Popüler İslâmî edebiyat ve hidayet romanları

İslâmi edebiyat kavramının 1970`li ve 80`li yıllarda ortaya atıldığı, içinde bulunduğumuz sanat ve edebiyat çevrelerinde büyük bir heyecan oluşturduğu ve bu kavram çerçevesinde ele alınabilecek pek çok eser yayınlandığı ve bunların da dergilerde tartışıldığı görüldü.

Genel olarak Büyük Doğu dergisi ile bu yönde farklı bir edebi anlayış geliştiren Necip Fazıl`ın Esselam(1973) adlı şiir kitabının önsözünde bu anlayış vurgulanır. Sezai Karakoç`un Diriliş, Nuri Pakdil`in Edebiyat ve daha sonra arkadaş gruplarının çıkardığı Yeni sanat ve Mavera dergisi çevresinde bu anlayışla eser verilir. Edebi endişenin ağır bastığı bu anlayışı, Cahit Zarifoğlu`İslâm ile sanatın kapısından aynı anda geçen edebiyat` diye ifade etmişti.  Bazıları İslâmî edebiyat, Müslümanların edebiyatı veya `Müslüman muhayyileden doğmuş edebiyat`` şeklinde tanımlamıştır.

Kısacası, İslâmî edebiyat bizim gibi bu dünya görüşünü benimseyenler açısından edebiyat geleneğimizin özü ve çağdaş bir edebiyatın estetik biçimde gelişebilmesi için de vazgeçilmez edebi endişenin adıydı. Fakat dünya görüşleri yakın olanların edebiyat anlayışları ayrı olabiliyor ve sosyolojik bakımdan aynı çerçevede değerlendirilse de bunların estetik değerlendirilmesi farklı olabiliyordu.

Başlangıçta bu edebiyatın siyasi bağlantısı yoktu, ama bütün politikacılar gibi Müslüman kimlikli politikacılarla gazeteciler de bu edebiyattan faydalandılar; biz de bu anlayışla yayınlanan gazete ve dergilerde fikir yazıları yazıp aktüel gelişmeler çerçevesindeki görüşlerimizi açıkladık. Paralel görüşlerin benzer yayın organlarında yer alması, aralarında doğrudan bir ilişki olduğunu göstermez, ama bir şuur yakınlığını da ortaya koyar. Fakat edebi endişeyle ortaya çıkan sanat eserlerini sadece sosyal ve politik gelişmelerle ilişkili görmek de onu çok politize ederek zorlama yorumlara yol açar, ama bir edebiyat anlayışının popüler olması onun istismarını da kaçınılmaz hâle getirir. Nitekim öyle olmuştur.

Bu anlayışın kısa sürede popülerleşerek geniş okuyucu çevrelerine seslenen romanlarla tanınır hâle gelmesi ve başka yönlerden değerlendirilmesi mümkün olmuştur. Böylece, popüler İslâmi edebiyat anlayışıyla yayınlanan kitapların yaygınlaştığı ve hatta bu alanda edebi kaygılarla ortaya konan eserlerin önüne geçtiği, bundan da dini cemaatlerle politik çevrelerin yararlandığı görüldü. Elbette bu da edebi tartışmalarla birlikte piyasada kalitenin sayıca üstünlüğe feda edilmesine yol açmıştır.

İslâmi edebiyatla popüler hidayet romanları

Bir grup arkadaşla 1982-88 yılları arasında beş cilt halinde yayınladığımız Suffe Kültür Sanat Yıllığı adlı çalışmanın Abdurrahman Şen tarafından hazırlanan ilk soruşturma konusu İslâmi edebiyattı. Sonraki yıllarda da hep bu amaçla yayınlanan yazılardan seçmeler-soruşturmalar ve tartışmalar sürdürmeye çalıştık. Bu çabanın edebi olanla popüler olanı ayırmaktan çok, bir edebi birikimi bütün yönleriyle ortaya koymak, böylece değerlendirmeler imkân vermekten başka bir amacı yoktu.

O dönemde yayınlanmış bir konuşmada sanat faaliyetiyle amacımızı `İslâmî muhtevanın edebî niteliklerle ortaya çıkması` şeklinde özetledikten sonra İslâmî edebiyatı şöyle özetlemeye çalışmıştım:

`İslâmî  edebiyat, İslâm`ın insana ve eşyaya bakışını yansıtan bir edebiyattır. Yaşadığımız hayat ve dünya karşısında Müslümanın tavrı neyse, sanat ve edebiyat adamının tavrı da kendiliğinden o olacaktır. Günümüzde Müslüman bir sanatçı, ister geçmişteki İslâmî hayattan söz etsin, isterse içinde yaşadığımız hayat tarzının baskısından söz etsin kendiliğinden İslâmî bir tavır ortaya koyacaktır.`

Bizim edebiyatta, özel olarak da romanda yapmaya çalıştığımız, maalesef yakın zamana kadar hakkıyla pek değerlendirilemedi. Geçen yıl yayınlanan bir akademik çalışma ile bizim romanla yapmaya çalıştığımızla popüler İslâmî romanların, daha doğrusu Hidâyet Romanları`nın farkı ortaya konmuş oldu. Kenan Çayır`ın Boğaziçi Üniversitesi`nde bir doktora tezi olarak hazırladığı ve önce İngilizce olarak yayınladığı bu kitabın Türkçe versiyonunun adı şu: Türkiye`de İslâmcılık ve İslâmî Edebiyat(İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008). `Toplu Hidayet Söyleminden Yeni Bireysel Müslümanlıklara` alt başlığını taşıyan bu çalışmanın bazı bölümleri daha önce dergilerde de yayınlandı ve genel olarak 10 yıla yakın bir çalışmanın sonuçlarını ortaya koymuş oldu.

Çalışmasının yakın dönemi kucaklamasından ötürü cesaretini kutladığımız Kenan Çayır`ın kitabından bazı bölümlerini buraya alarak, bir sosyologun görüşlerine dikkatinizi çekmeyi düşünüyorum:

`1970`li yıllarda romanın `İslâmîleştirilebileceği,` dolayısıyla İslâmî amaçlar için kullanılabilecek bir araç olarak algılanmasıyla `Müslüman muhayyileden` (E. Eroğlu, 1982) doğmuş romanlar yazılmaya başlandı. Bu dönemde sayıları hızla artan ve İslâmî edebiyat genel kategorisi altında toplanabilecek tüm romanların tamamıyla türdeş olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu dönemde bir tarafta, sayıları birkaçı geçmese de, Rasim Özdenören ve Mustafa Miyasoğlu gibi edebî metinlerde estetik niteliğe dikkat ettiklerini ileri süren yazarların romanları görülür. Miyasoğlu, örneğin, Kaybolmuş Günler(1975) adlı romanında büyük şehirlere göç etmiş dindar Anadolulu karakterlerin yaşadığı zorlukları ya da Dönemeç(1980) romanındaki gibi Anadolu`daki dindar aydınların sosyalizm ve liberalizme karşı bir siyasal sistem olarak İslâm`ı savunma mücadelelerini anlatır. Dolayısıyla bu romanların anlatısı, İslâmî duyarlılıklar eşliğinde örülmüştür. Ancak bu romanlar, bu çalışmanın konusunu oluşturan ve 1980`lere damgasını vuran popüler hidayet romanları gibi kolay okunmayan, basit bir olay örgüsü içermeyen romanlardır.

1980`lerin İslâmî edebî alanına gerek basılan roman sayısı, gerekse satış rakamları açısından asıl damgasını vuran ise İslâmî çevrelerce hidayet romanı olarak adlandırılan eserlerdir. Bu romanların prototipi olarak iki romandan söz edilebilir: Hekimoğlu İsmail`in Minyeli Abdullah(1968) ve Şule Yüksel Şenler`in Huzur Sokağı(1970) romanları.` (s. 34-35).

Bu tespit ve değerlendirmedeki dikkat, 10 yıl kadar önce Mısır`da bu romanlarla ilgili olarak yapılan bir tezde de gösterildiği halde, edebiyat çevrelerimiz roman eleştirisinde bu düzeye gelemedi.

Minyeli Abdullah ile Huzur Sokağı`nda birleşen yollar

Hekimoğlu İsmail`in Minyeli Abdullah ile Şûle Yüksel Şenler`in Huzur Sokağı adlı romanları bu ülkenin kültür tarihinde çok önemli bir yere sahip, ama edebi değerleri her zaman tartışmalıdır.

Bu iki romanın iki bakımdan önemi vardır ve ikisi de birbirini bütünler. Anadolu çocuklarının İslâmî şuuru kazanmasıyla başörtüsünün şehirli hanımlarla genç kızlar arasında yaygınlaşmasıyla modern bir yaşama biçiminin İslâmîleşmesindeki katkıları çok önemli... Bütün bunlar romanların çok satılıp okunmasına ve hatta Yeşilçam filmi yapılmasına da yol açtı.

Önce Hekimoğlu İsmail`in Minyeli Abdullah adlı romanı popüler oldu ve benzerlerine örnek sayıldı. Hatta Huzur Sokağı`nın yazılmasına da cesaret verdiği söylenebilir. Bu romanın Yücel Çakmaklı yönetiminde, başrolünü Türkan Şoray`ın oynadığı Birleşen Yollar adıyla sinema filmi yapılması, aslında başka bir sektörün de bu romanların popülerliğine katkıda bulunmasına yol açtı. Bu da ayrıca bir dizi sine-roman türünde kitaplar yayınlanmasına sebep oldu. Hekimoğlu İsmail`in Minyeli Abdullah`ı yanında, Birleşen Yollar adıyla yayınlanan romandan sonra yine Yücel Çakmaklı`nın yönetmenliğini yaptığı Oğlum Osman, Kızım Ayşe adlı gibi filmlerin ardından kitaplarının basılıp satılması, bazı dinî cemaatlerle İmam-Hatip ve Kur`an Kursu öğrencilerinin bunları hızla tüketmesine yol açtı.

Böylece, önceki yıllarda çocuklarının roman okuyarak yoldan çıktığını gören anne-babalar, bu romanlarla birlikte çocuklarının ahlâk ve fazilete, anne-baba sevgisine yöneldiğini düşündü. Kısa zamanda bu düşüncelerle romana yönelenlerin sayısı hızla arttı. Bu yönelişte, Hekimoğlu İsmail`in Minyeli Abdullah adlı romanının çok önemli bir katkısı olduğu söylenebilir. Çünkü bu roman sadece mağdur bir Müslüman gencin başına gelenleri anlatmıyor, aynı zamanda Kral Faruk döneminde Mısırlı Müslüman Kardeşlerin de düzenle yaptığı mücadeleye ışık tutarak İslâm birliği şuuru uyandırıyordu.

Bu arada, o günlerde yeniden dikkati çekmeye başlayan Yakup Kadri`nin Kiralık Konak, Reşat Nuri`nin Yaprak Dökümü, Halide Edib`in Sinekli Bakkal ve Peyami Safa`nın Fatih Harbiye adlı romanlarının yansıttığı Osmanlı`nın son dönemine ait ahlâkî çözülmenin etkisi üzerinde de durulmalı. Ayrıca, resmî ideoloji doğrultusunda yazılan Yakup Kadri`nin Yaban, Reşat Nuri`nin Yeşil Gece ve Halide Edib`in Vurun Kahpeye adlı romanlarıyla benzerleri olan Köy Enstitülü Romancıların eserlerinin orta öğrenimdeki derslerde ödev olarak okutulmasına duyulan tepki de elbette incelenmelidir.

Bu kültürel ve sosyal gelişmenin siyasal sonuçları da oldu. 12 Mart`tan sonra Şûle Yüksel`in kitaplarını okuyan genç kızların resmî ideolojiyle şekillenen sosyal hayatımızda yeni dalgalanmalara yol açtığını görenler, göz dağı vererek onu yıldırmaya çalıştılar. Başörtüsü mücadelesini kendi yaşama biçimlerine karşı tehdit olarak algılayan Kadınlar Birliği`nin açtığı dava beraatla sonuçlanınca, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay adına açılan hakaret davasından Şûle Yüksel mahkûm oldu, hapis yattı. Bu mahkûmiyet, Şûle Yüksel`ın mesajını bütün Türk toplumu için ilgi çekici hale getirdi. Mağdur ve popüler olanlara halkımız çok ilgi gösterir, onunla çok kolay özdeşleşir. Bu da büyük bir ilgiye yol açtı.

12 Eylül`den sonra Minyeli Abdullah romanının mesajı da bir gazetenin ihbarıyla dâva konusu yapılarak Hekimoğlu İsmail`in yargılanmasına ve hapsolmasına sebep oldu. Böylece, toplumun her kesiminde yankılar uyandıran ve benzerleri yazılan bu Hidayet Romanları, esasen daha önce yazılmış yakın dönem yazarlarının eserlerinden güç ve örnek almışlardır. Bunlar her yönden değerlendirilmeli...

Elbette bunlar değerlendirilirken, böyle bir duyarlığın gelişmesinde onlara örnek olan Necip Fazıl`ın hikâye, senaryo ve piyesleri ile Tarık Buğra, Münevver Ayaşlı, Samiha Ayverdi, Safiye Erol, M. N. Sepetçioğlu ve Mehmed Niyazi gibi yazarların hikâye ve romanları da dikkate alınmalıdır.

Milli Gazete


Bu habere benzer haberler:

 

Yorum ekle

Bu bilgiler hoşunuza gittiyse , lütfen destek olmak için reklamlarımıza tıklayınız.
Lütfen Ahlaki kurallar çerçevesinde her türlü yorumlarınızı bekliyoruz.Küfür ve hakaret içerenler zaten yayınlanmamaktadır.
Türkçe dışında bir dil kullanmayınız.
Sitemizi Mozilla Firefoks ile görüntülemenizi tavsiye ederiz.Eski tarayıcılarda görüntülemede sorun yaşayabilirsiniz.


Güvenlik kodu
Yenile