Uyanık, diri UDUM: Art arka, arkası sıra UDUN: 1- Hüner, beceri 2- Sönmüş, sönük UDUZ: 1- Mürşit, yol gösteren, ardından gidilen 2- Yollayan, sevk eden UGAN: Kaadir, yaratan ve hükmeden, Ali, yüksek, kudretli Çok eski dönemlerden beri, Tanrı ve Tanrı sıfatı olarak kullanılan bu sözcük, Türklerin ilk Müslüman oldukları dönemlerde de, bir süre Tanrı adı olarak kullanılmıştır. UGIN: Fikir, düşünce UGIŞ: Zeka, üretkenlik UGUZ: Kutlu, mübarek UĞRAK: 1- başvurulan kişi, bilge ve deneyimli kişi 2- Savaşa giderken, Askerlerin, aile ya da eşyalarını topluca bıraktıkları yer 3- Uğranılan yer UĞRAŞ: 1- Düşünce, tasarı, iş, çaba, meslek 2- Mücadele, savaşım, savaş, Karşılaşma, karşı karşıya gelme UĞRAŞI: Meslek, iş, çaba, savaşım, geçim UĞRUK: Savaşa giderken, askerlerin eşyalarını bıraktıkları yer UĞRUN: Yan bakış, gizlice bakış UĞUR: 1- Baht, talih, iyilik, güzellik, kut, bolluk, bereket 2- Süre, zaman UĞURAL: Uğurlu, kutlu, bahtı açık UĞURÇAL: birl. Uğur/Çal (Sürmek, değdirmek) UĞUŞ: Akraba, hısım, kan bağıyla birbirine bağlı kişilerden her biri UKUŞ: Zeka, akıl, yetenek UL: 1- Temel, esas, kök, oluş, oluşum, doğuş 2- İşaret, nişan, iz ULA: Temel, esas, esaslı ULAÇ: 1- Ulaştıran, bağlayan, bağlayıcı 2- İsabet 3- Tim, takım, müfreze ULAÇLI: Ulaştıran, ulak ULAĞ: 1- Soy, nesil 2- Maiyet, bütünlük 3- ulak, haberci 4- Bağ, zincir ULAK: 1- Ulaştırıcı, ulaştıran, haberci, bağlantı sahibi ULAKÇI: Haberci, ulaştırıcı, bağlayıcı, bağlantı ULAM: 1- Eklenmiş, katılmış, tim, müfreze 2- Dizi, dizili, bağlı, dizgi 3- yetenek, yetenekli 4- Ululama, selamlama, temenna ULAN: 1- Bağlayan, bağlayıcı, birleştirici, etkileyici 2- Ulu, ululanmış, saygıdeğer, söz dinleten 3- Taze, tazelik, gençlik, genç, cıvan ULANBATUR: birl. Ulan/Batur Ünlü ve ulu kahraman ULANDI: Ululandı, kutsandı, kutlu ULANMIŞ: Ulu, kutsal, mübarek, saygıdeğer ULAR: 1- Bağlayan, birleştiren, birleştirici 2- Erkek keklik ULAŞ: 1- Ululuk, ululaşma, yücelik 2- Oluş, temel, kök, soy, soyluluk 3- yetişme, kavuşma Ulaşılacak olan, bağlanılacak olan, ülkü, ideal 4- uluyuş, kurt gibi uluma 5- Savaş uranı, savaş narası 6- Kent, kent arazisi 7- İsabet ULAŞLU: 1- Amaçlı, idealist, ne istediğini bilen 2- Ulaşıcı, bağlayıcı, birleştirici 3- Kentli, zengin, varlıklı ULAT: Bağlayıcı, birleştirici ULCA: 1- Ezeli, eskiden beri var olan 2- Pay, ganimet, savaş ganimeti ULCAŞ: 1- Tazim, ululama, büyükleme 2- Bölüşüm, paylaşım, ganimet ULDIZ: Yıldız ULIÇ: Yavru, yaren, sevilen ve korunan ULIÇIM: Yavru, yavrucak ULIG: Uluma, yakınma, sızlanma ULIŞ: Uluyuş, kurt gibi ulayış ULU: (Ulug, Uluğ) Yüce, yüksek, mübarek ULUCA: 1- Ululuğa yakın, saygıdeğer, hürmetli 2- Üst düzey yönetici, erk sahibi ULUÇ: 1- Temel, esas, oluş, ulaş 2- Bağ, bağlantı, ilişki 3- Uluyuş, uluma ULUĞAYGUÇİ: birl. Ulu/Ayguçi Göktürkler ve özellikle Uygurlar döneminde başbakan ( sadrazam, baş vezir) unvanı olarak kullanılmıştır. ULUĞNOYAN: birl. Ulu/Noyan Çengiz Kagan döneminde “Başkomutanlık” sıfatı olarak kullanılan bir unvan ULUKOYUN: birl. Ulu/Koyun Yakut destanlarında adı geçen “Ateş Tanrısı” ULULA: Yücelt, yükselt, mübarek kıl ULUM: Debdebe, şaşa, gösteriş ULUN: (Ulan, İlun) Ulu, ululanmış ULUNYEGE: birl. Ulun/Yeke Sözü dinlenen, saygı duyulan, bilgi ve deneyimine başvurulan hanım ULURAK: Ulu, kebir, en büyük ULUS: 1- Ul (Temel, kök, esas) dan...Ul/Uz 2- Ülüş, bölüm, kesim, topluluk...dan boy, halk, millet,budun (Uygurlarda) ULUŞ: Pay, bölüm ULUTOYUN: birl. Ulu/Toyun Yakut destanlarında, kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen Tanrı UMAK: Irk, soy, kemik UMAN: Umutlu, bekleyen UMANÇ: 1- Umutluluk 2- İntizar UMAR: Umutlu UMAY: Koruyucu, şefkatli, iyiliksever Eski dönem, Tanrıçalarından ( Halen, Altay ve tüm Kuzey Türkleri arasında çocukları sevip, koruduğuna inanılır) UMDI: Arzu, beklenti UMDU: Ümit, ümitli UMUCA: Umutlu bekleyiş UMUÇ: Rica, yakarış, beklenti UMUG: 1- Ümit, destek, dayanak 2- Sığınma, iltica UMUNÇ: Rica, beklenti UMUR: Umar, ümitli UMUŞ: Beklenti UMUT: Umuş, ümit, beklenti UNAT: Doğru, yerinde, uygun, olgun, yeterli UNGAN: (Ungan) 1- Bağlı, bağımlı 2- Bahtiyar, doğru yolda olan UR: 1- Uğur, baht, mutluluk 2- Vur, vurmak, darbe URAGUT: Dişi, üretken, tohum, tohumluk URAK: Orak, doğrayıcı, biçici URAN: 1- Savaş narası, nara 2- Vuran, vurma eyleminde bulunan, döven 3- parola URAS: 1-Kut, baht, mutluluk 2- Ateş bakışlı URAZ: Uras, kut, baht URAZLI: Mutlu, bahtiyar URKU: Uğur, baht, talih URPAK: (Urpağ) 1- Evlat, uşak 2- Kibar, nazik URUK: 1- Boy, ok, ulus 2- Vuruk, vurgun URUL: 1- Tür, cins 2- Örs URULU: Cins, soylu URUM: 1- Şeref, onur, haysiyet 2- Meleke, beceri, yatkınlık URUMDAY: Panzehir ve tedavi için kullanılan bir taş URUN: 1- Orun, şeref, itibar 2- Miktar, adet URUNÇA: 1- Şerefli, onurlu 2- Emanet, rehin URUNGU: 1- Şeref, onur, haysiyet, onurlu davranış 2- Eğitim ve talim kılıcı URUS: 1- Orus, uras, uraz) 2- Uruş, kırış, savaş URUŞ: Vuruş, döğüş, kırış, savaş URUŞKAN: Savaşçı, cengaver URUT: 1- Aşama, merhale 2- Amaç, maksat, hedef URUZ: 1- Uraz, uras 2-Vuruş, dövüş US: Öz, töz, yeti, anlayış gücü, akıl, zeka, uzluk USAN: Uslu, akıllı, usta, uzman USBOL: birl. Us/Bol ..Dahi, üstün zekalı USLU: Akıllı, uzman, üstad USLUM: Becerikli, mahir USLUY: Deneyimli, tecrübeli USUK: Uslu, akıllı, zeki USUN: 1- Uzun, uzman, derin, engin, deneyimli 2- Gerçek, sahih UŞAK: Çocuk, genç, taze, ufaklık UTA: 1- Tedavi, onarım, tamir, iyileştirme 2- Zafer, galibiyet UTACI: Doktor, eczacı, iyileştirici UTAMAN: 1- Utkan, galip, muzaffer 2- Eczacı, doktor 3- Edepli, mahçup, sıkılgan UTAN: 1- Galip, muzaffer 2- Utanma, ar, mahçubiyet UTANGAN: Utangaç, mahçup, kendi kendini sıkan UTAR: 1- Yener, utkan, galip 2- İyileştirici 3- Kovalayan, takip eden UTAŞ. 1- Yardım, imdat 2- Galibiyet, zafer, utku 3- Takip, kovalamaca UTGUÇU: Galip, muzaffer UTKU: Zafer, galibiyet, yenme, üstün gelme, güçlüklerden sonra ulaşılan mutlu son UTLU: 1- Galip, muzaffer 2- Sıkılgan, mahçup UTUGLU: Galip, muzaffer UTUŞ: Yenme, galibiyet, zafer UVUT: Utanma duygusu, edep, ar UYAN: 1- Dikkat, itina, dikkatlilik, tedbir 2- İman, inanç UYANIK: Dikkatli, tedbirli UYAR: Uyumlu, uygun UYAV: Uyanık, fatin, ferasetli UYDAÇI: Mürşid, yol gösteren, öğretmen UYGAN: 1- Uyumlu, geçimli, uysal 2- Bağlı, tabi, muti UYGAR: (Uygur) çağdaş, uyumlu, uygun, uyarlı, medeni UYGU: Ahenk, uyum UYGUL: Uyumlu UYGUN: 1- Yakışıklı, güzel, elverişli 2- Geçimli, dirlikçi, imtizaçlı UYGUR: (uygar) Türk boyları içinde, bu günkü anlamda bir kentleşmeye ilk başlayan Türk boyu. Kağıdı, akapunkturu, matbaayı, tekstil sanayiini ve daha birçok buluşu gerçekleştiren Türk boyu UYGUT: Uyumlu, ahenkli, uygar UYGUTALP: birl. Uygut/Alp UYLAŞ: 1- Uyum, geçim, dirlik, düzen 2- Fikir, düşünce, tefekkür UYLAŞI: Uyum, geçim, barış UYSAL: uyumlu, efendi,yumuşak başlı, halim, selim UYTUN: Kutlu, mübarek UYUM: Uygunluk, denklik, ahenk, armoni UZ: Us, öz, erk, yetme, beceri, başarı, açılma, uzama, genişleme, açılım, yayılım UZA: 1- uzay, genişlik, uzunluk, yaygınlık 2- Eski, eskiye dayalı, kadim, mazi 3- Geçiş, geçit UZAK. 1- Uzman, usta, sanatkar 2- Güçlü, egemen, başarılı UZAM: Uzmanlaşmış, ustalaşmış, usta UZAN: Uzman, usta, akıllı, bilgili, sanatçı, pir UZAY: Feza, gök boşluğu, uzamış, genişlemiş, geniş UZDU: Ezeli, çok eski, kadim UZEL: birl. Uz/El Usta, maharetli, becerikli, sanat erbabı UZELLİ: Usta, maharetli, elinden iş gelen UZLUK: İhtisas, uzmanlık UZMA: Kalifiye, uzman, pir UZMAN: Usta, pir, otorite UZUG: Uyanık, dikkatli, müteyakkız UZUN: (Usun) 1- Uzman, pir, becerikli, iş bitirici 2- yaygın, geniş 3- kalıcı, daimi Ü ÜÇ:Üç sayısı. (Türklerin, dokuz, kırk gibi, uğurlu saydığı sayılardan) ÜGE: (Üyge) Ünlü, meşhur ÜGİT: Öğüt, nasihat, propaganda, ajitasyon ÜĞDÜL: Bahşiş, ihsan ÜKELGE: Armağan, bahşiş ÜLEGÜ: Bölüm, kısım, pay ÜLEŞÜR: Bölüşüm, paylaşım, paylaşımcı ÜLGEN: 1- Ulu, kebir 2- İri, büyük, heybetli, geniş Eski dönem Tanrılarından ( Türk mitolojisinde İyilik Tanrısı) ÜLGİ: Örnek, numune ÜLGÜDÜR: Örnek, numune ÜLGÜT: Örnek, numune ÜLKE: Bölüm, parça, toprak, diyar, memleket, vatan, yurt ÜLKEM: Ülke, memleket sevgisi ÜLKEN: (Ülgen) ÜLKER: 1- yıldızlar topluluğu, yıldız kümesi 2- Yedi kardeşler de denen bir yıldız grubu 3- Kadife,peşkir,gibi dokumaların üzerindeki, ince tüy, hav ÜLKER ÇERİĞ: Savaş hilesi, savaş taktiği ÜLKÜ: 1- İdeal, hedef, olacağına inanılan..”Olan, değil, olması gereken..” 2- Prensip, adet, düstur 10- Üleşme, bölüşme, pay, pay ortaklığı ÜLKÜCÜ: Ülkü sahibi, olması gerekeni düşünen ÜLKÜDAŞ: Aynı ülküyü benimseyen ve aynı ülküyü paylaşan kimse ÜLKÜM: Ülkü sevgisi ÜLÜGLÜ: Talihli, kısmetli,bahtı açık ÜLÜK: (ülüg) Kısmet, nasip, pay ÜLÜKBULMUŞ: birl. Ülük/Bulmuş Uygur kağanlarının unvanlarından ÜLÜŞ: 1- Bölüş, bölüm, bölünen, pay 2- Konuk payı, komşu payı, ailenin ihtiyaçları dışında, konu-komşu için ayrılan ve saklanan pay ÜMİT: Umut ÜN: 1- Ses, seda 2- Şöhret, nam ÜNAL: 1- Ün/Al 2- İnal (Han soyundan gelen, soylu ve imtiyazlı bey) ÜNALDI: birl. Ün/Aldı Ünlü, meşhur ÜNDEV: Namlı, meşhur ÜNLÜ: 1- Meşhur, namlı, tanınmış 2- Gür sesli, sesini duyuran ÜREGEN: Bereketli, münbit ÜREGİR: Bolluk, bereket, üretkenlik ÜREK: Yürek, kalp ÜREKLÜ: Cesur, yiğit ÜRENTUYUN: birl. Üren/Tuyun Eski dönem, Yakut Tanrı adlarından ÜRGAN: Kıvılcım, şerare ÜRGÜÇ: Körük, demirci körüğü ÜRK: Dehşet, korku, çekince ÜRKMEZ: Cesur, korkusuz ÜRKÜT: Ürkütücü, dehşet verici ÜRÜK: Süregen, daimi ÜRÜN: Döl, verim, ekin, üremiş, üretilmiş olan ÜRÜNDÜK: Verimli, seçkin, güzide ÜRÜNDÜL: Seçkin, güzide ÜRÜNG: 1- Maneviyat, manevi güç, 2- Temiz, pak ÜSTE: Galip, faik ÜSTEK: Üstün, galip, faik ÜSTÜN: Üstte olan, galip, faik, muzaffer ÜSTÜNGÜ: Üstün gelme, üste çıkma, mertebe atlama, derece ÜTGÜR: Hızlı, seri, çabuk ÜYEN: 1- İlkeli, özüne bağlı 2- İyilik sever, temiz yürekli ÜYGE: İyi, yararlı, zararsız ÜYGEN: İyilik dolu, temiz kalpli ÜYGENARIK: birl. Üygen/Arık Altay, Tuva, Sogay destanlarında adı geçen bir Tanrıça ÜZBE: Üzgün, kızgın, dargın, darlanmış, mahzun, sıkıntılı ÜZLÜNÇÜĞ: Olağanüstü, fevkalade ÜZÜT: Can, ruh, öz, tin Y YABA:(Yapa, yapu) 1- Yapı, oluşum 2- Alet, edevat YABAGU: Yabgu, genel vali YABALAK: (Yablak) Dayanıklı, metin, mütehammil YABAN: 1- Yabancı, yabani, vahşi 2- Yapan, yapıcı YABAY: Yapay, yapan, yapıcı, yapılmış YABGU: 1- Üst düzey yönetici, genel vali 2- Merkeze bağlı, özerk, bölge yöneticisi Göktürkler döneminde kullanılan unvanlardan YABIR: 1- Yapıcı, pozitif kişilikli, aktif, çalışkan 2- Güreşçi, dövüşçü YABIT: Yapı, yapıt, eser, mamulat YAD: Yabancı, el, değişik, farklı YADA: 1- Yabancı, yabancılık 2- Büyü, sihir, büyü yapmada kullanılan bir taş YADAÇI: 1-Yaya, piyade 2-yada taşını kullanan YADEL: birl. Yad/Er Gurbet, yabancı memleket YADU: Yadçı, yad edici YAGLA: Talan, yağma YAĞADUR: Yağış, yağmur, bolluk, bereket YAĞAN: (Yagan, yakan) 1- Ucu ateşli ok 2- Yağmur 3- Gökten inen nur 4- Yakın, yar, canan YAĞDIKAR: birl. Yağdı/Kar (kar yağarken doğan) YAĞDIBASAN: birl. Yağdı/Basan Düşmana baskın yapan, düşmanı yok eden YAĞISAVAN: birl. Yağı/Savan Düşmanı püskürten, düşmanı kovan, kovalayan YAĞISIYAN: birl. Yağı/Sıyan (defeden,kovan) YAĞIŞ: (Yakız- Yavuz) Kara, yanarak kararmış, karaya çalan mec. Cesur, gözü pek, şiddetli, yaman,yiğit YAĞMA: Ganimet, ganimet paylaşımı, bolluk YAĞMUR: Yağmur yağışı YAĞMURCA: 1- Sessiz ve kısa süren yağmur 2- Bir geyik türü YAĞRIK: Yakarış, dilek, niyaz YAĞRIKÇI: 1- Yakarıcı, duacı 2- Faydalı, yararlı, işe yarayan YAĞUK: (Yavuk) Sevilen, yakınlık duyulan, gönül yakınlığı YAKA: 1- Sınır, sınır bölgesi 2- Kıyı, sahil YAKACIK: Dağ eteği YAKAK: Ucu ateşli ok YAKAN: 1- Yakıcı, yok edici 2- yağan YAKARCA: Yakan, sıcaklığı artıran YAKARI: Dua, temenni, yakarış, dilek YAKI: 1- İlaç, em 2- Yakıcı, yakan YAKIT: Yakılan, enerji, ısı kaynağı YAKŞI: Yakışıklı, güzel, çekici, yakıcı, uygun, yakışan, doğru, iyi YAKŞILIK: İyilik, güzellik, uygunluk YAKTU: Işık, meşale, aydınlık YAKURA: Yakın, yakınlık duygusu YAKUŞUK: Yakışıklı, güzel, uygun, uyumlu YAKUT: Yakıt, enerji, yakılan YAKUZ: (Yağız) YALABIR: Parlak, parıldayan YALABUK: Parlak, parlayan, ışık saçan YALAP: Parlak, ışıltı, ışık saçan Eski dönem, Tanrı ad ve sıfatlarından YALAV: Alev, yalaz YALAVAÇ: (Yalvaç) YALAZ: 1- Yalın, çıplak, aleni 2- Yalın, parlak, ışıklı, alev YALÇIN: Dik, sarp, yukarıda, ulaşılmaz YALDIR: 1- Parlak, parlayan 2- Yıldır, yıldıran,caydırıcı, ürkütücü YALDIRAN: 1- Yıldırıcı, caydırıcı, ürkütücü 2- Parlak, parlaklık veren YALDIRIM: Yıldırım YALDIZ: Yıldız, ışık saçan parlaklık, parlayan, ışıyan YALDRUK: (Yaldırık) Parlak, parlatılmış YALGIN: Serap, yanıltıcı, görüntü YALIM: 1- Ateş, kıvılcım 2- Kılıcın keskin tarafı, ince ağzı 3- Yüksek kayalık YALIN: 1- Alev, parlaklık 2- Çıplak, net, açıkta olan, açık 3- Kınsız, kılıfsız kılıç 4- Tek başına, yalnız, korumasız YALINCA: Yalnız, tek başına YALINÇAK: Fakir, çıplak, garip, korumasız, sahipsiz YALMA: Yağmurluk, pelerin YALMAN: 1- Kılıcın keskin ağzı, kılıcın uç kısmı 2- Eğimli, dik tepe YALTUK: Yalınlık, yalın olma hali YALUNMUŞ: Yalın, çıplak, saf, arınmış YALUY: Büyü, tılsım, sihir YALVAÇ: Elçi, resul, nebi, peygamber YAM: 1- Ulak atı 2- At gibi, ata benzeyen 3- Çöl, kıymık YAMAÇ: 1- Bayır, dik yokuş, dağ ya da tepenin herhangi bir yanı 2- karşı, karşısı, öteki taraf YAMAN: 1- Müthiş, dehşetli, etki ve beceri bakımından olağanüstü 2- kötü, fena, üzücü YAMÇI: 1- Ulak, postacı 2- Ulak atı, postacı atı 3- Yağmurluk 4- Kalın, kolsuz yelek, kuzu derisiyle kaplı giysi YAMI: 1- Ulak atı 2- Çöp, kıymık 3- İtibar, nüfuz YAMTAR: 1- Yaman, güçlü, kuvvetli 2- Yağmurluk 3- Obur, iştahlı YAMUN: Denetleyici, murakıp, müfettiş YANAÇI: (Yanaç) Canip, candan YANAĞ: (Yanak) Yanak, kısım, yan YANAR: 1- Işıltı, ışık 2- Ateşli, sıcak kanlı, heyecanlı YANAŞIK: 1- Ev kızı 2- Evlatlık alınmış, kız çocuğu YANBAŞ: Sadık, bağlı, yakın, yanında,yanı başında, vefakar YANÇ: (Yanıç) Hilal, yarım ay biçiminde YANÇI: At zırhı YANÇUK: (Yancık) At zırhı, at örtüsü YANDAŞ: Yanında duran, destekleyen, taraftar YANDIK: Heybetli, gösterişli, azametli YANDU: İnançlı, inanmış, imanlı YANGAK: 1- Yanak 2- yanık, sevdalı YANGAL: Isı, hararet, ateş, ateşlilik YANGIR: Hazin söz, dokunaklı söz, hazin konuşma YANI: Cilve, işve, can yakıcılık YANIK: Sevdalı, aşık, istekli YANIT: 1- Ödül, mükafat 2- Karışık YANK: (Yang) Metod, tarz, usul YANKU: (Yankı) Aksi seda, eko YANKUÇİ: Mübaşir, mahkeme memuru YANTIR: Şehla, şehla gözlü YANTUK: Gösterişli, azametli YANTUT: Bedel, tazminat YANUÇ: İnce, zayıf, narin YANUK: 1- Esmer tenli, kara 2- Tutkun, aşık, sevdalı YANULMAS: Yanılmaz, deneyimli ve bilgili otorite YANUT: 1- Yanıt, karşılık 2- Ödül, mükafat YAPA: 1- Yaba, yapma, çaba, enerji 2- Bütün, hep, bütünlük 3- Vefa YAPAGI: Yapağı YAPAN: 1- Yapıcı 2- Yaban, vahşi YAPAR: Yapıcı, üretken, olumlu YAPARLI: Olumlu, yapıcı YAPI: Mamul, yapılmış YAPINÇ: (Yapınçak) Yapılmış, mamul, üretilmiş YAPRAK: (Yapurgak) Ağaç ve çiçek yaprağı YAPSIK: Memnuniyet, neşe, meftunluk YAPŞIN: Yapıcı, olumlu, becerikli YAPURGAK: (Yaprak) YAR: (Yarı) 1- Uçurum, dik bayır 2- Tanzim, tertip, organizasyon YARAGU: Yarar, fayda, faydalı, yararlı YARAĞ: (Yara, yarag) 1- yarar, fayda, faydalı, yararlı 2- Silah, zırh, kalkan YARAŞUK: Uyumlu, ahenkli, barışsever YARAŞUR: Uygun, münasip, layık YARATGAN: Yaratan, yaratıcı YARATU: Yaratma, tertipleme, düzenleme YARATUN: Yaratıcı, tertipli, düzenli, örgütlü YARATUR: Yaptırır, yaptırımcı, buyurucu, örgütleyici YARAY: Usta, ehil, beceri sahibi YARAYLI: uygun, münasip, yararlı YARÇI: Ortak, şerik, hissedar YARDAK: Yardımcı, asistan, muavin, refik YARGAN: 1- yararlı, faydalı, güvenilir, yakın 2- Koruyucu, muhafazakar 3- Mahkeme, yüksek mahkeme YARGI: Hukuk, hüküm, mahkeme, adalet YARGICI: (yarguçu, yagıçı, yargıç) Yargıç hakim, yargı mercii YARGIÇ: Yargıcı, hakim YARGIÇU: Yargıç YARGIN: (yarkın) 1- Gün ışığı 2- Şimşek, çakın 3- Canan, arkadaş, dost 4- Güler yüzlü YARGUÇİ: yargıcı, yargıç, hakim YARIM: 1- Yapıcı, yaparlı 2- yarış, müsabaka 3- Bölüm, bölünmüş YARIP: Yarı, yarım, bölük, bölünmüş YARIŞ: 1- Bölüş, bölüm 2- Müsabaka, karşılıklı, ileriye atılma YARIZ: Yarıcı, seri, çabuk, hızlı YARLIG: 1- Bağışlama, acıma 2- Ferman, buyruk YARLIGAÇ: İnayet, yardım, bağış, merhamet YARLIGAMAS: Acımasız, acımaz, bağışlamaz YARLIGAMIŞ: Bağışlayıcı, merhametli, rahman YARLIGAN: Rahman, bağışlayıcı YARLIGAR: Bağışlayıcı YARLIGASUN: Bağışlayıcı, rahman YARLIK: 1- Esirgeme, bağışlama 2- Buyruk, ferman YARLUĞ: İrade, istem, buyruk YARLUK: Muhtaç, yoksul YARLUKA: Bağış, lütuf, koruma YARMAKAN: (Yarmayan) Armağan, hediye YARP: (yarıp) Durgun, sabit YARPAN: (Yarban, yarıban) Sabit, sakin, kendi halinde YARŞI: Hissedar, ortak YARTIM: 1- Kısım, bölük, fırka 2- yardım, inayet, destek YARUK: 1- Işık, ziya, nur 2- Zırh, koruyucu YASA: (Yasağ, yasak) Yasa, kanun, nizam, kural, kaide, yasak YASAÇU: (Yasacı) 1- Parlamenter, Yasa yapan, yasa koyucu 2- Yasaya bağlı, yasal YASAĞ: yasak, yasa YASAL: 1- Disiplin, sıra, saf, ordunun yürüyüş düzeni 2- Yasalara uygun, nizami YASAN: 1- Tertip, düzen, tasarı, plan 2- İşaret, alamet, karar YASAR: (Yasur) yasaya uyan, yasayı uygulayan YASATAN: Yasalara saygılı YASATUR: birl. Yasa/Tur Yasaya bağlı, yasayı uygulayan YASAVUL: Yasayı korumak ve uygulamakla görevli memur. Zabıta, polis YASGUÇ: Nikap, gizlilik YASUN: (Yisun, İsun) Doğa, tabiat YASUT: (yasıt) Onur, şeref, haysiyet YASVUL: (Yasavul) 1- Polis, bekçi 2- Mübaşir YAŞ: Yaşam, ömür, dirilik, aydınlık, tazelik, ışımak, gelişim, yeşil, yeşillik, gençlik YAŞAGU: Ömür, yaşam, canlılık YAŞAM: Hayat, ömür, dirlik YAŞAR: Ömür, yaşam, hayatta kalış. YAŞIL: 1- Yeşil renk mec.Tazelik, gençlik, zindelik 2- Yeşillik, çimenlik YAŞIN: 1- Gizlilik, gizem 2- Şimşek, çakın YAŞIT: 1- Genç, körpe, taze 2- Eş, denk, eşit YAŞLAK: Giz, sır, esrar, gizli kalması gereken YAŞRU: Giz, gizlilik, gizem YAŞUK: 1- Işık, ışın, şua 2- Aşkın, aşık, aşmış YAŞURGAN: Ketum, sıkı ağızlı, sır vermez YATAĞAN: (yatağan, yatakan) 1- Kama türünde, iki tarafı da kesen bir bıçak 2- Tembel, miskin 3-Borcunu ödemeyen, üstüne yatan (Uygurlarda) YATI: Yatık, meleke, beceri, el yatkınlığı YATKIN: Yatık, yatan, uygun, uygunluk YATMAN: Muti, efendi, uyumlu, itaatkar YATUK: 1- Yatkın, becerili, meleke sahibi 2- Tembel, ağır kanlı YAVÇIN: (Yatçın) Konuk, yatıya gelen konuk YAVGA: Soy, sop, nesil YAVNIK: Sevinç, neşe YAVRİ: Zayıf, güçten düşmüş YAVRU: Zayıf, bakıma muhtaç, ilgi ve bakım bekleyen YAVUK: Yakın, yakında duran, yakınlık duyulan, sevgili YAVUZ: (Yağız) Kara. Mec. Sert, şiddetli, dehşetli, gözü kara, yaman YAY: 1- Yaz mevsimi 2- Silah, ok atmaya yarayan, gergin ip, gerginlik YAYAK: yaya, piyade YAYGARU: Bahar, ilkbahar, yaza doğru giden zaman YAYGIN: Yayık, yayılmış YAYGIR: (Yaykır) Uzay, sema, yıldızlar alemi YAYIK: 1- Yaygın, geniş, genişlemiş 2- Tufan, deprem 3- Altay destanlarında adı geçen, Tanrı Bayülken’in oğullarından YAYIN: Serap, feyezan YAYKIRU: Sema, feza, uzay YAYLA: Yaz yeri, yazlık. Bahar, yaz aylarını geçirmek için çıkılan, yüksek dağlık bölge YAYLAERİ: birl. Yayla/Eri Yaylada yada yaylaya çıkarken doğan çocuklar için kullanılan adlardan YAYLAK: Yayla, yazlık, sayfiye YAYLIM: Yayılım, yayılma yeri, otlak, mera YAYMUT: birl. Yay/Mut Yaz sevinci YAYUÇI: Yayıcı, dağıtıcı, haber yollayan YAYUK: 1- Yayvan, yayık, uçsuz bucaksız, geniş 2- Deprem, yer sarsıntısı YAZAL: Takı, süs, ziynet, mücevher YAZDIÇ: Anıt, kitabe YAZGAN: Yazan, yazıcı, yazgıyı tayin eden Eski dönem Tanrı ad ve sıfatlarından YAZGI: 1- Yazı, kader, mukadderat, alın yazısı 2- Tanrısal, ilahi YAZGULU: Talihli, bahtı açık YAZIÇU: Yazıcı, katip YAZIM: Yazgı, mukadderat YAZIN: 1- Yaz vakti, bahar vakti 2- Kader, alın yazısı YAZINÇ: Kader, alın yazısı, yazgı YAZIR: 1- Çok ülkeler gezmiş, görmüş 2- Çok ülke fethetmiş, fatih 3- yazar, yazıcı, katip YALIKSUZ: Günahsız YEDEN: 1- Yedeği olan, yedeğine alan, tedbirli 2- Yetkin, yeterli, usta YEĞ: (Yek, yeke) 1- Yüksek, ala, eftal, iyi, daha iyi 2- Soylu, asil, seçkin, güzide, mümtaz YEĞEN: 1- Yeğ, üstün tutulan, yeğin, yeğlenmiş 2- Kardeş çocuğu (Babası ya da anası ölmüş, ya da uzakta olup da yakın akrabaları tarafından yetiştirilen çocuklar için kullanılan adlardan) 3- Güveyi, damat YEĞİN: 1- Üstün, faik 2- Bereketli 3- Çok güçlü, hızlı, şiddetli YEĞİNEK: 1- Yığınak, küme 2- Üstün, faik, daha iyice YEĞNİ: 1- hafif 2- Alçak gönüllü, mütevazı YEĞREK: (Yekrek) Etfal, evla, iyi, üstün YEKREK: Evla, iyi, üstün, daha iyi YEKSEK: Tedbirli, ihtiyatkar YEKÜL: (Yeğül) Yeğni, faik, üstün, muzaffer YEL: Rüzgar, esi YELÇİ: Yel gibi, hızlı YELEÇ: Havadar, yel alan YELEGEN: Hızlı, süratli, yel gibi YELEĞİN: Yel alan yer, rüzgarlı yer YELEK: 1- yel gibi, hızlı 2- Okun arkasına takılan tüy, denge tüyü 3- Kolsuz ve yakasız üst giyeceği YELEKİN: (Yeleğin) Rüzgarlı, yel esen yer, yel alan yer YELEN: 1- Arzu, istek, dilek 2- Fırtına YELES: Yel esintisi, havadar, rüzgarlı YELESER: birl. Yel/Eser Esintili, havadar, yel esen.. YELESEY: birl. Yel/Esey Yel esintisi YELİM: Hareket, eylem, devinim YELİN: 1- Yel uğrağı, yel alan yer 2- Yel değişi, yel teması YELİS: Havalı, havadar, rüzgarlı YELİZ: birl. Yel/İz Havadar, rüzgarlı, havalı YELKİM: Havadar, havası güzel yer YELKİN: 1- Konuk 2- Hızlı, yol gibi YELME: Öncü, yol gösteren, mihmandar YEN: 1- Yenmek, alt etmek 2- Deri 3- Yeni, yenilik, orijinal YENCİLEK: Hafif, yeğin, narin, ince YENDÜN: Tercih, seçim, referans YENGİ: 1- Yeni, orijinal 2- Zafer, utku YENİN: Galip, muzaffer, utkan YENİŞ: Galebe, galibiyet, utku YENTÜR: Kalender YENÜL: Mütevazı, alçak gönüllü YEPREM: Aktif, faal, becerikli, çalışkan YERÇİ: Başkan, yol gösteren, mürşit. YERÇİLİG: İzci, takipçi YERGİN: Mahzun, hüzünlü, bitkin, yere bakan, boynu bükük YERİNÜR: Durağan, üşengeç, müşkülpesent YERÜNMES: Hamarat, çalışkan, vurdumduymaz YESUGA: (Yesuge, yasagay) Yasa, yasak, yasaya bağlı, yasadan yana YESUKEN: (Yasuga, yasag, yasa) Yasa, yasak, yasalı, yasaya bağlı YEŞİL: (Yaşil) 1- Tazelik, taze, körpe 2- Çimen, çimenlik YEŞİM: Eski dönemlerde, Türklerce kutsanmış, değerli taş YET: (yeti, yete) Kudret, kuvvet, güç, yeterlilik, yetenek, beceri, maharet YETEK: Gaye, emel YETEN: Yeterli, yetkin, usta YETER: Yeterli, yetkin, uzman, usta YETGİN: (Yetkin) Çok çocuklu ailelerin, doğan çocuklarının sonuncu olması dileği ile verilen adlardan YETİ: 1- yetenek, kabiliyet 2- Yetkin, kamil, olgun, becerikli, mükemmel 2- Etki, etkileyici 3- Yitik, kayıp, harcanmış, zayi olmuş YETİŞGİN: (yetişkin) Yetişmiş, olgun, kamil, mükemmel, yetenekli YETİZ: Hazır, amade, yeterli, olgunluğa ermiş YETKİ: Sorumluluk, maharet, iş bitirme gücü YETKİN: 1- yetişkin, ehil, uzman, yeterli 2- Etkileyici, çekici, mükemmel YETMEN: Olgun, gelişkin, uzman, yeterli, yetenekli YEYGÜ: Armağan, bahşiş, ihsan YEYİN: Galip, kavi, üstte olan YEYNİ: Ehven, iyi YEYREK: Makbul, kabul gören, beğeni toplayan YEYTEM: Eski, kadim YIBAR: 1- Koku, parfüm 2- Kokulu mum YIĞ: Yığılı, toplu, birikim YIĞAÇ: 1- Ağaç 2- Erkeklik organı 3-Yığıcı, toplayıcı YIĞAN: (Yıkan) 1- Yığıcı 2- Yıkıcı YIĞIN: Birikim, kitle, yığılı olma hali, yığılmış, istifli YIĞINAK: Toplum, kitle YIĞINCA: Genel, teamül, sosyal kural, toplumun benimseyip uyguladığı kurallar YIĞLINÇ: (Yığlınçı) İffetli, edepli, namuslu YIĞNAK: Yığın, yığınak, toplum, cemaat YIĞRIK: Mahçup, utangaç YIKIN: (yığın) Afet, yıkım , zarar YIKINÇ: Yıkmış, yıkıcı YIKMIŞ: Yıkıcı, devirici, güçlü YILDIKU: Yıldız, yıldız kümesi YILDIR: Yıldırıcı, ürkütücü, heybetli, dehşetli, şiddetli, gözü kara, korkusuz YILDIRAN: Ürkütücü, korkutucu, heybetli, gösterişli YILDIRGAN: Yıldıran, ürküten, korkutan, şaşalı, gösterişli YILDIRIM: (Yaldırım) 1- Berk, yüksek voltajlı elektrik 2- Göz kamaştırıcı, ışık, aşırı parlaklık YILDIZ: Yaldız, parlak ışık, parlayan, ışıyan YILDURU: Berrak, net, temiz, billur YILGI: Yılma, dehşet, ürküntü YILGIN: Yılmış, ürkek, bezgin YILIĞ: Yılgın, yılmış, yılık YILKI: 1- At, at yavrusu 2- At sürüsü YILMA: 1- Yılmaz, azimli, dayanıklı, cesur, korkusuz 2- Dik yokuş, dağ yamacı YILMASIN: Yılmaz, korkusuz YILMAZ: Gözü pek, korkusuz, batur, dayanıklı, azimli YIRAGU: Yırcı, çalgıcı, enstrüman çalan, müzisyen YIRAK: Irak, uzak, mesafeli YIRI: Sol, sol taraf, tek taraf, tek taraflı YIRIM: 1- Solak 2- Yarım 3- yurt, toprak YIŞ: (Yaş, yaşıl) Orman, yeşillik içindeki bölge YIŞIK: 1- Tulga, demir örgülü tulga 2- ışık YİBEK: Ateşli, hararetli, heyecanlı YİGE: Dayanıklı, kavi, metin YİĞENEK: 1- Toplum, kitle, cemaat 2- Yeğen, yeğencik YİĞİN: Daha iyi, sıkı, dayanıklı, üstün, tercih edilir YİĞİT: 1- Yeğ, yiğ, iyi, daha iyi, sıkı, sağlam, güçlü, batur, cesur 2- Delikanlı, cıvan, genç 3- Koca, eş YİLUN: (Yulun) İri, heybetli, gösterişli, cesim YİNÇKE: İnce, zarif, narin YİNÇKELÜ: Nazik, anlayışlı, kibar YİNÇÜ: 1- İnce, zarif 2- İnci YİNDEK: Daimi, ebedi, sürekli, kalıcı YİR: Yer, toprak, arazi, arz, yeryüzü, dünya YİRÇİ: Kılavuz, izci, rehber, yer bilen, yer bildiren YİRDEŞ: Yurttaş, hemşehri, aynı toprağı paylaşan YİRDİNÇÜ: (Yirtinçü) Evren, kainat YİRGA: Mesut, mutlu, mutluluk dolu YİRTİNÇÜ: Evren, kainat YİSUN: (yasun, yosun) Doğa, tabiat, yeşillik YİTER: Varis, mirasyedi YİTİK: 1- Yetik, olgun 2- Keskin 3- Kayıp YİTİRMİŞ: Yitik, kayıp, kaybetmiş, yoksul YİTÜT: Meziyet, maharet, beceri YİZEK: Askeri kılavuz, öncü YOĞANAK: Yığınak, kütle YOĞÇI: Yuğcu, yuğ yapan, yokluk çeken, yas tutan, yasçı YOĞUN: Kalın, gür, iri, sık, sıkı, cüsseli, fazla, fazlalaşmış, katılaşmış YOKUŞ: Yukarı, yukarı doğru çıkan, dik yol, bayır YOL: Üzerinden gidilen...mec. 1- Kut, mut, baht, yazgı, kader 2- Örf, adet, töre, gelenek teamül, ilke, tarz, gidişat YOLA: 1- Örf, adet, usul, erkan 2- Meşale, kandil YOLAÇ: Yol gösterici, mihmandar, rehber, önder, öncü YOLAÇAN: birl. Yol/Açan Önder, öncü YOLAK: birl. Yol/ak 1- Dürüst, namuslu, temiz 2- Çığır, yenilik, gidişat 3-Kısa yol, kestirme yol YOLALDI: birl. Yol/Aldı 1- İlerleme kaydeden, gelişen, uzman, profesyonel 2- Terbiyeli, yola gelmiş, geleneklerine bağlı YOLBAK: (Yolbaka, yolbakan) Konuksever, misafirperver YOLBİLİR: birl. Yol/Bilir Görgülü, bilgili, usul erkan sahibi YOLÇU: 1- Önder, başkan, şef, lider 2- Peygamber, nebi 3- Gelenekçi, muhafazakar 4- Yolcu, yola çıkmış, yolunda giden YOLDAM: 1- Uysal, yola gelen, yolunda giden 2- Usul, metot, tarz YOLDAŞ: Aynı yolun yolcusu, aynı yolu paylaşan, aynı yola gönül vermiş, aynı yola baş koymuş,aynı, töre ya da prensipler üzerinde, fikir ve gönül birliği eden, çok yakınlaşmış dost, dava arkadaşı YOLERİ: birl. Yol/Eri 1- Töreye bağlı, edep erkan sahibi, bilgili, deneyimli YOLKULU: birl. Yol/Kulu mec. Töreye ve kurallara bağlı YOLLUK: (Yolluğ) 1- Kutlu, mübarek 2- Olgun, ergin 3- Halas bulmuş, huzura kavuşmuş, mesut,bahtiyar YOLOĞLU: birl. Yol/Oğlu 1- Fedai, serdengeçti 2- Adak, adanmış, kurban 3- Bağlı, kendini töreye bağlamış YOLUM: Usul, kaide, prensip YONAT: Tam, eksiksiz, kusursuz YONCA: Sulu yerlerde yetişen bir bitki türü YORÇU: 1- Askeri kılavuz, öncü, yol gösteren 2- Yorumcu, yorumlayan, eleştirmen YORDAM: 1- Alışkanlık, eğilim, usul, meleke, beceri 2- Jest, eda, işve, naz YORGA: (Yurga) Rahvan giden at YORNUK: İstirahat, istirahatgah, dinlenme yeri YOVAŞ: (Yavaş) Çelebi, efendi, ağırbaşlı, halim YÖNDEM: (Yöntem) Usul, tarz, teamül, töreye uygun biçimde olan YÖNET: 1- Biçim, tarz, yöntem 2- uygun, uyumlu, uysal, geçimli YÖNTEM: (Yöndem) YÖNTEN: Uslup, tarz, biçim YÖRGENÇ: Dağ dönemeci, dağ yolu YÖRTEM: Usul, biçim, tarz YÖYEN: Mevsim, sezon YUĞAK: Bir su kuşu YUĞKA: İnce YUĞRUŞ: (Yukruş, Yukruç) Eskiden, halktan biri olmasına rağmen, gösterdiği performans ve yararlılıklardan sonra, bey mertebesinde değerlendirilerek, devletin üst düzey kademelerinde görev alan kişi. YULA: 1- Su kaynağı, yerden fışkıran su, göze 2- Işıldak, ışık veren, meşale, kandil YULU: Adalet YULYU: (Yulu, yuluk, Yulug) 1- Yardımcı, yardımsever, fedakar, adil 2- haraç, cizye, vergi 3- traş,traşlı, bakımlı 4- Yağma, yağmacı YULUĞBİRİM: birl. Yuluğ/Birim Uygurlar döneminde alınan mahsul vergisi YULUK: 1- Traşlı, matruş, bakımlı 2- Yağmacı YULUM: 1- Fedakar, yardımsever 2- Yolcu, yoluna bağlı, töresine bağlı YULUN: Yolcu, yola giden YUM: Mutluluk, neşe, ferahlık, rahatlık YUMLU: Mutlu, kutlu, mübarek, huzurlu YUMRU: 1- Yumulu, yumuk, yumruk 2- İri, heybetli, gösterişli YUMUK: Gül, goncagül YUMUŞ: (Yumuç) 1- Söz, öğüt, nasihat 2- Emir, ferman, buyruk 3- Müjde, müjdeli haber 4- Yumuk,yumulmuş, yumruk YUMUTGAN: Yapıcı, birleştirici, pozitif kişilik YUNAK: Üzerinde çamaşır dövülen ve yıkanan, büyük taş parçası YUNMUŞ: Yıkanmış, temiz, titiz, arık YUNT: 1- Çadır, oba, ev, yurt, vatan 2- Terbiyesi tamamlanmamış, yarı yabani at 3- Uygarlık,medeniyet YURÇI: 1- Becerikli, mahir 2- Yirçi, yer gösteren, rehber YURGA: Rahvan giden at. YURT: 1- Vatan, kutsanmış toprak 2- Kaynak, asıl, kök 3- Uygarlık, medeniyet 4- Çadır, oba, ev YURTLAK: Yurt, vatan, sonradan yurt edinilmiş yer, yurtlaştırılmış yer. YUTLUK: Kayıp, zarar YUTUM: Yudum, damla, tike, parça YUVANÇ: Teselli YÜCE: Yüksek, ulu, alicenap, haşmetli YÜCEL: Yücelik, ululuk, haşmet. YÜĞNEK: Alçak gönüllü, mütevazı. YÜĞNÜK: Salih, temiz YÜĞRÜK: Yürük. YÜĞÜNT: Selam YÜKNÜ: Secde, secdede olan YÜKSEL: Yükseklik, ululuk, büyüklük YÜKSELEN: Ulu, kişi. YÜKSELİŞ: Büyüklük, ululuk, ikbal YÜKÜN: Baş eğme, saygı duruşu, tazim. YÜKÜNÇ: Eğilme, reverans YÜKÜNGEN: Eğilen, reverans yapan, saygılı YÜKÜNTÜR: Baş eğdirir, diz çöktürür. YÜKÜNÜK: Eğilme, reverans YÜKÜNÜR: İbadet eden YÜLEK: Okun arkasındaki, denge tüyü. YÜNKÜL: Hafif, narin YÜRE: Daire, helezon, çember YÜREĞİR: Yürekli, cesur YÜREKLİ: Cesur, korkusuz. YÜRİK: Yaşam, hayat,, ömür, geçim. YÜRÜM: Yaşam, hayat, ömür YÜZAK: birl. Yüz/Ak Masum, günahsız. YÜZAKI: birl. Yüz/Akı Masumiyet, temizlik, namus, namusluluk, başarı, beceri YÜZLÜG: (Yüzlüg, yüzlük) Soylu, dürüst, namuslu.
|